"MADENLERİN GERÇEK SAHİBİ HALKIMIZDIR" DİYENLER 8 EKİM'DE ANKARA'DA TMMOB MİTİNGİNDE
8 Ekim 2005 tarihinde Ankara'da yapılacak olan "TMMOB mitingi" için TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı 27 Eylül 2005 tarihinde basın açıklaması yaptı.
"MADENLERİN GERÇEK SAHİBİ HALKIMIZDIR" DİYENLER 8 EKİM‘DE ANKARA‘DA TMMOB MİTİNGİNDE
Ülkemizin madencilik sektörünün kamu ağırlıklı olan yapısı, 1980 yılından sonra, adım adım bu alana yatırımların yapılmaması ile, kapatma ya da özelleştirme politikaları nedeniyle sermayeye terk edilmiştir, terk edilmektedir.
Seksenli yıllardan bu yana, kamu işletmelerinin verimsizliğe neden olduğu propagandası yapılmakta, piyasa mekanizması içerisinde kaynakların etkin kullanımının sağlanacağı iddia edilmekte, özelleştirmeler ile rekabetin sağlanacağı, maliyetler ve fiyatların düşeceği, ekonomik verimliliğin artacağı söylenmektedir. Madencilik sektörü için yerli ya da yabancı sermayenin bu yolla temin edilebileceği, özel sektör dinamizmi ile ülkemiz madencilik sektörünün hızla gelişeceği iddia edilmektedir. Bu düşünceler ile, madencilik sektöründe kamu girişimciliğinden vazgeçilmiş, kamunun elindeki işletmeler özel sektöre devredilmek suretiyle madencilik sektöründe yapısal dönüşüm(?) sağlanmıştır. Bu dönüşüm sonucu, bugün, kömürün bir kısmı ve borlar dışında kalan madencilik alanında kamunun kayda değer bir üretimi bulunmamaktadır.
Ancak şimdi görülmektedir ki; sektörün liberalizasyonuna yönelik tüm bu faaliyetlerin sonucunda, gerek maden aramaları gerekse üretimler büyük ölçüde sekteye uğratılmış, kamu madencilik kuruluşları ana işlevlerinden uzaklaştırılarak birer enkaz yığını haline getirilirken yerlerine hiçbir şey konulamamıştır.
Türkiye madenlerini aramaktan vazgeçmiştir. Kamu madencilik kuruluşları giderek küçültülmüş, yatırım yapılmamak suretiyle eskimeye ve verimsizliğe terkedilmiştir. Madencilik sektörüne finans sağlayan Etibank yok edilmiştir.
Madencilik sektöründe, kamu mülkiyetinin, özel sektöre devri sonucunda ekonomide etkinlik ve verimlilik artmamıştır. Gerçek sorunlar göz ardı edilirken, çözümün sadece mülkiyet devrinde aranması, bilimsellikten son derece uzak bir yaklaşımdır. Ve bu tür madencilik politikası; ülkeyi yönetenlerin tercihlerinin kimlerden yana olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Yıllardır söyledik, bir kez daha söylüyoruz:
Merkeze; insanı ve onun emeğini koyan, diğer yandan, madencilik faaliyetlerinde kamunun etkin gözetim ve denetimini sağlayan, söz konusu faaliyetlerin; "siyanür" gibi madencilik faaliyetinin bulunduğu bölge halkını zehirleyecek maddelerin kullanılmasını yasaklayan, çevre ve eko sistemlerin korunmasını da gözeten, bir "ulusal madencilik politikası" oluşturulması elzemdir, şarttır, gereklidir.
Her tür faaliyette olduğu gibi madencilik faaliyetlerinde de amaç, halkımızın refah ve mutluluğudur. İnsan onuruna ve emeğine saygı, madencilik faaliyetlerinin planlanmasından ve uygulanmasından geçer. Bu amaç; kamu yararı; mutlaka öncelikli olarak göz önünde bulundurularak gerçekleştirilir.
Madencilik sektörünün üretim hedefi dış pazarlar değil, ülke sanayi sektörlerine olmalıdır. Madencilik sektörünün ülke kalkınmasındaki kritik önemi, fazla miktarlarda üretilip yurt dışına satılarak döviz elde edilmesinde değildir. Yerli sanayiye düşük maliyette ve kaliteli hammadde girdisi sağlamasındadır. Madencilik sektörünün planlanmasında ülke sanayi sektörleri ile entegrasyon ön planda tutulmalıdır.
Ülkemizin ihtiyacı olan enerjinin, yerli maden kaynaklarımızdan karşılanması öncelikli hedef olmalıdır. Sanayinin ihtiyacı olan ucuz enerji üretiminin sağlanması ve bu enerjinin sürekli ve güvenilir olması bakımından, yerli maden kaynaklarımızın kullanılması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Elektrik enerjisi arz-talep dengesinin sorunsuz sürdürülebilmesi için, ulusal maden kaynaklarımıza öncelik veren, akılcı bir enerji politikası zaman kaybedilmeden oluşturulmalıdır.
Madencilik sektöründe aramadan uç ürüne kadar her aşamada ileri teknoloji kullanımı amaçlanmalıdır. Üretim ve kaynak performansının iyileştirilmesine ve yeni ürünlerin elde edilmesine yönelik olarak yeni gelişen teknolojilerin kullanımı, bu sektörün ülke kalkınmasına katkısı bakımından kritik önemdedir. Bu nedenle sektörde yüksek teknoloji kullanımı ve üretilmesine yönelik araştırma-geliştirme çalışmalarına öncelik verilmelidir. İleri üretim teknolojilerinin geliştirilmesi ve kullanımı, daha temiz ve daha etkin madencilik süreç ve ürünlerinin temini bakımından mutlak önkoşuldur.
Sektörde mühendislerin istihdamının süratle artırılması, genel verimliliğin artışı bakımından son derece önemlidir. Madencilik sektöründeki eğitim ve öğretim konusunun yeniden ele alınması ve sektörün gereksinim ve beklentilerinin yansıtılması gereklidir..
Madencilik sektörünün her alanında, şeffaflık ve bilgi akışı sağlanmalı, alınan kararlardan toplumun her kesimi bilgilendirilmelidir.
Yerel halkın onayını almamış hiçbir ekonomik girişiminden başarı şansı beklenemez. Madencilik sektörüne ilişkin alınacak kararlarda ilgili yöre halkının da katılımı zorunludur. Toplumsal, ekonomik ve çevresel bakımdan sürdürülebilir bir madencilik sektörünün gelişimi; tarafların karar alma süreçlerine doğrudan katılımları ile olasıdır. Bunlar olmaksızın hazırlanacak herhangi bir sektör planının ya da plan uygulamasının doğru olması, başarılı olması mümkün değildir.
Bunları söyledik. Şimdi de "Madenlerin gerçek sahipleri halkımızdır" diyenler, bizler; 8 Ekim‘de Ankara‘da TMMOB mitinginde buluşuyoruz. Sözümüzü bir kez daha hep birlikte söylüyoruz.
Mehmet SOĞANCI
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı


