
HASTANELERİN TEHLİKE SINIFININ DÜŞÜRÜLMESİ ÖNERİSİNE KARŞI ORTAK AÇIKLAMA: “ÇALIŞAN VE HASTA GÜVENLİĞİ AÇISINDAN CİDDİ SONUÇLARA YOL AÇACAK ÖNERİDEN DERHAL VAZGEÇİLMELİDİR!”
Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), İşyeri Hekimleri Derneği (İYHD), İş Sağlığı ve Güvenliği Dernekleri Federasyonu (İSAF), Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu (SÇS ÇG), 16 Şubat 2026 tarihinde “Çalışan ve Hasta Güvenliği Açısından Ciddi Sonuçlara Yol Açacak Öneriden Derhal Vazgeçilmelidir!” başlıklı ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.
Sağlık Bakanlığı, 2 Ocak 2026 günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu’na başvurarak kamu hastanelerinin “çok tehlikeli” sınıfından “tehlikeli” sınıfına düşürülmesini talep etmiş; İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü de bu talebe özel hastaneleri de katarak 13 Ocak 2026 günkü Tehlike Sınıfı Komisyonu toplantısında konuyu gündeme almıştı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) itirazlarının ardından konu 17 Şubat 2026 günlü toplantıya ertelenmişti.
Tehlike Sınıfı Komisyonu toplantısı öncesi gerçekleştirdiğimiz basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap, Merkez Konseyi üyesi Dr. Ali Karakoç, TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Figen Şahpaz, Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu’ndan Dr. Özlem Kurt Azap, TMMOB İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu Başkanı Bedri Tekin ve TMMOB Teknik görevlisi Sezgin Çalışkan katıldı.
Basın toplantısının açılışını yapan Dr. Alpay Azap, İSİG Meclisi verilerine göre 2025 yılında 2.105 işçinin çalışırken hayatını kaybettiğini belirterek, bu tablonun işçi sağlığı ve güvenliğindeki ciddi sorunları ortaya koyduğunu söyledi. Sağlık ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarından randevu talep ettiklerini ancak yanıt alamadıklarını ifade eden Azap, emek-meslek örgütleri, uzmanlık dernekleri ve bilim insanlarının katkısıyla hazırlanan bilimsel raporu komisyon toplantısında sunacaklarını açıkladı. Hastanelerin “çok tehlikeli” sınıfta yer aldığını ve bunun hem sağlık çalışanlarını hem de milyonlarca vatandaşı ilgilendirdiğini vurguladı.
Ortak açıklamayı okuyan Dr. Figen Şahpaz ise hastanelerin fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psikososyal pek çok riski aynı anda barındıran karmaşık işyerleri olduğunu belirtti. Vardiyalı ve uzun çalışma saatleri, yoğun tempo ve yüksek çalışan sirkülasyonu nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının kapsamlı ve düzenli yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Hastanelerdeki risklerin yalnızca çalışanları değil, hastaları ve ziyaretçileri de etkilediğini; tıbbi atıkların ise toplum sağlığı açısından tehlike oluşturduğunu dile getirdi.
Tehlike sınıfının düşürülmesi girişiminin, İSG personeli ve maliyetlerini azaltma amacı taşıdığını savunan Şahpaz, bu teklifin çalışan ve hasta güvenliği açısından kabul edilemez olduğunu belirterek Sağlık Bakanlığı’nı geri adım atmaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı ise 6331 sayılı Kanun’u eksiksiz uygulamaya çağırdı. Ayrıca TTB ve TMMOB’nin Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’ndeki statülerine ilişkin hukuki sürecin sürdüğü bildirildi.
Açıklama sonrası Bedri Tekin, Dr. Özlem Kurt Azap ve Dr. Ali Karakoç kısa birer değerlendirme yaptılar ve basın toplantısı sona erdi.
Ortak açıklama şöyle:
Hastaneler "Çok Tehlikeli"dir!
Yataklı Sağlık Kuruluşlarının Tehlike Sınıfının "Çok Tehlikeli"den "Tehlikeli"ye Düşürülmesi Kabul Edilemez!
Değerli basın emekçileri, hepiniz ortak basın açıklamamıza hoş geldiniz.
Sağlık Bakanlığı, 2 Ocak 2026 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Tehlike Sınıfları Komisyonu’na başvurarak, kamu kurumları tarafından verilen insan sağlığına yönelik yataklı hastane hizmetlerinin “çok tehlikeli” sınıfından “tehlikeli” sınıfına düşürülmesini talep etmiştir. İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü de bu talebe özel hastaneleri de katarak 13 Ocak 2026 tarihinde toplanan Tehlike Sınıfı Komisyonu’nda gündem yapmayı uygun görmüştür. Toplam 13 komisyon üyesinden ikisi, Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), başvurunun usule uygun olmadığını, Tehlike Sınıfı Tebliği ve Prosedürü’ne göre en az 30 gün öncesinden başvurulması gerektiğini söyleyerek bu gündemin görüşmesini 17 Şubat 2026 tarihine yani yarına aldırmayı sağlamıştır.
Bu süre içerisinde TTB Merkez Konseyi adına bu konuyu görüşmek üzere Sağlık Bakanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile ilgili daire başkanlıklarından randevu talep edilmiş, TTB-Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK) aracılığıyla uzmanlık derneklerinden görüşleri sorulmuş, ilgili meslek örgütleri, sendika ve derneklerle toplantılar gerçekleştirilmiş, konunun uzmanı bilim insanları ile beraber çalışılarak bir rapor hazırlanmıştır. Rapor, yarın toplanacak Tehlike Sınıf Komisyonu’nda yazılı ve sözel olarak aktarılacaktır. Bundan önce kamuoyunu bilgilendirmek üzere kısa bir özet yapmak istiyoruz:
Hastanelerin tehlike sınıfının düşürülmesinin sakıncalarını anlamak için risk ve tehlike tanımlarını hatırlamak gerekir. 2012 yılında yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu’ndaki bu konuyla ilgili tanımlar şöyledir:
· Tehlike: İşyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek, çalışanı veya işyerini etkileyebilecek zarar veya hasar verme potansiyelini;
· Risk: Tehlikeden kaynaklanacak kayıp, yaralanma ya da başka zararlı sonuç meydana gelme ihtimalini;
· Risk değerlendirmesi: İşyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin riske dönüşmesine yol açan faktörler ile tehlikelerden kaynaklanan risklerin analiz edilerek derecelendirilmesi ve kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması amacıyla yapılması gerekli çalışmaları;
· Tehlike sınıfı: İş sağlığı ve güvenliği açısından, yapılan işin özelliği, işin her safhasında kullanılan veya ortaya çıkan maddeler, iş ekipmanı, üretim yöntem ve şekilleri, çalışma ortam ve şartları ile ilgili diğer hususlar dikkate alınarak işyeri için belirlenen tehlike grubunu tanımlar.
6331 sayılı İSG Kanunu, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve tehlikeler üzerinden değil riskin çeşitliliği, değerlendirilmesi ve önlenmesi üzerinden kurgulanmıştır. Neden tehlike değil, çünkü tehlike üretim teknolojisi değişmeden azalmaz. Oysa riskleri, aldığınız önlemlerle, güvenlik faaliyetleriyle azaltabilirsiniz. Diğer yandan riskleri azaltsanız dahi tehlike orada durur, siz iş kazalarını meslek hastalıklarını sıfırlasanız dahi bir sektörde tehlike sınıfını yine düşüremezsiniz ancak ve ancak üretim teknolojisi ya da işin yürütülme koşullarında köklü değişiklikler yapılabilirse tehlike sınıfı düşer. Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkililerinin kendi hazırladıkları kanunu yeterince bilmediklerini ve özümsemediklerini düşünüyoruz.
Aynı kanunun 9. maddesinde “İşyeri tehlike sınıflarının tespitinde, o işyerinde yapılan asıl iş dikkate alınır” ifadesi, Tehlike Sınıfları Tebliği’nde ise bu ifadelere ek olarak “İşyerinde birden fazla asıl iş tanımına uygun faaliyetin yürütülmesi halinde, bu işlerden tehlike sınıfı yüksek olan iş esas alınır” ifadesi yer almaktadır.
Halihazırda kullanılan Tehlike Sınıfı Tablosu’nda kamu ve özel kurumlarda verilen insan sağlığına yönelik özel ihtisas gerektiren yataklı hastane hizmetlerinin tümü “çok tehlikeli” sınıftadır. Ayrıca hastane içinde yapılan diğer işlemler ayrı ayrı “çok tehlikeli” sınıf içerisinde yer almaktadır. Temel eczacılık ürünlerinin hammaddelerinin imalatı (kanın işlenmesi dahil); ışınlama, elektromedikal ve elektroterapi ekipmanlarının onarım ve bakımı; gazın depolanması; tehlikeli atıkların depolanması; radyoaktif atıkların düzenli veya kalıcı olarak depolanması; diğer atık yönetimi hizmetleri; adli tıp laboratuvarlarının faaliyetleri; ameliyathanelerin sterilizasyonu faaliyetleri; tıbbi laboratuvar faaliyetleri; tanı amaçlı görüntüleme faaliyetleri… Bunların hepsi “çok tehlikeli” sınıfta işlerdir.
Hastanelerde sürekli olarak yürütülmekte olan bu işlerin tehlike sınıfı “çok tehlikeli” iken hastanelerin tehlike sınıfı “tehlikeli” olamaz. Zira, yukarıda da belirtildiği üzere Tehlike Sınıfları Tebliği’nde “İşyerinde birden fazla asıl iş tanımına uygun faaliyetin yürütülmesi halinde, bu işlerden tehlike sınıfı yüksek olan iş esas alınır” ifadesi açıkça belirtilmiştir.
Söz konusu öneri bilimsel açıdan değerlendirildiğinde de benzer sorun karşımıza çıkmaktadır. Hastaneler fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psikososyal birçok riskler barındırmaktadır. Bunları özet olarak sayacak olursak;
· Fiziksel risk faktörleri: Gürültü, iyonizan radyasyon, parlak ışık, loş ışık, titreşim, sıcak/soğuk ortam, elektrik, elektromanyetik alan, ultraviole, lazer ışınları;
· Kimyasal risk faktörleri: Kemoterapötik ilaçlar, karsinojen-mutajen maddeler, formaldehit, alkoller, temizlik maddeleri, anestezik gazlar, laboratuvar kimyasalları, oksijen başta olmak üzere yanıcı-patlayıcı-toksik gazlar, ısınma amaçlı doğalgaz, hidrojen peroksit, kuvvetli asitler ve bazlar, ilaçlar ve farmasötik kimyasallar, etilen oksit başta olmak üzere sterilizasyon dezenfeksiyon kimyasalları;
· Biyolojik risk faktörleri: COVID, Influenza, Hepatit B başta olmak üzere her türlü viral etkenler, bakteriyel etkenler, mantarlar, parazitler, tıbbi atıklar;
· Ergonomik risk faktörleri: Ağır kaldırma, itme-çekme, sürekli ayakta çalışma, ekranlı araçlarla çalışma, eğilerek çalışma başta olmak üzere her türlü ergonomik risk etkenleri;
· Psikososyal risk faktörleri: Vardiyalı çalışma, aşırı iş yükü, şiddet başta olmak üzere her türlü psikososyal risk etkeni.
Hastaneler bütün bu risk etkenlerinin tamamının bulunduğu, oldukça karmaşık işyerleridir. İşin yürütülme koşulları nedeniyle vardiyalı çalışma, uzun saatler çalışma, aşırı çalışma, hızlı çalışma oldukça sıktır. Bu koşullar altında iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin planlanması açısından da oldukça kapsamlı bilgi ve deneyim gerektiren, pek çok ortam ölçümü ve kişisel maruz kalım ölçümlerinin düzenli olarak yapılmasını gerektiren, çalışan sirkülasyonunun hızlı olduğu, dolayısıyla İSG eğitimlerinin ve risk değerlendirme faaliyetlerinin sık tekrarlanması gereken işyerleridir. Hastaneler ayrıca sadece sağlık çalışanlarının bulundukları işyerleri değildir, bu risklerin çoğu hastaları, hasta yakınlarını ve ziyaretçileri de etkilemektedir. Tehlikeli tıbbi atıklar çevreye ve toplum sağlığına da olumsuz etki yaratmaktadır.
COVID-19 pandemisi döneminde, kayıtlara göre 210’u hekim olmak üzere toplam 557 sağlık çalışanı hayatını kaybetmiştir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının kaydedildiği ve Ocak 2016’dan itibaren yürürlükte olan Beyaz Kod uygulamasına 122 binin üzerinde başvuru olmuştur. Sağlıkçıya yönelik şiddet gittikçe artmaya, “doktor dövmek” kazanılmış bir hak olarak dile getirilmeye devam etmektedir. 6 Şubat depremlerinde çalışanlar çürük hastane binalarının enkazı altında kalmış, hastalar yoğun bakımlarda elektrik yokluğundan nefessiz kalarak can vermişlerdir.
Tüm bu bilgiler ve yürürlükteki düzenlemeler göz önüne alındığında Sağlık Bakanlığı’nın söz konusu talebi gerçekleştirilebilir ve uygulanabilir değildir. Bu değişikliğin yapılması halinde hem tüm sağlık çalışanlarının sağlığını tehdit edecek hem de hasta güvenliğini riske atacak pek çok durum ortaya çıkacak, bu durum nihai olarak işverenin sorumluluklarını azaltmak yerine artıracaktır.
Konuyu daha detaylı inceleyebilmek için 6331 sayılı İSG Kanunu’na bağlı olarak çıkarılmış olan diğer yönetmeliklerin de incelenmesi gereklidir. Tehlike sınıfı değişikliği olursa; örneğin “İSG Kâtip” sistemi üzerinden istihdam edilen iş güvenliği uzmanı (İGU), işyeri hekimi (İYH) ve diğer sağlık personeli (DSP) sayıları ve çalışma süreleri değişecek, tehlike sınıfının düşürülmesi ile istihdam edilecek İSG profesyoneli sayısı yaklaşık olarak yarı yarıya azalacaktır. İş güvenliği uzmanının “çok tehlikeli” sınıfta, çalışan başına ayda 40 dakika ayırması gerekirken, “tehlikeli” sınıfta 20 dakika ayırması yeterli olacaktır. “Çok tehlikeli” sınıfta 250 kişiye 1 iş güvenliği uzmanı gerekliyken, “tehlikeli” sınıfta 500 çalışana 1 uzman yeterli olacaktır. “Çok tehlikeli” sınıfta İYH’nin her çalışana ayda 15 dakika ayırması gerekirken, “tehlikeli” sınıfta 10 dakika yeterli olacaktır. Böylelikle “çok tehlikeli” sınıfta 750 çalışana 1 işyeri hekimi gerekirken, “tehlikeli” sınıfta 1.000 çalışana 1 işyeri hekimi yeterli olacaktır. Risk değerlendirme çalışmaları “çok tehlikeli” sınıfta iki yılda bir yapılırken, “tehlikeli” sınıfta dört yılda bire çıkacaktır. Hastanelerin “çok tehlikeli” sınıftan “tehlikeli” sınıfa düşülmesi durumunda iki yılda bir güncellenmesi gereken acil durum planları dört yılda bire, her yıl yapılması gereken periyodik muayeneler üç yılda bire, her yıl tüm personele verilmesi gereken temel İSG eğitimleri iki yılda bire, İSG kurullarının toplanma sıklığı ayda birden iki ayda bire çıkacak, her personele yılda 16 saat olarak verilen eğitimler 12 saate düşecektir.
Yukarıda bahsedilen çok sayıdaki ve çeşitlilikteki risklerin yönetimi bu azaltılmış personel sayısı ve eğitimler, seyrekleşen kontrol ve önleme uygulamaları ile benzer kalitede sürdürülebilecek midir?
İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmeliğin 11.maddesi uyarınca oluşturulması zorunlu olan acil durum ekiplerinde sayıca azalma olacaktır. Söz konusu yönetmeliğin 14. maddesi uyarınca “çok tehlikeli” sınıfta iki yılda bir yenilenmesi zorunlu olan acil durum planları dört yılda bir yenilenecektir. Bu durum, hastanelerde acil durum planlamaları açısından büyük risk oluşturacaktır. Özellikle deprem, sel, yangın ve salgınlar başta olmak üzere tüm acil durumlar açısından hem çalışan hem de hasta güvenliğini tehdit eden bir durum ortaya çıkacaktır.
İşyeri Hekimi ve Diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca “çok tehlikeli” sınıfta yer alan işyerleri için yılda bir yapılması zorunlu olan sağlık gözetimi (periyodik muayene), “tehlikeli” sınıfa geçişle birlikte üç yılda bir olacak şekilde seyreltilecektir. Bu durum çalışanlarının sağlık sorunlarının erken fark edilememesine, meslek hastalıkları tanılarında gecikmelere yol açacaktır.
Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesi uyarınca “çok tehlikeli” sınıfta yılda bir tekrarlanması gereken iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri iki yılda bir olacak şekilde seyreltilecektir. Buna ek olarak yine aynı yönetmeliğin 11. maddesi uyarınca eğitim süresi yılda 16 saatten 12 saate indirilecektir. Bu durumun çalışan sirkülasyonunun çok yoğun olduğu, stajyer hekimler ile intörn hekim ve hemşirelerin görev yapmakta olduğu hastanelerde çok büyük ve telafisi mümkün olmayan sorunlara yol açabileceği açıktır.
İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 12. maddesi uyarınca işyeri risk değerlendirmesi “çok tehlikeli” işyerleri için en geç iki yılda bir tekrarlanırken “tehlikeli” işyerleri için en geç dört yılda bir tekrarlanır. Bu durum yüksek şiddet ve sıklıkta görülebilen, geniş bir çeşitlilik içeren çok sayıda riskin yönetilememesine, risk önleme çalışmalarının etkin şekilde yapılamamasına ve sonuç olarak iş kazası ve meslek hastalıklarında artışa neden olacaktır.
Bütün bu değerlendirmelerin yanı sıra Sağlık Bakanlığı’nın söz konusu tehlike sınıfı düşürülmesi talebinin zamanlaması da oldukça ilginçtir. Zira bakanlık, hastanelerin tehlike sınıfının düşürülmesi önerisini 6331 sayılı İSG Kanunu 2012 yılından beri yürürlükte olmasına rağmen, o tarihlerde yapmamış, kanunun İSG hizmetleri ve bu hizmetlerin desteklenmesini yani bu hizmetlerin sürdürülebilmesi için gerekli olan İSG profesyonellerinin istihdamını düzenleyen 6. ve 7. maddelerinin, beş kere ertelendikten sonra yürürlüğe girdiği 2025 yılından sonra yapmıştır. Aradan geçen 14 yılda hastanelerdeki tehlikelerde bir değişiklik/azalma mı meydana gelmiştir? Değişen şüphesiz ki hastanelerdeki tehlikelerin türleri ve sayısı değildir. Değişen, yürürlüğe giren maddeler ile hastanelerde istihdam edilmesi zorunlu hale gelen iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri ve diğer sağlık personelleri ve bunların istihdam sayıları ve çalışma süreleridir. Yukarıdaki tabloda da açıkça görüldüğü üzere Sağlık Bakanlığı’nın temel hedefi hastaneleri çalışanlar ve hastalar için daha güvenli hale getirmek değil, istihdam etmesi gereken İSG profesyoneli sayısını, dolayısıyla İSG maliyetini azaltmaktır. Sağlık Bakanlığı bu teklifiyle sağlık alanının düzenleyici ve uygulayıcı bir kamu otoritesi olmaktan çok bir işveren gibi davranmayı kendisine uygun görmüştür. Sağlık Bakanlığı’nın bir işveren kimliğine bürünerek işin maliyetini öncelemesi büyük talihsizliktir ve kabul edilemez.
Sağlık Bakanlığı, Tehlike Sınıfı Komisyonu’na başvurusunda, gerçek niyetini gizleyerek, sağlık alanındaki ölümlü iş kazaları ve meslek hastalıkları sayılarını tartışmalı SGK verileri üzerinden diğer “çok tehlikeli” işyerleriyle kıyaslamış, hastanelerde risklerin çok iyi yönetildiğini, zaten uzun süredir uygulanmakta olan yerleşik İSG kültürünün kendi protokolleriyle örtüştüğünü, Sağlıkta Kalite Standartları Hastane Risk Yönetimi Rehberi’nin tüm hastanelerde uygulandığını, her hastanede enfeksiyon ve radyasyon komitelerinin işler halde olduğunu, en sık rastlanan iş kazası olan kesici-delici alet yaralanmalarının basit kazalar olduğunu, en sık karşılaşılan biyolojik risk etmenleriyle sağlık personelinin çok eğitimli ve bilinçli olması nedeniyle baş edildiğini belirtmektedir.
Gerçekte ise durum böyle değildir. Asıl amaç İSG personel sayısını düşürmek, zor bulunan A sınıfı iş güvenliği uzmanını istihdam etmekten kurtulmak, İSG sorumlulukları ve maliyetlerini azaltmaktır. Yine söylüyoruz, Sağlık Bakanlığı bu alandaki asıl sorumluluklarını unutmuş süreci bir işveren mantığıyla yürütmeyi uygun görmüştür.
Tüm bu açıklanan bilimsel, hukuki ve idari gerekçeler göz önüne alındığında Sağlık Bakanlığı’nın bu teklifi hiçbir bakımdan kabul edilemez. Sağlık Bakanlığı’nı çalışan ve hasta güvenliği açısından ciddi sonuçlara neden olacak bu teklifi geri çekmeye, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı 6331 sayılı kanunu eksiksiz uygulamaya davet ediyoruz.
Yeri gelmişken yeniden hatırlatmakta yarar var diye düşünüyoruz. İşçi sağlığı ve güvenliğinin asıl sahipleri işyeri hekimlerinin meslek örgütü olan TTB ve iş güvenliği uzmanlarının meslek örgütü olan TMMOB, 21 Haziran 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile yeniden oluşturulan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’nin asil üyeliğinden çıkarılmış, ihtiyaç durumunda davet edilen kurumlar konumuna getirilmiştir. Bu konuyla ilgili hukuksal sürecimiz devam etmektedir.
Hepinize katılımınız için teşekkür ederiz.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)
Türk Tabipleri Birliği (TTB)
Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş)
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)
İşyeri Hekimleri Derneği (İYHD)
İş Sağlığı ve Güvenliği Dernekleri Federasyonu (İSAF)
Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu (SÇS ÇG)


