HKMO: HAYALLER VE GERÇEKLERLE SEÇİME GİDERKEN...
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, 10 Haziran 2011 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.
HAYALLER VE GERÇEKLERLE SEÇİME GİDERKEN...
Türkiye, geleceğini belirleyecek önemde bir seçime gitmektedir. Seçim öncesinde, bu ülkenin mühendisleri ve duyarlı yurttaşları olarak, dokuz yıldır ülkeyi yöneten siyasal iktidarı, onun ekonomi karnesini, demokrasi, eşitlik ve özgürlük anlayışını ve insana verdiği önemi sorgulamak gerekmektedir. Çünkü bu değerleri merkezine almayan bir yönetim "başarılı" sayılamaz.
Ekonomi
Türkiye‘nin gündemindeki başat sorun her zaman ekonomi olmuştur. Siyasal iktidarın dokuz yıllık döneminde ekonomi karnesi ne yazık ki olumlu değildir. 2002-2011 yılları arasında 4500‘e yakın ülke değerleri/varlıkları yaklaşık 40 milyar dolara satılarak "özelleştirme"de rekor kırıldı. Cumhuriyet tarihi boyunca halkın vergileriyle gerçekleştirilen kurumların önemli bir kısmı satıldı. Özelleştirmeler sonucunda varlıklarımızı alan yabancı şirketler karlarını dışarıya transfer etmeye başladılar. Bu artış son yıllarda rekor düzeye çıktı. 2011 yılında cari açığın verdiği ürküntü, yalnızca dünya ekonomisinin nabzını tutan Financial Times, The Economist gibi yayın organlarında "Türkiye fokur fokur kaynıyor" gibi deyimlerle dile getirilmekle kalmadı, ülkemiz işverenlerini bile rahatsız eden boyuta ulaştı. İthal girdilerin ihracat rakamını ikiye katlaması ve daha önemlisi ithalat yapmadan ihracat yapamaz durumda olmamız sorunun kronikleştiğini göstermeye başladı. Ülkemiz yabancı mal cenneti haline getirildi. Son sekiz yılda katlanarak artan dış borcun büyüklüğü ve tüketici kredilerinin oranı ulusal gelirin % 6‘sına dayanarak endişe verici boyuta ulaştı. Çalışma yaşamında, onlarca yıllık demokrasi mücadelesinde kazanılmış haklar tek tek yok edildi. Taşeronlaşmayla güvencesiz çalışma koşulları çalışma yaşamımızın temel özelliği haline getirildi. Kamunun özellikle yatırım, denetim ve işletme kalemleri gün geçtikçe azaltıldı.
1980 yılından bu yana uygulanan bu politikalar sonucu, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü‘nün (OECD) 2011 raporuna göre, söz konusu örgüte üye olan 34 ülke arasında Türkiye:
* İstihdam oranında sonuncu (% 44,3)
* İşsizlik oranında birinci (% 14,3)
* Zorunlu eğitime kişi başına yapılan yatırımda sonuncu (yıllık 1246 dolar)
* Bebek ölümlerinde birinci (binde 17)
* Ortalama yaşam süresinde sonuncu (73,6)
* Gelir eşitsizliğinde sondan üçüncü oldu.
Bugün ise siyasal iktidarın dokuz yıllık ekonomi politikalarıyla ekonomimiz yapısal olarak gücünü yitirdi. 12 Haziran Genel Seçimi sonrasında ekonomimizi sarsacak nitelikte bir ekonomik krizin patlayacağı endişesi tüm ülkeye hâkim oldu.
Özgürlükler ve Demokratikleşme
Ülkemizin demokratikleşme süreci bu dönemde dalgalı bir seyir izledi, bugün gelinen noktada ise bir arpa boyu yol alınmadığı ortaya çıktı. "Kürt Sorunu" gibi önemli bir sorun, "Alaturka" bir yöntemle çözülmeye çalışıldı. Sonrası ise hüsranla sonuçlanarak başlanılan noktaya dönüldü. 12 Eylül‘ün ürünü DGM‘ler bir kanunla kaldırıldı ama DGM yasaları CMK 250, 251, 252. maddelerine yerleştirilerek DGM‘leri başka bir isimle devam ettiren Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri kuruldu. İşkence yaparak bilgi almanın yerini "telefon ve ortam" dinlemeleri aldı. Anayasa Mahkemesi ve HSYK düzenlemeleri ile yargının bağımsızlığı tartışmalı hale geldi. Gözaltı ve cezaevlerindeki tutuklu sayısı iki kat arttı. Sayıları 60‘ı geçen gazeteci ve yazar, yayınlamadıkları kitaplar nedeniyle bile tutuklandı. "Medya" kuruluşları ekonomik ve siyasi baskılarla tek-tipleştirilmeye çalışıldı. YÖK‘ün baskısındaki üniversiteler "polis" ve "özel güvenlik birimleri" ile zapt-ü rapt altına alındı. Akademik ve bilimsel özgürlük ise "kadrolaşma" kıskacı altında "sermaye"nin çıkarlarıyla bütünleştirildi. Her türden muhalefet bastırıldı, eleştiri ve demokratik protestolara bile "tahammülsüz" haline gelindi. İşsizlik ve adaletsizliği protesto eden ve haklarını arayan emekçilere, parasız eğitim ve "adil" sınav sistemi isteyen öğrencilere, HES‘lere itiraz eden, doğa için yürüyenlere karşı "orantısız" güç kullanıldı. Bu süreçte Hopa örneğinde olduğu gibi, hayatını kaybedenler de oldu.
Dış politika ve Bölgemiz
Türkiye‘nin, komşularıyla "sıfır" sorun politikası, AB‘ye tam üyelik, "sorun çözücü" bir "Dünya/bölge gücü" olduğu söylemlerine karşın, yükselen "Arap isyanları" sonucu "demokratikleşme" tartışmaları ve Büyük Ortadoğu Projesi‘nin gündeme gelmesi, uluslararası güçlerin etkisi dışında dış politikada da Türkiye‘nin elinin güçlü olmadığı ve bağımsız hareket edemediğini gösterdi.
Mesleğimiz
Türkiye‘de genel olarak böyle bir tablo yaşanırken, özel olarak mühendis ve mimarlar, mesleğimizi yakından ilgilendiren önemli yasa ve yönetmeliklerdeki olumsuz değişikliklerin etkisi altında kaldı. Çıkarılan yasalarının büyük bir bölümü de harita mühendisi meslektaşlarımızın kazanılmış haklarını ve mesleki deneyimlerini aşındıran, zayıflatan yasalar oldu. Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Yerel Yönetimler Yasası, İl Özel İdareleri Yasası, Kamu Personel Yasası, Sosyal Güvenlik Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Kadastro Kanunu, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kanunu, Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun, İmar Kanunu, 2B Maddesi Kapsamında Yapılmak İstenen Düzenlemeler, Kıyı Kanunu, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, Kentsel Dönüşüm Alanlarına İlişkin Yasal Düzenlemeler ve TOKİ‘ye ilişkin düzenlemeler bunlardan bazıları. Bu yasal değişikliklerle, meslek alanlarımız piyasalaştırıldı ve mesleki deneyimlerimiz yok sayılmak istendi. "Demokrasi", "katılım", "şeffaflık", "bilgiye erişim", "hesap verebilirlik" gibi ideal kavramlarla kamusal alanın ve sosyal devletin tasfiyesi gizlenmeye çalışıldı. Bir zamanlar demokratikleşme anlamına gelen "yerelleşme", merkezi otoriteyi uluslar arası ajansların otoritesine bırakarak, uluslararası piyasalardan borçlanarak kamu hizmetlerinin özel sektöre devredilmesi anlayışına terk edildi.
Bilim, teknoloji, Ar-Ge, sanayi, çevre ve kentleşme politikalarının dinamik gücü olması gereken mühendisler özellikle son on yılda uygulanan politikalarla ikinci plana itilmiş, bazı alanlarda yetkiler uluslararası kuruluşlara açılmıştır. Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetleri kamu yararı anlayışıyla değil ranta ve ticarete göre yapılandırılmıştır.
Böyle bir görünümün, 1980‘den bu yana Türkiye ekonomisinin geçirdiği neo-liberal yapısal değişikliklerden kaynaklandığı bir gerçektir. Fakat 2002-2011 dönemi, bu değişim ve dönüşümün en katı şekilde uygulandığı bir süreç oldu.
Ne Bekliyoruz?
Bu gerçeklere ve yaşananlara karşı duyarsız kalamayacak her yurttaş gibi, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olarak, eşit, demokratik ve özgür bir Türkiye‘den yanayız.
Bunun için öncelikle ekonomik, toplumsal ve politik alanda emperyalizm ile bağların koparılarak, sanayide, tarımda, ticarette, yerüstü ve yeraltı kaynakların işletilmesinde yabancı tahakkümünden kurtularak, Türkiye‘nin "gerçek" anlamda ekonomik ve siyasi bağımsızlığının sağlanması gerekmektedir.
Siyasi alanda, toplumun her kesiminin ve her siyasi oluşumun eşit ve adil katılımını sağlayacak, demokratik temsiliyet için mevcut % 10 baraj sisteminin olmayacağı, düşünce ve basın özgürlüğünün sağlanacağı, güçler ayrımı ilkesi doğrultusunda yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığının korunacağı, tüm çalışanlar için sendikal ve grev haklarının tanınacağı "gerçek" bir demokrasiyi amaçlayan bir siyasal yaşam hâkim kılınmalıdır. Bunun için başta üniversitelerin özgür, bilimsel, parasız ve özerk olması sağlanmalı; üniversiteleri apolitikleştiren, baskılayan ve körelten yönetim anlayışına son verilmelidir.
Özelleştirmelerin durdurulduğu, kamu yararına, istihdam odaklı, çalışanların gelir dağılımını düzeltecek, işsizliği ortadan kaldıracak, refahı kitlesel olarak yayacak ilke ve araçları kapsayan planlama ve sanayileşme politikaları ile hareket edilmelidir. İthalat ve dış borçlarla dışa bağımlılığın yarattığı ve yaratacağı büyük sıkıntıların önlenmesi için, üretim temelli bir ekonomi öne çıkarılmalıdır. Bu süreçte üniversite, sanayi, meslek odaları ve sektör kuruluşlarına gereken önem verilmeli, bilim ve teknoloji esas alınmalıdır. Böyle bir kalkınma için, ekonomiyi sırtlayan emekçilerin iş güvencesi ve güvenliği sağlanmalı, çalışma koşulları "insanca" hale getirilmelidir. Ülke kalkınmasında en önemli mesleği icra eden mühendislerin geleceği için, Türkiye ekonomisinin ranta değil sanayileşme üzerine kurulması gerekmektedir. Ülkenin sanayileşmeye dönük ekonomi politikalarına neo-liberal politikalardan önce kamu iktisadının ağırlıkta olduğu yıllardaki gibi planlama doğrultusunda yönlendirilmesi ekonomimizi ve mesleğimizi güçlendirecektir.
Haklarımız, geleceğimiz, halkımız ve ülkemiz için önemli bir dönemi belirleyecek olan bu seçimde, harita ve kadastro mühendisleri, adil ve çağdaş bir Türkiye yaratmak için, dünyada ve ülkemizde yaşananlara seyirci kalmayan, olup bitenlerin bilincinde, sorgulayan ve konuşan bir toplumdan yanadır. Bu yolda, karanlığa karşı aydınlığı, savaşa karşı barışı, eşitsizliğe karşı adaleti, şiddete karşı kardeşliği, sömürüye karşı emeği savunmaya, "Başka bir Türkiye ve yeniden insan" için onurlu ve dik yürüyüşünü sürdürmeye devam edecektir.
Son olarak, seçime birkaç gün kala, siyasal iktidarın, "Kanun Hükmünde Kararname" yetkisini kullanarak Bakanlıkların yeniden yapılandırılması çerçevesinde hem özel yasalardan hem de Anayasadan gücünü alan "meslek odaları"na yönelik, ilgili anayasa maddesine aykırılığı çok açık olan bir düzenlemeye gitmek istemesi, demokrasi anlayışında her yönüyle yeni bir tartışma sürecinin başlayacağını göstermektedir.
Üyelerimize ve kamuoyuna duyurulur.
TMMOB
HARİTA ve KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI
HAZİRAN 2011


