DÜNYA GIDA GÜNÜ SEMPOZYUMU ÜÇ ODAMIZ BİRLİKTELİĞİNDE 14-15 EKİMDE GERÇEKLEŞTİ
Dünya Gıda Günü Sempozyumu, TMMOB Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odalarınca ortaklaşa olarak 14-15 Ekim 2005 tarihinde Ankara'da gerçekleştirildi.
Sempozyum açılışında sırasıyla R.Petek ATAMAN (Gıda Mühendisleri Odası Başkanı), Ereli ÖZBOZKURT (Kimya Mühendisleri Odası Başkanı), Gökhan GÜNAYDIN (Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı), Mehmet SOĞANCI (TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı), Abdellatif TABET(FAO Türkiye Temsilcisi) tarafından gerçekleştirildi.
Etkinlikte, Tüketicinin Gıdaya Ulaşma ve Bilgilenme Hakkı, Tarım ve Kültürlerarası Diyalog, Gıda Sektörünün Sorunları, Gıda Üretiminde Yeni Eğilimler, İzlenebilirlik başlıklı dört oturumda 16 bildiri sunuldu. Ayrıca etkinlik kapsamında; "Uluslararası Anlaşmalar Çerçevesinde Türk Gıda Sektörü" ile "Gıda Denetimleri" başlıklı iki panel gerçekleştirildi.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı sempozyum açılışında yaptığı konuşmada şunları da söyledi:
Birliğimize bağlı üç odamız Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası, 2005 yılı Dünya Gıda Günü‘nü, birlikte düzenledikleri bu Sempozyum ile kutlayacaklar.
Bugün ve yarın gerçekleştirilecek olan oturumlarda; Oda yöneticileri, uzmanlar, bilim insanları, kamu bürokratları ve siyasetçiler konuyu derinliğine işleyecekler.
Aslında bir kutlama değildir bu etkinlikler, anlamlı birer uyarıdırlar. Tıpkı her 16 Ekim Dünya Gıda Günü‘nde yaptığımız diğer etkinliklerde olduğu gibi. Her an, bilimi toplumla buluşturmaya yönelik olarak gerçekleştirdiğimiz diğer etkinliklerimizde olduğu gibi.
Çünkü; her dönem olduğu gibi bu dönemde de meslek alanları ile ilgili her konuda bilgiyi biriktirmeyi, bilgiyi kamuoyu ile paylaşmayı, ülke sorunlarını tespit etmeyi, çözüm yolları önermeyi ana çalışma alanlarından biri olarak gören TMMOB ve bağlı Odaları; toplumdan soyutlanmış seçkin mühendis ve mimarların örgütü değil, aksine toplumun içinde yer alan, onun bir parçası olarak toplumla etkileşim içinde bulunan bir meslek örgütüdür. Ve bu örgüt, DPT‘nin belirlemelerine göre Türkiye‘de nüfusun %15‘inin günlük 1 doların, %38‘inin ise 1.5 doların altında kalan gelir düzeyi ile yoksulluk içinde yaşadığını, insanlarımızın %20‘sinin yeterli gıdaya ulaşamadığını ve %8.5‘unun ise açlık sınırında yaşadığını bilmektedir ve bu yanlışa "dur" denilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Temsili demokrasi alanının daraltılması ve biçimsel uygulamalar yerine, birlikte düşünme, birlikte üretme ve birlikte yönetme mekanizmalarını güçlendirici çabaları yaşama geçiren bir örgüt olan TMMOB bünyesinde; meslek örgütü kavramını, demokratik kitle örgütü özelliğinin önüne çıkartarak, meslekçi eğilimleri güçlendiren anlayışların aksine, mesleki-demokratik kitle örgütü anlayışlarını yaşama geçiren Gıda Mühendisleri Odamız, Kimya Mühendisleri Odamız ve Ziraat Mühendisleri Odamız, son dönemlerde takdir edilmesi gereken, örnek olacak çalışmaları birlikte sürdürmektedirler.
Birlikte düşünme, birlikte üretme ve birlikte yönetme mekanizmalarını yaşama geçiren uygulamalardan biri, Odalarımızın bugün birlikte düzenledikleri Dünya Gıda Günü 2005 Sempozyumu‘dur. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Birliktelik anlayışları gereği yapılan bir başka uygulama da, Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odalarımızın gıda sektörüyle ilgili "Sorumlu Yöneticilik" uygulamalarına yönelik olarak 2005 yılında bir Protokol imzalaması ve alanı birlikte düzenleme kararı almasıdır.
Bu süreçte kuşkusuz Odalarımızla birlikte TMMOB‘nin çalışma tarzının da etkisi vardır. Bilindiği üzere, Birliğin bu dönem Çalışma Programı‘nda yer aldığı şekliyle; 5179 sayılı Kanun ve bu Kanuna bağlı olarak çıkarılacak yönetmelikler üzerine çalışma yapılması, gıda güvenliği anlayışının yerleştirilmesi, bilimselliğin sağlanması, mevcut aksayan denetim ve üretim sisteminde konu ile ilgili eğitim almış mühendislerin katkılarının artırılması ve konu ile ilgili olarak Odalar arası işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla; Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası temsilcilerinden oluşan "Gıda Politikaları Çalışma Grubu" kuruldu.
TMMOB; etkin çalışan ve üreten Gıda Politikaları Çalışma Grubu‘nun tespit ve önerilerini, 2004 yılı Dünya Gıda Günü‘nde, "16 Ekim Dünya Gıda Günü Kutlu Olsun! Bu Gün Gıda Güvenliği Denetiminin Tek Elde Toplanacağı Bir Sistemin Hayata Geçirilmesi Talebimizi Yineliyoruz." başlıklı Basın Açıklaması ile kamuoyuna duyurdu. Süreç içinde yanlışlar düzelmedi. Odalarımız, birlikte ya da tek başlarına uyarı ve kamuoyunu doğru bilgilendirme görevlerini yerine getirmeye devam ettiler.
Tarım ürünlerinin insan ve hayvan gıdasının temelini oluşturması nedeniyle stratejik önem taşıması ve bu nedenle de ulusal bağımsızlığı belirleyen sektörlerin başında gelmesi gerçeğini bilerek, toplumsal sorumluluğumuz gereği susmadık.
Sevgili Oda Yönetim Kurulu Başkanlarının açılıştaki sözleri ve etkinlik süresince söylenecekler bizim sözlerimizdir. Bu etkinlik süresince de, bu salondan kamuoyunu ve karar vericileri uyarmaya devam edeceğiz.
Neden? Çünkü; dünyayı, ülkeyi ve yaşamı tanıyan, anlayan ve ona göre politikalar üreterek yaşama geçiren bir çalışma anlayışı içerisinde olan TMMOB ve bağlı Odalarımız olarak biliyoruz ki;
Türkiye, önemli sayılabilecek tarımsal potansiyeline karşın, son çeyrek yüzyılda uygulanan neoliberal politikalar sonucunda tarımda dışalımcı konumuna düşürülmüştür. Tarımsal üretimdeki artış hızı nüfus artış hızının gerisinde kalmakta ve dolayısıyla gıda açığı giderek büyümektedir. Kapitalist üretim biçimlerinin "çevresel değerleri bir girdi olarak gören anlayışı", tarım alanlarının amaç dışı kullanımı ve kirlenmenin yok edici etkileri, biyo çeşitliliği tehdit eder duruma gelmiştir. Gıda güvenliğinin öneminin her geçen gün yaşanan olaylarla gözler önüne serildiği günümüzde, gıda üretimi ve denetimi konusunda kamuda yaşanan çok başlılık sorunu, uluslararası yükümlülükler de göz ardı edilerek, çözülmemektedir. Kamu yönetiminin, sektörde çalışan işyerlerinin karlılığını, kamu yararına ve bilimsel gerçeklere tercih eden yaklaşımlarının faturası daima ağır olmuştur ve de olacaktır. Tarladan sofraya güvenli gıda üretimi esasına dayalı olarak, risk analizi ve izlenebilirlik gibi araçlar henüz yeterince uygulamaya sokulamamıştır. Kuralsız piyasa koşullarının, halk sağlığı açısından ne derecede vahim sonuçlar doğurabildiğine ilişkin acı örnekler ortada iken, ülke çapında birçok kayıt dışı işyeri ve işletmede her türlü denetimden uzak üretimde bulunulmaktadır. "Gıdada iç piyasa denetimleri"; bütçe yetersizlikleri, teknik altyapı noksanlığı, personel açığı ve organizasyon yetersizliği nedenleriyle, gereğince yerine getirilememektedir. Gümrük kapılarında teknik donanım, personel ve alan sıkıntıları nedeniyle gerekli kontrollerin yapılamaması sonucu kaçak giriş ve kaçakçılık devam etmektedir. Bütçe açıklarını dolaylı vergilerle kapatmayı görev bilenlerin bu tercihleri, halkımızın yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşmasını engellemektedir.
Avrupa Birliği ile Türkiye arasında tam üyeliğe yönelik gerçekleştirilecek görüşmelerde, tarım ve gıda sektörünü doğrudan ilgilendiren üç dosya var. Görüşmelerde "Tarım ve kırsal kalkınma", "gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı" ile "balıkçılık" müzakerelerinde çok sancılı bir süreç yaşanacaktır. TMMOB, bu konularla birlikte, mevcut 35 konu başlığı hakkında da görüşlerini kamuoyu ile paylaşacak ve müzakere sürecini yakından izleyecek ve kendi meslek alanlarını ilgilendiren konularda süreci bir mücadele sürecine dönüştürecektir. Bu çalışmayı ise, kuşkusuz buradaki arkadaşlarımızla, sizlerle birlikte gerçekleştireceğiz.
Bitirirken, "Yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğunu savunduğunuzu, kişinin hak ve özgürlüklerden yararlanabilmesinin fiziki varlığını sürdürebilmesine bağlı olduğunu söylediğinizi ve gıdayı öncelikle bu anlamda değerlendirdiğinizi bilerek", hepinize saygılar sunuyorum.
DÜNYA GIDA GÜNÜ 2005 SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ
Tarım ve gıda sanayi, tüm ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de stratejik öneme sahip bir sektördür. "Tarladan sofraya gıda güvenliği" kavramı çerçevesinde, konu gerek üretici ve sanayici, gerekse tüketiciler açısından büyük önem taşımaktadır.
Ancak gıda sanayii, çok sayıda küçük işletmenin var olması, tarımsal üretici veya işleyici örgütleri, tüketici örgütleri gibi sivil örgütlenme yetersizliği, kayıt dışılık nedeniyle izlenebilirliğin sağlanamaması, denetim mekanizmasının yetersizliği, yetki kargaşası ve nitelikli eleman eksikliği gibi birçok sıkıntı ile karşı karşıyadır. Sempozyum süresince tartışılan konularda saptanan sorunların çözüme ulaşması ve sektörden beklenen gelişmelerin sağlanabilmesi için başlıca öneriler aşağıdadır:
- 5179 sayılı yasanın yeniden düzenlenmesi sürecinde;
konularında ilgili meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ile halkın karar alma ve uygulama sürecine daha aktif bir şekilde katılımını sağlayacak bir anlayışın hakim kılınması gerekir. Bu kapsamda; özellikle son dönemde belediyeler ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı arasında ortaya çıkan yetki kargaşası bitirilmeli ve tüm yetki ve görevler, taşra teşkilatı da olan merkezi bir örgütte toplanmalıdır.
- Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan "Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı", Odalarımızın; GDO‘ların insan, bitki ve hayvan sağlığına ve biyolojik çeşitliliğimize zarar vereceği, tarımda dışa bağımlılığa neden olacağı ve gıda güvencemizi tehdit edeceği yönündeki görüş ve çekinceleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.
- Bakanlığın yeniden yapılandırılması çalışmalarında kamu yararı ile kamu hizmeti arasındaki bağı kesmeyen bir ilkesellik içerisinde, katılımcılık anlayışına uygun bir şekilde çalışmalar yürütülmeli ve bu doğrultuda bir yapı kurulmalıdır.
- Tüketici, gıda konusunda doğru bilgilendirilmeli, Bakanlığın alt çalışma gruplarında tüketiciyi temsil eden sivil toplum örgütleri de yer almalıdır.
- Medyanın gıda konusunda tüketiciyi doğru yönlendirmesi, konu uzmanlarının görüşlerini yansıtması sağlanmalıdır. Bilimsel temeli olmayan, tüketiciyi yanlış yönlendiren haberlerden kaçınılmalıdır.
- Tarım Sektörü; alt yapı sorunları, girdi maliyetlerinin yüksekliği ve tarıma verilen sübvansiyonların düşüklüğü nedenleriyle üretim maliyetlerinin yüksek olması sonucunda AB ile rekabet edebilecek seviyede değildir. Bu koşullarda tarımsal ürünlerin AB ile serbest dolaşım kapsamı dahiline alınması, Türk tarımının geri dönülmez ölçüde tahribine yol açacaktır.
- Sürdürülmekte olan AB ve DTÖ süreci, tarım ve gıda sektörünün orta - uzun dönemdeki yapısı üzerinde temel belirleyici bir rol oynayacaktır. DTÖ sürecinde gelişmiş ülkelerce önerilen "liberalizasyon" süreci, eşit olmayanlar arasında adaletsiz bir rekabet ortamını hedeflemektedir. AB ise genişleme süreçlerine fon sağlamamakta, tarıma ve serbest dolaşıma kalıcı derogasyonlar getirerek, Türkiye‘yi kendi aşkın üretim kapasitesi için Pazar haline getirmeye çalışmaktadır. Bu sonucun önüne geçebilmek için, gelişmiş ülkelerce yıllardır uygulandığı üzere, ülkemizde de altyapı sorunlarının çözümü ile üretim maliyetlerinin düşürülmesi için tarım sektörüne yılda en az 10 milyar dolar kaynak transferi zorunludur.
- Kayıt dışılık tüm yetkili kurumların işbirliği ile engellenmeli, gıda işletmelerinin tümü kayıt altına alınmalı, gıda denetimlerinde "çiftlikten sofraya gıda güvenliği" ilkesi hayata geçirilmelidir.
-Gıda denetiminde yetkili Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘na, sorumluluğunu yürütebilecek düzeyde eleman alınmalı, denetim ve kontrole yönelik altyapı eksiklikleri giderilmelidir.


