
BURSA İKK: BEKLENEN DEPREMLER AFETE DÖNÜŞMEMELİ!
Bursa İl Koordinasyon Kurulu, 17 Ağustos 1999 depreminin 12. yılı dolayısıyla 15 Ağustos 2011 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.
BEKLENEN DEPREMLER AFETE DÖNÜŞMEMELİ!
17 Ağustos 1999 depreminin 12. Yılındayız.
Bugün burada, depremin yarattığı toplumsal sonuçlar konusunda kamuoyu duyarlılığını arttırmak, siyasal iktidarın ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını hatırlatmak için bir kez daha toplandık.
Bugün, bir doğa olayı olan depremin afete dönüşmemesi için gerekli uyarıları yapmak, depremle yaşama gerçeğimizi görünür kılma çabalarımızı paylaşmak üzere buradayız.
16 - 17 Ağustos tarihlerinde, yürütücülüğünü TMMOB İnşaat Mühendisleri Odamızın üstlendiği "TMMOB Depreme Duyarlılık Yürüyüşü" etkinliği çerçevesinde İzmit‘te olacağız. İzmit‘ te, bu ülkenin mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları olarak toplanacak, TMMOB Depreme Duyarlılık Yürüyüşünü ve anma etkinliklerini gerçekleştireceğiz.
Bilindiği gibi Ülkemiz ve Kentimiz Yerküre‘nin en etkin ve yıkıcı deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunuyor. Geçmişte birçok yıkıcı deprem olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle karşılaşacağımız bir gerçek.
Bugünün dünyasında akıl ve bilim depremin doğasını çözmüştür. Depremler Yerküre‘nin doğal süreçleridir. Bu doğal sürecin oluşumu önlenemez ve engellenemez. Ancak gerekli tedbirlerle, özellikle yapısal tedbirlerle, can ve mal kayıplarını azaltmak mümkün.
Ancak, ülkemizde ve kentimizde işler hiç de iyi değildir.
Deprem sorunu, her oluşan yıkıcı depremden sonra, İstanbul bağlamında bildik açıklamalarla ülke gündemine geliyor, bir süre sonra da unutuluyor.
Oysa, deprem, bir doğa olayı olarak sürekli bir şekilde kendisini hatırlatmaya devam ediyor. Ülkemizde, sadece 2011 yılı içerisinde irili, ufaklı yüzlerce depremler yaşandı ve bu depremlerde Simav, Tekirdağ ve Elazığ gibi kentlerimiz olumsuz yönde etkilendi.
Depremin tüm yıkıcı etkilerinin bilinmesine, Bilim insanlarının ve Meslek Kuruluşlarının tüm uyarılarına rağmen yeni rant alanları yaratma inadı devam ediyor.
Ülkemizde ve Kentimizde yapılaşmaya uygun olmayan alanlar, rant ekonomisinin baskısı altında hala yapılaşmaya açılıyor.
Gerçekte hepsi birer doğa olayı olan deprem, heyelan, çığ ve kaya düşmesi, su baskını vb. olaylar; bilinçsizce verilmiş yer seçimi kararları, mühendislik verilerinden yoksun imar planları, düşük standartlarda ve mühendislik hizmeti görmemiş yapı üretimi, kısaca ranta dayalı, hızlı, düşük nitelikli, tasarımsız ve plansız kentleşme ve sosyo-ekonomik politikalar sonucu afete, yani insani ve ekonomik yıkıma dönüşüyor.
Bu akıl ve bilim dışı uygulamalardan vazgeçilmelidir.
Deprem hasar, zarar ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılarının ortak katkı ve çabalarıyla depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamak ve üretmektir.
Yerleşme ve yapılaşma bağlamında gerekli yasal düzenlemeler acilen yapılmalı, yasaların uygulanması sağlanmalı, sağlıklı ve güvenli yapı üretilmeli, yapı denetim sürecinde piyasa anlayışı terk edilerek kamusal denetim etkinleştirilmelidir.
Kentimizde acil olarak tüm kurumların katılımı ile deprem öncesi, sırası ve sonrası için gerekli önlemler alınmalıdır. Bu bağlamda ;
•§ deprem senaryosu ve afet master planı hazırlanmalı, bilimsel verilere göre öngörülen risklere karşı gerekli önlemler alınmalıdır.
- Bilim ve teknolojinin gerekleri yerine getirilmeli, ranta dayalı planlama ile niteliksiz yapı üretimi anlayışı terk edilmelidir.
- Düşük standartlarda sağlıksız ve yasa dışı yapılaşmanın, ranta dayalı hızlı ve düşük nitelikli kentleşmenin önüne geçilmeli, bilimsel normlara dayalı arazi kullanım ve yer seçimi kararlarının rantsal kaygılara yenik düşmesi engellenmelidir
- Gerek kentsel gerekse kırsal alanlarda yer seçimi, planlama ve yapılaşma karar süreçlerinde mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetleri etkin bir şekilde kullanılmalı.
- Yapı Denetim sistemi ile afet ve imar hizmetleri ticarileştirilmesinden vazgeçilmeli, böylesine önemli bir konu piyasaların insafına terk edilmemeli.
- Halkı "yurttaş" olmaktan çıkarıp "müşteri" konumuna dönüştürüen hizmet anlayışları terk edilmeli, sosyal devletin kamusal hizmet anlayışları egemen kılınmalıdır.
- Mevcut Yapı Stoku İncelenmeli, elde edilen verilere göre risk oluşturan yapıların boşaltılması veya güçlendirilmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır.
- Hazırlanmakta olan ulaşım ana planı deprem gerçeğini de göz önünde bulundurularak hazırlanmalı, yerleşim kararları, ulaşım yatırımları plana uygun olmalıdır.
Nihayet, 12 yıl sonra hazırlanmış olan "Ulusal Deprem Strateji Planı" taslağı, ilkesel olarak hem ilgili mevzuata, hem de stratejik planlama doğasına aykırı bir boyut taşıyor. Bu taslak, birliğimiz TMMOB ve bağlı Odaların da katkısı ile "Ulusal Deprem Strateji Planı" haline getirilmelidir.
Bu strateji planında, daha güvenli, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrenin, her yurttaş için temel bir insan hakkı olduğu ana ilke olarak kabul edilmelidir.
Sonuç olarak,
Depremlerin ve doğa olaylarının "afet" olarak yaşanması ülkemizin ve halkımızın yazgısı olamaz! Olmamalıdır!
Depremi unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. 15.08.2011
Fikri DÜŞÜNCELİ
TMMOB Bursa İl Koordinasyon
Kurulu sekreteri


