HKMO: "İŞ KAZALARI: KÂRA FEDA EDİLEN İNSAN HAYATLARI"

15.10.2007

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 11 Ekim 2007 tarihinde bir basın açıklaması yaparak, Oda üyesi Gülseren Yurttaş'ın ölümüne sebebiyet veren iş kazasının yargı yoluyla takipçisi olacaklarını bildirdi.

Küresel kapitalizmin vahşi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilen insan yaşamı her geçen gün daha da değersiz kılınarak her alanda tehlike altına sokulmaktadır. Bu sonuçlardan birisi de "iş kazası" olarak bilinmektedir. Ülkemizde her yıl onlarca emekçi gerekli önlemler alınmadığı, uluslararası standartlara uyulmadığı için iş kazalarında yaşamlarını yitirmektedir.

Meslektaşımız Gülseren YURTTAŞ 27 Eylül 2007 tarihinde bir iş kazası sonucu yaşamını yitirdi. Sevgili Gülseren YURTTAŞ‘ın acısı hala yüreğimizi yakıyorken biliyoruz ki meslektaşımız iş kazasında ölen ne ilk kişiydi ne de gereken önlemler acilen alınmazsa son kişi olacak. Yakın zamanda Tuzla Tersanesi‘nde yaşanan ölümler bunun bir göstergesi değil midir ? Tuzla Tersanesi‘ndeki kazalar sonucu meydana gelen kayıplar Gülseren YURTTAŞ‘ın kaybını; onunki de daha başkalarınınkini işaret etmiyor mu ? Gereken önlemler alınmadığı takdirde Gülseren YURTTAŞ‘ın kaybından duyduğumuz acının son olmayacağını görmek sevgili meslektaşımızın acısını bizler için daha dayanılmaz bir hale getirmektedir.

Türkiye‘de ve dünyada iş kazalarının ivme kazanarak gündeme gelmesi sermayenin koşulsuz kazanma hırsını açıklıkla ifade etmektedir. Nitekim, çalışma alanlarının güvenli hale getirilmesi belli ki gereksiz masraflar olarak görülmekte, soruna kökten sonuçlar üretmek yerine örtbas etme zihniyetiyle yaklaşıldığını göstermektedir. Önceki yıllara ait bilgiler, Türkiye‘de iş kazaları ve ölüm sayılarında son yıllarda sürekli bir artış yaşandığını ortaya koymaktadır. Buna göre, 2003‘te 3 bin 553 olan iş kazası sayısı 2004‘te 3 bin 691‘e, 2005‘te 4 bin 688‘e, 2006‘da 4 bin 887‘ye yükseldi. 2003‘te 680 kişi iş kazalarında yaşamını yitirirken bu sayı 2004‘te 743‘e, 2005‘te 858‘e, 2006‘da 916‘ya ulaştı. Öte yandan dünyada her yıl yaklaşık 270 milyon iş kazası meydana gelmektedir. Bu kazalar sonucunda her gün 5 bin kişi iş kazalarında yaşamını yitirmekte, 160 milyon kişi meslek hastalığı geçirmekte, 22 bin çocuk iş kazalarında ölmektedir. Bu veriler ışığında Türkiye iş kazalarında dünyada üçüncü, Avrupa‘da birinci sırada yer almaktadır. Yürekler acısı bu tablo Türkiye‘de insana, insan yaşamına verilen değeri bir kez daha gözler önüne sermektedir.

29 Aralık 2005‘te Bursa‘da Özay Tekstil‘e ait fabrikada sentetik maddelerin tutuşmasıyla başlayan yangında, kapılar üstlerine kilitli olduğu için yanarak can veren beş genç kadın; 6 Temmuz 2006‘da toplayacakları fındıktan kazanacakları 20- 25 YTL uğruna Giresun‘a giden bir minibüsteki 22 tarım emekçisi gibi yüzlerce işçi her sene hayatını kaybediyor. Sigortasız, zorunlu fazla mesailerde çalıştırılan tekstil işçileri de, kota nedeniyle ektikleri tütünü satamadıkları için Karadeniz‘e "iş"e giden tarım işçileri de, 27 Eylül 2007‘de Melen Çayı projesi kapsamında İSKİ tarafından Sarayburnu‘ndaki boru döşeme çalışması sırasında inşaatın taşeronluğunu üstlenen Detek firmasında çalışan ve üstüne vincin taşıyıcı kolunun (Bom) düşmesi sonucu yaşamını kaybeden meslektaşımız Gülseren YURTTAŞ da aynı zihniyetin ve ihmalin kurbanı olarak karşımıza çıkıyor.

İş kazaları neden önlenemiyor ?

Şüphesiz herkes kabul eder ki insan hayatına acı veren iktisadi ve sosyal içerikli her olaya insan odaklı ve ortak akılla çözüm yaratılamıyorsa acıların son olmasını sağlamak olanaklı değildir. "İş kazası" özelinde baktığımız zaman da ilk olarak kazaların oluş nedenlerinin tam olarak belirlenmesinin bu kazaların önüne geçmek için gereken en temel araç olduğu görülmektedir. Temel olgunun kar amacı olduğu, bunun yanında gerekli denetimlerin yeterince yapılmadığı, güvenlik eğitiminin önemsenmediği, teknolojinin kullanılmadığı ve gereken özel önlemlerin alınmadığı bir ortamda adına iş kazası denilen sayısız olayların engellenmesi mümkün olabilir mi?

Çalışma alanının insan sağlığı açısından yetersiz olması, çalışanların en temel hakkı olan sağlıklı ortamda çalışma hakkını tehdit etmektedir. Bu tehdidin ortadan kaldırılması için İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda gerekli önlemlerin alınması bir zorunluluktur. Siyasi iktidarlar, mesleki eğitim ve formasyonuyla emeğiyle, bilgi birikimiyle, tarımın, sanayinin, alt ve üst yapının her aşamasında üreten, sorgulayan, çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının görüş ve önerilerini görmezden gelmektedirler. Bu tür yaklaşımlar her alanda olduğu gibi İş Sağlığı ve Güvenliği alanında da telafisi zor zararlara neden olmaktadır.
10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu ile "Esnek Çalışma" diye tanımlanan kuralsız çalışma biçimleri güvence altına alınmıştır. Yasa bütününe bakıldığında, çalışanlar açısından işyerlerinin tanımında meydana getirdiği güvensiz çalışma koşulları ile birlikte yaşanan işsizlik ve işten atılma kuşkuları, çalışanların yaşama koşullarını iyileştirme çabalarını önleyen bir engele ve daha da kötüsü "iş sağlığı ve iş güvenliği" sorununa dönüşmüştür.

İş Yasası‘nın 82. maddesinde "Bu Kanuna göre sanayiden sayılan, devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde işverenler, işyerinin iş güvenliği önlemlerinin sağlanması, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi hizmetlerini yürütmek üzere işyerindeki işçi sayısına, işyerinin niteliğine ve tehlikelilik derecesine göre bir veya daha fazla mühendis veya teknik elemanı görevlendirmekle yükümlüdürler. İş Güvenliği ile görevli mühendis veya teknik elemanların nitelikleri, sayısı, görev, yetki ve sorumlulukları, eğitimleri, çalışma şartları, görevlerini nasıl yürütecekleri, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘nin görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı‘nca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir" hükmü bulunmaktadır.

Yasal durum böyle olmakla birlikte, Bakanlık, TMMOB‘yi "şekli" bir konumda tutma yolunu benimsemiş ve sürecin dışına itmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yasanın 82. maddesine dayanarak 20 Ocak 2004 tarih ve 25352 sayılı Resmi Gazete‘de "İş Güvenliği ile Görevli Mühendis veya Teknik Elemanların Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik‘i yayımlamış ve mühendislerin eğitiminden, sınavına ve belgelendirilmesine varıncaya dek tüm süreci kendi inisiyatifinde tutmuştur.
TMMOB, odağında iş güvenliği mühendisi olmayan bu yönetmeliğin iptali istemiyle dava açmış ve Danıştay 10. Dairesi, anılan Yönetmeliğin neredeyse tüm maddelerini oy birliği ile iptal etmiştir. Yargı, ayrıca Bakanlığın yasa gereği yayımlattığını söylediği iki ayrı yönetmeliği de süreç içerisinde iptal etmiştir.
Sevgili Gülseren Yurttaş, "Asya Bölgesi Muhtelif İçme Suyu Şebekesi Kat Ayrımı İnşaatı Yeni Boğaz Geçiş Projesi" gibi büyük bir projede göreve başlarken doğal olarak aklına "iş güvenliği" diye bir soru gelmemiştir. Dünya kenti İstanbul‘da dev bir proje de herhalde yetkililer duyarlı davranırlar diye düşünmüştür. Ancak, süreç sevgili Gülseren YURTTAŞ‘ın düşündüğü gibi işletilmemektedir. Sermayenin neo-liberal politikalarıyla yaşam alanlarımızın her gözeneğinde tahakküm kurduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Esnek çalışma, kısa süreli çalışma, ödünç işçi, taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma ne yazık ki işveren lehine evrilmiştir. Üyemiz sevgili YURTTAŞ ölümüyle ilgili açıklığa kavuşturulması gereken sorular ortadadır. Büyük Şehir Belediye Başkanlığı konuyu ne kadar sahiplendi; ana firmanın ihale sürecinde araç parkı kontrol edilerek istenilen araçları (kamyon, vinç...vb.) kim kontrol ederek vize verdi? İş güvenliği ile ilgili alınan tedbirleri kontrol ünitesi olan belediye hangi sıklıkta kontrol etti ? Taşeron firma (DETEK) yetkili kılınırken, araç parkı kontrol edilerek onay verildi mi? Raporlarını kimler onayladı ? Yoksa rapor tutulmadı mı? İhale sürecinde gerek ana firma ve gerekse taşeron firmanın iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında verdikleri yazılı teminatlar kurum tarafından yeterli görülmüşse, uygulamada yeteri sıklıkta kontrol edildi mi? Tutanaklar tutuldu mu ? Bu sorular çoğaltılabilir. İş sahibi İstanbul Büyük Şehir Belediyesi kendisini olayın dışında tutamaz. vicdanen ve etik olarak sorumludur.

Çözüm nedir ?

Açıkça görülmektedir ki ölümlere, yaralanmalara ve çeşitli kayıplara neden olan kazaların önlenebilmesi için gerekli olan düzenleme, araştırma ve geliştirme programlarının doğru şekilde yapılandırılabilmesi; ilgili bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversitelerin, sendikaların ve ilgili sektörlerin bilgi ve birikimini bünyesinde taşıyan kuruluş ve birliklerle birlikte hareket etme zorunluluğunu beraberinde getirmektedir.

Riskin yüksek olduğu üretim ve hizmet alanlarında çalışan sayısına bakılmaksızın iş güvenliğinden sorumlu mühendis çalıştırılması artık zorunlu olmalıdır.

Özelleştirmeler sonucunda ortaya çıkan sorunların giderilmesi için tüm çalışanlara iş güvencesi sağlanmalı, toplu sözleşmelerde İş Sağlığı ve Güvenliği konularına kapsamlı bir şekilde yer verilmelidir.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları işlevsel hale getirilmeli, bu kurulların eğitilmiş ve yetkilendirilmiş kişilerden oluşturulması sağlanmalıdır.

Sorumlu iş güvenliği mühendislerinin ilgili meslek odalarına kayıtlı olmaları ve odalarca mesleki denetim ve meslek içi eğitime tabi olmaları zorunlu tutulmalıdır.

Her alandaki eğitimde iş sağlığı ve güvenliği konusu ciddi bir şekilde ele alınarak müfredatlara konulmalıdır.

Kazaların oluşmasına neden olan etkenlerin; ilgili kurum ve kuruluşların koordinasyonu ile birlikte en kısa zamanda masaya yatırılması ve çözümlenebilmesi için acil olarak eylem planı hazırlanması gerekmektedir. Ulusal ölçekte oluşturulan bu yapının; kazaların önlenmesi için gerekli risk haritalarının çıkarması, gerekli planlamaları ve eğitimleri koordine etmesi ilgili yasa ve yönetmelikleri tekrar gözden geçirerek sahanın ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden düzenlemesi ve iş güvenliği kültürünün geliştirilmesi için çalışmalar yapılması gerekmektedir.

İş kazalarından dolayı meydana gelen ölümler, insan kayıpları, sakatlanmalar canımızı yakıyor. Bu acılara son vermek herkesten önce siyasi iradenin elindedir. Ortaya konulması gereken çözüm, yapılması gerekenler ortadadır. Bunu yapacak ve insan odaklı düşünme felsefesini geliştirecek bir anlayışa ve yürütücüye ihtiyaç vardır. Aksi takdirde bu kayıplar artarak devam edecek ve birçok insanımız göz göre göre bu kazalara(!) maruz kalacaktır. Odamız emekten yana, halktan ve toplumdan yana, ülkenin gelişmesi ve kalkınmasından yana dün olduğu gibi bundan sonra da bu konudaki yasal düzenlemelerin ve uygulamaların takipçisi olmaya devam edecektir.
Biz bir meslektaşımızı kaybettik, İstanbul Şubemizde 5,5 yıl Oda Müdürlü görevinde özverili çalışmış olan can arkadaşımız Gülseren YURTTAŞ‘ı kaybettik. Harita ve Kadastro Mühendisleri olarak canımız yandı ve yanmaya devam ediyor. Ancak umutla diliyor ve istiyoruz ki bu ve benzeri acıların sonuncusunu biz yaşamış olalım. Bu olayın sorumluları yargı önünde mutlaka hesap vereceklerdir. TMMOB İstanbul bileşenleri ve Odamız sürecin takipçisidir.

TMMOB
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası