HKMO: "ÜLKEMİZDE BETONLAŞMAYA BİR ADIM DAHA; YAYLALARIMIZDA İMAR AFFI"
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, Meclis'te bu hafta içerisinde görüşülmesi beklenen mera, yaylak ve kışlaklara imar affı getiren yasa tasarısıyla ilgili olarak 23 Mayıs 2007 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.
Meclis‘te bu hafta içersinde görüşülmesi beklenen yasa teklifi ile mera kanununda yapılacak değişikliklerle kaçak yapılara ve arazi işgallerine "af" getirilmek istenmektedir.
Siyasi iktidarlarca gündeme getirilen ve sayısı 15 i geçen imar afları, siyasal ve parasal rantlara dönüşerek; kentlerimiz "köy kentler-büyük köyler" şeklinde kabul edilemez bir çarpık kentleşmeye devrilirken, sahil bantlarımız geri dönüşü olmayan bir şekilde beton yığınlarına dönüşmüş ve yok edilmişken, şimdi de karşımıza yaylalarımızın betonlaşmasına, işgaline ve kaçak yapılaşmasına izin verecek bir "af" yasası çıkmaktadır.
Mera kanununda önerilen değişiklikler ile bu ülkeye en büyük kötülüğün yapılmakta olduğu açıkça görülmesine rağmen TBMM komisyonlarından nasıl sessizce geçer anlamak olanaklı değildir. Yasa teklifinde ortaya konulan gerekçelerin hiçbir bilimsel içeriği olmadığı gibi yapılan tespitlerde gerçeği ifade etmemektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda, ülke yüzölçümünün %56‘sını (44 Milyon hektar) oluşturan mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların, günümüzde 12.3 milyon hektara düşmüş ve ülkemiz yüzölçümünün %16 sını oluşturacak seviyeye kadar gerilemiştir.
Oysa, mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların yalnızca hayvancılık sektörünün gelişmesinde değil, aynı zamanda su ve rüzgar erozyonu nedeniyle kaybettiğimiz toprak kayıplarının önlenmesi ve doğal güzelliklerimizin korunması bakımından da en önemli doğal servetlerimiz arasında bulunmaktadır. Bu alanlarımız ülkemizin gözü, kulağı, kalbi ve ciğerleri olduğu nasıl unutulabilir.
Seçimden önce yasalaştırılması düşünülen ve siyasi tartışmalar arasında TBMM Tarım Komisyonu‘nda sessiz sedasız kabul edilen "mera, yaylak ve kışlaklara" ilişkin düzenleme, çok açık bir şekilde yaylaklarımızda kaçak yapılaşmanın önünü açan, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan arazilerin süre aşımı ile özel mülkiyete geçirilmesini sağlayan ve imar hükümlerine aykırı bir şekilde gerçekleştirilen yapılara imar affı getirmektedir. Bu suretle mera ve yaylaklarda yapılan ve davalık olan her türlü kaçak yapılar, az bir bedelle arazisi ile birlikte yasal bir konuma getirilecektir. Bununla birlikte ayrıca, bu alanlarımıza yönelik ağır bir darbe de TBMM Genel Kurulu‘nda belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan ve 1 Ocak 2003‘ten önce kesinleşen imar planları içinde işgal edilen bu yerlerin tahsis amacının değiştirilmesini öngören yasa teklifinin önümüzdeki günlerde görüşülmesi beklenmektedir.
Mera, yaylak ve kışlaklar Medeni Kanunumuzda belirtildiği gibi, "Mera, yaylak ve kışlakların kullanma hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye aittir. Bu yerler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır... Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zaman aşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz." mera, yaylak ve kışlak gibi alanlarımız kamu malıdır.
Ayrıca 4342 sayılı Mera Kanunun da değişiklik için gündeme getirilmek istenen diğer bir yasa teklifinde de, yaylak ve kışlaklarda yapılaşmanın önü açılmakta ve yapılan kaçak inşaatlarla yaratılan işgallerin af kapsamına girmesi sağlanmaktadır. Gerekçesi ise zaten yok edilmiş olan ve boşalan köy halkının yaylak ve kışlaklarda daha sağlıklı yapılarda barınmaları ileri sürülmektedir.
Anayasanın 45. maddesinde, "...devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerin sağlanmasını kolaylaştırır..." denmektedir. Bu amaçla, 25 Şubat 1998 tarihinde 4342 sayılı Mera Kanunu çıkarılmış ve meraların "Devletin hüküm ve tasarrufu altında oldukları" (madde: 4) belirtilerek, anayasaya uygun düzenlemeler yapılmıştır. Sözü edilen yasanın, meralarda tahsis amacının değiştirilmesine ilişkin 14. maddesinde de, Maliye Bakanlığının ve valiliğin talebi ve Bakanlıkça tahsis amacı değiştirilen meraların hazine adına tescil edileceği belirtilmiştir. Anayasanın 45 ve 168. maddeleri gereği devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilen ve doğal servetler ve kaynaklar kapsamında sayılan yerlerden olan meraların, yaylaların ve kışlakların özel mülkiyete konu olamayacakları, Yargıtay kararlarıyla da açıklığa kavuşturulmuştur.
Yangından Mal mı Kaçırılıyor..!
İlk tesis kadastrosu dahi henüz tamamlanmamış olan ülkemizde, mera, yaylak ve kışlaklar tam olarak tespit edilmiş değildir. Mera kanunu çerçevesinde bu alanların kadastro çalışmaları devam etmektedir. Mera yaylak ve kışlak olarak belirlenen alanlarda da ne kadar işgal olduğu da tam olarak tespit edilmiş değildir. Bu konuda taşınmaz bilgi sistemi kurulamamıştır. Bilgi sistemlerinin altyapısını oluşturacak bilimsel ve teknik çalışmalar nedense hep eksik bir planlamaya sadece geçiştirilmiştir. Alt yapı çalışmaları eksik olan bir alanda böylesi af kapsamlı yasalar çıkartılarak sisli hava yaratılması acaba kimlerin rant alanına dönüşecektir. Her yönüyle endişeler üst seviyededir.
Tasarı ile yapılmak istenenin bir yandan kaçak yapılaşmanın önü açılırken diğer yandan ise kamu arazisi niteliğinde olan yaylaklarımızın mal rejiminin yayla tanımı eklenerek değiştirilmesi ve yayla olarak tescillenen yerlerin özel mülkiyete konu olması sağlanmak istemektedir. Yasa teklifinde yapılan tanıma göre "yayla; ..İnsanların serinlemek ve doğal ortamından yararlanmak amacıyla yaz mevsiminde geçici olarak ikamet ettikleri yada kadimden beri tarım arazisi olarak kullandıkları yer." şeklinde tanımlanmaktadır. Yasa teklifinde görüldüğü gibi tanımı yapılan "yayla"nın hayvancılıkla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Ayrıca tarım arazilerimiz ne zamandan beri yaylalarda yer almaya başlamıştır. Köylerimize neler olmuştur acaba? Tıpkı sahil bantlarımızda beton yığınları haline gelen ve ikinci konut özelliği taşıyan yazlık konutlar şimdide canımız, ciğerlerimiz olan yaylalarımıza taşınmak istenmektedir. Kimler için bu ayrıcalıklar, kimler için anayasa ve yasalara aykırı ve bir çok yasa ile çelişen yasa teklifleri komisyonlardan geçilmektedir ya da geçirilmesi istenmektedir. Ciddi ve samimi olmamız gerekmiyor mu.? İşgal edilen mera, yaylak ve kışlaklarda açıkça özel mülkiyet istenmektedir. Ya da bu alanlara yapılan kaçak yapılara af istenmektedir. Hem de hiç sıkılmadan bu milletin efendisi olması gerektiği ifade edilen köy ve köyler halkının ismi kullanılarak. Ne yazıkki gerçek bu.
Siyasal iktidar hem IMF‘in istekleri doğrultusunda kır hayatını yok etmekte olan bir dizi politikaları hayata geçirmekte ve o bölgelerde yaşayan gerçek köy halkını geleceğe dair bir belirsizliğe sürükleyerek göç etmelerine neden olmakta hem de bu yaşam alanlarını betonlaştırıp parası olana pazarlayacak düzenlemeleri hayata geçirmeye çalışmaktadır. Halbuki toprak, tüm insanların yaşamak için olmazsa olmazı bir yaşam alanıdır. Fakat özellikle 1980‘li yıllardan bu yana uygulanan neoliberal politikalarla topraklarımız "modern toprak ağaları"na pazarlanmaktadır. Bu pazarlama mantığı her geçen gün ülkemiz insanlarını yurttaş olmaktan çıkarıp parası az potansiyel müşteri pozisyonuna sokmakta ve sonuçta ezilenler yine emekçiler, işçi ve köylüler olmaktadır.
Ülkemizde, 12 Eylül 1980 tarihli 24 Ocak karalarıyla uygulamaya sokulan ekonomik programlar, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, AB istemleri doğrultusunda hayata geçirilen yapısal değişiklikler ile gelinen nokta her yönüyle sıkıntılı bir süreci dayatmaktadır. Özelleştirmelerle en verimli ve can alıcı kurum ve kuruluşlar yok pahasına elden çıkartılmış ve bir çok alanda yabancı sermayeye bağımlı hale gelinmiş, eğitim, sağlık, telekomünikasyon, enerji ve sosyal güvenlik alanında olduğu gibi tarım ve hayvancılığı da yavaş yavaş yok etme sürecine girilmiştir. Ülke nüfusunun %40 tarımla uğraşırken bu oranın %10 seviyesine çekilmesi istenmekte, tarım arazilerinde hiçbir şey üretmeden geçici bir süre için doğrudan gelir destek fonu işletilmekte artık işe yaramayan mera, yaylak ve kışlaklarımızın da elden çıkarılma zamanı gelmiştir denilmektedir. Yasa tekliflerinin kısa anlamı bu şekilde okunmalıdır.
Ormanlar, sahiller, limanlar, kamu kurumları, yaylalar ve derken tüm ülke
Bilindiği üzere ormanlarımız, sahillerimiz, limanlarımız, kamu kurumlarımıza ait diğer alanlarımız, farklı özel yasa ve yasa maddeleri ile satılarak elden çıkartılmaktadır. Şimdi de ormanlarımızın, dağlarımız ve ovalarımızın içindeki alanlar farklı bir düzenlemeyle yeni bir pazar alanı haline getirilmek istenmektedir. Bu yegane yaşam kaynağımız olan topraklarımız bir meta haline dönüştürülerek satılmakta ve sonucunda ülkeye verilen sosyal, uzun vadede ekonomik, kültürel ve doğal zararlar gözardı edilerek ülkemiz geleceğe dair bir belirsizliğe ve sosyal eşitsizliğe doğru sürüklenmektedir.
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası bu ve bunun gibi tüm özelleştirici ve
yok edici ve ötekileştirici düzenlemeler karşısında kamu yararı ilkeleriyle hareket ederek ülkemiz insanlarının mutluluğu ve güzel yarınlarına dair sosyal politikalar doğrultusunda gerçekleri söylemeye dün olduğu gibi bugün de devam etmektedir. Bu onurlu ve meşakkatli görevler anaya ve yasalar ile odalarımıza verilmiştir. Yaşam alanlarımızdan hareketle bilimin ve aklın yol göstericiliğinde mühendisliği ve mimarlığı halkımız ve ülkemiz çıkarları yönünde kullanmaya inançlı ve karalıyız. Toprak insanların yaşam alanıdır metaya dönüştürülmüş bir pazar alanı değil !. Seçim sürecine girilen bir dönem aralığında geleceğimizi derinden etkileyecek alanlarda yasal değişikliklere gidilmemesi konularında siyasal iktidarı duyarlı olmaya davet ediyoruz..
TMMOB
HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI


