7. ULUSAL ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ KONGRESİ BAŞLADI
Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından düzenlenen 7. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi 24 eKİM 2007 tarihinde Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi'nde başladı.
Sempozyumun açılışında bir konuşma yapan TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Halil Gezer, sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınmanın, sürdürülebilir çevre politikası ile gerçekleşmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
"5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında Stockholm‘de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı, çevrenin korunması ve geliştirilmesi düşüncesini dünyadaki bütün insanlara aşılayacak, onlara yol gösterecek ortak karar ve görüşlere gereksinim duyulduğunu dikkate alarak, şunları söylemişti:
"İnsan hem kendisine, maddi destek olan akılsal, ahlaksal, toplumsal ve ruhsal gelişimini sağlayan çevresinin yarattığı, hem de onu tahrip eden bir varlıktır. Bu gezegen üzerinde uzun ve güç gelişimi sırasında insanoğlu artık, bilim ve tekniğin hızlı gelişmesiyle çevresini sayısız yöntemlerle tahmin edilemeyecek ölçüde değiştirerek bir güç elde etmiştir. Çevre her iki yönüyle de yani hem doğal çevre, hem de insan yapısı çevre olarak insanoğlunun esenliği ve temel insan haklarından yararlanması, hatta yaşamın kendisi için gereklidir."
Konferans suçluyu da bulmuştu. Şöyle yazmışlardı;
"Gelişmekte olan ülkelerde çevre sorunlarının çoğu, az gelişmişlikten kaynaklanmaktadır. Milyonlarca insan normal yaşam düzeylerini çok altında, yeterli besin, giyecek, barınak, eğitim, sağlık ve temizlikten yoksun olarak yaşamını sürdürüyor. Bunun içindir ki, gelişmekte olan ülkeler bütün çabalarını kalkınmaya yöneltmeli, fakat bu arada çevreyi koruma ve geliştirmenin hem bir hak, hem de bir zorunluluk olduğunu akıldan çıkarmamalıdırlar. Yine aynı amaçla, endüstrileşmiş ülkeler de kendileriyle gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkı kapatmaya çalışmalıdırlar. Gelişmiş ülkelerde çevre sorunları, genellikle endüstrileşme ve teknolojik ilerlemeden kaynaklanmaktadır." Konferansın temel ilkeler kısmı da aynı konuda ısrar etmişti: "Çevre sorunları azgelişmişlikten kaynaklanmakta, doğal yıkım olayları ciddi sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunlar, en iyi biçimde gelişmekte olan ülkelerin kendi çabalarına büyük maddi ve teknolojik yardımlarla katkıda bulunarak kalkınmanın hızlandırılmasıyla iyileştirilebilir ve böyle bir yardım da gereklidir."
İyi niyetle yola çıkıldığı açık olan ama sonuçta, çağımızda çevresel yıkımın birinci dereceden sorumlusu olan gelişmiş ülkeler masum bir pozisyona gelebilmekte, bizimde dahil olduğumuz kibar bir ifade ile ‘‘gelişmekte olan ülkeler‘‘ denilenler daha çok suçlanmaktadır. Çevreyi daha az kirleten bizler üzerinden de emisyon ticaretinin yolları yaratılmakta, bunun üzerinden bile kazanç yolları aranmaktadır.
Şimdi biz de diyoruz ki:
Sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma, SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇEVRE POLİTİKASI ile gerçekleşmelidir. Bu da her boyutu ile planlı bir kalkınma ve sanayileşme politikası demektir. Gelişmiş olan ülkelerin bıraktığı çöp teknolojilerin yolu tıkanmalı, enerji yoğunluğu daha az, yüksek teknoloji oranı yani katma değeri yüksek teknolojik yatırımların önü açılmalıdır.
Değerli Konuklar,
Şimdi sizlere İZMİR özelinden bahsetmek istiyorum. Biraz güzel şeylerde söylemek istiyorum. Özellikle kent dışından gelen konuklarımızdan İzmir in 10 -15 yıl öncesini bilenler varsa onlara bu akşam kordonda bir balık yemelerini tavsiye edeceğim. Artık körfezde balık tutuyor, denize bakıyor ve meltemi hissetme zevkini yaşıyoruz. Bunu Çevre Mühendisliğinin gereklerini yerine getiren yerel yöneticilerimizin sayesinde ulaştığımızı belirtmek isterim. Çiğli ve Güzelbahçe Atıksu Arıtma tesislerinin yapılması ve kuşaklamalar ile atıksuların toplanması sonucu bu ortam yaratılmıştır. Bu yolda emeği olan tüm yöneticilere, idari ve teknik kadrolarda hizmet verenlere teşekkür ediyorum.
Değerli konuklar, hepinizin dikkatine çekmiştir, bu yaz haber bültenlerinin formatı değişti. Hava durumlarının ardından büyük kentlerdeki içme suyu barajlarındaki doluluklar verilir oldu. Küresel iklim değişikliği, kuraklık gündemden düşmedi. Çok kurak bir yaz yaşandı. İstanbul ve Ankara susuzluğun çilesini çekti, çekiyor. İstanbul‘a Melen‘ den, Ankara‘ya da "AÇIK KANALİZASYON SİSTEMİ"ne dönüşmüş Kızılırmak‘tan su verilecek. İzmir bu konuda da şanslı kentlerden biriydi. Önemli bir susuzluk sorunu yaşanmadı. Burada da yine Tahtalı Barajı projesinde emeği olanlara ve havzayı koruyanlara samimi teşekkürlerimi sunmak isterim.
Ancak; evet bu güzel haberlerden sonra bir ancak var. Keşke her şey güzel diyerek konuşmamı sonlandırabilseydim. Şimdi kısa başlıklar halinde sizlere İZMİR‘i ve çevresini tehdit eden bazı konulardan bahsetmek istiyorum;
- Ülkede bir ALTINA HUCUM hareketi başlatılmıştır. Bu hareket gözü dönmüşcesine doğa, çevre, insan, yasa, hukuk dinlemeden nerede ve nasıl olursa olsun en ilkel yöntemlerle madencilik yapmak istemektedir. En son Bayındır da onlarca hektar alanda arama ruhsatı verilmiştir.
-
- Bergama da yıllarca her türlü hukuksuzlukla, her türlü bilimsel rapor ve mahkeme kararlarına rağmen madencilik yapılmıştır. Bölgenin haritası değişmiştir. Atık tepecikleri oluşmuştur. Defalarca şirket adı değişmiş, madenci değişmiş talan ve zarar devam etmiştir. Maden bitmiş madencideki hırs bitmemiştir. KOZAK YAYLASI‘ na gözünü dikmiş ve üç kat daha kapasite artırımı yapmak istemektedir.
-
- Efemçukuru köyünde altın madeni arama çalışmaları devam etmektedir. Burasının İÇME SUYU amaçlı ÇAMLI BARAJI HAVZASINDA olması madenciye hiç ilgilendirmemektedir.
-
- Yıllar önce halkın muhalefetiyle engellenen termik santralin öcü alınmak istenir gibi Aliağa da ithal fosil yakıta dayalı termik santraller kurulmak istenmektedir.
-
- Aliağa Dünyanın çöplüğü sanılmakta, her türlü tehlikeli atık ve tonlarca asbest içeren gemiler burada sökülmek istenmektedir.
Değerli Bilim İnsanları, Değerli Konuklar,
Bu gün ülke gündemine işgal eden ÇOK ÖNEMLİ bir konu daha var;
KAZDAĞLARI !!!
Buradan "ÇANAKKALE GEÇİLMEZ" diyenlerden ve Çanakkale‘yi geçilmez kılanlardan olan Dedemi ve Emperyalizme karşı mücadele veren tüm bağımsızlık savaşçısı şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Bu gün Kazdağları‘nın yine aynı emperyalist güçlerin sermayesi tarafından talan edilmesine karşı mücadele eden tüm yurtsever insanlara buradan sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Doğaya, çevreye, vatanına sahip çıkanlara ajan muamelesi yapan anlayışa şiddetle kınıyorum.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Hepinize sağlıklı ÇEVRE, sağlıklı YAŞAM ve kongremizin başarılı geçmesini diliyorum."


