ODALARDAN EGE DEPREMİ AÇIKLAMALARI

26.05.2014

Jeoloji Mühendisleri Odası ve Mimarlar Odası, 24 Mayıs 2014 tarihinde Gökçeada‘nın kuzeybatısında meydana gelen depreme ilişkin birer basın açıklaması yaptı.

JMO: DÜNYANIN FITRATINDA DEPREM VAR
ÖLÜMÜN FITRATINDA "DEPREM YOK"..

DOĞA BİZİ UYARMAYA DEVAM EDİYOR....

Bugün saat 12:25‘de Gökçeada‘nın kuzeybatısında Mw=6,5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. İlk bilgiler, Depremin  Kuzey Anadolu Fay Zonunun Ege Denizi içerisinde yer alan bir seğmenti üzerinde geliştiği anlaşılmaktadır. İstanbul, Çanakkale, Balikesir, Tekirdağ, Edirne ve İzmir dahil  Kuzeybatı Ege ve Marmara bölgesinde yer alan illerimizde  paniğe neden olan deprem, Çanakkale ve Gökçeada  başta olmak üzere  bölgede özellikle alüvyal zemin birimleri üzerinde kurulu yerleşim birimlerinde bazı yapısal hasarlara ve  bazı vatandaşlarımızın yaralanmasına neden olmuştur.

2012 yılında MTA Genel Müdürlüğü tarafından karasal alanlara ilişkin olarak yapılan çalışma sonucu hazırlanan diri fay haritasına göre ülkemizde 5.5 ve daha büyük deprem üretecek boyutta  485 adet fay segmenti veya fay zonunun yer aldığı bilinmektedir.

Gelinen noktada, Ülkemiz depremsellik gerçekliği ana hatlarıyla ortaya çıkartılmıştır. Bir çok yerleşim birimimizin fay hattı veya fay zonlarının üzerinde, kenarında veya etki alanı içerisinde yeraldığıda bilinmektedir. Meydana gelen depreminde Kuzey Anadolu Fay hattının en batı ucunda Gökçeada‘nın kuzeyinde, deniz içerisinde yeralan bir seğmentinde meydana geldiği anlaşılmaktadır. Depremden sonra büyüklükleri 5.3‘e varan çok sayıda artçı depremlerin meydana geldiği görülmektedir.
İlk belirlemelere göre; Meydana gelen deprem nedeniyle;
Gökçeada ilçesinde bazı konutlarda hasar ve deformasyonlar ile çatı çökmeleri ile yine Çanakkale Merkez Kocatepe ve Hamidiye Camii minalerinde hasar ve deformasyonların( yana kayma) olduğu, özellikle kıyı alüvyonları üzerinde yer alan bazı  konutların duvarlarında çatlamalar olduğu rapor edilmiştir.
Yine Tekirdağ bölgesinde  paniğe bağlı olarak bazı vatandaşlarımızın yaralandığı, bazı konutların duvarlarında hasar ve deformasyonların oluştuğu, Merkez Selim Camii minaresinde devrilme ve özellikle yeraltısuyu seviyesinin yüksek olduğu alüvyal zemin birimleri üzerinde yer alan Altınova bölgesi ile Şarköy ilçe merkezinde yeralan bazı konutların duvarlarında hasarların oluştuğu ifade edilmiştir.
Ülkemizde meydana gelen depremler ve bugüne kadar yapılan tüm araştırmalar, afet zararlarının önemli ölçüde denetimsizlikten kaynaklandığını ve doğa olaylarının afete dönüşmesinin en önemli nedenlerinden birinin de "Yapı Üretim-Denetim Sistemi" olduğunu göstermektedir.

  • Son depremde meydana gelen hasarların  ilk belirlemelere göre yeraltısuyunun yüksek olduğu, gevşek alüvyal zeminler üzerine kurulmuş olan yerleşim birimlerinde meydana gelmiş olması Oda olarak söyleye geldiğimiz aşağıdaki sözlerin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha göstermiştir.
  • Sağlıklı ve güvenli kentleşmeler için; jeolojik verilere göre doğru yer seçiminden başlayarak, yapı üretim ve denetim süreçleri rantın değil bilimin ve mühendisliğin yol göstericiliğinde yürütülmelidir.
  • Afet güvenli bir yapı üretimi için gerekli olan denetim sisteminin etkin, bütünlüklü ve güvenilir bir denetimi sağlayacak ve tüm süreçleri kapsayacak şekilde ele alınarak tanımlanması halkın can ve mal güvenliği için kaçınılmaz kamusal bir görevdir.
  • Geçmişte yaşadığımız depremlerin yol açtığı can ve mal kayıpları, planlama, yapı üretim ve denetim sisteminin ne derece yetersiz ve sorunu çözmekten uzak olduğunu göstermiştir. Bu aşamada, her yönüyle etkin ve güvenli bir planlama, yapı üretim ve denetim sisteminin doğru tanımlar üzerinden yeniden kurulması kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir.
  • Ülkemizde meydana gelen depremlerin yol açtığı afet zararlarının, önemli ölçüde yanlış yer seçiminden ve binanın üzerine oturduğu zeminle ilişkisinden kaynaklandığı bilinmesine rağmen, binanın oturacağı zeminin özelliklerini ortaya koyan jeolojik-jeoteknik etüt (Zemin ve Temel Etüt) çalışmalarının "Yapı Denetim Sisteminin" dışında tutularak projeler ekinde sunulan önemsiz belgeler haline dönüştürülmüş olması yapı güvenliğinde ciddi bir zafiyet yaratmıştır.
  • Yapı Denetim Sistemi uygulamada olduğu gibi sadece "bina inşasının denetimi" ile sınırlı kalmamalı; gelişmiş ülke örneklerinde olduğu gibi, arsanın imar parseline dönüştüğü aşamadan başlamak üzere "etüt-proje ile etüt-projeye uygun yapı üretim" süreçlerini de denetleyecek bir kapsama kavuşturulmalıdır. Binanın statik projesine veri sağlayan zemin ve temel etütleri de yapı denetim sistemi içine alınmalı, Yapı Denetim Kanunu ve ilgili mevzuat bu kapsamda revize edilmelidir.
  • Kentsel planlama, yapı üretim ve denetim süreçlerini yönlendirmek ve denetlemek için başta belediyeler olmak üzere bütün yerel yönetimlerde jeolojik-jeoteknik etüt birimleri kurulmalıdır.
  • Yapı ruhsatı vermeye yetkili belediyeler başta olmak üzere tüm yerel idarelerde, jeoloji mühendisi istihdamı zorunlu hale gelmeli, jeolojik-jeoteknik çalışmaların uygunluk denetimi jeoloji mühendisleri eliyle yapılmalıdır.
  • Deprem nedeniyle meydana gelen yaralanmaların hemen hemen tamamının panik nedeniyle meydana gelmiş olması afet eğitimlerinin yetersizliğini bize bir kez daha  göstermiştir. Afet eğitimleri mutlaka jeoloji mühendislerinin desteği ve katkısınıda  alarak eğitimi alanlarda davranış değişikliği sağlayacak seviyeye getirilmesi gerekir.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, meslektaşlarımızın yanı sıra halk arasında da kabul ve destek gören öneri ve taleplerin gerçekleştirilmesinin yaşamsal önemde olduğunu vurguluyor ve bir kez daha ifade ediyoruz ki;
Doğa olaylarının afete dönüşmesi "kader" değildir ve toplumsal acıların tekrar tekrar yaşanmaması bizim elimizdedir.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu

 


MİMARLAR ODASI BASIN AÇIKLAMASI:
Ege Depremi, yeni felaketler için bizleri uyarıyor!

24 Mayıs 2014 tarihinde Ege Denizi açıklarında Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı verilerine göre 6,5 büyüklüğünde meydana gelen deprem Ege ve Marmara bölgelerinin büyük bir bölümünde hissedilmiş, 267 kişi yaralanmış ve Edirne ve Çanakkale‘deki binalar hasar görmüştür. Amerika Jeoloji Araştırmaları Kurumu verilerine göre ise deprem 6,9 büyüklüğündedir. Kuzey Ege Denizinde 20.yüzyılın başından itibaren sıklıkla orta ve büyük şiddette depremler yaşanmış ve 1912 yılında 7,6 ile en büyüğü gerçekleşmiştir.

Ülkemizde, coğrafi özellikleri nedeniyle sık aralıklarla büyük şiddette depremler yaşanmakta olmasına rağmen ne yazık ki bu konuda toplumsal ve yönetimsel hafıza oluşturulamamıştır. Milat olarak kabul edilen 1999 yılında yaşanan Büyük Marmara Depremi ve 12 yıl sonra 2011‘de Van‘da meydana gelen depremler sürecinde kentlerimiz afetlere karşı hazırlanmadığı gibi; kamu arsa ve binaları, hazine ve 2B orman, otlak, mera ve tarım arazileri rant amaçlı elden çıkarılmış ve yağmacı uygulamalara açık hale getirilmiştir. Bunun sonucunda kentlerimizde kentsel ve ekolojik rezervler giderek yok olmuştur.

AKP İktidarı, depremlere yönelik önlemlerle ilgili çalışmaları öncelikli ve yaşamsal öneme sahip bir konu olarak görmek ve planlama süreçlerini "toplumsal yararı gözeten, katılımcı, şeffaf ve denetlenebilir yollarla yürütme" yerine "kentsel rant" odaklı politikalarını ısrarla sürdürmektedir. Yaşanan acılara ve maddi kayıplara rağmen gerekli dersler çıkarılmamış, başlangıçta alınan kimi tedbirler dahi ortadan kaldırılmış ve hatta yeni riskleri davet eden kararlar alarak bu uygulamalara hız verilmiştir. İstanbul örneğinde olduğu gibi Afete Yönelik Acil Eylem Planı‘na göre olası bir depremde kullanılması planlanan toplanma alanlarında; imar planlarında yapılan değişikliklerle iş merkezi, alışveriş merkezi, toplu konut ve stat inşa edilmesinde bir sakınca görülmemiştir.

Göç, kaçak yapılaşma ve gecekondulaşma süreçlerinin ardından kentsel dönüşüm ve yenileme süreçleri ile kentsel doku, tarihsel miras ve doğal çevre bozulmakta ve kentlerimiz geri dönülemez tahribat ve yıkımlar yaşamaktadır.

Soma‘da iş güvenliği ve işçi sağlığı tedbirlerinin alınmaması ve taşeronlaşma sisteminin bir sonucu olarak 13 Mayıs 2014 tarihinde yaşanan ve 301 insanımızı kaybettiğimiz maden faciasının acılarını yaşarken 24 Mayıs 2014‘deki Ege Depremi şans eseri can kaybına yol açmamıştır. Ancak, daha önceki felaketlerde olduğu gibi kültürel ve tarihsel miras olan yapıların hasar görmesine ve nitelikli yerel mimari örneklerinin yitip gitmesine neden olmuştur.

Deprem "doğa olaylarının afete dönüşmemesi için gerekli tedbirlerin alınması" yönünde ülke yönetimini ve bizleri bir kez daha uyarmıştır!

Afetler ve kriz durumlarında başarılı iyileşme süreçleri, müdahalede yer alan tüm aktörlerin koordinasyonu ve işbirliği ile mümkündür. Afet ve afet sonrası süreçlerin yönetimi hakkında merkezi-yerel yönetimlerce geliştirilecek politikaların bilim insanlarını, meslek odalarını, akademik kuruluşları ve ilgili tüm kesimleri dikkate alarak oluşturulması zorunludur.

Bu vesileyle, doğal afetlerin büyük tahribata ve insan kayıplarına yol açmasının temelinde yer alan, mimarlık ve şehircilik ilkelerine aykırı gerçekleştirilen planlama ve yapılaşma gerçeği karşısında Mimarlar Odası olarak mücadelemizi sürdüreceğimizi; bu konudaki deneyim, birikim ve bilgilerimizi kentsel dönüşüm baskısı altındaki kentlerimiz için toplum yararına kullanacağımızı bir kez daha vurguluyoruz.

Depremden etkilenen bütün yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; yaraların bir an önce sarılmasının takipçisi olacağımızı değerli kamuoyumuza saygı ile duyuruyoruz...

 

TMMOB MİMARLAR ODASI