TEKEL İŞÇİLERİNE SALDIRIYA ODALARDAN KINAMA

19.12.2009

TEKEL işçilerine yapılan saldırıyla ilgili olarak Elektrik Mühendisleri Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Peyzaj Mimarları Odası ve Şehir Plancıları Odası birer basın açıklaması yaptı.

EMO‘DAN EMEKÇİLERE YÖNELİK MÜDAHALELERE KINAMA  

AKP Hükümeti, emekçilerin örgütlü mücadelelerine karşı tahammülsüz ve saldırgan bir tavır içerisindedir. Son olarak özelleştirilen TEKEL‘de çalışan işçilerin "4-C" olarak adlandırılan "sözleşmeli personel" statüsüne geçirilerek, güvencesiz ve ucuz işgücü konumuna sokulmak istenmesine karşı sürdürdükleri haklı mücadelelerine şiddet kullanılarak yanıt verilmiştir. Yoksulluğa ve açlığa mahkum edilmek istenen TEKEL işçilerinin, Abdi İpekçi Parkı‘nda kış mevsimi koşullarında sürdürdükleri hak arama mücadelesine gaz bombası, tazyikli su ve coplarla müdahale edilmiştir. Sendika yöneticileri, TEKEL işçileri polis tarafından saldırgan bir tavırla gözaltına alınmışlar, yapılan müdahale milletvekillerine ve görevini yapan gazetecilere de uzanmıştır.

Aynı şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nde çalışma hakkını savunan itfaiyeci emekçilere de saldırgan bir tutumla karşılık verilmiştir. Grev ve toplusözleşme hakkı talebiyle iş bırakma eylemi yapan demiryolcu kamu çalışanları da işten atılma tehdidiyle karşı karşıya bırakılmıştır.

Tüm bunlar ülkemizde örgütlenme hakkının ve örgütlü mücadele hakkının yok sayıldığını, giderek demokrasiden uzaklaşılıp baskı yönetiminin uygulanmaya başlandığını göstermektedir. İktidar gücünün toplumsal muhalefete karşı şiddet düzeyi artan bir biçimde kullanılmasına da "provokasyon iddiaları" ile gerekçe oluşturulmaya çalışılmaktadır. Provokasyonlara karşı önlem almak, provokasyon sonucu oluşacağı iddia edilen şiddet ortamını iktidar gücüyle yaratmak değildir.

Elektrik Mühendisleri Odası olarak, çalışanların haklı mücadelesini destekliyoruz. Emekçilere yönelik şiddet içeren müdahaleleri kınıyor, bu tür müdahalelere son verilmesini, Abdi İpekçi Parkı‘nda dün yaşanan olayların sorumlularının istifa etmesini, TEKEL işçileri başta olmak üzere çalışanların haklı taleplerinin dikkate alınmasını talep ediyoruz.

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
41. DÖNEM YÖNETİM KURULU

  

HKMO: BU ATEŞ SİZİ DE YAKAR!

Bu söz altı gündür eylemde olan TEKEL işçilerine ait. Kuruluş yılı olan 1924‘den bu yana tütün mamülleri, tuz ve alkollü içkiler alanlarında üretim yapan, tüm ülkede yaygın faaliyet gösteren ve binlerce insanın doğrudan ve dolaylı olarak geçim kaynağını oluşturan TEKEL, son işletmesiyle birlikte satılınca yaklaşık 2 yıldır kaderlerinin ne olacağı endişesiyle yaşayan TEKEL işçileri bugün, ya tazminatlarını alıp işsiz kalmak ya da özelleştirilen kuruluşlar için uygulanan 654 sayılı Kanun‘un 4/c maddesine göre sözleşmeli istihdam (yılda 10 ay 500 TL‘ye yakın bir ücretle ve güvencesiz çalışma) seçeneklerine mahkum ediliyor.

12 bin TEKEL işçisi Türkiye gerçeği halini alan özelleştirme ile karşı karşıya. Bu sürecin mağdurlarından olmak istemiyorlar. Bu amaçla başlattıkları haklı mücadelelerinde Türkiye genelinden binlerce TEKEL işçisi ve aileleri 15 Aralık‘ta Ankara‘da buluştular.AKP Genel Merkezi yakınında ve Abdi İpekçi Parkı‘nda başlattıkları eylemlerini Türk-İş önünde sürdürmeye çalışıyorlar. TEKEL emekçileri özlük haklarıyla birlikte geleceklerine sahip çıkmak ve ailelerinin geçimini sürdürebilmek, çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak için verdikleri mücadeleyi kararlılıkla devam ettiriyorlar.

Hükümet özelleştirmelere devam edeceklerini  ekonomik programda açıkladı. Siyasal iktidar, TEKEL işçilerinin bu mücadelesinde ortaya koyduğu tavır ve açıklamalarla özelleştirme konusunda hiçbir engel tanımayacağını bir kez daha göstermiş oldu. İşçiler ve sendika yöneticileri demokratik haklarını kullanmak isterken kaba kuvvet, cop, biber gazı ve tazikli su ile karşılaştılar, yetmedi bir kısmı da gözaltına alındı.

Ülkemizde 1980‘den bu yana küreselleşme, yeniden yapılanma ve reformlar adına uygulamaya konulan ekonomik politikalar, acil eylem planları ve programlar sonucu her alanda neredeyse üretmeyen, tüketime dayalı bir ekonomi ve ülke yaratıldı. Ekonomik bağımlılıkla birlikte siyasi bağımlılık giderek derinleştirildi. Bu sürecin ana damarı ise "özelleştirme" politikalarıydı.

"Özelleştirme"; küresel kapitalizmin ürettiği krizini aşmak amacıyla, özellikle 1980‘li yıllardan sonra mal, hizmet ve sermayenin küresel ölçekte sınırsız dolaşımını sağlamak için "liberal reformlar" adı altında "dünya" ölçeğinde dayattığı, ekonomik, toplumsal, siyasal ve ideolojik boyutları olan küresel politika araçlarından birisidir. Özelleştirme dar anlamda, "Devletin iktisadi faaliyetlerini gerçekleştiren kamu iktisadi teşebbüslerinin yani KİT‘lerin mülkiyetinin özel sektöre devredilmesi", geniş anlamda, "Devletin iktisadi faaliyetlerinin azaltılması ya da bu fonksiyonunun tümüyle serbest piyasa koşullarına devredilmesi" dir.

Özelleştirme sürecinde, doğal tekel alanlarında kamu işletmeleri parçalanarak, kamuya ait çimento, süt, et, yem, dokuma, orman ürünleri, gemi, gübre sanayileri, enerji santralleri, kimya ve petrokimya tesisleri, maden işletmeleri, demir çelik işletmeleri, kâğıt fabrikaları, telekomünikasyon hizmetleri, ulaşım hizmetleri ve bankacılık sektörü özelleştirilerek, bu alanlar uluslararası tekellere bırakılmış, ülkemiz daha da fazla dışa bağımlı hale getirilmiştir.

Ekonomik programda özelleştirme kapsamında ilk sırada şeker fabrikaları, otoyollar ve limanlar geliyor. Bu kapsamda son olarak satış gerçekleştirilecek KİT ise, Türkşeker‘e ait fabrikalar. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı‘nın, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (Türkşeker)‘e ait Çarşamba, Çorum, Kastamonu, Kırşehir, Turhal ve Yozgat Fabrikaları ihalesindeki nihai pazarlık görüşmesi tamamlandı. Özelleştirilen fabrikalarının çoğunun kapatılmasıyla birlikte şeker pancarı üretiminde yaşanacak eksilmeye bağlı olarak hububat sektörü yüzde 20 oranında daralacaktır. Çiftçilerin istihdamı azalacak, kırsal alanda işsizlik yaşanacaktır. Şeker sektöründe de dışa bağımlılık artacaktır.

Yıllarca siyasi iktidarlar özelleştirmeleri, yeniden yapılanma, bir reform üretimi ve şeffaflığı arttırma hamlesi olarak halka sundular, beyinler yıkandı ve akıl tutulmasını başardılar. Medya  rolünü çok iyi oynadı ve özelleştirme uygulamaları başlangıcında  büyük  destek buldu.

Özelleştirmenin gerçek yüzü algılanıncaya kadar, TELEKOM, Tüpraş, Petkim, Sümerbank vb. devasa kuruluşları satıldı. TEKEL‘in özelleştirilmesine dair veriler de bize bu gerçeği veriyor. TEKEL‘in özelleştirilmesi süreci 2001 yılında kurumun özelleştirme kapsamına alınmasıyla başlatıldı. Alkollü içkiler kısmının satışı 2003 yılında gerçekleştirildi, bugün şirketin %90 hissesi Amerikan şirketi olan Texas Pasific firmasına aittir. Sigara bölümü ise 2008 yılında yine bir Amerikan şirketi olan British American Tobacco (BAT) firmasına 1 milyar 720 milyon liraya satıldı.

TEKEL‘in özelleştirilmesinin sonuçları rakamlardan açıklıkla görüldüğü gibi, üretim alanlarının kapatılması, binlerce kişinin işsiz kalması ve tarımsal üretime ket vurulması olmuştur.

Bugün emek ve demokrasi mücadelesi veren bütün örgütlerin, özelleştirmelere dur demek ve hak mücadelelerini yükseltmek için TEKEL işçilerinin direnişinin yanında ve destekçisi olması gerekmektedir. Siyasal iktidara iletilecek mesaj bellidir: ‘Bu Ateş Sizi de Yakar!‘ 

TEKEL bünyesinde çalışan işçi sayısı

Tütün üretimi rakamları

Tütün üreticilerinin sayısı

2001

2009

2000

2009

2000

2008

30.124

12.000

208 bin ton

90 bin ton

578 bin

194.282

  

TEKEL üretim birimleri

2001

110 yaprak tütün işyeri        6 sigara fabrikası                  19 alkollü içki üretim tesisi  84 pazarlama müd.nden        10 tuz işletmesi                    1 kibrit fabrikası                   1 ambalaj fabrikası               1 sung ipek, viskoz fabrikası

2009

57 yaprak tütün işyeri 2 tuz işletmesi            1 ambalaj fabrikası

TEKEL ÖZELLEŞTİRME BEDELİ

TEKEL ÖZELLEŞTİRMELERİ                    (ABD DOLARI)

2001-2006 Blok Hisse Satışı                     292.715.000  2001-2006 İşletme Tesis ve Satışı             121.777.079 2001-2006 Varlık Satışı                            108.612.358 Bedelli Taşınmaz Devirleri                        142.261.511 2006 sonu itibariyle Toplam                      665.365.948 2007-2008 Taşınmaz Satışı                         83.791.129

 

 

TMMOB
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 

 

 

İMO: EYLEMDEKİ İŞÇİLERE YAPILAN SALDIRILARI KINIYORUZ,
TEKEL İŞÇİLERİNİN HAKLI MÜCADELESİNİN YANINDAYIZ!

"İşlerine" ve "özlük haklarına" sahip çıkmak için üç gündür Ankara‘da eylem yapan Tek Gıda İş üyesi TEKEL işçilerine uygulanan polis şiddetini kınıyoruz. En temel demokratik taleplerini dile getirmek için eylem yapan işçilere polisin tazyikli su, gaz bombası ve coplarla müdahale etmesi kabul edilemez. Günlerdir Ankara‘nın çeşitli yerlerinde yaşanan şiddet görüntüleri, AKP Hükümetinin demokrasi ve özgürlük anlayışının da en açık göstergesidir.

Binlerce TEKEL işçisinin bu soğuk kış gününde Ankara‘da eylemde olmasının nedeni, yıllardır uygulanmakta olan "Özelleştirme" politikalarıdır. Bugüne kadar özelleştirme politikalarının en büyük sonucu "işsizliğin artması", "iş güvencesinin ortadan kalkması", "gelir dağılımındaki adaletsizliğinin büyümesi" olmuştur. Bu olumsuzlukların önüne geçilmesi için TEKEL‘de ve diğer Kamu İktisadi Teşebbüsleri‘ndeki özelleştirmeler durdurulmalı ve bugüne kadarki özelleştirmelerden mağdur olan çalışanların hakları iade edilmelidir.

AKP Hükümeti, iktidara geldiği günden bu yana, ısrarlı biçimde "emek düşmanlığı" yapmaktadır. Tam 7 yıldır planlı biçimde bir yandan emekçilerin ücretleri ve kazanılmış hakları gasp edilirken, diğer yandan da emeğine ve alın terine sahip çıkma mücadelesi veren emekçiler şiddetle bastırılmaktadır.

Sağduyuya, barışa ve şiddetten arındırılmış bir atmosfere en fazla ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde, TEKEL İşçilerinin eylemleri karşısında hükümetin takındığı şiddetle örülü baskıcı tutumu kınıyor, TEKEL işçilerinin haklı mücadelesinin yanında olacağımızı bir kez daha belirtiyoruz.

İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI YÖNETİM KURULU

 

JFMO: TEKEL İŞÇİLERİNİN YANINDA, ÖZELLEŞTİRMENİN KARŞISINDAYIZ"

TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası özelleştirmeye karşı bir demokratik kitle örgütüdür. Özelleştirme adı altında kamusal işletmeler, yabancı sermaye ve onun işbirlikçilerine peşkeş çekilmektedir. Hiçbir siyasi anlayış, ülkesinin ve halkının geleceğini ipotek altına alamaz.

Özelleştirme; yoksulluk, açlık ve sefalet demektir. Özelleştirme; talan özgürlüğüne alan yaratmaktır. Bunun en yakın örneği, Tekel işçilerinin durumudur. Sadece çalışanlar değil, yörede yaşayan tüm halk yoksullaşmakta ve açlığa mahkûm edilmektedir.

Ankara‘daki eylemlerinin üçüncü gününde kolluk kuvvetleri Tekel işçilerine şiddet uygulanmış, üzerilerine gaz sıkılan işçiler soğuk havaya karşın parktaki havuza atılmıştır. Havuzda iken bile işçilerin üzerilerine su sıkılmaya devam edilmiştir. Türk-İş Genel Sekreteri ve Tekgıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel de gösteriler sırasında gözaltına alınmış, işçilerin yanında bulunan milletvekilleri müdahale sırasında alandan uzaklaştırılırken, bazı milletvekilleri de polisin attığı gaz bombasından etkilenmiştir.

Yaklaşık 7 bin Tekel işçisinin eylemine, çeşitli illerden gelen Tekel işçileri destek vermektedir. TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası olarak direnen işçilerimizin destekliyoruz.

"TEKEL İŞÇİLERİNİN YANINDA, ÖZELLEŞTİRMENİN KARŞISINDAYIZ."

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası
XII. Dönem Yönetim Kurulu

 

JMO: AKP‘ NİN SALDIRGAN POLİTİKALARINI, TEKEL İŞÇİLERİNE YAPILAN SALDIRIYI KINIYORUZ

Ekonomik siyasal alanda yaşanan kriz derinleşerek sürüyor.AKP Hükümeti yaşanan kriz sürecine yönelik olarak ekonomi politikalarında değişiklik olmayacağını, kamu kuruluşlarının ve kamusal hizmetlerin özelleştirmelerine,  işsizliğe, yoksulluğa ve açlığa yol açan liberal politikalarına devam edeceklerini açıklamışlardı.Bu politikaların devamı olarak 2001 yılından itibaren özelleştirmeye başlanılan Tekel de özelleştirmenin  2010 yılında da süreceğini,fabrikaların kapatılacağını açıkladılar. Şimdi yaprak tütün ve tuz işletmeleri özelleştiriliyor. Bu işletmelerde 12 bin işçi kaldı. 2001‘de Tekel çalışanı sayısı 31 bindi.

Tekel işçilerinin ekmek, iş ve aşlarını kaybetmemek için dile getirdikleri taleplerini görmezden gelen iktidara karşı  Ankara‘ya yaptıkları  yürüyüşle süren  mücadele süreci baskı ve zorbalıkla yok edilmeye çalışılıyor.  Adana, Adıyaman, Ankara, Amasya, Aydın, Batman, Bursa Bitlis, Denizli, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Malatya, Manisa, Muğla, Muş, Siirt, Samsun, Tokat ve Trabzon‘dan binlerce işçiyi temsilen gelen  Tekel işçilerini muhatap kabul etmeyen hükümet, şiddet kullanarak demokratik hak ve talepler karşısındaki  fütursuz tavrını  Tekel işçilerine karşıda gösteriyor. AKP Parti binası önüne yürüyen işçilere 16 Aralıkta yapılan saldırı 17 Aralıkta Abdi İpekçi Parkı‘nda da devam etti.

17 Aralıkta, bir kış gününde, işçileri Abdi İpekçi Parkının havuzuna döken AKP baskı ve zorlamayla sorunların üzerini örtmeye  toplumu tepkisizleştirmeye çalışıyor. Sorunlar karşısında  ezilen, dışlanan, işini kaydeden kısaca emek ve demokrasi mücadelesi içinde birlikte olacak kesimlerin bir araya gelmelerinden korkuyor Tekel işçileriyle dayanışma için toplumun her kesiminden insanların . Abdi İpekçi Parkında bir araya geldiklerini gördüler. Mühendisler, doktorlar, Kamu çalışanları, işçiler, öğrenciler, kadınlar, kısacası toplumun tüm kesimleri Tekel işçilerinin yanındaydı. Bu görüntüden rahatsız olundu. Çıkarları ortak olanları bir araya getirecek süreçlere müdahale etmek egemenler için hayati(!) bir önem taşıyordu. 17 Aralıkta ki saldırı bu nedenle yapıldı.

Tekel işçilerine saldırıların yapıldığı bu günlerde 25 Kasımda hak direnişinde bulunan kamu çalışanlarının eylemleri nedeniyle Demiryolu çalışanlarından Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) ÜYESİ 30 çalışanı açığa almaktan çekinmeyen  AKP‘nin Demokratlığı ve Demokrasi anlayışı bir kez daha ortaya çıktı.

17 Aralıkta saldırının yapıldığı günde Başbakan  Konya da Mevlanayı anma  etkinliklerinde ‘‘Hoşgörü Günü‘‘nde hoşgörüden  bahsetmesi de yaşadığımız traji komik süreçler açısından gerçekten manidar. Hoşgörü gününde saldırı, Demokratik Açılım sürecinde yok etme ve saldırı olguları AKP‘nin Adaletinin de, Kalkınma anlayışının da  parlak örnekleri olarak toplum belleğinde yerini alacaktır.

AKP Neoliberal vahşi kapitalizmin Türkiye deki uygulayıcılarının koçbaşıdır.

Demokrasi mücadelesi verenlere, Emekçiler karşı geleneksel baskı ve şiddet politikalarını devam ettiren AKP,

Türkiye yi demokratikleştiremez.

Toplumsal Adaleti sağlayamaz.

Kalkınmayı gerçekleştiremez.

AKP‘nin Adaleti Adeletsizlik /Eşitsizlik, Kalkınması egemenlerin kalkınmasıdır.

Tekel işçileri, Demiryolu emekçileri yalnız değildir.

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın işçilerin, ezilenlerin birlikteliği.

TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
YÖNETİM KURULU

 

PEYZAJ MO: TEKEL İŞÇİSİNİN YANINDAYIZ!

Ne gaz bombası, ne jop, ne tazyikli soğuk su... Tekel işçileri kararlılıkla ve inatla mücadele etmeye devam ediyor!

ÖNCE TEKEL‘ İ  ÖZELLEŞTİR !  

TEKEL, 2001 yılında Özelleştirme Yüksek Kurulu‘nun (ÖYK) 2001/06 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındı. ÖYK‘nun 05.02.2002 tarih ve 2002/06 sayılı Kararı ile özelleştirme stratejisi yeniden belirlendi. TEKEL‘in alkollü içkiler ve sigara bölümleri 05.06.2003 tarihinde anonim şirkete dönüştürüldü ve iki gün sonra 07.06.2003 tarihinde ihale için ilana çıkıldı.

Yayınlanan birçok rapor o dönem hükümetin söylem ve propagandalarını yalanlıyordu.

Araştırma ve raporlar;  Tekel‘in özelleştirilmesi durumunda 176 bin tütün ekicisi ile birlikte, yerli sigaraların piyasadan silineceğini, tütünde ihracatçı olan Türkiye‘nin net ithalatçı konuma geleceğini ortaya koyuyordu. Türkiye‘nin üretimden satışlarda en büyük 8. Firması, karlılıkta 5. firması olan Tekel‘in dünyanın 5 büyük sigara üreticisi, Avrupa‘nın 80 büyük içki üreticisi arasında yer aldığını, Tekel‘in 2001 yılında toplam tarımsal ürün ihracatı içindeki payının yüzde 5 olduğu, aynı yıl GSMH‘ ya katma değer olarak 2 katrilyon lira katkı sağladığı ifade ediliyordu.  2002 yılında toplam vergi ve fonlar içindeki payı yüzde 4,9 olan Tekel‘in yine 2002 yılında sağladığı gelirin, toplanan gelir vergisinin yüzde 21,3‘üne, kurumlar vergisinin yüzde 52,6‘sına, dâhilde alınan KDV‘nin yüzde 25.3‘üne, servetten alınan verginin yüzde 399‘una, Akaryakıt Tüketim Vergisi‘nin yüzde 46.1‘ine eşit olduğu yine aynı rapor ve araştırmalardan ortaya çıkan bilimsel istatiksel gerçeklerdi.

TEKEL‘in, 2002 sonuçlarına göre, Türkiye‘de 500 firma arasında 4,4 katrilyonluk satış hâsılatı, 1,7 katrilyon liralık net satışla dokuzuncu sırada, 318 trilyon 632 milyar lira net karla dördüncü sırada yer aldığı hatırlatılan raporlarda, geçen yıl elde ettiği 318 trilyon liralık karının, TBMM‘ye bütçeden ayrılan ödeneğin 2 katına, Ulaştırma Bakanlığı ödeneğinin 2 katına, Çevre Bakanlığı ödeneğinin 10 katına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ödeneğinin 5,5 katına eşit olduğuna dikkat çekiliyordu.

Tuz piyasasının yüzde 100‘üne, alkollü içki piyasasının yüzde 93,5‘ine, sigara piyasasının yüzde 58‘ine sahip olan Tekel‘in, 2001-2003 yılları arasında 23,2 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiği belirtilen raporda, kurumun 71 markanın üretimini, 190 markanın satışını gerçekleştirdiği, yıllık gayrı safi ulusal gelire yüzde 2 katkı sağladığı kaydediliyordu.

 " Tobacco Reporter" adlı yabancı bir yayında " IMF geçen sene Aralık ayında göndermeyi vaat ettiği 1,6 milyar dolarlık "BORÇ" için Türk hükümetinin özelleştirme konusunda göstereceği kararlılığı ön koşul olarak göstermiştir" diye yazılmıştı.. ( Tobacco Reporter , Şubat 2003, s. 42-44 )

Yabancı bir yayında çıkan yazının zamanlaması bir rastlantı olmasa gerek...

Ülkemizde liberalizmin ivme kazandığı son on yıllarda özelleştirme başlığının "özel"  bir yeri oldu. Emekçi sınıflara ve bu toprakların uzun yıllardır biriktirdiği her türlü değere ideolojik saldırının başat konu başlıklarından olan özelleştirme, aynı zamanda emperyalizme ilişkilerin bağımlılık temelinde yeniden üretilmesi ve tahkiminin de etkili bir aracı oldu.

"Zarar eden, devletin ve halkın sırtında yük durumunda olan KİT‘ lerin satışı kandırmacası ile başlayan kamu mallarının elden çıkarılması süreci , yukarıda ki raporlarda da görüldüğü üzere kar eden, istihdam sağlayan ve ülkenin motor gücü olan fabrikaların,  yok pahasına ve  birkaç yıllık karlarına IMF ve diğer emperyalist kuruluşlara verilen diyetlere dönüştü.

KİT lerle yetinilmedi, ormanlar, meralar, sulak alanlar kısaca elde ne varsa bir bir yok edildi.

KİM KAZANDI?

Reel ücretler düştü, sendikasızlaşma ve örgütsüzleşme  "tavan" yaptı, işsizlik korkunç rakamlara ulaştı. Yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan insan sayısı milyonları geçti.

Ülke daha bağımlı hale geldi. "Bizim olan" her şey gitti...

Sermaye kesiminin kar oranları arttı, emek sömürüsünden elde edilen artı değerlerle yerli ve yabancı sermaye kesimleri  "ihya" oldu.

Yabancı ve yerli tekeller, onların siyasal ve bürokratik kurumları ülkemizin ekonomi ve siyasetine egemen oldu.

Sizce kim kazandı , kim kaybetti

...

4- C STATÜSÜ NE ANLAMA GELİYOR?

4-C , Kamu kurum ve kuruluşlarını özelleştirmesinin ardından işsiz kalan işçilerin başka kurum ve kuruluşlarda ‘geçici‘ istihdam edilmelerini sağlayan 657 sayılı devlet memurları Kanunu‘nun 4. maddesinin ilgili fıkrası.

4-C statüsünde çalışanlar; yılda 10 ay çalıştırılarak her yıl 2 ay zorunlu ücretsiz izne ayrılıyor ve her yıl sözleşmeleri yenileniyor. Çalıştıkları 10 ay boyunca 650 YTL civarında maaş alıyorlar ve yıllık ortalama asgari ücretten de az maaşla çalışmak zorunda bırakılıyorlar.

TEKEL İŞÇİLERİ VE TALEPLERİ

Hükümetin Ankara‘da görmek istemediği TEKEL işçileri, hükümetin sermayeye kaynak aktarmak için gerçekleştirdiği özelleştirme politikalarının mağduru. 12 bin TEKEL işçisi, daha önce önemli bir bölümü özelleştirilmiş olan TEKEL‘in, devletin elinde kalan Yaprak Tütün İşletmeleri‘nde çalışıyor.

Devletin 2 yıl önce tütün alımını bırakması nedeniyle atıl hale getirilen bu işletmelerde çalışan işçiler, kamuda 4-C statüsüne geçirilmelerine karşı eylem yapıyorlar. 4-C statüsünde, ücretlerinin üçte birine inmesine, güvencesiz, sendikasız ve yılın 10 ayı çalıştırılacak olmalarına karşı çıkıyorlar.

TEKEL işçilerinin geçmek istemediği esnek istihdamın en yaratıcı örneklerinden olan 4-C statüsünde kamuda halen 80 bine yakın kişi çalışıyor.

TEKEL işçilerinin elde edeceği kazanım, hem on binlerce işçinin hak mücadelesinin önünü açacak hem de hükümetin kamuda istihdamı esnekleştirme adımlarını baltalayacak.

Bilindiği gibi, kıdem tazminatının fona devredilmesi ve "kiralık işçi" uygulaması olarak bilinen Özel İstihdam Büroları düzenlemesi, hükümet tarafından "istihdam piyasasının esnekleştirilmesi" gerekçesiyle gündeme taşınıyor.

TEKEL işçilerinin kazanımları, bu iki düzenlemenin en temel gerekçesini gayrimeşru hale getirecek ve işçilerin bu uygulamalara karşı direnmesini kolaylaştıracak.

7 gündür Ankara‘ da soğuğa ve kolluk güçlerinin baskısına direnen TEKEL işçileri, verdikleri mücadele ile onyıllardır süren ve AKP hükümeti ile doruğa çıkan politikalara karşı Türkiye emekçi sınıflarının aklı ve yüreği olmayı başardılar.

"Tekel İşçisi, Memleket Bekçisi" diye haykıran TEKEL işçileri onurlu mücadeleleri ile daha yaşanılır bir ülkenin,  işimize, ekmeğimize ve ülkemize sahip çıkarak olabileceğini gösteriyor, "ölmek var dönmek yok"  diyorlar...

TEKEL İŞÇİLERİNİN YANINDAYIZ!

TMMOB
Peyzaj Mimarları Odası
Yönetim Kurulu

 

 

 

ŞPO: TEKEL İŞÇİLERİNE YAPILANI ANLAMAK İÇİN, BÜYÜK KENTLERİMİZDE ÜRETİMİN TASFİYE EDİLDİĞİ TEKEL BİNALARININ NE YAPILDIĞINA BAKILMALIDIR!

Uzunca bir süredir tüm toplumun gözleri önünde, gizleyip saklamadan bir oyun oynanmaktadır. Önceki dönemlerin kazanım ve birikimleri olan değerler birer birer kamu mülkiyetinden çıkarılmaktadır. Kamu mülkiyetindeki Orman alanları golf sahalarına, sahiller beş yıldızlı otellere, devlet üretme çiftlikleri turizm bölgelerine çevrilmekte, okul binaları, hastaneler, kamu binaları gerçek değerlerinin çok altında, kim olduğu ve servetlerinin nereden geldiği belli olmayan kesimlere devredilmektedir.

Kamunun üretim yapan birçok tesisi de aynı kaderi paylaşmıştır. Sümerbank tesisleri, şeker ve çimento fabrikaları, bir tasfiye kurumu olan Başbakanlık Özelleştirme İdaresi tarafından sürekli satışa sunulmaktadır. Dikkat çekici olan, bu tesislerin çok azının satıldıktan sonra üretime devam etmesidir. Arsaları için ucuza kapatılan bu alanların yerinde alışveriş ve iş merkezleri, lüks konut alanları ve oteller yükselmektedir. Kısaca yapılan, üretim toplumunun tasfiyesi, yerine tüketim toplumunun konulmasıdır. Üretmeden tüketen, sürekli borçlanan, borçlanarak sağladığı kaynakları spekülasyona yönlendiren ve spekülasyon-zenginleri yaratan bu kurgu, sadece geçmişin birikimini tüketmekle kalmamakta, toplumu ve bir arada tutan bağları da birer birer kesmektedir.

Bu tür bir ortamda, mevcut iktidarın, üretim toplumunu savunan hiç bir güce tahammülünün bulunmadığı görülmektedir. Kamusal değerlerin haraç-mezat satışına karşı çıkan, başta Odamız olmak üzere, TMMOB‘ye bağlı odaları ideolojik olmakla suçlayan, evinin başına yıkılmasına karşı çıkan yurttaşa "esrar satıcısı", "esmer siyah vatandaşımız" diyen anlayış, bu kez Tekel işçilerine yönelmiş bulunuyor.

TEKEL işçileri yıllardır üretim yaptıkları tesislerinin tasfiyesine karşı çıkıyor. Yaşama hakkına, emeğine sahip çıkıyor. Tefeciliğe, arsa spekülatörlüğüne, yağmacılığa karşı üretimi savunuyor. Bu yargımızın doğruluğunu görmek için İstanbul, İzmir, Trabzon, Samsun gibi kentlerde TEKEL binalarının başına gelenlere bakmak yeterlidir. Kısaca bugün tekel işçileri sadece kendi hakları için değil, tasfiye anlayışına karşı, üretim toplumu için mücadele etmektedir.

Tasfiye makinasının başındaki mevcut iktidar, tasfiye karşısında duran her kesime karşı giderek yoğunlaşan otoriter bir tavır sergilemektedir. TEKEL işçilerine uygulanan ve kentlerin sokaklarını savaş alanına dönüştüren bu şiddet karşısında, bugün TEKEL işçilerinin yanında durmak sadece mağduru desteklemek anlamına gelmemektedir. Bu duruş, üretim toplumunun tasfiyesine, kentlerin kamusal mekânlarının yağmalanmasına, kentlerin giderek bölünmesine, hepsinden önemlisi giderek sistematik hale gelen faşizan yönetim anlayışı ve tekniklerine karşı bir duruştur.

Yasasında "kamu yararına çalışan meslek örgütü" olarak tanımlanan TMMOB Şehir Plancıları Odası, kamuyu tasfiye eden ve baskı altına alan bu otoriter tutum karşısında, kamu değerlerini savunan TEKEL işçilerinin yanındadır.

Kamuoyunun bilgisine sunarız. Saygılarımızla.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu