ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI "BAŞKA BİR TÜRKİYE MÜMKÜNDÜR" DİYEN MÜHENDİSLER, MİMARLAR VE ŞEHİR PLANCILARI 14 EKİM'DE ANKARA'DA BULUŞUYOR

09.10.2006

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, özelleştirmeye karşı kamusal üretim ve kamusal denetimi savunduklarını belirterek, yaşamın "piyasanın kirli ellerine bırakılmasına karşı", eşitlik, adalet, özgürlük talebiyle yaşama ve geleceğe sahip çıkmak için 14 Ekim'de alanlarda olacaklarını söyledi. Soğancı konuya ilişkin bir basın açıklaması yaptı.

Küreselleşme olarak adlandırılan dönemle birlikte dünyada yoksulluk ve işsizlik yaygınlaşmaya, eşitsizlikler büyümeye başladı. Özelleştirme, kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesi, sosyal güvenliğin yok edilmesi, yaşamın kâr-zarar hesabı üzerinden tanımlanması, devlet-yurttaş ilişkisinin şirket-müşteri ilişkisine dönüştürülmesini içeren neo-liberal politikalarla toplumsal eşitsizlik daha da büyüyor.

Türkiye‘de 80 sonrasında uygulanmaya başlayan özelleştirme, kuralsızlaştırma politikaları; son dönemde özelleştirme ve kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesi ile devam ediyor. Siyasal iktidar, hiçbir meşruluk arayışına dahi girmeden, tüm kamu kurumlarını haraç-mezat satıyor. Siyasal iktidar, 80 sonrasında Türkiye‘nin girdiği yönelimi ideolojik bir tavır olarak savunuyor ve özelleştirmelerin temelde "devletin kamu alanındaki etkinliğinin ortadan kaldırılması için yapıldığını" ifade ediyor. Bu yönelim, Özelleştirme İdaresi tarafından hazırlanan "Türkiye‘de Özelleştirme" başlıklı raporda şöyle ifade ediliyor: "Özelleştirme ile devletin ekonomideki sınaî ve ticari aktivitesinin en aza indirilmesi hedeflenirken, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılması, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve alt tasarrufların ekonomiye kazandırılması, bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına kanalize edilmesi mümkün olacaktır".

Siyasal iktidar tarafından da açıkça ifade edilen bu durum, basit anlamda bir mülkiyet devrinin ötesinde "toplumsal sistemde yaşanan köklü bir dönüşümün işaretidir". Bu dönüşümün merkezinde sermayenin etkinliği bulunuyor. Sermaye-toplum ilişkisinde toplumun güvenliğini sağlayan kamunun ortadan kaldırılması; toplumu sermaye karşısında korumasız, güvencesiz bırakıyor. Toplumsal kaynakların toplumun ihtiyaçlarının giderilmesi için kullanılmasını öngören kamusal ekonomi yerine; sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak yapılanan piyasa ekonomisi yerleştiriliyor.

Ekonominin toplumla bağı koparılarak, kâr-zarar, verimlilik üzerine kurulu bir ekonomik sistem tanımlanıyor. Bu mantıkla kamu hizmetleri de kamusal yarar çerçevesinde değil, piyasa mantığı ile tanımlanarak paralı hale getiriliyor. "Herkes aldığı hizmetin karşılığını öder" mantığına göre düzenlenen sistemle, parası olmayanların eğitim, sağlık, haberleşme, ulaşım gibi temel hizmetlere erişmesi engelleniyor.

Küreselleşme ile dünya topyekûn bir özelleştirme harekâtı içerisinde şekilleniyor, yaşamın her alanı en ince ayrıntısına kadar piyasa mantığı ile düzenleniyor, kamusal olan ne varsa tahrip ediliyor, sermayeye devrediliyor. Yoksulluk, işsizlik, açlık ve güvencesizlik yaygınlaşarak dünya tam bir karabasana sürükleniyor. Gelecek umudu kalmayan, toplumsal hayattan dışlanan kitleler kendilerini şiddet ile ifade ediyor, şiddet toplumsal yaşamın her alanında görünür oluyor. Sermayenin sınırsız hareketliliğinin sağlanması IMF ve Dünya Bankası buyrukları ile gerçekleşiyor, onların yetemediği yerlerde Afganistan‘da, Irak‘ta olduğu gibi bombalar devreye giriyor, sermayenin çıkarları için binlerce insanın ölümü göze alınıyor.

Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları, özelleştirmelerin daha çok yoksulluk ve işsizlik demek olduğunu biliyorlar.

Özelleştirmeler kamu mülkiyetinin devri, kamusal ekonomi anlayışının ortadan kaldırılması demektir. Özelleştirmeler ile kamusal yararın yerine, sermayenin çıkarları koyulmaktadır. Özelleştirmeler ile toplum daha çok yoksullaşacak, işsizlik artacaktır. Özelleştirmeler ile iş güvenliği yerine esnek çalışma yöntemleri etkin kılınacak, emek sömürüsü daha çok artacaktır. Özelleştirmeler ile kamusal niteliği ortadan kalkan şirketler, çalışanların, çevre halkının, doğanın gözetilmesi yerine, yalnızca daha çok kârı hedefleyecek, bu da çalışanlar, bölgede yaşayanlar ve doğa açısından yıkım anlamına gelecektir. Özelleştirmeler ile yurttaş müşteri olarak tanımlanarak, hizmet aldığı şirkete müdahale hakkı ortadan kaldırılacaktır. Toplum müdahalesi dışında bırakılan ekonomi ile anti-demokratik, toplumsal çıkarlardan uzak bir ekonomik sistem yaratılacaktır. Sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesi ile eğitim, sağlık gibi en temel insan haklarından yoksullar yararlanamayacak, güvencesiz ve korumasız kalacaktır.

Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları özelleştirmeye karşı kamusal üretim ve kamusal denetimi savunuyorlar.

Özelleştirme tartışmaları son dönemde yerli-yabancı sermaye karşıtlığına sıkıştırılmış durumda. Bizler özelleştirmeye bu karşıtlığın ötesinde mülkiyet sorunu olarak bakıyor kamusal mülkiyeti savunuyoruz. Biz gerçekleşen özelleştirmelerin yöntem ve zamanlamasına değil, özelleştirmenin bizatihi kendisine karşı olduğumuzu ifade ediyoruz.

Kamusal mülkiyetin toplum yararını göz ederek çalışmasını, çalışanların her düzeyden denetimini, söz, yetki ve karar sahibi olmasını savunuyoruz. Kamusal üretimin gerçekleşmiş olması kamu yararına, demokratik bir üretim sürecinin işlemesi için yeterli değildir. Kamusal üretim çalışanların etkin katılımı ve denetimi ile düzenlenmeli, bölge halkının, hizmetten yararlananların planlama sürecine katılımı sağlanmalıdır. Kamusal mülkiyetin işlerlik kazanması demokratikleşme ile mümkündür. Özelleştirmelere karşı bizler bu perspektifle öncelikle kamusal mülkiyetin korunmasını ve kamusal alanın demokratikleştirilmesini savunuyoruz.

Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları, "özelleştirmelere karşı durmak başka bir dünya istemektir" diyerek 14 Ekim‘de Ankara‘da alanda olacaklar.

Özelleştirmeler basitçe bir mülkiyet devri değildir, özelleştirmeler yoksulluğun, işsizliğin, savaşların hüküm sürdüğü bugünkü dünya düzeninin derinleşmesinden ve devamından yana bir hamledir. Bu nedenle özelleştirmelere karşı durmak da temelde bu dünyaya karşı olmak ve başka bir dünya ve Türkiye istemektir. Başka bir dünya, özelleştirmelere, yoksulluğa, işsizliğe, iş güvencesinin ortadan kaldırılmasına, esnek çalışma yöntemlerine, kadın emeğinin sömürüsüne, paralı eğitime ve sağlığa karşı olan tüm emek kesimlerinin ortak ve birlikte mücadelesi ile kurulacaktır.

Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları, uygulanan neo-liberal politikaların yaşamlarında yarattığı tahribata, yoksullaşmaya, açlık sınırında yaşamaya mahkûm bırakılmaya karşı; insanca bir yaşam, demokratik ve barış içinde bir Türkiye için 14 Ekim‘de Ankara‘da "TMMOB Mitingi"nde olacaklar.

Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları, yaşamın "piyasanın kirli ellerine bırakılmasına karşı", eşitlik, adalet, özgürlük talebiyle yaşama ve geleceğe sahip çıkıyorlar

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı