HKMO: "ORMANLARIMIZ İLE BİRLİKTE TÜRKİYE YANIYOR...!"
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, 27 Ağustos 2007 tarihinde orman yangınları ile ilgili basın açıklaması yaptı.
Bilimin ve teknolojinin hızla geliştiği bir yüzyılda doğal afetler, deprem, erozyon, kuraklık, orman yangınları vb. konularda çağdaş ve tutarlı bir politikanın olmayışı her geçen gün ülkemizi çölleşmeye bir adım daha yaklaştırmaktadır. Küresel düzeyde yaşanan çevre ve iklim değişiklikleri ve beraberindeki sorunlar tıpkı ekonomik ve iktisadi alanda olduğu gibi ülkemizde daha ağır bir biçimde kendini göstermektedir. Özellikle ülkemiz coğrafyasının her köşesinde yaşama dair nice güzellikleri yarınlar adına insanlık için bünyesinde saklayan yurdumuzun ormanları gözlerimizin önünde her geçen gün artan bir ivme ile yok edilmektedir.
Ormanlarımızın birer doğal varlık ve yaşam alanlarımız olduğu bilindiği halde konunun bu açıdan değerlendirilip kamu yararı yönünde politikalar geliştirilemez ise, sürekli olarak orman alanlarının talanına yönelik aflar çıkartılırsa, turizm ve özel girişimcilik adına mevzuat değişiklikleri yapılarak orman alanları tekellerin özel kullanımına verilirse ve dört bir koldan orman alanlarımıza rant kapısı olarak bakılırsa geleceğimiz şimdiden karartılmaya başlandı demektir. Eğer süreç böyle işletilecekse yangınların ve talanın önüne geçmek olanaklı olabilir mi? Ormanlarımıza yapılan bu saldırının arkasında acaba rant kavgası hangi boyuttadır ? Bütün bunların yanı sıra ülkemizde farklı amaçlarla orman yangınlarının çıkarıldığı da bilindiğine göre neden önlemler alınamamaktadır ?
Bilindiği üzere, 1937‘de çıkarılan ilk kapsamlı Orman Kanunu‘yla Orman sınırlarının belirlenmesinin en fazla 5 yıl içinde tamamlanması zorunluluğu getirilmişti. 1945 yılında çıkarılan 4785 sayılı kanun ile 543.000 hektar (5.430.000.000 m²) orman alanı devletleştirilmiştir. 1950 yılında ise 5653 sayılı kanunla orman tanımı daraltılarak muhafaza karakteri taşımayan funda ve makilik alanlar orman kapsamından çıkarılmış ve bu alanların tefrik(ayrım) edilmesi öngörülmüştür. Tefrik edilen alanlar toprak tevzi komisyonlarınca dağıtıma tabi tutulmuştur. 1950-1956 yılları arasında yaklaşık 500 bin hektar (50.000.000m²) orman alanı orman sınırları dışına çıkarılmıştır. 1956 yılında 6831 sayılı Orman kanunu çıkarılmış ve bu kanunun 2. maddesinde orman niteliğini kaybeden alanların orman sınırları dışına çıkarılmasına izin verilmiştir.
1950-1960 arasında orman alanlarının özel yasalarla adeta dağıtıma tabi tutulması, iki yılda bir af yasası çıkartılması gibi nedenler de dikkate alınarak 1961 Anayasasına ormanlar hakkında detaylı hükümler konulmuştur. Bu hükümler çerçevesinde orman alanlarının daraltılması kesinlikle yasaklanmıştır. Ayrıca, Orman alanlarının kullanımı, korunması, geri kazanılması gibi konularında da kamusal mülkiyet hususuna önemle vurgu yapılmıştır. Özellikle orman niteliğini kaybeden alanların orman rejimi dışına çıkarılmasına yönelik "2B" fiili olarak ortadan kaldırılmıştır.
1937 yılında çıkartılan yasada orman sınırlarının belirlenmesinin beş yılda tamamlanması zorunluluğu getirilmiş olmasına ve o tarihten günümüze 70 yıl geçmesine rağmen orman sınırlarının belirlenmesi ve tapuya tescil işlemleri halen tamamlanmış değildir.
6831 sayılı Orman kanunu yanında 2005 yılında 3402 sayılı Kadastro kanununda yapılan değişiklikle kadastro çalışmaları sürdürülürken orman sınırlarının da belirlenmesi hükmünün getirilmesiyle çalışmaların hız kazandığı görülmüştür.
