ÇMO: "MOBİL SANTRALLER NE İHTİYAÇ NE DE ÇÖZÜMDÜR"
Çevre Mühendisleri Odası 3 Ağustos 2007 tarihinde, enerji açığı gerekçe gösterilerek gündeme getirilen mobil santrallerle ilgili bir basın açıklaması yaptı.
İklim değişikliğinin, artan hava sıcaklıklarının, kuraklığın arkasına sığınan siyasi iktidar, bunlara bağlı enerji ihtiyacını ya da açığını gerekçe göstererek pahalı ve kirli bir teknoloji olan mobil santralleri yeniden kamuoyunun gündemine taşıyor.
Enerji Bakanı Hilmi Güler, ülkenin enerji açığından, yoğun enerji ihtiyacından söz ederek kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor, elektrik zamlarının sinyallerini veriyor. Sayın Güler, son günlerde yaptığı açıklamalarda, Samsun‘da konuşlandırılan mobil santrallerle ilgili ÇED olumlu kararının ve gerekli çevresel tedbirlerin alındığını, tesisi çalıştırabileceklerini açıklıyor. Diğer taraftan ise, Samsun‘un Tekkeköy İlçesi‘nde kurulu her biri 100 mw üniteden oluşan 2 mobil santralde hummalı bir çalışma gözleniyor: santrallerin çalışabilmesi için yakıt olarak kullanılmak üzere tankerlerle 6 numara fuel–oil taşınıyor. Santral yetkilileri ise her ünitesinde 6 makine bulunan santrallerin makinalarından birinin 30 Temmuz 2007 tarihinde faaliyete geçtiğini, diğerlerinin faaliyete geçmek için bakım çalışmalarının devam ettiğini, santrallerin faaliyete geçmesi için talimat aldıklarını söylüyor.
MOBİL SANTRALLER HAKKINDA SİYASİ İKTİDARIN YALANLARI VE GERÇEKLER;
1. Söylendiği gibi Türkiye‘nin enerji ihtiyacı yoktur. Bu tespit, bilimsel-teknik araştırma raporları ile rakamlarla ortadadır.
2. Söz konusu santraller, iddia edildiği gibi mobil ( hareketli ) DEĞİL, sabit santrallerdir, üstelik gezer tip bu mobil santrallerin kapasiteleri maksimum 15-30 MW arasında olması gerekirken, her biri 100 MW‘DIR.
3. Santrallerle ilgili farklı tarihlerde ve farklı Danıştay Dairelerince alınmış, KONUŞLANDIRILMA KARARININ İPTALİ VE TESİSİN ÜRETİM YAPMAMASINA yönelik kararlar vardır.
4. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Mobil Santral Araştırma Komisyonu kararını 2003 yılında açıklamıştır: "devleti borç altına sokan isabetsiz bir yatırımdır"
5. Türkiye, hala çalıştırılmayan santrallerle ilgili milyonlarca dolar tazminat ödemeye devam etmektedir. (Santral başına 1milyon 200 bin dolar/ay)
6. Santrallerin olumsuz çevresel etkilerinin giderildiğini söyleyen Enerji Bakanı, bu konudaki çalışma ve iyileştirmelerini açıklamalıdır.
7. Santrallerle ilgili, Enerji Bakanı Hilmi Güler‘in olduğunu iddia ettiği, Çevre ve Orman Bakanlığı‘ndan alınmış Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu Olumlu kararı YOKTUR, var olduğu iddia edilen bu belirsiz duruma Çevre ve Orman Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı olmak üzere her iki bakanlıkça açıklık getirilmelidir.
8. VE BAŞKA BİR YANILTMACA, USULSÜZLÜKLERE BÜYÜK BİR KILIF:
"ÇEVRESEL DURUM DEĞERLENDİRME RAPORU"
5491 Sayılı "Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un Geçici 3. Maddesine dayanarak Çevre ve Orman Bakanlığı‘nın yayınlandığı 18 Ocak 2007 tarihli genelge fırsat bilinmiş, yargı kararları hiçe sayılmıştır. Çevre Bilim literatüründe ve mevzuatımızda hiçbir yeri olmayan işlevsiz bir "çevresel durum değerlendirme raporu" hazırlanarak usulsüzlüklere bir yenisi eklenmiş, fiili duruma yeni bir kılıf bulunmuştur. Böylece, ÇED Yönetmeliği ve Çevre Mevzuatı‘nın gereklerini yerine getirmeyen yatırımcılar da ödüllendirilmektedir. Popülist politikalar adına çevre ve halk sağlığı hiçe sayılmakta ve Anayasa‘nın tanıdığı "sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımız" elimizden alınmaktadır.
Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği
16.12.2003 Tarih ve 25318 Sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanmıştır.
Geçici Madde 6- Bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce 7/2/1993 tarihli ve 21489 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, 23/6/1997 tarihli ve 23028 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği ve 6/6/2002 tarihli ve 24777 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hükümlerine tabi olduğu halde gerekli işlemleri tamamlamamış ve mevzuat uyarınca yer seçimi uygun olan mevcut faal tesisler, ilgili yönetmelikler çerçevesinde gerekli yükümlülüklerini yerine getirmeleri amacıyla çevresel durum değerlendirme raporunu Bakanlığa sunar, bu rapor Bakanlıkça değerlendirilir.
T.C.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI
Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü
SAYI: B 18 0 ÇED 0 02 01/237.99-532 18.OCAK.2007
KONU: ÇED Yönetmeliği Uygulamaları.
GENELGE
(2007 / 1)
Bilindiği üzere; 2872 sayılı Çevre Kanunu; 13/5/2006 tarihli ve 26167 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı "Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" la değiştirilmiştir.
26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı "Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un Geçici 3. maddesinde "Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hükümlerine tâbi olduğu halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerden, halihazırda yer seçimi uygun olanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ilgili yönetmelikler çerçevesinde gerekli yükümlülüklerini yerine getirdiklerini gösterir çevresel durum değerlendirme raporunu hazırlayarak Bakanlığa sunar. İlgili yönetmeliklerde belirlenen şartları sağlayanlar başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde karara bağlanır.
Çevresel durum değerlendirme raporunu altı ay içinde Bakanlığa sunmayan ya da raporun Bakanlığa sunulmasından itibaren altı ay içerisinde gerekli çevre koruma önlemlerini almayan faaliyetler Bakanlıkça süre verilmeksizin durdurulur." hükmü gereğince uygulamada birlikteliğin sağlanması amacıyla 19.06.2006 tarih ve B.18.0.ÇED.0.02.03.01/4620 sayılı Genelge yayınlanmış olup bu kapsamda ÇED Yönetmeliğine tabi olduğu halde yükümlülüklerini yerine getirmeyen faaliyetlerin 13.11.2006 tarihine kadar gerekli ÇED prosedürünü yerine getirmeleri için yer seçim uygunluk kararlarının ivedilikle alınmasının sağlanması hususunda Valiliklerimiz talimatlandırılmıştır.
Bu süre içerisinde Çevresel Durum Değerlendirme Raporunu Bakanlığımıza sunamamış ve ÇED Yönetmeliğine tabi olduğu halde yönetmelik hükümlerini yerine getirmemiş faaliyetlerin anılan kanunun Madde 15 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/12 md.) "Çevresel Etki Değerlendirmesi incelemesi yapılmaksızın başlanan faaliyetler Bakanlıkça, proje tanıtım dosyası hazırlanmaksızın başlanan faaliyetler ise mahallin en büyük mülkî amiri tarafından süre verilmeksizin durdurulur" hükmü gereğince durdurulması, ÇED Gerekli Değildir veya ÇED Olumlu Kararı alınmadıkça faaliyete izin verilmemesi gerekmektedir.
Diğer taraftan Kanunun yürürlüğe girdiği 13.05.2006 tarihinden sonra Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecine başlamadan veya bu süreci tamamlamadan inşaata başladığı ya da faaliyete geçtiği tespit edilen yatırımlara anılan Kanunun ilgili hükümlerinin uygulanması hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.
Osman PEPE
Bakan
Odamızca, Mobil Santraller ve Çevresel Etkileri konusunda, siyasi iktidarlar tarafından yanlış yönlendirilen kamuoyunu bu noktada bilgilendirmek ve hafızaları tazelemek amacıyla tarafımızca hazırlanan aşağıdaki rapor kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır:
YÜZER – GEZER (MOBİL) SANTRALLER ve ÇEVRE
Mobil santraller, Gezer ve Yüzer tipte olabilen, termik santral sınıfına giren santrallerdir. Normal sabit elektrik santrallerinden tek farkı, kolaylıkla taşınabilmeleri ve kısa sürede işletmeye alınabilmeleridir.
Gezer tip mobil santraller bir veya birkaç treyler üzerine tesis edilmiş dizel-jeneratör grupları veya ufak gaz türbinlerinden ibarettirler. Bu santraller, adından da anlaşıldığı gibi ihtiyaç duyulan yerlere treylerle nakledilerek elektrik enerjisi üretirler. Treyler üzerine tesis edildiklerinden bu santrallerin kapasitesi treylerin taşıma kapasitesi ile sınırlıdır. Santrallerin yakıt ve su ihtiyacı yine treyler üzerinde bulunan depolama tanklarına kara tankerleri vasıtası ile taşınır. Gezer tip elektrik santrallerinin kapasiteleri maksimum 15-30 MW olmaktadır.
Yüzer tip mobil santraller ise, yine jeneratör veya kombine çevrim gruplarının büyük boyutlu sal veya gemiler üzerine tesis edilen türleridir. Dolayısı ile ihtiyaç duyulan yerlere deniz yolu ile nakledilerek yakıt ve su ihtiyacı yine deniz yolu veya karadan nakledilerek temin edilirler. Yüzer tip mobil santrallerin kapasitesi denizin barınak veya liman gibi korunabilen bir yerinde gemi üzerinde olduklarından 150-200 MW civarında olabilirler.
Mobil santraller, bize dayatıldığı gibi devamlı elektrik üretimde kullanılmasının ötesinde, doğal afet gibi hayati önem arz eden olağanüstü durumlarda, olimpiyat vb. büyük organizasyonlarda herhangi bir elektrik kesintisinde devreye girebilmesi için ilgili yöreye/alana geçici olarak elektrik enerjisi sağlanmak amacıyla kullanılırlar. Yani, mobil santraller "ACİL DURUM SANTRALLERİ"dir. Bunun temel nedeni ise çevreye verdikleri yüksek tahribat ve birim maliyetlerinin çok yüksek olmasıdır. Ürettikleri elektrik enerjisi ekonomik olmasa da kısa süreli olarak istifade edileceğinden çözüm olarak düşünülürler.
Gezer ve Yüzer tip mobil santraller genelde motorin ile çalıştırılırlar. Ancak 6 numara fuel –oil ve doğal gazla da çalışabilirler. Ucuz olduğu gerekçesi ile 6 numara fuel - oil kullanılmaktadır.
Ülkemizde Mobil Santraller
Ülkemizde ilk gezer tip mobil santral 1970‘li yıllarda 1 MW gücünde motorin yakıtlı gaz turbo jeneratör ünitelerinden oluşmuş halde Kıbrıs ve Gökçeada da hizmet vermişlerdir.
Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde yaşanan terör olayları nedeniyle alınan tedbirler sonucu, bu bölgedeki şehir merkezi nüfusları önemli ölçüde artmış, bölgede artan elektrik enerjisini karşılamak üzere enerji nakil hatları tesis edilememiştir. Bu gerekçelerle elektrik enerjisine olan talep artışını karşılayabilmek için gezer tip mobil santraller gündeme getirilmiştir.
Bölgede ihaleleri ilk olarak 1998 yılında başlayan satraller, treyler yerine, beton temeller üzerine kısa sürede tesis edilebilen sabit tesislerdir.
Öncelikle Van, Hakkari, Silopi ve İdil‘de gündeme gelen mobil santraller, 2000 yılından itibaren Ankara, Siirt, Mardin ve Isparta‘da gündeme gelmiş, aynı tarihlerde bir yandan da Van, Hakkari, Silopi ve İdil santrallerinin kapasite artırımına karar verilmiştir. Yine aynı yıllarda, Kırıkkale‘de, Batman‘da, Finike‘ de ve Kastamonu - Cide‘de kurulması için ihaleler yapılmıştır.
Aynı yıl gündeme getirilen ancak ihaleleri iptal edilen yüzer santralar de vardır: Trabzon-Yomra, Trabzon- Çarşıbaşı, Giresun – Bulancak, Ordu-Ünye ve Mersin-Akkuyu.
Kamuoyunun yoğun tepkisi nedeniyle tesis edilemeyen ya da işletmeye alınamayan mobil santraller olmuştur.
Türkiye‘ de ihalesi yapılan ve işletmede olan gezer santrallerin tamamı dizel jeneratör gruplarından oluşmakta ve Ağır yakıt (6 numara fuel-oil) kullanılmaktadır.
Hukuki Açıdan Mobil Santraller
Ülkemizin enerji sektöründe uzun yıllardır yaşanan plansızlık ve yanlış politika tercihlerinin son halkası olarak gündeme gelen ve "mobil santral" adı altında çevre ve sağlık mevzuatlarını atlatarak işletilmek istenen termik santraller ülkemiz için, hem enerji sektörü hem de çevre ve halk sağlığı için yeni birer tehdit olarak ortaya çıkmışlardır.
Bu doğrultuda, 29 Eylül 2000 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 adet yeni yönetmelik ile, Çevre ve Sağlık bakanlıkları yönetmeliklerine ilaveler ve değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler ile mobil santrallerin 31 Aralık 2002 tarihine kadar tesislerine başlanması ve elektrik üretilmesi amaçlanarak, bu santrallerin enterkonnekte şebekeye bağlantısını sağlayacak enerji iletim hatları, santrallarda kullanılacak petrol, petrokimyasal ya da kimyasal ürün depoları ile limanlar, iskeleler ve rıhtımlara ilişkin faaliyetlerde ÇED raporu alınması koşulu 31 Aralık 2002 tarihine kadar kaldırılmıştır.
GSM Yönetmeliği‘ne yapılan geçici madde ilavesinde "…kurulacak yerin mevzuat açısından uygun olması, tesisten kaynaklanabilecek kişi, toplum ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek tüm etkenlerin ilgili mevzuatlar dahilinde bertaraf edilmiş olması …" şartıyla bu santrallerin kurulabileceği belirtilmektedir. Bu hususu diğer yönetmeliklerin bertarafı olarak anlayan bürokratlar, ilgili yönetmeliklerde insan ve çevre sağlığı için konulmuş olan maddeleri geçici olarak iptal etmişlerdir. Bu kontröllerin sağlanmasındaki en etkili mekanizma ÇED Yönetmeliği‘dir. ÇED mantığı, bugünkü uygulaması içerisinde - eksiklikleri olmasına rağmen - temelde bu tanımlar üzerinde oturmaktadır. Yani Çevresel Etki Değerlendirmesi ile; planlanan herhangi bir faaliyetin olumlu/olumsuz tüm çevre etkileri değerlendirilerek, olası olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi sağlanmaktadır.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, hiçbir tarafın görüşü alınmadan ve bilimsel bir temele dayanmayan yönetmelik değişikliklerinin iptaline yönelik Danıştay Başkanlığına 28.11.2000 tarihinde dava açmıştır.
Danıştay 10. Dairesi, 27.02.2002 tarih ve 2002/505 nolu kararıyla Gayri Sıhhi Müesseseler (GSM) Yönetmeliği‘nde değişiklik yapılması hakkında Yönetmeliği oy çokluğuyla,
Danıştay 6. Dairesi, 26.06.2002 tarih ve 2002/3682 nolu kararıyla Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği‘ne geçici madde eklenmesine ilişkin Yönetmeliği oybirliğiyle,
Danıştay 6. Dairesi, 26.06.2002 tarih ve 2002/3684 nolu kararıyla Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği‘nde değişiklik yapılması hakkında Yönetmeliği oybirliğiyle,
Danıştay 6. Dairesi, 26.06.2002 tarih ve 2002/3683 nolu kararıyla Hava Kirliliğinin Korunması Yönetmeliği‘nde değişiklik yapılması hakkında Yönetmeliği oybirliğiyle iptal etmiştir.
Ancak Çevre Bakanlığı, 6 Haziran 2002 tarihinde yeni ÇED Yönetmeliği‘ne Mobil Santrallerle ilgili muafiyeti aşağıda verildiği şekilde aynen yansıtmıştır.
"Geçici Madde 6- Mobil ve yüzer elektrik santralleri ve bu santrallerin enterkonnekte şebekeye bağlantısını sağlayacak enerji iletim hatları, santrallerde kullanılacak petrol, petrokimyasal veya kimyasal ürün depoları ile limanlar, iskeleler ve rıhtımlara ilişkin faaliyetlere 31/12/2002 tarihine kadar bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz."
Diğer taraftan, Danıştay 6. Dairesi yeni ÇED Yönetmeliğini de dikkate alarak uygulamayı tamamen İPTAL etmiştir.
Danıştay Savcısının şu tespiti ise çok önemlidir: "Diğer yandan, insan ve çevre sağlığı yanında maliyet itibariyle santrallerde kullanılacak yakıtın dışarıdan ithal edilmesi nedeniyle maliyeti fazla olan enerji yatırımına yönelinmesi de KAMU YARARI yönünden sakıncalıdır."
1982 Anayasa‘sının 56. Maddesi‘nde "Sağlık ve Çevrenin Korunması" başlığı altında "Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir" hükmü yer almaktadır. Yapılan yönetmelik değişiklikleri Anayasa‘nın 56. maddesine aykırıdır.
Yine Anayasa‘nın 138/4 maddesinde; ‘‘Yasama ve Yürütme Organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez‘‘ denilmektedir. Gelinen aşamada; Ülkemizde inşaası devam eden tüm Mobil Santraller, yörenin en büyük mülki amiri tarafından durdurulmalı ve yönetmelik değişiklikleri ile askıya alınan başta ÇED mevzuatı olmak üzere tüm mevzuatlar yerine getirilmelidir.
6 numaralı fueloil bir petrol rafinerisi atığıdır. Çevre Bakanlığı 11 Ağustos 1983 tarih ve 18132 sayılı ve 24 Mayıs 1993 tarih ve 3401 sayılı Genelgeleri ile 6 numaralı fueloil kullanımının engellenmesini istemektedir. Ancak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) ‘nın 6 numaralı fueloil ile çalışan, tekniğine aykırı olarak mobil santral adı ile adlandırdığı santralları çözüm olarak sunması düşündürücüdür.
Türkiye‘nin Mobil Santrallere İhtiyacı Yoktur
Bugün, enerji sektöründe kamu hizmeti anlayışının terk edilerek, merkezi bütünsel yapının parçalandığı, sektörde yaşanan özelleştirmelerin bir sonucu olarak da enerji alanının bilinmeze sürüklendiği bir dönemi yaşıyoruz.
Bütün bu uygulamaların, başından itibaren ulusal ihtiyaçlardan kaynaklı yeni düzenlemeler olmadığı, enerji sektörünün, niyet mektuplarıyla tanımlanan ve IMF denetiminde uygulanan yapısal bir değişim sürecine girdiğini bilinmektedir.
Ülkemizde 1980‘lerle birlikte merkezi planlama ve kamusal ihtiyaçlara göre enerji politikası oluşturma anlayışı terk edilerek, enerji alanının piyasanın insafına bırakılması hedeflenmiştir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın, 1980‘lerden itibaren yaptığı talep tahminlerinin hiçbirisi tutmamış, yüzde 50‘leri aşan sapmalar yaşanmıştır. Bunun en yalın örneği, geçmişte abartılı talep tahminleriyle yapılan alım garantili doğalgaz anlaşmaları sonucu kamunun milyarlarca dolar zarara uğratılmış olmasıdır. Türkiye‘nin halihazırda SANAYİLEŞME, ENERJİ ve ÇEVRE politikası, dolayısıyla bu alanlarda bir planlaması yoktur.
Ayrıca ülke ekonomimizin istikrarsız ve dış etkilere açık olması nedeniyle gelişmiş ülkelerde uygulanan talep tahminlerinin model alınması da her zaman yanıltıcı olmaktadır. Oysa yıllardır TMMOB‘nin ve Elektrik Mühendisleri Odası‘nın talep tahminleri ufak sapmalarla devamlı doğru çıkmıştır. Bu tahminlere bakılırsa ve ülkemizin öz kaynakları doğru ve planlı bir şekilde kullanılırsa 2030 yılında dahi elektrik enerjisi talebi karşılanacak düzeydedir. Öz kaynaklar açısından potansiyelimiz; hidrolik, kömür, rüzgar, jeotermal, güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları dikkate alındığında 482 ile 569 milyar kilovatsaattir.
Diğer taraftan ülkemizde enerji alanında kayıp kaçak oranının resmi rakamlara göre yüzde %28, bazı bölgelerde (güneydoğuda ) %70‘i bulduğu da başka bir gerçeklik olarak bilinmektedir.
Bugün gelinen durumda ise, sektörde yaşanan özelleştirmelerin gerekçesi olarak yıllardır yapılan abartılı talep tahminlerinin neticesinde elektrik enerjisinde bir üretim fazlalığının oluştuğu artık bütün kesimler tarafından kabul edilmektedir.
2005 2010 2015 2020
Enerji Bakanlığı Talep Tahminleri 197 294 432 570
(milyar kwh)
Elektrik Mühendisleri Odası 171 224 275 310
Talep Tahminleri
(milyar kwh)
0
Sonuç olarak, yapılan tahminler de göz önünde bulundurularak, acil elektrik ihtiyacının karşılanmasına yönelik kuruldukları dile getirilen Yüzer-Gezer (Mobil) santrallere ülkemizin ihtiyacı bulunmamaktadır.
Mobil Santrallare Mahkum Değiliz
Enerji sektöründe özellikle de son yıllarda çok başlılık ve yönetim krizi yaşanmakta, son çıkarılan yasa ve yönetmeliklerle sektör üzerindeki kamu denetimi ve merkezi planlama ortadan kaldırılmakta, sektör tamamen sermaye gruplarının kar alanına dönüştürülmektedir.
Bir yandan yerli enerji kaynaklarının yetersizliği abartılarak gündeme getirlmekte diğer taraftan yapay enerji krizleri yaratılmakta böylece sermayenin çıkarlarına uygun olarak kimi zaman nükleer santraller, kimi zaman mobil santraller parçacı bilimsellikten uzak çözümler olarak ülkeye dayatılmaktadır.
Oysa yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızın verimli kullanılmadığı ise ortadadır: Ülkemiz, hidrolik potansiyelinin % 30‘unu, kömürünün % 20‘sini, jeotermal potansiyelinin % 3‘ünü kullanmaktadır. Yenilenebilir enerji potansiyelinin ise (güneş, Sugücü, rüzgar, jeotermal ve biyokütle) ise çok azı değerlendirilmektedir.
Mobil Santraller ve Çevresel Etkileri
Ülkemizde kurulan/kurulması planlanan dizel jeneratörlü santraller, öncelikle yapılanmaları ve kapasiteleri itibariyle kesinlikle mobil santral niteliğinde değildirler ve kalıcı sabit santrallerdir. Bu santrallerin tamamında, diğer yakıtlara oranla ucuz olması nedeniyle 6 Numaralı Fuel Oil kullanılmaktadır. Tüpraş rafinerilerinde üretilen 6 Numaralı Fuel Oil % 3 – 4 civarında kükürt içermektedir. Bu yakıtın öncelikle Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından tüm illerin Mahalli Çevre Kurulları tarafından kullanımı çevresel kirliliği açısından yasaklanmış ve/veya belli izinlere tabi tutularak sınırlandırılmıştır.
Çünkü 6 numaralı Fuel-oil yakıtı çok uzun sürede ayrışmakta, yüksek SO2 ve NOx gazları içermekte, deniz ekosisteminden arındırılması zor ve canlı yaşamına zarar vermektedir.
Bu tesislerde kullanılan 6 Numaralı Fuel-Oil için Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği‘nde belirtilen kükürtdioksit (SO2) emisyon sınır değeri 1700 mg/Nm3‘tür. Ancak bu santraller tarafından atılacak olan baca gazındaki SO2 konsantrasyonu 5000 mg/Nm3‘ten büyük olacaktır. NO2 emisyonları için de durum çok farklı değildir. Yönetmelikte belirtilen sınır değer 800 mg/Nm3 iken, tesisten kaynaklanacak olan baca gazındaki konsantrasyon 2500 mg/Nm3 değerinden daha yüksek olacaktır. Bu durumda, çevresel etkileri değerlendirmeden, böyle bir tesisin yapılması geri dönüşü olmayan onarılamaz hasarlara neden olacaktır.
Atmosfere salınan kükürtdioksit gazı, asit yağmurlarına neden olmaktadır. Bu durum, çevre ve insan sağlığı ve ekolojik yaşam açısından son derece olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. İnsan sağlığı açısından, SO2 ve H2SO4 ve SO4 tuzları solunum sistemini tahriş etmekte ve bronşit ve astım gibi kronik hastalıkların oluşumuna yol açmaktadır.
NO2 ise akciğerdeki alveollerde iritasyona yol açmaktadır. NO ise, kandaki hemoglobinle birleşerek kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltmaktadır. Ayrıca NOx gazları diğer ikincil hava kirleticileriyle birleştiğinde, kanserojen etkilere neden olmaktadır.
Samsun‘da İşletilecek Mobil Santraların Olumsuz Çevresel Etkileri
Samsun‘un bir tarım ovası olduğu, Samsun‘a içme suyu temin eden Çakmak Barajı ve arıtma tesislerinin çok yakın mesafede olduğu unutulmamalıdır. Zira ekolojik yaşam ve çevre ve insan sağlığı büyük tehdit altında kalacaktır.
Samsun Büyükşehir Belediyesi mücavir alan sınırlarının genişletilmesi de göz önüne alınırsa Şehir merkezinde, meskun mahallin içinde, 6 numaralı fueloil ile çalışan bir santral olacaktır. Gelişmiş ülkelerde meskun mahallin çok uzaklarında ancak 2 numara fueloil ile çalışan santrallar vardır. Bu nedenle iddia edildiği gibi dünyada geri kalmış ülkelerin dışında 6 numaralı fueloil ile çalışan santral mevcut değildir.
Yakıt olarak kullanılacak 6 nolu fueloilin kalorifer yakıtı olarak bile kullanılması yasaktır. TÜPRAŞ tarafından üretilen fueloilde % 3-4 kükürt bulunmaktadır. İnsan ve çevre sağlığını olumsuz etkileyen kükürtdioksit ve azotdioksit; santrallardan çıkan egzoz gazında, belirlenen emisyon değerlerinin çok üzerindedir.
Ne yazık ki Samsun‘a zehir kusacak bu mobil santral, diğer yörelerde kurulması düşünülen mobil santrallar gibi çevre mevzuatına göre istenilmesi gereken ÇED‘den muaf tutulmuştur.
Mobil Santrallerin yapımı için ÇED Yönetmeliği‘nin devreden çıkartılması, Türkiye‘nin enerji/çevre ilişkileri konusundaki ulusal ve uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki durumunu göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir.
Tarıma, çevre ve insan sağlığına vereceği zarar ile de, bölgenin ekonomisini kalkındırmak yerine nüfusun göç vermesine, tarımın gerilemesine neden olacaktır.
Fuel-Oil Nedir? Yanma Sırasında Hangi Emisyonlar Oluşur?
Fuel-oilin iki cinsi olan damıtılmış ve atık yağlar, yakma kaynağı olarak kullanılmaktadır. Bu yağlar derecelerine göre ayrılmaktadır; 1 ve 2 numaralı fuel-oil damıtılmış yağlar; 5 ve 6 numaralı artık yağlar ve 4 numaralı fuel-oil ise damıtılmış veya artık yağ karışımıdır. Damıtılmış yağlar, artık yağlardan daha çok uçucu ve daha az viskozdur. Damıtılmış yağların önemsiz derecede azot ve kül içerikleri vardır ve genellikle % 0,3 den daha az (ağırlıkça) sülfür içerir. Damıtılmış yağlar daha çok evsel ve küçük ticari uygulamalarda kullanılmakta olup gaz yağı ve dizel yakıtlarını içermektedir. Damıtılmış yağlardan daha viskoz ve daha az uçucu olan ağır artık yağların (5 ve 6 Numaralı) kolay kullanılması için ısıtılmaya ihtiyaç duyulur. Çünkü artık yağlar, ham petrolden hafif kısımları (gaz, gaz yağı ve damıtılmış petrol) ayrılmış olan geride kalan kalıntılardan üretilmektedir, belirli oranlarda kül, azot ve sülfür içermektedir. Artık petrolleri, başlıca kamu kuruluşları, endüstri ve daha büyük ticari uygulamalarda izne bağlı olarak kullanılmaktadır.
Yanma Sırasında Oluşan Emisyonlar
Fuel-oil yanmasından dolayı oluşan emisyonlar, yakıtın sınıfına ve karışımına, kazanın tipine ve büyüklüğüne, ateşleme ve uygulamalarına, cihazların korunmasına bağlıdır. Çünkü damıtılmış ve artık petrollerin yanma karakteristikleri farklıdır, yanmalarıyla önemli farklı emisyonlar üretilmektedir. Genelde kriter olan ve olmayan kirletici emisyonları, kontrol edilemeyen yanmadan kaynaklanmaktadır. Kontrol edilemeyen kaynaklar, Hava Kirliliği Kontrol cihazı veya emisyon kontrolü için dizayn edilmiş diğer yanma modifikasyonları kullanılmaksızın oluşur.
Fuel-oilin yanması esnasında oluşan başlıca emisyonlar partikül madde emisyonları, kükürt oksit emisyonları, azot oksit emisyonları, karbonmonoksit emisyonları, organik bileşikleri, iz element emisyonları ve sera gazlarıdır.
Emisyonların İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri
Fosil kökenli yakıt kullanan enerji üretim tesislerinden kaynaklanan hava kirliliğinin "İnsan Sağlığına Etkileri" aşağıdaki başlıklar altında toplanmaktadır:
1. Akciğer Kanseri
2. Bronşit
3. Kronel Bronşit
4. Raşitizm
5. Eklem Romatizması
6. Kalp Hastalıkları
7. Göz Yanmaları
8. Nefes Darlığı
9. Çeşitli tozların vücuttaki birikiminden doğan iştahsızlık, vücudun direncinin zayıflaması
10. Hava kirliliğine bağlı olarak; suç işleme oranında artış, sinirlilik, ruhsal bozukluklar vb.
11. Romatizma
12. Kan zehirlenmesi
13. Hamile kadınlar için düşük riski
14. Deri dokusu üzerindeki olumsuz etkileri, deri solunumunu önlemesi


