İMO: AFET SONRASI MÜDAHALE YETMEZ, ÖNLEYİCİ POLİTİKALAR HAYATA GEÇİRİLMELİDİR!

16.10.2026

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, İstanbul’da yaşanan sel felaketine ilişkin 16 Ekim 2026 tarihinde "Afet Sonrası Müdahale Yetmez, Önleyici Politikalar Hayata Geçirilmelidir!" başlıklı bir basın açıklaması yaptı.

İstanbul’da etkili olan şiddetli yağışın ardından meydana gelen sel ve su baskınları can kayıplarına neden olmuş, ilk açıklamalara göre 3 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, kayıp ihbarında bulunulan İstanbul’da 5, Kocaeli’de 1 olmak üzere 6 yurttaşımız için arama çalışmaları sürdürülmektedir. Hayatını kaybeden yurttaşlarımızın yakınlarına başsağlığı diliyor, arama çalışmalarının bir an önce sonuçlanarak yurttaşlarımıza sağ salim ulaşılmasını temenni ediyor, selden etkilenen tüm yurttaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Ne yazık ki ülkemizde her şiddetli yağışın ardından benzer görüntülerle ve acı kayıplarla karşılaşıyoruz. Yaşananlar, kentlerimizin afetlere karşı ne ölçüde hazırlıklı olduğu ve mevcut risklerin azaltılması için gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı sorularını yeniden gündeme getirmektedir.

Yetkili kişilerce sorumluluk bir kez daha doğaya yüklenmiş, etkili yağışlar yaşanan felaketin gerekçesi olarak sunulmuştur. Ancak yağan yağışların yerleşim yerlerinde felakete dönüşmesinin temel nedenleri iklim değişikliği kaynaklı değil, plansız ve çarpık kentleşme, yetersiz altyapı, tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, merkezi ve yerel yönetimlerin kentleri rant politikalarına teslim etmesi, kent içinde yapılan projelerin meslek odalarının fikir ve görüşleri alınmadan ve gerekli asgari mühendislik çalışmaları yapılmadan hayata geçirilmesidir.

Doğal bir olayın can ve mal kayıplarına yol açan bir afete dönüşmesi kaçınılmaz değildir. Tehlikelerin önceden belirlenmesi ve risklerin azaltılması, bilimsel planlama ve mühendislik uygulamalarıyla mümkündür.

İstanbul gibi yoğun yapılaşma olan bir metropolde yağış sularının doğal yollarla toprağa sızabileceği alanların azalması, beton ve asfalt yüzeylerin yaygınlaşması, suyun kısa sürede yüzeysel akışa geçmesine neden olmaktadır. Dere yataklarının daraltılması veya üzerlerinin kapatılması, doğal su akış güzergâhlarının yapılaşma ve ulaşım yatırımlarıyla değiştirilmesi, yetersiz kesitli ya da tıkanmış menfezler ve yağmursuyu drenaj sistemlerinin kapasite sorunları taşkın riskini artırabilecek etkenlerdir. Bu etkenlerin İstanbul’da yaşanan olayın meydana geldiği havzalar ve bölgeler özelinde incelenmesi, risklerin doğru tespit edilmesi açısından zorunludur.

Özellikle alt geçitler, düşük kotlu bölgeler ve yoğun araç trafiğinin bulunduğu ulaşım aksları, su baskınlarının insan yaşamını doğrudan tehdit edebildiği alanlardır. Yağışın hangi güzergâhlardan aktığı, mevcut altyapının hangi debileri karşılayabildiği, suyun tahliyesini engelleyen fiziksel koşulların bulunup bulunmadığı ve acil durum müdahale sistemlerinin yeterliliği birlikte değerlendirilmelidir.

Bir kez daha altını çiziyoruz; afet yönetimi yalnızca olay sonrasında müdahale etmek ve oluşan zararları gidermekten ibaret değildir. Esas olan, afet meydana gelmeden önce riskleri belirlemek, zararları azaltmak ve kentleri güvenli hâle getirmektir. Buna karşın ülkemizde afet risklerinin önlenmesine ve azaltılmasına yeterince öncelik verilmediği; planlama, yapılaşma ve altyapı kararlarının bütünlüklü bir risk yönetimi anlayışıyla ele alınmadığı bilinmektedir.

Bu kapsamda;

- İstanbul’un taşkın riski altındaki havzaları, dere yatakları ve düşük kotlu bölgeleri güncel verilerle yeniden değerlendirilmeli; risk haritaları ve taşkın yönetim planları güncellenerek uygulamaya geçirilmelidir.

- Yağmursuyu drenaj sistemlerinin hidrolik kapasitesi, menfezler, köprü geçişleri, mazgallar ve deşarj noktaları ayrıntılı biçimde incelenmeli; yetersiz kalan altyapı gerekli mühendislik hesapları doğrultusunda yenilenmelidir.

- Dere yataklarının daraltılmasına, doğal akış güzergâhlarının engellenmesine ve taşkın riski taşıyan alanların yapılaşmaya açılmasına son verilmeli; mevcut sorunlu kesimler bilimsel ve teknik esaslara göre yeniden düzenlenmelidir.

- Yağmursuyu ve atıksu sistemleri ayrıştırılmalı, altyapı yatırımları iklim değişikliğiyle birlikte artan etkili yağış riskleri dikkate alınarak havza ölçeğinde planlanmalıdır.

- Betonlaşmayı artıran uygulamalar yerine yeşil alanlar, yağmur bahçeleri ve yağmur suyunu geçici olarak depolayıp akışı geciktiren doğa temelli çözümler yaygınlaştırılmalıdır.

- Mazgal, ızgara, menfez ve drenaj hatlarının bakım ve temizlikleri düzenli, periyodik ve kayıt altına alınmış biçimde yürütülmeli; taşkın riski yüksek bölgelerde erken uyarı, trafik yönetimi ve acil müdahale düzenlemeleri güçlendirilmelidir.

- Can güvenliğini tehdit eden alt geçitler, bodrum katlar ve benzeri kritik noktalar belirlenerek bu alanlara yönelik taşkın önleme ve tahliye tedbirleri alınmalıdır.

İstanbul’da yaşanan can kayıpları, afetlere hazırlık konusunun ertelenebilecek bir mesele olmadığını bir kez daha göstermiştir. Her felaketin ardından benzer açıklamaların yapılması, yurttaşlarımızın güvenliğini sağlamaya yetmemektedir. Önceki afetlerden çıkarılan derslerin planlama ve uygulama süreçlerine yansıtılması, bilimsel uyarıların dikkate alınması ve kamu kurumlarının sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak bir kez daha uyarıyoruz: Doğa olaylarının afete dönüşmesi kader değildir. Kentleşmeden imara, altyapı yatırımlarından yapılaşmaya ve afet yönetimine kadar bütün süreçlerde bilimi ve mühendisliği esas alan, kamusal yararı gözeten politikalar hayata geçirilmelidir. İstanbul’da yaşanan selin tüm yönleriyle araştırılmasını, sorumlulukların açıklığa kavuşturulmasını ve benzer acıların yeniden yaşanmaması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını talep ediyoruz.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası 
Yönetim Kurulu