Çalışma Programı

TMMOB 45. DÖNEM ÇALIŞMA PROGRAMI

TMMOB 45. DÖNEM ÇALIŞMA PROGRAMI

 

  1. SUNUŞ

Dünyada Durum

Küresel bir istikrarsızlık döneminin içinden geçiyoruz. İki kutuplu dünya sisteminin yıkılmasıyla birlikte tarihin sonu olarak adlandırılan neoliberal kapitalizm, kısa sürede eşitsizliğin büyüdüğü, krizlerin sıklaştığı ve savaşların arttığı bir dünya yaratmıştır. Bu dönem boyunca sosyal devlet anlayışının tümüyle tasfiye edilmiş olması, yaşanan bu alt üst oluşların geniş halk kesimlerine olan maliyetini daha da artırmaktadır. Bugün içinden geçtiğimiz küresel istikrarsızlığın temelinde, neoliberal kapitalizmin sınırsız sömürü anlayışı yatmaktadır.

Devletin ekonomik ilişkilerden çekilmesiyle ekonominin önündeki engellerin kalkacağı, bireysel hak ve özgürlüklerin genişleyeceği, toplumların şeffaflaşacağı, sınırsız dolaşım imkânının yaratılacağı iddialarıyla ortaya atılan neoliberalizm bugün artık küresel çapta “baskı” ve “şiddetle” özdeşleşmiştir.

2000’li yıllardan itibaren ABD’den başlayarak dünya çapındaki gelişmiş kapitalist ülkelerde “Teröre Karşı Savaş” adı altında yapılan düzenlemeler, “güvenlik” paradigmasının neoliberalizmin merkezine oturmasına yol açmıştır. Güvenlik söylemiyle gerekçelendirilen baskı ve şiddet politikaları ülke sınırları içinde ve dışında farklı biçimlerle kendisini göstermiştir. ABD’nin önderliğinde yürütülen sınır ötesi operasyonlarla ve bölgesel savaşlarla dünyanın pek çok coğrafyası kana bulanmıştır. Bölgesel işbirlikleri altında giderek işlevsizleşeceği iddia edilen “devlet” aygıtı, büyük bir savaş makinası olarak çok daha güçlü biçimde yeniden örgütlenmiştir.

Emperyalist güç odaklarının kışkırtmalarıyla 2010 yılından bu yana Ortadoğu’nun farklı bölgelerinde devam eden savaş, bir yandan cihatçı terör örgütlerinin güç ve yaygınlık kazanmasına neden olurken, diğer yandan da tüm dünya için büyük bir yıkıma neden olacak küresel çatışma riskini de giderek artırmaktadır.

Neoliberalizmin küresel istikrar vadeden siyasal söylemi nasıl başarısız olduysa, ekonomik istikrar vadeden ekonomik söylemi de o denli başarısız olmuştur. 2008 yılında yine ABD merkezli patlak veren derin ekonomik kriz, “serbest piyasa”, “rekabet”, “devletin ekonomiden el çekmesi”, “kuralsızlaştırma” gibi kavramlarla anılan neoliberal ekonomik söylemi tümüyle alt üst etmiştir. Yüzlerce yıllık finans şirketlerinin iflas etmesine, bazı ülkelerin morotoryum ilan etmesine, küresel çapta ekonomik daralmalara neden olan bu kriz sonunda devlet ekonomiye aktif biçimde müdahale etmek zorunda kalmıştır.

Kendiliğinden işleyen ekonomi mitinin sona ermesi anlamına gelen bu yeni dönemle birlikte piyasalar merkez bankalarının para politikalarıyla kontrol altına alınırken, büyük şirketler de bizatihi devlet desteğiyle ayakta tutulmuştur. Tüm yükü, geniş toplum kesimlerine bindirilen bu derin kriz henüz sona ermiş değildir. Merkez kapitalist ülkelerde ekonomik işleyişi sürdürebilmek için yaratılan suni finansal genişlemenin azaltılmasına yönelik her girişim, Arjantin, Brezilya, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yeni krizleri tetiklemektedir. Tüm şatafatına karşın küresel ekonomik yapı, kendi ayakları üzerinde duramayacak kadar güçsüz durumdadır.

Küresel ekonomik krizin geniş toplum kesimlerine maliyeti yoksullaşma, borçlanma ve işsizlik olmuştur. Tüm ülkelerde kamu kaynakları giderek daralmakta, gelir adaletsizliği artmakta, özel sektörün ve gerçek kişilerin borçları giderek tırmanmaktadır. Kriz tüm dünyayı teslim almış durumdadır.

2000’li yılların başında siyasal alanda yaşanan “güvenlik tehdidi”, 2000’li yılların sonunda ekonomik alanda yaşanan “kriz tehdidi” ile birlikte devlet, ekonomik, siyasal ve toplumsal yapının düzenlenmesinde en önemli figür haline dönüşmüştür. Bu yeni neoliberal devlet, sosyal devletten farklı olarak toplumun ortak ihtiyaçlarını önceleyen ve toplumsal kalkınmayı amaçlayan bir devlet değil, sermayenin çıkarlarını temsil eden ve toplumsal eşitsizliği derinleştiren bir devlet olarak karşımızda bulunmaktadır.

Devletin bu yeni rolü, 2000’li yıllara kadar küresel çapta hüküm süren neoliberal hegemonyanın hızla çözülerek, otoriteryen bir neoliberalizmin yerleşmesine neden olmuştur. İçinde bulunduğumuz neoliberal kapitalist sistemi “özgürlük”, “serbestlik” ve “açıklık” kavramlarıyla değil, “baskı”, “şiddet” ve “antidemokratiklik” gibi kavramlarla özdeşleşmiştir. Bu yeni küresel düzenin aktörleri de giderek daha baskıcı, daha otokratik ve daha irrasyonel yönetimler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Başta Avrupa birliği olmak üzere, neoliberalizmin yükseliş döneminde büyük bir iddiasıyla ortaya çıkan bölgesel birlikler giderek işlevsiz hale gelmiş, siyasal ve ekonomik etkinlikleri sınırlanmıştır. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı başta Avrupa ve merkez kapitalist ülkeler olmak üzere tüm dünyada yaygınlaşmaktadır. Sosyal devletin tahribatının yarattığı sosyal sonuçlar, toplumsal düşmanlıkların ve çatışmaların büyümesine neden olmaktadır. 90’lı yılların sonunda ortaya çıkan ve dünya çapında yaygınlaşan alternatif küreselleşme ve barış hareketlerinin sönümlenmiş olması, insanlığın ortak geleceğine ilişkin umutları azaltmaktadır.

Ülkemizdeki Gelişmeler

2002 yılında iktidara gelen ve 16 yıldır tek başına iktidarda bulunan AKP, baskı, şiddet ve antidemokratik eğilimlerle özdeşleşen neoliberalizmin bu yeni döneminin bir aktörüdür. Bugün artık tek adam rejimine dönüşen AKP’nin 16 yıllık iktidar pratiğine bakıldığında neoliberalizmin dünya çapındaki eğilimleriyle bütünüyle özdeşleştiği açık biçimde görülmektedir.

16 yıl boyunca uygulanan neoliberal politikalar sonucunda eğitim-sağlık-sosyal güvenlik gibi kamusal hizmetler ticarileştirilmiş, kamuya ait fabrikalar, işletmeler, araziler özelleştirilmiş, sermayenin sınırsız sömürüsü önündeki tüm engeller kaldırılmış, emekçilerin tüm ekonomik, sosyal ve sendikal hakları budanmış, üretim ekonomisi yerine sıcak para akışına ve ranta dayalı bir ekonomi inşa edilmiştir. AKP iktidar dönemi boyunca elinde bulundurduğu tüm olanakları, yandaş şirketlerin büyümesi, kendine bağımlı bir sermaye yapısının oluşturulması için kullanmıştır.

AKP’nin 16 yıllık iktidarı dönemi sadece ekonominin neoliberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırılmasıyla değil, buna paralel olarak başta Anayasa olmak üzere devlet organizasyonunun da AKP’nin siyasal öncelikleri doğrultusunda yeniden yapılandırıldığı bir dönem olarak geçmiştir. 2010 yılında gerçekleştirilen ve yargı organlarının tamamıyla siyasallaşarak iktidar güdümüne girmesine neden olan Anayasa değişikliğiyle bağlayan bu dönüşüm süreci, 16 Nisan Anayasa Referandumu ile son biçimini kazanmıştır.

AKP iktidarı boyunca yaşanan bu dönüşüm, ülke tarihinin en derin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerinden birine sürüklenmemize neden olmuştur. Bugün ülkemizde derin bir ekonomik çöküş, sonuçları öngörülemeyen bir siyasal kriz, hepsinden önemlisi de büyük bir toplumsal ayrışma ve kamplaşma yaşanmaktadır. AKP’nin OHAL koşulları altında baskı ve zorbalıkla hasıraltı etmek istediği bu çok boyutlu krizin gizlenebilirliği ve sürdürülebilirliği kalmamıştır.

Türkiye 24 Haziran seçimleriyle birlikte yeni bir siyasal rejimle yönetilir hale gelmiştir. Anayasal demokrasi anlayışına dayalı Cumhuriyet rejimi ortadan kaldırılarak, tek adam rejimi kurulmuştur. Ülkenin hangi bakanlık ve mekanizmalar eliyle, ne biçimde yönetileceği bizatihi tek adam tarafından belirlenecektir. Parlamento bütünüyle işlevsizleştirilmiş, yargı bağımsızlığı yok edilmiş, güçler ayrılığı ortadan kaldırılarak tüm güç tek adama, Cumhurbaşkanına teslim edilmiştir.

Cumhurbaşkanı kendi belirleyeceği yardımcıları ve bakanları eliyle, tek başına hazırlayacağı kararnameler aracılığıyla ülkeyi yönetecek, kendi başına bütçeyi oluşturacak, idari yapıyı istediği biçimde belirleyecek, ülkedeki tüm kurumlar üzerinde denetim hakkına sahip olabilecektir. Tüm bunları yaparken de hiçbir biçimde TBMM denetimine tabi olmayacaktır. Böyle bir rejimin, demokrasi ile bağdaşması mümkün değildir!

Ülkemizdeki Gelişmelerin Mesleğimize ve Örgütümüze Yansımaları

Yukarıda belirtilen uygulama ve politikalar sonucu, bugün Türkiye, kalkınma, planlama, üretim, sanayi, tarım, enerji, maden, gıda, su, kent, yapı/imar, çevre, bilişim politikalarının dinamik gücü olması gereken mühendislik, mimarlık, şehir planlama disiplinlerinin tasfiye edilmek istendiği; bilimsel bilginin, aydınlanmanın, bilim ve tekniğin önermelerinin yerine piyasanın ve gericiliğin insan düşmanı politikalarının egemen olduğu bir ülke haline gelmiştir.

Ülkemizde egemen olan sermaye birikim politikaları, yoğun emek sömürüsü yanı sıra kentsel-kırsal, kültürel, doğal varlıkların el değiştirmesi üzerinden arazi, mülkiyet ve imar politikalarının rant esaslı olarak belirlenmesine dayanmaktadır. Sanayisizleşmeye, tarımsal üretimin tahribine; tarihi-kültürel varlıkların, doğal kaynakların, orman arazilerinin, kamu ve halka ait arazi ve mülklerin yağmalanmasına, rant eksenli kentsel dönüşüme, çevre tahribatına, ekolojik dengenin bozulmasına, bütün kamusal birikimin özelleştirilmesine karşı çıkan mücadeleci meslek örgütlerinin etkisizleştirilmek istenmesi söz konusudur. TMMOB de bu kapsamda anayasal, özerk ve yerinden yönetime dayalı geleneksel yapısından uzaklaştırılmak; birimlerimizin piyasaya tabi olacağı bir işleyiş egemen kılınmak istenmektedir. Mühendislik, mimarlık, şehir planlama hizmetlerinin rant politikalarına hizmet edecek şekilde taşeronlaştırılmasına çalışılmaktadır.

İktidarın ekonomi politikaları, meslek alanlarımızı, mühendislik-mimarlık-şehir planlama hizmet ve uygulamaları ile mevzuatımızı doğrudan ve dolaylı biçimlerde etkilemektedir. Bilim ve teknoloji, sanayileşme, kalkınma, kentleşme ve tarımdaki gelişmenin, kısaca bütün toplumsal yaşam ve temel sektörlerin ana güçlerinden olan mühendislik, mimarlık, şehir planlaması, eğitimden uygulamaya dek neoliberal bir dönüşüm sürecine tabi tutulmuştur. Üniversite eğitiminin temel unsuru olan teori ve pratik uyumunun eğitim sürecinde kavranabilmesi için gerekli olan altyapının sağlıklı olmamasının yanı sıra “uzaktan eğitim” gibi yeni esnek eğitim modelleri getirilmiştir.

Gelişmiş kapitalist ülkeler lehine sanayide küresel rekabeti ön plana çıkaran yöntem ve modeller sonucu, kârın azamileştirilmesi, ücretlerin düşürülmesi, işgücü istihdamının azaltılması ve buna paralel olarak mühendisliğin işlev ve iradesi minimize edilmektedir. Bu politikalarla sanayide ve kamuda nitelikli personel yetersizliği yaygınlaşmaktadır.

Üyelerimiz; işsizlik, meslek dışı işlerde çalışma, düşük ücret, iş güvencesinin olmaması, esnek çalışma, SGK primlerinin düşük ücretler üzerinden ödenmesi, kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarında cinsiyete göre ücret ve iş pozisyonu farklılığı, mesleki yetersizlik sorunları, siyasi baskı ile kadro atamaları, kamuda tayin ve sürgünler, fazla mesailerde ücret verilmemesi, fazla çalıştırma, sosyal hak ihlalleri ve özlük haklarıyla ilgili bir dizi sorunla karşı karşıyadır.

Gerçekleşen neoliberal dönüşümün görünür ürünleri, sonuçları, bizim en temel yaklaşımlarımızdan birini, meslek-meslektaş sorunları ile halk ve ülke sorunları arasında sıkı bağlar bulunduğu yönündeki görüşümüzü doğrulamıştır. Söz konusu toplumsal, ekonomik, ideolojik, kültürel, siyasi dönüşümler ile TMMOB’nin dönüştürülmesi arasındaki yapısallık bugün daha net bir şekilde görünür olmuştur.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği-TMMOB, 45. çalışma dönemi (2018–2020) faaliyetlerini, ülke, halk, meslek, meslektaş sorunları ile genel olarak siyaset arasındaki ilişki bütünlüğünü gözeterek yürütecektir.

TMMOB, 45. dönem çalışmalarını, 1970’lerde Teoman Öztürk ve arkadaşlarının elbirliği ile yarattıkları anti-emperyalist, demokratik, halkçı, toplumcu gelenek ile Birliğimizin sonraki ve yakın dönemlerde geliştirdiği bütün değerlerin ifadesi olan demokratik mevziimizin çıkarları, 45. Olağan Genel Kurul Sonuç Bildirisi ve Genel Kurul kararlarının yol göstericiliğinde yürütecektir.

TMMOB, 45. dönem çalışmalarını, dünyanın, ülkemizin, insanımızın, mesleklerimizin ve meslek örgütlerimizin içinde bulunduğu yeni koşullarda; kamu kurumu niteliğinde kamusal hizmet ve denetim işlevli özerk bir meslek kuruluşuna, mesleki demokratik bir kitle örgütüne düşen mesleki-toplumsal görevlerin büyüklüğü ve sorumluluklarının bilincinde olarak sürdürecek ve aşağıdaki alanlarda çalışmalar yaparak mühendislerin, mimarların şehir plancıların mücadelesini yükseltecektir.

Anayasal Demokrasi ve Sosyal Hukuk Devleti için Mücadele,

Tek adam rejimi, AKP’nin 16 yıl boyunca uyguladığı neoliberal politikaların sonucu ve sürdürülme koşuludur. Dolayısıyla tek adam rejimine karşı mücadelenin ayrılmaz parçası, sermayenin sınırsız sömürüsüne dayalı neoliberal politikalara karşı kamunun genel çıkarlarını öne alan toplumcu politikaların savunulmasıdır. Toplumun ve emekçi sınıfların genel çıkarlarını savunmak aynı zamanda mesleğimizin ve meslektaşlarımızın çıkarlarını savunmak anlamına gelmektedir. Bu topraklarda uğruna büyük bedeller ödenen cumhuriyet kazanımlarının ve demokratik değerlerin ortadan kaldırılmasına, yok sayılmasına razı olmayacağız. TMMOB olarak, cumhuriyet değerlerine ve hukukun üstünlüğüne dayalı anayasal demokrasiden yana duruşumuzdan bir adım bile geri atmayacağız. OHAL-KHK düzenine, “Tek Adam” rejimine karşı mücadelemize devam edeceğiz.

Kamusal Üretim, Hizmet ve Denetimi Yeniden Kazanmak ve Kamu Kaynak ve Varlıklarının Yağmasını Durdurmak için Mücadele

Türkiye’de kamu varlıklarının özel sektöre devri, kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi vb. piyasa temelli politikalar ve uygulamalar hızla sürmektedir. Şeker fabrikalarından kamu kaynak ve arazilerine kadar halka ait olan tüm birikimler sermaye ve rant çevrelerinin yağmasına açılarak gasp edilmektedir.

  • Her türlü müdahaleye açık ve siyasal iktidarların arpalığı haline gelmiş ve kamucu içeriği boşaltılmış olan mevcut kamu iktisadi kurumları işleyişi yerine, şeffaflığı, erişilebilirliği ve hesap verilebilirliği temel alan, katılımcı ve demokratik yeni bir kamu mülkiyeti, kamu hizmeti, kamu denetimi ve yönetimi anlayışını tasarlamak, tanımlamak, kurgulamak, planlanmak ve geliştirerek uygulamak,
  • Kişi ve kuruluşlarının bilgiye serbestçe ulaşabilmesi, sorunların tartışılması, karar alma süreçlerine katılması ve müdahil olabilmesinin önündeki tüm engelleri kaldırmak ve demokratik işleyiş açısından hesap verebilirliği mümkün hale getirmek,
  • Elektrik üretim, iletim ve dağıtımından şeker fabrikalarına kadar bütün kamu işletmeleri, kamu kaynakları ve varlıklarının serbestleştirme ve özelleştirilmesini durdurmak; kamusal üretim, hizmet, denetimi tekrar mümkün kılmak,
  • Toplum çıkarlarını gözetmeyen, kamu kaynaklarını talan eden Kamu Özel İşbirliği-KÖİ projelerini sonlandırmak, mutlaka gerekli olan projelerin kamu eliyle yürütülmesi ve verilmesini sağlamak,
  • Kamu kaynak ve varlıklarının Varlık Fonu adı altında yağmalanmasını durdurmak,
  • Açık, özgür, sansürsüz, hızlı ve güvenli İnternet’in kamusal hizmet çerçevesinde bir yurttaş hakkı olmasını sağlamak, iletişim kurma, haber alma, bilgi paylaşma ve bilgiye ulaşma özgürlüğü önündeki tüm engelleri kaldırmak,
  • Kamu hizmetlerinde çalışanların  “Söz, Yetki, Karar” haklarına sahip olmalarını sağlamak ve bu hakları uygulanabilir hale getirmek için gerekli çalışma ve etkinlikler yapılacaktır.

Laiklik için Gericiliğe Karşı Tavizsiz Mücadele

Laikliğe, bilime, tekniğe, aydınlanmaya karşı gerici saldırılar ve düzenlemeler her alanda yaygınlaşmıştır. Bilindiği üzere başta eğitim sistemi olmak üzere kamu ve toplumsal yaşamın bütünü, İslamcı-mezhepçi faşist bir doğrultuda yeniden biçimlendirilmektedir. Bu gerici operasyonun tamamlanması ile insanlığın yüzyıllar boyunca sürdürdüğü aydınlanma mücadelesinin kazanımları kaybedilecek, toplum ve emekçiler koyu bir karanlığa sürüklenecektir.

TMMOB, aklın ve bilimin ışığına inanan mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütü olarak laikliğin yeniden kazanılması için mücadele edecektir.

Kürt Sorununda Demokratik Çözüm ve Barış

Siyasal ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesinin olmazsa olmaz koşullarının başında gelen Kürt sorunu, demokratik barışçı çözümünü beklemektedir. Kürt sorunu savaş, şiddet, ölümleri kutsama ve milliyetçilik girdabından kurtarılarak, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir zeminde ele alınmalıdır.

TMMOB; Kürt sorununda savaş ve şiddet politikalarının terk edilmesini ve demokratik çözümün mümkün olduğunu, savunmaktadır. Bu çözüm ışığında, Türkiye halklarının eşit yurttaşlık temelinde, kardeşçe ve bir arada yaşaması için emek, barış, demokrasi mücadelesini bütünlük içinde sürdürecektir.

Emperyalizmin ve İşbirlikçilerinin Ortadoğu’yu Kan Gölüne Çeviren Politikalarına Karşı Barış ve Bağımsızlık Mücadelesi

Emperyalizm ve bölgedeki işbirlikçileri Ortadoğu halklarına yönelik böl-parçala-yönet politikası izlemektedir. Bu politikaların ortağı olan AKP iktidarı Irak ve Libya’dan sonra Suriye’nin parçalanmasında ve şeriatçı çetelerin güçlenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir.   Bölge; katliam, yıkım ve göçlerle sarsılmaktadır. Emperyalizm İsrail ile işbirliği içinde İran ve Lübnan’a yönelik yeni planlar içindedir.

TMMOB, emperyalizme ve işbirlikçiliğe karşı mücadeleyi önemsiz gören anlayışlara karşı çıkar; ülkemizin ve bölgedeki her devletin bağımsızlığı ile içişlerine karışılmaması ilkesinin uygulanmasını savunmaktadır. Bu ilke ışığında, emperyalizme karşı mücadeleyi emek ve demokrasi mücadelesi ile bütünlük içerisinde büyüterek sürdürecektir.

Doğanın, Kentlerin ve Yaşam Alanlarının Rant Talanına Karşı Mücadele

Bugün ülkemizde egemen olan sermaye birikimi politikaları, yoğun emek sömürüsü yanı sıra kentsel-kırsal ve kültürel-doğal varlıkların el değiştirmesi üzerinden arazi, mülkiyet ve imar rantı düzenlemelerine dayanmaktadır. Doğamız, kentlerimiz, üretim ve yaşam alanlarımız sömürü-rant müdahaleleriyle tahrip edilmektedir.

TMMOB; sanayisizleşmeye, tarımsal üretimin tahribine; tarihi-kültürel varlıkların, doğal kaynakların, orman arazilerinin, kamu ve halka ait arazi ve mülklerin yağmalanmasına, rant eksenli kentsel dönüşüme, ülkenin kamusal birikimlerinin özelleştirilmesine karşı hukuki ve  toplumsal zeminlerde mücadele edecek; doğasına, kentine, üretim ve yaşam alanlarının yağma ve talanına karşı mücadele eden halk ile dayanışma içerisinde olacaktır.

TMMOB ve Meslek Birliklerinin Yasalarını Değiştirmeyi Amaçlayan Girişimlere Karşı Mücadele

TMMOB Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikler,  son yıllarda hazırlanan üç taslakta görüldüğü üzere, neoliberal dönüşüm sürecinin programatik bir uzantısı olmasının yanısıra iktidarın rant talanının önünde oluşturduğu engelin bertaraf edilmesini amaçlamaktadır. TMMOB’nin mesleki demokratik kitle örgütü, kamu kurumu niteliğindeki özerk meslek kuruluşu olma niteliğini tasfiye edilmek istenmektedir. Kamu yararının ortadan kaldırılması, örgütümüzün parçalanması, etkisiz, yetkisiz bir kurum haline getirilmesini amaçlayan girişimler bugün iktidarı rahatsız eden bütün meslek birliklerinin yasalarını değiştirme girişimiyle birleştirilmiş görünmektedir.

 Bu girişimlere karşı mücadele, önümüzdeki dönemde en temel görevlerimiz arasında yer alacaktır. İktidarların tasarruflarını kamusal-toplumsal-mesleki yarar süzgecinden geçiren, mesleki-bilimsel-teknik doğrulara dayanarak ülkenin en karanlık dönemlerinde bile gerçekleri açıklamaktan geri durmayan TMMOB, Anayasa’nın ilgili amir hükümleri, hukuk ve örgütlü üyelerinden aldığı güçle ülke, kamu, halk, meslek yararlarını bütünlük içinde savunmaya devam ederek yasa değişikliğine karşı, Birliğimiz ve Odalarımız olarak tam bir bütünlük içerisinde mücadele edecek, diğer meslek birlikleriyle mümkün olan azami ortak tavrı alacaktır.

TMMOB, AKP iktidarının Birlik ve Odaları üzerinde hakimiyet ve tahakküm kurmak üzere yaptığı tüm düzenlemelerin geri alınması, yeni girişimlerin teşh