ODALARDAN VAN DEPREMİNİN 1. YILINDA BASIN AÇIKLAMALARI
İnşaat Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası ve Şehir Plancıları Odası, Van depreminin birinci yıldönümü dolayısıyla 22 Ekim 2012 tarihinde birer basın açıklaması yaptı.
İMO: İnsan hayatı ve kamu yararı korunması gereken temel değerdir
Geçtiğimiz yıl 23 Ekim Pazar günü merkez üssü Van`ın Tabanlı köyü olan depremde nedeniyle 604 insanımızı kaybettik. Deprem hayatı olumsuz yönde etkiledi; özelikle Erciş ilçemiz büyük bir drama sahne oldu. Birçok bina oturulamaz hale geldi, afet sonrası müdahalede yaşanan sorunlar, günlük hayatın asgari düzeyde devam ettirilmesini bile zorlaştırdı. Van ilk depremin şokunu henüz atlatmamışken, acılar hâlâ sıcakken, kent kelimenin tam anlamıyla afete teslim olmuşken, bu kez de 9 Kasım`da merkez üssü Edremit ilçesi olan bir diğer deprem ile sarsıldık, ikinci depremde ise 32 insanımızı kaybettik. Anıları karşısında saygıyla eğiliyor yakınlarını kaybeden herkese bir kez daha başsağlığı diliyoruz.
İnşaat Mühendisleri Odası olarak Van depreminin ilk gününden beri kalbimiz Van halkıyla birlikte attı. Depremin üçüncü gününde gözlemde bulunmak için bölgeye gittiğimizde tüm örgütlülüğümüz dayanışma malzemelerini toplamak ve bölgeye ulaştırmak için çoktan çalışmalara başlamıştı. Bizler mesleğimizin birikimlerini de yara sarmak için seferber ettik. Birinci depremin ardından ön hasar tespit çalışmalarında gönüllü meslektaşlarımızın yer alması için Valiliğe başvurduk. Hasar tespit çalışmalarında görev alma talebimiz ikinci depremin ardından karşılık bulabildi. Valilik ve Belediye ile imzalanan protokol doğrultusunda meslektaşlarımız deprem bölgesindeki hasar tespit çalışmalarında üç hafta boyunca bilfiil görev aldı.
İlk günden beri Van`da olan bizler, sadece yıkılan binaların birçoğunda seçilen taşıyıcı sistemlerin hem tasarım hem de imalat açısından depreme dayanıklı yapı tasarımı ilkelerine uymadığına, beton dayanımının elle ufalanabilecek düzeyde kalitesiz olduğuna değil aynı zamanda çadır yaşamının barındırdığı risklerin ölümlere neden olduğuna, yakınlarını kaybetmenin yanı sıra ağır yaşam koşullarıyla mücadele etmek durumunda kalan Van halkının kentten göç etme dışında çare bulamadığına da tanıklık ettik.
Van depremlerinde yaşananlar ile 1999 Marmara depremlerinde yaşananlar Türkiye`nin Doğusu ile Batısını ortak bir paydada buluşturdu. Öyle ki ne depremin yıkıcı etkisi önlenebildi ne de deprem sonrası yaşanan afete müdahale ve krizi yönetme noktasında doğru adımlar atılabildi.
Yetmezmiş gibi Van depremleri kamuoyunda "Kentsel Dönüşüm Yasası" olarak bilinen "Afet Riskli Altındaki Alanların Dönüştürülmesi" hakkındaki kanun sayesinde popülizme malzeme edildi. Mayıs ayında meclis genel kurulundan geçen "Kentsel Dönüşüm Uygulamaları" herhangi bir veri veya envanter çalışmasına dayanmaksızın 5 Ekim`de ise 33 ilde aynı anda 150 kamu binasının yıkımları ile başlatıldı. Yıkımların neye göre belirlendiği konusunda bilinen tek şey, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın Haziran ayında riskli alan ve riskli yapıların tespit çalışmalarının başlatılması için 81 il Valiliği ve Belediyeye bir genelge göndererek talimat vermiş olmasıydı. Valilik ya da belediyelerin nasıl bir çalışma yaptığı, yıkımların hangi plan, veri ve önceliğe dayanılarak gerçekleştirildiği bir muamma olarak kaldı. Aynı yasa, yapı denetimden muaf tutulan TOKİ`ye rezerv alanlarının belirlenmesi gibi önemli bir yetki daha vererek asıl amaçlananın ne olduğunu açıkça ortaya koymuş oldu. Ülkemizin tüm kentleri adeta, Van ili özelinde jeolojik etüt çalışmaları tamamlanmaksızın inşaatlara başlayan ve hatta birçok inşaatını tamamlayan TOKİ`nin insafına terk edildi.
Bu gerçekler, siyasi iktidara mesaj, kamuoyuna uyarı, bizlere ise sorumluluk bildirmektedir.
Van depremlerinin birinci yıldönümünde, mesleki ve toplumsal sorumluluğumuz gereği, kentsel dönüşüm sürecini "oy kaybetme pahasına uygulayacağını" ifade eden iktidara sesleniyoruz: Deprem tehdidiyle kentsel dönüşüm projelerini meşrulaştırmaktan vazgeçin. Olası depremlerin yol açacağı yıkım önlenmek isteniyorsanız, kentsel planlama ve uygulama süreçleri başlatın, dönüşüm alanlarını, sosyolojik ve çevresel değişkenleri ve bu bölgelerde yaşayanların ihtiyaçları göz önüne alarak belirleyin, rant yaratacak uygulamalardan kaçının ve kamu yararı ilkesinden ayrılmayın. Mühendislik mesleğini itibarsızlaştıracak ve meslek örgütlerini güçsüzleştirecek uygulamalardan vazgeçin.
İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu
JFMO: 23 EKİM 2011 VAN DEPREMİNİN 1. YILDÖNÜMÜ
23 Ekim 2011 tarihinde yerel saat ile 13:41‘ de Van ili Tabanlı köyünde 7.2 büyüklüğünde meydana gelen ve 25 saniye süren depremde 604 kişi, 17 gün sonra 9 Kasım 2011 tarihinde Van-Edremit civarında meydana gelen depremde 40 kişi yaşamını yitirmiştir.
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, yıkık ağır hasarlı afetzede sayısı 39804 aile, iş yeri ağır hasarlı afetzede sayısı 3606 aile ve köylerde ahırları yıkık ağır hasarlı olan afetzede sayısı 9728 dir. Bu depremler insanlar üzerinde hem piskolojik, hem sosyal, hem ekonomik, hem de fiziki anlamda büyük bir tahribata sebep olmaktadır.
17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ardından, 12 yıl geçmesine rağmen 23 Ekim 2011 yılında Van Depreminde yaşananlar, Marmara depremindeki gibi birbirinin benzeri olmuştur. Depremin yıkıcı etkisini önlemek için gerekli olan zemin etütleri (Jeofizik-Jeoteknik) çalışmaları ilgili meslek disiplinleri tarafından ortak yapılmamış, depreme dayanıklı binalar inşa edilmemiş olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca deprem sonrası kriz iyi yönetilememiştir.
Ülkemizin büyük bir bölümü deprem riski altındadır. Depremin bir doğa olayı olarak her an karşımıza çıkacağı bilinen bir gerçektir. En son 2011 yılında yaşanan orta büyüklükteki; Simav, Tekirdağ, ve Elazığ Depremleri ile, büyük; 23 Ekim 2012 Van ve 9 Kasım 2012 Van-Edremit Depremleri en yakın örneklerdir.
Depremlerden ve diğer bütün afetlerden korunma hakkı, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkı en temel insan hakkıdır. Aktif deprem kuşağında bulunan ve deprem riski altında yaşayan ülkemizde; yasa dışı yapılanmanın önüne geçilmeli, bilimsel normlara dayalı yer seçimi yapılmalı, niteliksiz yapı üretimi engellenmelidir. İmar planına altlık teşkil edecek Jeofizik-Jeoteknik etütler yapılmadan yeni yerleşim alanları belirlenmemelidir. Parsel ve ada bazlı tüm yapılaşmalarda mühendislik hizmeti almayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilmemelidir. Belediyelerde mühendislik sismolojisi yapılmamış zemin etüt raporları kabul edilmemelidir.
Afet riski altındaki alanlar ile riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, sağlıklı ve güvenli yaşama usul ve esasları belirlemek amacıyla çıkarılan " Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun" 31 Mayıs 2012 tarihinde, " Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunun Uygulama Yönetmeliği" 4 Ağustos 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Riskli yapı tespitinde jeofizik mühendislerinin görev alması şeklinde çok yerinde ve kamu yararını gözeten bir düzenleme yapılmıştır. Ancak Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu uyarınca Jeofizik Mühendisleri Odasınca düzenlenmiş Büro Tescil Belgesini alma şartının getirilmemesi bir eksikliktir.
3030 sayılı Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği‘nde, 03 Nisan 2012 ve 14 Nisan 2012 tarihlerinde bürokrasiyi azaltma gerekçesi altında yapılan değişiklikler ile, Odamız tarafından verilen ve projelere imza atan proje müellifliği üstlenen kişilerin mesleki faaliyette bulunma hakkının olup olmadığını da kontrol etmeye yarayan belge kaldırılmış, yerine bu kişilerin taahhütnameleri konulmuştur.
Bu durum Meslek Odalarının üyeleri üzerindeki denetimini kaldırmakta, kamunun güvenilir mühendislik hizmeti almasını engellemektedir. Değiştirilmediği müddetçe telafisi güç sorunlara yol açacaktır. Bu kararın tekrar gözden geçirilerek düzeltilmesi gerekmektedir.
Deprem öldürmez, bina öldürür. Deprem hasar, zarar, can ve mal kayıplarının azaltılmasının tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılarının ortak katkı ve gayretleriyle depreme dayanıklı yerleşim alanlarının tespit edilmesi ve yapıların üretilmesidir. Bunun için deprem öncesi, sırası ve sonrasında yapılacak çalışmalara ilişkin insan odaklı ve kamu yararı gözeten ulusal bir deprem politikası oluşturulmalıdır. Gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, yasaların uygulanması sağlanmalı, sağlıklı ve güvenli yapı üretimi için Meslek Odaları‘ nın ve Kamu Kuruluşları‘ nın denetimi etkinleştirilmelidir.
Depremi unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.
23.10.2012
TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI
XIV. DÖNEM YÖNETİM KURULU
JMO: 23 EKİM VAN DEPREMİNDEN BUGÜNE..
23 Ekim 2011 günü, Richter ölçeğine göre 7.2 büyüklüğünde merkez üstü Van‘a 17 kilometre uzaklıktaki Tabanlı köyü`nde meydana gelen ve 25 saniye süren deprem ile 9 Kasım 2011 tarihinde Van`ın güneyinde Edremit civarında meydana gelen 5.6 büyüklüğündeki depremden bu güne yaklaşık bir yıl geçti. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından (AFAD) yapılan açıklamaya göre, ilk depremde 604 kişi, ikinci depremde de 40 insanımız yaşamını yitirdi.
AFAD‘a göre konutları yıkık-ağır hasarlı afetzede sayısı 39804 aile, iş yeri ağır hasarlı afetzede sayısı 3606 aile ve köyde ahırları yıkık-ağır hasarlı olan afetzede sayısı ise 9728 dir. Orta hasarlı 11432 konut, 3345 işyeri ve 356 ahır da dikkate alındığında böylesine büyük yıkımın ardından; TUİK tarafından açıklanan 2011 yılı iç göç rakamlarına bakıldığında; Van`da 65.500`e yakın vatandaşımız göç ettiği, Ağrı, Muş, Bitlis gibi civar illerle kıyaslandığında göç rakamının 6 kat daha fazla olduğu ve il nüfusunun yaklaşık %7`sinin büyük kentlere göç ettiği görülmektedir. Gerçekte ise bu rakamın daha yüksek olduğu dikkate alındığında can ve ekonomik kayıpların yanı sıra depremin göçlere neden olan yönüyle nasıl bir sosyolojik travma yarattığı da ortaya çıkmaktadır.
Ülkemizin başta deprem olmak üzere doğa olayları ile karşılaşılan son bir- bir buçuk yıllık dönemine bakıldığında; geçtiğimiz yıl Mayıs ayında Kütahya Simav depremi ile başlayan deprem sürecinin, 23 Ekim ve 9 Kasım Van depremleri, Nisan 2012 de Kütahya- Simav, Mayıs 2012 İzmir Körfezi, akabinde Fethiye Körfezi, Kırşehir Kaman ve son günlerde Akdeniz doğu baseni ile Kahramanmaraş ve çevresinde yaşanan hareketlilikler ile devam ettiği görülmektedir. Yine bu süre içinde Antalya, Samsun, Rize ve Ağrı`da yaşan sel baskınları da dikkate alındığında afete dönüşen doğa olaylarından dolayı 670`e yakın insanımızın kaybına, 45.000 civarında konutun ağır hasar görmesi veya yıkılmasına, binlerce dönüm arazinin sular altında kalmasına ve milyonlarca dolar zarara neden olan bir durumla karşı karşıya kaldığımız gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Kıtaların hareketlerinden, ovaların ve dağların oluşumuna, volkanik etkinliklerden depremlere ve hatta dev deniz dalgalarına yol açan tektonik hareketlilik süreçleri, üzerinde yaşadığımız yerküreye sonsuz devingenlik kazandıran, ancak jeolojik bilgilerle algılanması hiç de zor olmayan doğal süreçlerdir. Doğal olmayan ise, bilimi ve insanı merkezine alan politikalar yerine, doğayı maksimum kar amacıyla kullanan anlayışın yaşanan doğa olaylarını afete dönüştürmesidir.
Türkiye`de ; başta deprem, heyelan, sel, su taşkını olmak üzere pek çok doğa olayının afete dönüşmesini önlemek, afet riski altındaki alanların sağlıklı ve güvenli yaşam alanları haline getirilmesi öncelikli ve acil bir ihtiyaçtır.
Geçtiğimiz günlerde; Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü tarafından 1992 yılında yayımlanmış olan "Türkiye Diri Fay Haritası" yenilendi. Yeni diri fay haritası ülkemizde orta ve büyük manyitüdlü deprem üretebilecek fay sayısının bilinenin çok üzerinde ve yaklaşık 485 adet olduğunu göstermektedir. MTA tarafından yapılan çalışmalarla güncellenen Türkiye Diri Fay Haritasına göre büyüklüğü 5.5 ve üzeri deprem üretebilecek 485 diri fay veya fay segmenti olduğunun saptanması, neredeyse tüm ülke coğrafyasının bir deprem tehdidi altında olduğu jeolojik gerçekliğini açık olarak ortaya koymuştur.
Ancak sadece son bir buçuk yılda yaşanan onca olumsuz olayların yarattığı tabloya bakıldığında bundan yeterince dersler çıkardığımızı söylememiz mümkün değildir.
1999 yılı Marmara depremlerinden sonra "yapıların denetimsizlikten yıkıldığı" söyleminden hareketle çare olarak sunulan ve "deprem öldürmez bina öldürür" sloganı baz alınarak çıkartılan 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun sorunumuza çare olamamışsa, Van depremlerinden sonra mevcut siyasi erk tarafından afetlerle mücadelenin temel dayanağı olacağı düşüncesiyle; meslek örgütleri, üniversiteler, sivil toplum örgütlerinin düşünceleri ve kaygıları dikkate alınmaksızın "ben yaptım oldu" mantığıyla çıkarılan ve çeşitli illerde yer alan bazı metruk kamu yapılarının şaşaalı patlatmalarla yıkılması görüntüleri ile başlatılan Kentsel dönüşüm yasası olarak da bilinen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun da sorunlarımızı çözmekten uzaktır. Çünkü bu yasa, özünde afet riski altındaki yerlerin güvenli bir yaşam alanına dönüşümünü değil, ranta dönüşümünü esas almaktadır.
Yine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği`nde yaptığı değişiklikler ile kentsel yerleşim amaçlı planlama süreçleri ile yapı üretim sürecinde denetimi özelleştirirken meslek odalarınca yapılan kamusal denetimi de ortadan kaldırarak, afet bilançolarının artmasına da zemin hazırlamaktadır.
Tüm bu olumsuz tablo karşısında, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak 23 Ekim Van depreminin birinci yılında önerilerimizi kamuoyuyla ve karar vericilerle bir kez daha paylaşmayı kamusal bir görev biliyoruz.
Öncelikle Van ili ve çevresinde bölge halkının insanca yaşam koşullarının bir an önce sağlanması için çalışmalar tamamlanmalıdır.
Ve dili Jeolojiyle yazılmış olan doğa ancak Jeolojiyle çözümlenebilir gerçeği temel alınarak;
- Depremleri engellemenin mümkün olmadığı, ancak afete dönüşmesini engellemenin mümkün olduğu bilinciyle, toplumsal ve yönetsel düzeyde tüm kaynakları zarar azaltma hedefine yönlendirecek, kişi ve kurumlar arasında eşgüdümü sağlayacak, üniversitelerin, kamu kurum ve kuruluşlarının, meslek örgütlerinin ve sivil tolum kuruluşlarının katılımı ile ‘Stratejik Afet Eylem Planı` hazırlanmalıdır.
- Deprem zararlarının azaltılması yönünde yapılması gereken pek çok çalışmaya temel oluşturan diri fay haritaları incelendiğinde, bir çok yerleşim biriminin fay hatları veya zonları üzerinde, yakınında veya etki alanında yer aldığı görülerek; öncelikle diri fayların üzerinde yer alan yerleşim bölgelerinde üretebilecekleri deprem büyüklükleri de baz alınarak yapı yapılması engellenmeli, riskli alanlar kamuoyuyla da paylaşılarak terk edilmelidir. Bu amaçla en kısa sürede TBMM den bir "Fay Yasası" çıkarılmalıdır.
- MTA tarafından ülkemiz karasal alanları için düzenlenen Diri Fay haritaları, deniz alanlarının tamamını kapsayacak şekilde, kısa süre içinde genişletilmelidir.
- Gerek MTA tarafından yenilenen diri fay haritası gerekse de mevcut sismik veri ve kayıtlar ile jeoloji, yapısal jeoloji, tektonik, jeomorfoloji ve paleosismoloji çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayalı olarak farklı ölçeklerde "Sismotektonik Haritalar" hazırlanmalıdır.
- Ülkemizin mevcut tektonik yapısı, yeni hazırlanan "diri fay haritası" ile hazırlanacak sismotektonik haritalar baz alınarak " Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası" yenilenmelidir.
- Her türden jeolojik risk ve tehlike haritaları (heyelan, kaya düşmesi) en kısa sürede tamamlanmalıdır. Mevzuatımızda tehlike haritalarının hazırlanması işi sadece imar planlama sürecinin bir ihtiyacı olarak görülmemeli; enerji, sanayi, ulaşım gibi tüm sektörler için karar süreçlerine girdi sağlayan bir veri olarak ele alınmalıdır.
- Başta deprem olmak üzere tüm afet risklerine karşı güvenli kentsel çevreler oluşturulmasında ve yönetiminde Ülkemizde hala önemli ve büyük yasal boşluklar bulunmaktadır. Jeolojik verilerin imar sistemine entegrasyonunda; yer seçimi, yapılaşma, imar yetki ve denetim gücünün etkin kılınması, mevcut yapılaşmış alanların iyileştirilmesi ve güvenlik düzeylerinin yükseltilmesi gibi konularda mevzuat geliştirilmesinde ve mevzuatın uygulama ve yaptırım gücü kazanmasında yetersizlikler bulunmaktadır. Ülkemizin hala birbirine entegre olmuş afet, imar ve yapı mevzuatına sahip olmaması üstelik afet olgusuna içeriğinde yer vermemiş bir imar yasasının büyük bir zafiyet olduğu görülerek, 3194 Sayılı İmar Kanunu, 7269 Sayılı Afetler Kanunu ve 4709 sayılı Yapı Denetimi Kanunu tüm tarafların görüşü alınarak değiştirilmelidir.
- Kamu ve toplum yararı açısından bütün bu yasal sistemlere jeoloji mühendisleri acilen dahil edilmelidir.
- Her tür ve ölçekteki planlama öncesi İmar Planına Esas Jeolojik-Jeoteknik Etütlerin yaptırılması ve ülkemizin afet yönetim sisteminin önceliği olması gereken zarar azaltma stratejisinin en önemli bileşeni olan Afet Duyarlı Planlama yapılmalıdır. Planlama ve uygulama süreçlerini yönlendirmek için başta Belediyeler olmak üzere Yerel Yönetimlerde Jeolojik Jeoteknik Etütler (Zemin Etütleri) birimleri kurulmalıdır. Yapılan çalışmaların zemin parametrelerine uygunluğu istihdamı sağlanacak jeoloji mühendisleri eliyle yürütülmelidir.
- Son yıllarda devlet müteahhitliği ve rant proje ihaleleri yapan bir kuruluş haline getirilen TOKİ yeniden yapılandırılmalı, yoksullar için sosyal konutlar üreten bir yapıya dönüştürülmelidir.
- Bugün ulusal afet yönetim sistemimiz ne yazık ki hala "gündelik ve kısa vadeli işlerle meşgul olmakta", süreçte yer alan kurumlar gerekli eşğüdüm ortamından uzakta birbiri ile bütünleşmeyen hedefler ve projeler peşinde koşmaktadır. Uzun dönemli kararlar alacak çalışmalarda eşğüdümü sağlayacak kurumsal bir yapılanmanın ihtiyacı sürmektedir. Bu bağlamda, 5902 sayılı yasa ile kurulan Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında (AFAD) gerekli reorganizasyon gerçekleştirilerek yeniden yapılandırılmalıdır.
- Halkın barınma ve mülkiyet haklarını elinden alan rant`a dönük Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmeliği toplum yararı gözetilerek yeniden ele alınmalıdır. Bu kanun yerine, insan merkezli toplumsal politikaların hayata geçirilmesini esas alan, üniversiteler, meslek odaları, yerel yönetimler ve halkın katılımı ile; rant odaklı değil, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşam hakkını sağlayabilecek yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Kentsel dönüşümün daha sağlıklı işletilebilmesi için halkın katılımını sağlayacak, ekonomik, sosyal, kültürel ve teknik boyutlarıyla bütünlüklü dönüşüm projeleri üretilmelidir.
Sonuç olarak, TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki;
Doğa olaylarının afete dönüşmesi "kader" değildir ve toplumsal acıların tekrar tekrar yaşanmaması bizim elimizdedir. Üzerinde yaşadığımız yerkürede tanık olduğumuz gelişmelere, aklın ve bilimin ışığını yansıtmaya çalışmak temel anlayışımız olmaya devam edecektir.
Bilimle, emekle, inatla, umutla..
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
YÖNETİM KURULU
MMO: VAN DEPREMİNİN YARALARI SARILMAYI BEKLİYOR!
Bilindiği gibi tam bir yıl önce, Van ili Tabanlı köyünde 7,2 büyüklüğünde büyük bir deprem biri yaşandı. 09.11.2011 tarihinde 5,6 büyüklüğünde ikinci bir depremle Van bir kez daha sarsıldı. Bu iki depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, yüz binlerce kişi şehri terk etmek zorunda kaldı, kalanlar çetin kış koşullarını derme çatma çadırlarda geçirdi. Bu depremler, planlama, yapılaşma ve yapı denetim sisteminin tüm çarpıklığının somut sonuçlarından biri olan, yüzyılın afeti olarak da anılan 1999 Marmara depreminden hiçbir ders alınmadığını ondan tam 12 yıl sonra ne yazık ki bir kez daha gösterdi.
Gerçekte hepsi birer doğa olayı olan deprem, heyelan, çığ, kaya düşmesi, su baskını vb. olaylar, bilinçsizce verilmiş yer seçimi kararları, mühendislik gereklerinden yoksun imar planları, düşük standartlarda ve mühendislik hizmeti görmemiş yapı üretimi, kısaca ranta dayalı, düşük nitelikli, tasarımsız, plansız kentleşme ve sosyoekonomik politikalar sonucu, toplumsal, insani, ekonomik yıkımlara dönüşmektedir. Türkiye`nin bir deprem ülkesi olması, imar afları, denetimsizlik, planlama, imar, kentleşme, yapı ve afet alanlarında mühendislik, mimarlık, şehir plancılığının gerektirdiği bilimsel, sosyal ve bütünlüklü yasal düzenlemeleri gerektirmektedir. Ancak 1999 Marmara depremi sonrasında çıkarılan 4708 Sayılı "Yapı Denetim Yasası" ve yönetmelikleri, denetimsiz yapılaşmayı teşvik eden, kamusal denetim alanını ticarileştirerek özelleştiren, katılımcılığı reddeden, meslek odalarının önerilerine kapalı bir anlayışla hazırlanmıştır. Mesleki yeterlilik, eğitim, belgelendirme, izlenebilirlik, denetim mekanizmasının etkin ve yaygın olmasının gerekliliği ile kamu yapılarının denetim dışı kalması gibi çok önemli eksiklikler, uygulamada ve mevzuat değişiklikleriyle sistematik hale getirilmektedir. Bu noktada önemle belirtmek isteriz, "yapı denetimi"nin anahtarı "mesleki denetim", onun olmazsa olmaz koşulu da TMMOB`ye bağlı Odaların görev ve yetki alanında bulunan "Uzmanlık ve Belgelendirme"dir. Yapı Denetim Yasasının ve ilgili yönetmeliklerinin bu ve diğer yönleriyle ciddi eksikleri, yanlışları vardır.
Ancak sorunlar 31.05.2012 tarihli "6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" ile daha da artmıştır. Zira Bakanlar Kurulu, ilgili Bakanlık ve TOKİ, deprem riski gerekçesiyle ülke topraklarını hiçbir kayıt ve koşula bağlı olmaksızın rant temelli imar hareketlerine açabilecektir. Uygulamada gerek bireylerin ve ilgili bölge halkının hakları, gerekse kamu yararını koruma altına alan yasa hükümleri devre dışı bırakılmakta, yargısal denetim yolu kapatılmaktadır.
Sırtını bu yasaya da dayayarak 05.10.2012‘de uygulanmasına başlanan Kentsel Dönüşüm Projesi de rant amaçlı yeni bir sermaye birikimi politikasının ürünüdür ve bu dönüşümler ile milyonlarca insan geleneksel mekânlarından çıkarılacak, yerlerine ticari merkezler yapılacak, sözde "marka şehirler" oluşturulacaktır. Bu uygulamayla toplumun önemli bir kesimi mekânlarından zorla çıkarılacakları gibi kentlerin en ücra yerlerinde bilimsel ve bütünlüklü bir yapı denetimi sisteminden yoksun konutlarda, deprem risklerinin ağır toplumsal sonuçlarıyla yine baş başa bırakılacaktır.
Van depreminin birinci yıldönümünde, yurttaşlarımızın büyük acısını paylaşıyor, yetkilileri bir kez daha uyarmak istiyoruz. Yapı Denetim Yasası, İmar Yasası, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa ve ilgili diğer yasa ve yönetmelikler, TMMOB ve bağlı Odalarının önerileri doğrultu-sunda rant ve kâr kaygısı gütmeyen bir içerikle ve ilgili bütün tarafların katılımıyla yeniden düzenlenmelidir. Aksi takdirde ülkemizin ağır deprem gerçekleri daha büyük toplumsal yaralar açarak sürecektir.
Ali Ekber ÇAKAR
TMMOB Makina Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu Başkanı
ŞPO: BİR YIL GEÇTİ, UNUTKANLIK BAŞLADI...
Geçtiğimiz yıl 23 Ekim tarihinde yaşanan ve Van ve Erciş kentlerimiz ile çevresindeki köylerde ağır yıkıma ve can kayıplarına neden olan depremin üzerinden tam bir yıl geçti. Türkiye tarihinde yaşanan en ağır depremlerden biri olan 1999 Gölcük Depremi sonrasında gözlemlediğimiz "unutkan" yaklaşımın bir benzeri yeniden yaşanıyor. Devlet bir yandan depremde evlerini yitiren vatandaşlarına güvenli konutlar üretir ve bunların teslimini törenlerle gerçekleştirirken, diğer yandan kaçak, denetimsiz yapılaşmanın kapılarını da ardına kadar aralıyor.
Benzer biçimde, bir yandan Van Depremi sonrasında yasal düzenlemeye dönüştürülen "tüm riskli yapıların yıkılarak yenilenmesi" çalışması depremlere karşı alınması gereken tek önlem gibi sunulurken, diğer yandan kaçak ve denetimsiz yapılaşmayı kolaylaştıran düzenlemelerin yasalaştırılması da sürüyor. Sürdürülen "ikiyüzlü" politikalar nedeniyle, yaşanan depremlerde ve sellerde insanlarımız yaşamlarını yitirmeye devam ediyor.
Yeryüzünde bulunduğu konum nedeniyle bir deprem ülkesi olan Türkiye`de, sık sık kendini hatırlatan depremlere rağmen, ne yazık ki "afetlere karşı sakınım" önlemleri ısrarla alınmıyor, inşaat sektörünü ayakta tutma ve "ekonomik krizden sakınma" politikaları tercih ediliyor.
Bu kapsamda, bir yandan riskli yapıların yıkılması ve yeniden inşa edilmesi, "deprem korkusu" kullanılarak ve hukuk kuralları zorlanarak dayatılırken, diğer yandan gelecekte can ve mal kayıplarına neden olacağı açık olan denetimsiz ve kaçak yapılaşmayı kolaylaştıran, özendiren yasal düzenlemeler yapılıyor.
17 Ağustos 2011 tarihinde, 1999 depreminin 12. yıldönümünde resmi gazetede yayımlanan 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ülke genelinde yaygınlaştırılan, plansız, ruhsatsız ve denetimsiz yapılaşmaya ilişkin kurallara, TBMM`de yasalaşma aşamasında olan yeni Büyükşehir Belediyesi Kanunu düzenlemesiyle mahalleye dönüşen tüm köylerde mevcut tüm yapıların "ruhsatlı sayılması" düzenlemesi ekleniyor.
Yurt sathında yaygın bir "imar affı" anlamına gelen söz konusu düzenlemenin, yeteri kadar tartışılmadan, köylerin mahalleye dönüşmesi sonrasında oluşan mevzuat karmaşasını ortadan kaldırmak düşüncesiyle ortaya atıldığı anlaşılıyor. Anayasa`da yer alan "kanun önünde eşitlik ilkesi" gereğince, tüm yurt sathında yaygın bir imar affına dönüşme olasılığı bulunan bu düzenleme ile güvenli olup olmadıkları ve yasallıkları tartışmalı tüm yapıların ruhsatlı sayılması olasılığı bulunuyor.
Yeni kaçak ve güvensiz yapılaşmaları özendiren bu anlayış, "depreme karşı güvenli yapılaşma" iddiasındaki iktidar açısından büyük bir çelişkidir. Bu çelişkili yaklaşımlar, her ne kadar gerek kaçak yapılaşmalar ve gerekse riskli yapıların yenilenmesi kapsamında inşaat sektöründe bir hareketlenme sağlasa da, bir yıl önce Van`da yaşanan ve kısa sürede unutulan can kayıplarının benzerlerinin yaşanmasını ne yazık ki engellemeyecektir.
TMMOB Şehir Plancıları Odası olarak, salt inşaat sektörünü ve ekonomiyi ayakta tutma endişesiyle yapılan çelişkili yasal düzenlemelerin, kentlerimizde ve köylerimizde gelecekte yaşanacak yıkımları engellemek bir yana, daha büyük yıkımlara neden olacağını görüyor ve ilgili tüm kesimleri, Van Depreminin yıl dönümünde bir kez daha uyarıyoruz;
Başta 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemeler olmak üzere, plansız, ruhsatsız ve denetimsiz yapılaşmayı olanaklı kılan tüm yasal düzenlemeler ivedilikle iptal edilmeli, yeni Büyükşehir Belediye Kanunu düzenlemesinde yer alan "imar affı" anlamına gelen, kaçak ve ruhsatsız, güvensiz yapılaşmayı özendiren düzenleme arayışlarından derhal vazgeçilmelidir.
Van ve Erciş kentlerimizde ve çevresindeki köylerde yaşanan yıkımın birinci yıl dönümünde yaşamını yitiren yurttaşlarımızı saygıyla anarken, dün gece gerçekleşen yağışlarda oluşan sellerde, Kırklareli`nde, Lüleburgaz İlçesi, Büyükkarıştıran Beldesi`nde yaşamını yitiren yurttaşlarımızın yakınlarına da başsağlığı diliyoruz.
Necati UYAR
TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu Başkanı


