JFMO: "SULARIMIZA SAHİP ÇIKMAK İÇİN YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR!"

10.08.2007

Jeofizik Mühendisleri Odası, gerekli jeofizik etüt yapılmadan, bilimsellikten uzak sondajlarla yeraltı su kaynaklarına zarar verildiğini belirterek, siyasi otoriteyi ve yerel yönetimleri; su kaynaklarının kamu yararı doğrultusunda korunması ve bilim-teknoloji ışığı altında gerekli tedbirlerin alınması yönünde uyardı. JFMO, 6 Ağustos tarihinde konuya ilişkin bir basın açıklaması yaptı.

Binyıl Kalkınma Hedefleri (MDG)‘nin altına imza atan 189 ülke, temiz içme suyuna erişemeyen insanların sayısını yarıya indirmek ve su kaynaklarının sorumsuzca istismarını durdurmak için 2000 yılında söz vermiştir. Johannesburg‘da 2002‘de gerçekleştirilen,
‘Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi‘nde su kaynaklarının önemine değinilen toplantıda benimsenen Uygulama Planı, suyla ilgili Binyıl Kalkınma Hedeflerini (MDG 7) yineleyerek, temel temizliğe erişemeyen insanların sayısını 2015 yılına kadar yarıya indirmek için yeni bir hedef koymuştur. 189 ülke arasında Türkiye de vardır. Bu hedeflere imza atarak ülkemiz de temiz su kaynaklarına erişimin en temel insan haklarından birisi olduğunu kabul etmiş ve bu kaynaklara erişimin kolaylaştırılması için taahhütte bulunan ülkeler arasında yer almıştır.

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde kuraklık sorunu yaşanırken; başta Kızılırmak, Fırat ve
Dicle olmak üzere 12‘den fazla akarsuyun özelleştirilmesinin gündemde olduğu basına yansımıştır. Yetkililerce açıklanan projeye göre, akarsu ve göletlerin kullanım hakkının 49 yıla kadar vadelerle özel sektöre devredileceği ve yap-işlet-devret modeliyle satılacak olan akarsularımızın, öncelikle sulama amacıyla özel sektöre devredileceği, projenin kısa süre içinde karlılığıyla bilinen içme suyu alanına da uzanacağını anlamak fazla hayalcilik olmayacaktır.

Kamuya ait malların satılmasında her zaman olduğu gibi yine "hizmetlerin kaliteli ve daha ucuz olacağı, buralardan elde edilecek gelirlerin ülke borcunu kapatmaya yönelik kullanılacağı" söylemleri nehirlerimizin satışında yine gündemdedir. Ancak nehirlerimizin satışından elde edilecek gelirin 3,1 milyar dolar olacağı ve bu miktar 49 yıla bölündüğünde yıllık gelirin 63 milyon dolar olacağı bilinmektedir. Hâlbuki devletimizin 408 milyar dolar olan borcunu bu gelirin kapatmaya yetmeyeceği çok açıktır. Durum böyle iken; stratejik öneme sahip milli varlıklarımızdan biri olan ve sınır aşan sularımızın kontrolünü yabancı şirketlere devretmek akla ve bilime aykırıdır. Ayrıca, sınır aşan akarsularımızın satışından sonra su hakkından söz edilemeyecek ve başta enerji sektörümüz, tarımsal üretimimiz ve halkımız bu durumdan olumsuz etkilenecektir.

Suyun her geçen gün azaldığı dünyamızda 15-20 yıl gibi yakın bir zamanda tıpkı petrol ve doğalgaz gibi; su da uluslar arası ilişkileri etkileyen unsur olarak önemini koruyacaktır.
Konuyla ilgili Meslek Odaları ve İTÜ bilim adamlarının, yıllardır siyasi otoriteyi ve basın yoluyla kamuoyunu önlem alınmadığı takdirde, su sorunun olacağı ve bu durumdan en fazla etkilenen bölgenin ise, Orta Anadolu‘nun olacağı yönündeki uyarılarına rağmen, yetkililerce zamanında önlem alınmamış ve şimdi ise su sorunu bugünün sorunu gibi yansıtılmaya çalışılmaktadır. Gelinen noktada ise, Ankara ve İstanbul su sorunun yaşandığı şehirler listesinde ilk sırada yer almaktadır.

Bugüne kadar gerekli önlemlerin alınmadığı ve susuz günlerin kapıya dayandığı bu günlerde yetkililer çözüm olarak sadece su kesintisi üzerinde durmaktadırlar. Su kesintileri haziran ayından itibaren her gün aralıklarla yapılabileceği halde, seçim öncesi hesabı olanların oy kaybı endişesi ile bundan vazgeçilmiştir. Şimdi ise belediye yetkilileri, su kesintisinin 3 veya 4 güne çıkarılmasını önermektedirler. Kullanılabilir su miktarının değişmediğine göre ve
Ağustos ayında yağış beklenmediğine göre, sadece su kesintileri çözüm olmayacaktır.

2003 yılında bitirilmesi planlanan Gerede Projesi‘nin ilk aşamasının hayata geçirilememesi ve ikinci seçenek olarak sunulan ve bir takım riskleri içerdiği halde hayata geçirilmek istenen
Kızılırmak nehri ile ilgili proje de yargı tarafından durdurulmuştur. Sorunlara çözüm bulmak yerine, suçlu bulma yarışına giren yetkililer, her fırsatı değerlendirmekte, bu sıkıntıların sorumlusu kendileri değilmiş gibi önceki dönemde görev alanları suçlama politikası izlemekte veya kaderci bir anlayışla soruna yaklaşmaktadırlar.

Son yıllarda yaşanan kuraklık nedeniyle yeraltı suyu kullanımına talep artmıştır. Bu kapsamda, yerleşim alanlarında yeraltı suları gelişigüzel aranmakta, üretilmeye çalışılmakta; bu durum yeraltı sularının dengesini bozmakta, zeminlerde oturma ve çökmeler meydana getirmektedir. Bunun yanı sıra gerekli jeofizik etüt yapılmadan, bilimsellikten uzak çalışmalar sonucunda gereksiz yere sondajlar yapılarak ülkemize ekonomik kayıplar verdirilmektedir.
Ekonomik kayıpları ve yeraltı suyundan kaynaklanacak tehlikeleri azaltmak amacıyla öncelikle jeofizik etüt yapılmalı, bu verilere dayalı su sondajları yapılmalıdır. Çünkü jeofizik etütlerle; yeraltı suyunun derinlik dağılımı, potansiyeli, debisi tespit edilebilir, su kaynaklarını tehdit eden doğal ve endüstriyel atıkların tespiti yapılabilir.

Her fırsatta ülkemizi muasır medeniyet seviyesine ulaştırmaktan söz eden yöneticiler 21. yüzyılda hem imza koydukları uluslararası sözleşmelere hem de insan haklarına aykırı biçimde yurttaşlarımızı susuzluğa mahkum etmişlerdir.

Jeofizik Mühendisleri Odası olarak, siyasi otoriteyi ve yerel yönetimleri; su kaynaklarımızın kamu yararı ve milli çıkarlarımız doğrultusunda izlenecek politikalar doğrultusunda korunması ve bilim-teknoloji ışığı altında gerekli tedbirlerin alınması yönünde uyarıyor ve Oda olarak yapılacak çalışmalara her türlü teknik desteği vereceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz.

Saygılarımızla

TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI
XI. DÖNEM YÖNETİM KURULU
06.08.2007