ODALARDAN IMF VE DÜNYA BANKASI AÇIKLAMALARI
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası İstanbul'da yapılan IMF-Dünya Bankası toplantıları ve protesto gösterileri sırasında polisin müdahalesi üzerine birer basın açıklaması yaptı.
HKMO: IMF ve DB KARARLARINA HAYIR, GELECEK BİZİMDİR...
IMF‘nin iktisadi tarihimizde oldukça uzun geçmişe dayalı bir yeri olmasına karşın, iktisat politikası içindeki konumu özellikle 1998 Yakın İzleme Anlaşması‘ndan bu yana daha da belirginleşmiştir. IMF, 1997 Asya Krizi‘nden çıkardığı derslere de dayanarak, Türkiye ekonomisi üzerindeki denetimini bu tarihten sonra derinleştirerek daha kurumsal bir niteliğe kavuşturma ihtiyacı duymuştur. Benzer şekilde yerli burjuvazi de, 1989 sonrasında, Türkiye‘nin içinde bulunduğu dışa açık makroekonomik yapının rastgele (yaygın medyatik söylemi ile ‘popülist‘) politikalar içinde biçimlendirilmesinden rahatsızlık duymuş ve uluslararası yeni işbölümünde Türkiye‘nin ‘yeni yükselen piyasalar‘ arasında yer almasını garantiye alacak dönüşümlerin bir an önce sonuçlandırılmasını açıkça (ve acilen) arzular hale gelmiştir. Burjuvazinin bu özlemi, Türkiye‘nin kaderine kesin ve sınırsız bir egemenlik kurma girişimine dönüşmüştür. Bu girişim, emekçi sınıfların, bir bölümü Cumhuriyet tarihi kadar eski olan tüm geçmiş birikimlerini adım adım tasfiye etme programı olarak da nitelendirilebilir. Bu programın hayata geçirilmesi uluslararası sermaye ile (ve onun üst- örgütleriyle) tam işbirliğiyle mümkün olabilmiştir.
1998 yılı, 24 Ocak 1980 ya da Türkiye‘nin sermaye hareketlerine tam serbestlik tanıdığı Ağustos 1989 tarihleri gibi, yakın iktisadî tarihimizde önemli bir dönemeçtir. 1998 yılında Türkiye artık IMF, Dünya Bankası (DB), Dünya Ticaret Örgütü ve uluslararası finans ve derecelendirme kuruluşlarının denetim ve gözetiminde ekonomik ve siyasal kurumlarını neoliberal koşullandırmaların biçimlendirmesini kabullenmiş ve uluslararası işbölümünde kendisine biçilen yeni rolü üstlenmiştir. Bu rolün ana özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
• Uluslararası ve yerli finans sermayesine sermaye hareketleri üzerine sınırsız serbestlik güvencesi sağlayarak, yüksek finansal getiri sunmak;
• İşgücü piyasalarını kuralsızlaştırma ve esnekleştirme yöntemiyle ucuz işgücü deposu hâline dönüştürerek katma değeri düşük teknolojilerde uzmanlaşmak ve sanayini uluslararası şirketlerin taşeronu olarak geliştirmek;
• Üretimde ithal girdi kullanma ve ithal mal tüketme eğiliminin kuvvetlenmesine izin vererek, finansmanı esas itibariyle spekülatif sermaye tarafından sağlanan bir ucuz ithalat cennetine dönüşmek;
• Kamu hizmetlerini ticarîleştirerek vatandaşları ‘müşteriye‘, kamu hizmeti üreten kurumları ‘ticarî işletmeye‘ dönüştürmek; kamu iktisadî kuruluşlarını yerli ve uluslararası özel sermaye şirketlerine doğrudan yabancı sermaye cezbetmek uğruna yok pahasına satmak;
• Etkin ve demokratik yönetim, ‘iyi yönetişim‘ söylemleriyle, aslında tüm toplumu ilgilendiren stratejik, ekonomik ve siyasî kararların alınmasını ve uygulanmasını demokratik denetim mekanizmalarının dışına çıkarırken, devletin neoliberal anlayışa uygun bir biçimde yeniden yapılandırılmasında toplumun desteğini sağlamaya çalışmak.
Görüldüğü gibi bu uygulamalar Türkiye‘nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığına yönelik açık bir tehdit oluşturmakta, emeği ile geçinen geniş halk kesimlerinin kazanılmış haklarını geriletmekte ve sömürüyü daha da kalıcı hale getirmektedir. Özetle, 1998 sonrası IMF Yakın İzleme Anlaşmasını çerçevesinde takip eden süreçte yapılanlar, ülkemizin hedeflerini ve kaynaklarını kendisinin belirlediği bağımsız, görece eşitlikçi ve sosyal dayanışmacı bir kalkınma stratejisi uygulayabilmesinin önündeki en büyük engeldir. IMF‘nin savunduğu politikaların kuramsal dayanakları çökmüştür. Emperyalizmin metropolünden kaynaklanan bir krizi çevre ekonomilerinde uluslararası finans kapitalin çıkarlarını gözeterek yönetmeyi hedefleyen bir uluslararası kuruluş olarak IMF meşruiyetini yitirmiştir. Bozuk sicili, daha da lekelenmektedir.
Türkiye‘nin sürüklendiği kriz, emperyalizmin ve organlarının, öncelikle IMF‘nin ve küresel kapitalistleşme sürecine eklemlenme çabacı içerisindeki işbirlikçileriyle onların programlarının yürütücüsü olan siyasî iktidarların eseridir. Çalışanların, işçilerin, köylülerin ve emekçilerin kısaca halk sınıflarının bu krizin yükü altında, işsizlik, yoksulluk, çaresizlik koşullarına daha da fazla sürüklenmemesi için IMF ile imzalanacak herhangi bir anlaşmanın reddedilmesi gereklidir.
İMF ve Dünya Bankası‘nın İstanbul‘daki toplantıda alacağı kararlar dünya halkları üzerinde daha çok açlık daha çok sömürü, yoksulluk, baskı ve zulüm getireceği açıktır. Bu kararların bizim topraklarımızda alınıyor olmasına karşı çıkıyor başka bir dünya mümkündür diyoruz.
TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI
İMO: SİYASİ İKTİDAR DEMOKRASİ SUÇU İŞLİYOR
İstanbul‘da gerçekleştirilen IMF ve Dünya Bankası toplantısı protesto etmek üzere bir araya gelen sendika, meslek odası, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü üyelerine karşı polisin takındığı insanlık dışı saldırıyı kınıyor, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
İstanbul polisi göstericilere karşı tahammülsüz ve acımasız davranmıştır. Demokratik tepkinin şiddetle bastırılmaya çalışılmasını anlamak ve kabul etmek mümkün değildir.
Siyasi iktidar, dünya üzerindeki yoksulluğun simge kurumları olan IMF ve Dünya Bankası toplantısına karşı yoksulların, emekçilerin, işsizlerin, çalışanların sessiz kalacağını mı sanıyordu? Türkiye‘nin yoksullaşmasında ve yoksulluğun sabitlenmesinde büyük pay sahibi olan kurumların yöneticilerinin alkışlarla karşılanması mı isteniyordu? Ekonomik krizin faturası omuzlarına yüklenen yoksulların, "misafirperverlik" gereği tepki göstermemesi mi gerekiyordu?
Karşı çıkmak, tavır almak, tepki göstermek en doğal haktır. Burada asıl tartışılması gereken, "demokrasi havarisi" kesilen siyasi iktidarın tavrıdır. Siyasi iktidar gösterilere tahammül etmek yerine, kanla bastırmayı tercih etmiş, her zaman olduğu gibi orantısız güç kullanmış, demokratik hak şiddetle bastırılmıştır.
Kendi vatandaşına bu oranda acımasız davranan Başbakan Erdoğan‘ın, "misafirperverlikten" söz etmesi dramatiktir; demokrasi söyleminin içinin ne kadar boş olduğunun bir göstergesidir. Anlaşılan o ki siyasi iktidarın demokratikliği ve demokratik açılımı "sözde"dir; siyasi iktidara bu rol, emperyalizm tarafından biçilmiştir.
Aynı tuhaflık IMF toplantısında bir konuşma yapan Erdoğan‘ın sözlerinde de görülmüştür. Erdoğan salonda, "Dünyadan yükselen çığlığa, taleplere ve şu salonun dışında devam eden protestolara da kulak vermemiz gerekir." diye konuşurken dışarıda güvenlik güçleri göstericileri yerlerde sürüklüyordu; ‘Başbakan dayak yiyen göstericilerden çıkan acı dolu seslere kulak vermekten mi söz etti‘ diye sormak istiyoruz.
Basına yansıyan haberlere göre polis saldırısı sonucunda yaralananlar olmuştur. Yüzlerce gözaltı olduğu ifade edilmektedir. Taksim ve civarı semtlerde gaz bombasından göz gözü görmez haldedir. Bütün bu görüntüler siyasi iktidarın bir ayıbı olarak belleklerimizdeki yerini alacaktır. Siyasi iktidar demokrasi suçu işlemiştir; İstanbul olayları bunun son kanıtı olmuştur.
Gözaltına alınanların bir an önce bırakılmasını talep ediyor, yaralananlara geçmiş olsun diyor, İstanbul polisinin tutumunu kınıyoruz.
İnşaat Mühendisleri Odası, ülkemizi yoksullaştıran IMF ve Dünya Bankası‘na defol diyenlerin emekçilerin yanındadır.
MMO: IMF - DÜNYA BANKASI POLİTİKALARINI PROTESTO ETMEK
YURTSEVER TOPLUMCU BİR GÖREVDİR
İstanbul‘da yapılan IMF ve Dünya Bankası toplantılarına karşı TMMOB, DİSK, KESK ve TTB‘nin düzenlediği "alternatif etkinlikler" programı çerçevesinde bugün Taksim Meydanı‘nda yapılacak açıklama sırasında kitleye azgınca saldırılması, hükümetin ekonomik anlamda yüzünün hangi tarafa çevirili olduğunun açık bir göstergesidir.
Emperyalizmin acımasız sömürü politikaları sonucu on yıllardır dünya halklarının yoksullaşma ve yoksunlaşmasında büyük payı olan küresel sermaye örgütlerinin önüne kırmızı halılar serilirken emekçilere karşı gösterilen anti demokratik vahşi yaklaşımı kınıyoruz.
Küresel soyguncuların krizi emekçilere fatura etmeye yönelik İstanbul‘un ortasında planlamalar yapma hakkı varsa, ülkemizin gerçek sahipleri olan emekçi halkın ve onun temsilcisi olan kesimlerin de tarihsel sorumlulukları gereği buna karşı çıkma hakkı vardır.
Hükümet, valilik ve emniyetin bütün çabası, ülkemiz ve halkımızı soyan, sanayi ve tarımı tasfiye eden programlara boyun eğmeyen kesimlerin sesini duyurmasının önüne geçmek ve bu sesi kısmak, uluslararası kapitalizmin politikaları karşısına kurulan seti engellemektir.
TMMOB Makina Mühendisleri olarak, bu türden bir "ev sahipliği"ne karşı olduğumuzu, küresel sermayenin yıllardır ülkemiz ve halkımızdan kopardığı, çaldığı kaynakların geri kazanılması için TMMOB çatısı altında aktif tavır içerisinde olacağımızı kamuoyuna bir kez daha ilan ediyoruz.
Emin KORAMAZ
TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
Yönetim Kurulu Başkanı