Orman alanlarımız ülke topraklarımızın % 26 sına denk gelmektedir. Yani 20 milyon 703 bin hektar düzeyindedir. Orman Kadastro çalışmaları % 80 dolayında yapılmış olmasına karşın bu miktarın ancak 1 / 4‘ü tapuya tescil ettirilmiştir. Dolayısıyla tapuya tescil işlemi dikkate alındığında 20 milyon 703 bin hektar alan orman alanlarımızın ancak 1/5 (yaklaşık 5 milyon 150 bin hektar ) nin kadastrosunun tamamlandığını söyleyebiliriz.
1970 yılında 1961 anayasasının 131. maddesine bir fıkra eklenerek 15.10.1961 tarihinden önce orman niteliğini kaybeden ve tarım alanı veya yerleşim alanı haline dönüşen veya tarımda kullanılmasında yarar görülen yerlerin orman sınırları dışına çıkarılmasına izin verilmiştir. 1973 yılında Anayasanın bu hükmüne göre 6831 sayılı kanununun 2. maddesi değiştirilmiş ve böylece orman alanlarının yeniden elden çıkarılmasının önü bir kez daha açılmıştır. 1986 yılında çıkarılan diğer bir kanunla orman niteliğini kaybeden alanların orman rejimi dışına çıkarılmasında uygulama tarihi ise 31.12.1981 tarihine çekilmiştir.
Orman alanlarımıza yönelik olarak son yılların en çok tartışılan konulardan birisi yine "2B" alanlarına yöneliktir. Bilindiği üzere "2B" alanları yaklaşık olarak 484.000 hektar (4.800.000.000) düzeyinde olduğu ifade edilmektedir. Bu alanlar satışa sunularak gelir elde edilmesi ve bütçeye katkı sağlanması gibi gerekçeler ileri sürülmektedir. Bunun için TBMM Genel Kurulunca 29.07.2003 günü kabul edilen 4960 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa‘sının bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun‘ Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 15.08.2003 tarihinde 1 kez daha görüşülmesi için TBMM Başkanlığına geri gönderilmiştir.Böylece Anayasanın 170 inci maddesinde istenen değişiklik engellenebilmiştir. Anayasanın 170‘inci maddesinde ‘2B alanlarının‘ bu alanların ancak orman köylüsünün kullanımında olabileceği, mülkiyetinin asla devredilemeyeceği belirtilmektedir.
Mülkiyet kavramı insanlık tarihinde, insanlığın üretime geçtiği andan itibaren, gündeme gelen bir konudur. Ülkemizde mülkiyetin temel yasal dayanağı, Anayasamızın 35‘ inci maddesinde yer alan "herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir" hükmü ile tanımlanmıştır. Ancak bugün ‘2B alanlarının herkese satılabilir hale getirilebilmesi çalışmaları sürdürülürken özellikle başta Karadeniz bölgesi olmak üzere yüzlerce köyde yapılmakta olan kadastro çalışmalarında yaşanılan ciddi sorunlardan birisi de orman alanları ile tarım ve kültür arazileri arasındaki sınırın belirlenmesinde yaşanmaktadır. Çay bahçelerinin, mısır tarlalarının ve çayır alanlarının orman sınırı olarak çevrildiği, yüzyıllık evlerin bile orman sınırı içinde kaldığı, orman köylüsünün; üretimden koparılacağı ve neredeyse kendi topraklarında kiracı konumuna düşürüleceği, orman köylüsünün yüzlerce yıldır yaşadıkları bu topraklardan sürgün konumuna itilecekleri, Orman sınırının belirlenmesinde kullanılan harita ve paftalar ile amenajman planlarının gerçeği yansıtmadığı, Orman sınırlaması ile ilgili mevcut kanunların Orman köylüsünün aleyhine kullanıldığı, gözlemsel değerlendirmelerin yapıldığı, 1/25 000 ölçekli haritaların askeri amaçlı ve nitelikte olduğu dolayısıyla mülkiyete esas veri olarak kullanılamayacağı tartışmalarına uygulamada köklü bir çözüm getirilmemektedir.
Son yıllarda orman yangınları için de gerekli önlemler alınmadığından devasal büyüklükteki orman alanlarımız yanmakta,yakılmakta kül olmaktadır.1937‘den günümüze 80.000 civarında orman yangını çıktığı ve bu yangınlarda 1.600.000 hektara yakın orman alanının yandığı bilinmektedir. Bu oran mevcut orman alanlarımızın yaklaşık olarak %10 oranına denk gelmektedir. İstatistiklere göre orman yangınların çıkmasında doğal nedenler % 6, insanlardan kaynaklı nedenler ise % 94 düzeyindedir. 1985 yılından günümüze 234.482 hektar (2.344.820.000m²) orman alanımız yanarak kül olmuştur. Bu alanların 40.824 hektarı yani ortalama %17‘si ağaçlandırılarak geri kazanıldığı belirtilmektedir.
Orman alanlarımız, Karadeniz bölgesi hariç ülkenin diğer bölgelerinde giderek azalmaktadır. Bir yandan tarım ve hayvancılık politikalarından uzaklaşılması, köylerin hızla kentlere doğru kayması, orman köylüsünün bu kimliğinden uzaklaşması yaşanırken diğer yandan bu alanlara yönelik kullanım dışı uygulamaların gündeme geldiği görülmektedir. Orman alanlarımızın bakım ve geliştirilmesi, gençleştirilmesi ve gelişen bilim ve teknoloji ile daha verimli hale getirilmesi kaçınılmaz bir görev iken bu yönde çalışmalarımızın başarılı bir şekilde yürütüldüğü söylenebilir mi ?
70 yılda orman alanlarımızın sınırları belirlenerek tapuya tescil işlemleri bitirilememiş, mekansal bilgi sistemi çerçevesinde ormanlarla ilgili envanter bilgileri toplanarak belirli bir standart ve erişim çerçevesinde sürekli güncellenen bir şekilde kayıt altında tutulmasına geçilememiştir. Daha önemlisi ulusal konumsal veri altyapısı oluşturularak orman alanlarımızla ilgili, her türlü doğa olayı, afet ve felaketlere yönelik acil durum yönetimi oluşturulamamıştır. Toprak, insan ve orman ilişkisi ve yönetimi kurulamamıştır. Kısaca bilim ve teknolojinin gerisine düşülmüştür.
Ancak siyasi iktidarlar ormanlarımıza yönelik bir çok yasa ve yönetmelik çıkararak orman alanlarımızın her gün azalmasına neden olmaktadırlar. Orman alanlarımızın korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi, gençleştirilmesi ve artırılması yerine çıkarılan "af" yasaları, uzun dönemli kiralama yöntemleri ya da satışa sunulması ile yok olmalarına zemin yaratılmaktadır. Bu kapsamda son dönemde 6831 sayılı Orman Kanunu yanında Turizm Teşvik Kanunu ve Mera Kanunu gibi bazı kanunlarda da değişiklik yapılarak bu sürecin önü açılmaktadır. Anayasaya aykırılığı nedeni ile iptal edilen bu yöndeki bir çok kanun düzenlemesi ise anayasanın değişikliği ile aşılmak ve başka bir düzleme taşınmak istenmektedir.Böylece yangınlara davetiye çıkarılmaktadır.
Su havzalarının temelini oluşturan orman alanlarımızın sadece ağaçlardan oluşmadığı, içinde binlerce canlı türünü barındırdığı, erozyon, çölleşme, susuzluk gibi çevre sorunlarının önlenmesi gibi bir çok alanda, kısaca yaşamın her alanında olmazsa olmaz olan orman alanlarımız yok olmaya doğru hızla gitmektedir. Yüzlerce hektar alan orman alanı ile birlikte onlarca ağaç türü, bitki örtüsü ve diğer canlı türlerinin yok edilişine ülke olarak hep birlikte sessizce tanıklık ediyoruz. Aslında yanan orman alanlarımız değil geleceğimiz ve ülkemiz olduğunu nedense göremiyoruz.
Ormanlarımızla ilgili konuya bütüncül olarak bakıldığında sürecin; bilimsel ve teknik, ekonomik, politik, toplumsal, hukuksal, etik, kentsel, ekolojik, ve dolayısıyla siyasal boyutlarının da son derece önemli olduğunu belirtmeyi bir görev biliyoruz.
Ormanlarımızın ve geleceğimizin yanmasına ve yakılmasına karşı olan Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olarak siyasal iktidarı Ormanlarımız konusunda ülke ve kamu yararı yönünde, gelişen bilim ve teknoloji ile birlikte ortak akılla yaratılan politikaları hayata geçirmeye ve geleceğimiz olan doğal alanlarımızı "canlı tutmaya", bu yönde acil önlemler almaya çağırıyoruz.
TMMOB HARİTA ve KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI


