EMİN KORAMAZ YAZDI: İZMİR DEPREMİ VE SONRASI

06.11.2020

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, 6 Kasım 2020 tarihli BirGün Gazetesi'ndeki köşesinde, 30 Ekim'de İzmir'de yaşanan deprem üzerine yazdı.

30 Ekim günü Seferihisar açıklarında yaşanan 7 büyüklüğündeki depremin üzerinden tam 1 hafta geçti. 2020 yılının şimdiye kadarki en ölümcül depreminde 114 kişi hayatını kaybetti. 36 yurttaşımızın tedavileri ise halen devam ediyor.

1 haftadan bu yana başta ülke olarak panik, telaş, acı, üzüntü, pişmanlık, sevinç, tedirginlik, hayal kırıklığı duygularını bir arada yaşadık. Hepimizin gözü ve kulağı çöken binaların enkazından gelecek umutlu haberlerdeydi. Enkazdan kurtarılan çocuklarımızın sevinci, enkazda yitirdiğimiz hayatların üzüntüsüne karıştı. Kaldırılan enkazların ardından hepimizin ortak duygusu, bir daha böyle felaketleri yaşamama temennisi olarak kaldı.

Depremin hemen ardından TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulumuz bölgede yıkılan binalarda ve hasarlı yapılarda incelemelerde bulundular. Hafta içinde de TMMOB Yönetim Kurulu üyelerimiz ve Oda Başkanlarımızla birlikte bizler de bölgeyi ziyaret ettik.

Yaşanan depreme ilişkin en çarpıcı gözlemimiz, depremde oluşan en büyük hasarın ve yaşanan can kayıplarının depremin merkez üssünden 70 km uzakta bulunan Bayraklı İlçesinde yaşanmasıydı. Birbirine çok yakın mesafede ve benzer özelliklere sahip 12 binanın yıkıldığı bölgede, 200’e yakın bina da acil yıkılmak üzere sınıflandırılmış bulunuyor.

Gerek zemin özellikleri, gerek bina yapıları değerlendirildiğinde İzmir Bayraklı’da yaşanan yıkım ve can kaybının temel nedeni, yer seçiminden şehir planlamasına, yapı güvenliğinden imar affına kadar uzanan her aşamada bilimden ve mühendislikten uzak duran yaklaşımdır.

Merkezi iktidardan yerel yönetimlere, müteahhitlere, yapının taşıyıcı unsurlarında tadilat yapan mülk sahiplerine, yapı denetiminde görevli unsurlara kadar her düzeyde kişi ve kurum bu sorumlulukta pay sahibidir.

Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamanın, üretmenin, deprem hasarları ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılığı hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanmasıdır.

Yaşadığımız bu kötü deneyimden öğreneceğimiz çok şey var, umarız ülkemizin en yakıcı ve acil sorunu olan deprem güvenliği konusunda hızla adımlar atılır. Bizler TMMOB olarak, tüm odalarımızla birlikte atılacak her adımda sorumluluk üstlenmeye hazırız. Şehirlerimizin yeniden planlanması, yapılarımızın güvenli biçimde yapılması için elimizden gelen her desteği vermeye hazırız.

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulumuzun tarafından hazırlanan İlk Gözlem Raporunun sonuç bölümü, yapılması gerekenleri özetler niteliktedir:

“Yer seçiminden başlayarak imar planlarının afet riskine göre hazırlanması önem arz etmektedir. İçinde yaşadığımız binaların tasarım, inşa, denetim ve bakım süreçlerinin rant amaçlı yaklaşımlarla sürdürülmesi, depremlerin yıkıcı sonuçlarla karşımıza çıkmasına neden olmaktadır.

Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamanın, üretmenin, deprem hasarları ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılığı hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanmasıdır. Bu çerçevede;

Denetimsiz ve kaçak yapılaşmaya derhal son verilmelidir.

İmar afları yasaklanmalıdır. İmar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatlar iptal edilmelidir.

Mevcut yapı denetim sistemi, zeminle ilgili mühendislik çalışmalarının arazi denetimlerini kapsamalıdır.

2011 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamaya konulan ‘Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’ geciktirilmeden uygulamaya konulmalıdır. Başta Hastaneler, Okullar ve Kamu binaları olmak üzere kentimizdeki tüm kaçak, imara aykırı ve deprem riski içeren yapıları tespit etmek için il genelinde bir envanter çalışması yapılmalıdır.

İzmir Deprem Master Planı yenilenmelidir. Tüm paydaşlarla birlikte il genelinde öncelikli risk grubunda yer alan yapıları belirleyerek, bu yapıların güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden yapılması sağlanmalıdır.

Yapı tasarım, üretim ve denetim süreçlerinde TMMOB’a bağlı meslek odalarını devre dışı bırakan uygulamalara son verilmelidir. Odaların mesleki denetim faaliyetleri üzerine konulan engeller kaldırılmalı, Yerel Yönetimler bu konuda üzerlerine düşenleri eksiksiz yerine getirmelidir.”

Mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak tüm çabamız güvenle yaşayabileceğimiz kentler ve yapılar ortaya çıkarmaktır. Yetkilileri ve sorumluları, bilimin ve meslek örgütlerinin sesine kulak vermeye, çabasına ortak olmaya çağırıyoruz.