TMMOB 8. ENERJİ SEMPOZYUMU/17-19 KASIM 2011/İSTANBUL

21.11.2011

Değerli Konuklar,
Sevgili Arkadaşlar,

Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum

Ben öncelikle burada hepimizin buluşmasını sağlayan arkadaşlarıma, Düzenleme ve Yürütme Kurulumuza, görüşlerini bizimle paylaşacak bilim insanlarına, uzmanlara, Elektrik Mühendisleri Odamızın yöneticilerine, Oda çalışanlarına, emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Sevgili Arkadaşlar,

TMMOB, mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ülkemizdeki mühendis, mimar ve şehir plancıları temsil etmektedir. Onların hak ve çıkarlarını halkımızın çıkarları temelinde korumak ve geliştirmek, mesleki, sosyal ve kültürel gelişmelerini sağlamak ve mesleki birikimlerini toplum yararına kullanmalarının zeminini yaratmakla görevlidir. Bu amaçla mesleki alanlarıyla ilgili gelişmelerin ve politikaların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarını derinlemesine kavramak, yorumlamak ve toplumu bilgilendirmek; bu politikaların toplum yararına düzenlenmesi için öneriler geliştirmek ve bunların yaşama geçirilmesi için mücadele etmek zorundadır. TMMOB bunların gereği olarak en genel anlamda bağımsız ve demokratik bir Türkiye‘nin yaratılması yönündeki çalışmalarını bütünsel bir anlayışla ve etkinleştirerek sürdürmek kararlılığındadır. TMMOB bu çalışmalarını bilimin ve tekniğin ışığında, bilim insanlarının yol göstericiliğinde ve 50 yılı aşkın geçmişinin birikimi ile yürütmeye kararlıdır.

TMMOB ve Bağlı Odaları ülkemizde meslek alanları ile ilgili gelişen ya da gelişebilecek her türlü konuda görüş oluşturma, oluşan görüşleri geliştirme ve bunları kamuoyu ile paylaşma çalışmalarını eleştirel olduğu kadar yeni açılımlar sağlayacak şekilde sürdürmektedir. İşte bugün de bu anlayışla oluşturduğumuz enerji sempozyumlarının sekizincisinde bir aradayız.

Öncelikle TMMOB‘nin enerji üzerine ciddi bir fikri takip içerisinde olduğunu söylemem gerekiyor. Bugüne dek Birlik ortamında bu sempozyum dışında enerji konusunda gerçekleştirdiğimiz birçok etkinlik ve yayınladığımız birçok rapor bulunuyor. TMMOB‘nin enerji alanındaki görüşlerine 1998 Demokrasi Kurultayı belgelerinden, 2006 TMMOB Enerji Raporundan ve yedi defa gerçekleştirdiğimiz TMMOB Enerji Sempozyumlarının sonuç bildirilerinden kolaylıkla ulaşılabilmektedir.

Bugüne kadar düzenlediğimiz enerji sempozyumlarının temalarına baktığımızda küreselleşmenin enerji politikalarına etkisine ve bunun Türkiye‘ye yansımasına birçok açıdan değinildiğini görüyoruz. Bu sempozyumumuzun ana teması da "Küresel Enerji Politikaları ve Türkiye" olarak belirlendi. Görüşlerini paylaşmak üzere bu etkinliğimize katılan herkese, sizlere çok teşekkür ediyorum.

Sevgili Arkadaşlar,

Ülkemizin enerji durumuna birkaç noktadan da bu etkinliğimizin hemen başında ben de değinmek istedim:

Türkiye‘nin  1990-2011 döneminde enerji talep, üretim, ithalat ve ihracatının gelişimi ile ilgili veriler incelendiğinde; 1990‘dan bu yana, dış bağımlılığın hızla arttığını görmekteyiz. 1990‘da %48.1 olan talebin yerli üretimle karşılanma oranı, 2008‘de %27.2‘ye düşmüştür. Son dönemlerde izlenen politikaların sürdürülmesi halinde; birincil enerji tüketiminde dörtte üç oranında dışa bağımlığının devam edeceği ve daha da artacağını  söylemek mümkündür.

Yerli kaynaklarından üretilen enerji miktarındaki artışlar  çok sınırlı olduğu  için; hızla artan enerji talebini karşılanamamış ve net enerji ithalatı; 1990‘daki 28 500 bintep değerinden, 2011‘de, 82 700 bintep‘e ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Birincil enerji tüketimi içinde ilk üç sırada yer alan ve neredeyse tamamına yakın bir bölümü ithal edilen ve petrol, doğal gaz ve taşkömürü için   ödenen   ithalat bedeli 2000‘de 9.398 milyar dolar iken; ithalat  faturası,  2010‘da  38.462 milyar dolara yükselmiştir. Toplam ithalatın dörtte birine ulaşan enerji girdileri ithalatı, dış ticaret açığının da,en önemli etkenlerindendir.

Ülkemizde 1980‘lerden bu yana izlenen ve son yıllarda en üst düzeye varan özelleştirme-piyasalaştırma faaliyetlerinin  en yoğun  olarak uygulandığı alanlardan biri enerji sektörü olmuştur. Özellikle elektrik üretimi alanında; kamunun yeni yatırım yapması önlenmiş, yatırımların tamamen özel sektör eliyle yapılması esası benimsenmiş ve uygulanmıştır.

Yirmi elektrik dağıtım şirketinden onbiri özelleştirilmiştir. Kalan dokuz şirketin devirleri ise, özelleştirme ihalelerinde en yüksek teklifi veren şirketlerin taahhütlerini yerine getirmemeleri sonucu, sonuçlanmamıştır.

Elektrik üretiminde,toplam kurulu gücün %48.32‘si oranında olan, EÜAŞ‘ın 24 461.18 MW olan kurulu gücünün, 13 320 MW‘lik bölümünün,dört santralın tek başına,diğer bazı santrallerin ise beş ayrı grup halinde özelleştirilmesi söz konusudur.

Elektrik üretimi,toptan satışı ve  dağıtımında, rekabet getirileceği gerekçesiyle kamu varlığı özelleştirmeler eliyle yok edilirken, dağıtımda tek bir  özel sektör şirketler grubunun, sektörün %30‘unu kontrol altında tutabilmesi rekabet  hukukuna uygun görülebilmektedir. Belli başlı birkaç grup, sadece elektrik dağıtımında değil, üretimi ve toptan satış alanlarında da faaliyet göstererek yatay ve dikey bütünleşme ile hakimiyetlerini perçinlemektedir. Kamu tekeli yerini hızla az sayıda özel tekele bırakmaktadır. Ulusötesi enerji şirketlerinin bir çoğu Türkiyede faaliyete başlamış olup, faal özel sektör şirketleriyle  birleşmeler, devralmalar da gündemdedir.

Mevcut kurulu gücün dörtte  birine yakın 12 546.17 MW  kapasitesindeki  21 adet ithal kömüre dayalı elektrik üretim santralini yatırımların özel sektör eliyle lisans başvuruları ise;  başvuru, inceleme-değerlendirme ve uygun bulma aşamasındadır.Bu santralların da lisans almasıyla, yatırımları sürenlerle birlikte, ithal kömüre dayalı santrallerin yaratacağı  ilave kapasite 17 448.77 MW‘ye ulaşacaktır.Başka bir deyişle mevcut Türkiye kurulu gücünün üçte birinden fazla güçte  yeni ithal kömür santrali kurulması söz konusudur.

Doğal gazda  durum  daha vahimdir. Lisans alıp,yatırımlarını süren santralların  kurulu gücü  8549.10 MW‘dir. Başvuru,inceleme-değerlendirme ve uygun bulma aşamasındaki  santralların kurulu gücü ise 25740.06  MW dir.Bu santralların da lisans alması durumunda,lisans alıp yatırımı sürenlerle  birlikte toplam  34309.16 MW kapasite ile, bugünkü toplam kurulu gücün  üçte ikisi kadar, ilave doğal gaz santrali kurulacaktır. Bu santrallerin gereksineceği yıllık  gaz ihtiyacı ise yaklaşık 40 milyar m3‘ü aşmaktadır.Bu durumda  kurulması öngörülen yeni doğal gaz yakıtlı elektrik üretim santrallarının  gaz ihtiyaçlarının, hangi ülkeden, hangi anlaşmalarla, hangi boru hatlarıyla ve hangi yatırımlarla karşılanacağı ise merak söz konusudur.

Yeni ithal kömür ve doğal gaz santrallerinin yaratacağı  51757.93 MW kapasite ile, mevcut  toplam kurulu güç  kadar, yeni ithal doğal gaz ve kömür yakıtlı santral tesis edilmiş olacaktır. ETKB ve EPDK ‘ının sorumlu olduğu bu tablo,Türkiye‘nin genel olarak dışa bağımlılığını,özel olarak elektrik üretimindeki dışa bağımlığını daha da perçinleyecektir.

Bu bilgiler, ETKB‘nin Strateji Belgelerinde yer alan," elektrik üretiminde doğal gazın payının %30‘un altına düşürme" hedefinin maalesef boş bir hayal olarak kalacağını ortaya koymaktadır.

Enerjide dışa bağımlılık arz güvenliğini ve ülkenin ekonomik ve sınaî geleceğini riske sokan önemli bir etkendir. Bu nedenle dışa bağımlılığımızı süratle azaltma yoluna gidilmelidir.Bu amaca yönelik olarak ülkemizde yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli mevcuttur. Hidroelektrik, Rüzgar, Jeotermal, Güneş, Yerli Linyit, Biyogaz olmak üzere toplam 767 Milyar kWs yıllık elektrik üretim kapasitesi değerlendirmeyi beklemektedir. Ancak, Türkiyede son yıllarda uygulanagelen, dileyenin dilediği yerde, dilediği kaynak veya yakıtla, dilediği teknolojiyle, dilediği zaman aralığında, yeterli denetim olmaksızın yaptığı enerji yatırım uygulamalarından vaz geçilmelidir. Bu konudaki bir örnek olarak hazırladığımız HES Raporumuz dikkatlice okunmalı ve algılanmalıdır.

Bu kaynakları, yerli mühendislik, yerli işgücü, yerli müteahhitlik ve yerli makine ekipman kullanımını öngören, yatırım yapılacak yörenin insanıyla, doğasıyla, çevreyle barışık, çevreye olumsuz etkileri asgariye indirilmiş olarak,  belirli planlar dahilinde, beş, on, yirmi, otuz, kırk yıllık kısa, orta ve uzun vadeli programlar dahilinde değerlendirmek gerekir. Kuşkusuz tüm bu çalışmalar, akşamdan sabaha sonuçlanabilecek işler değildir. Kısa,orta ve uzun vadeli planlamalarla ve bu planları gerçekleştirmeye yönelik uygulamalarla, bu kapasiteyi azami yerli katkıyla değerlendirmek mümkündür.

4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Yasası çıktığından bugüne 10 yıl geçti. Bu süreçte kentsel doğal gaz dağıtım yatırımları özel sektör eliyle yapıldı, BOTAŞ‘ın Bursa ve Eskişehir, İzmit Belediyesinin İZGAZ kentsel gaz dağıtım şirketleri özelleşti. Kamunun elinde kalan son iki şirket olan, Ankaradaki Başkent Gaz ve İstanbuldaki İGDAŞ ise özelleştirilme sürecinde. BOTAŞ‘ın doğal gaz alım sözleşmelerinin 4 milyar m3‘lük bölümü özel sektöre devir edildi. 2011 sonunda süresi sona eren Rusya Batı Hattı 6 milyar m3‘lük sözleşme, BOTAŞ tarafından uzatılmadı. Bu dışalım, Gazpromla anlaşacak özel sektör şirketleri eliyle gerçekleşecek.

Sevgili Arkadaşlar,

Enerji alanı ile ilgili önerilerimizi her zaman söyledik. Enerjiden yararlanmak çağdaş bir insan hakkıdır. Bu nedenle, enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir şekilde sunulması temel bir enerji politikası olmalıdır. Enerji üretiminde ağırlık; yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına verilmelidir. Enerji planlamaları, ulusal ve kamusal çıkarların korunmasına ve toplumsal yararın arttırılmasını, yurttaşları ucuz, sürekli ve güvenilir enerjiye kolaylıkla erişebilmesini hedeflemelidir.

Enerji alanı ile ilgili olan tüm konuları sempozyum boyunca uzmanlarla tartışacak, geniş bir değerlendirmesini yapacaksınız. Ortaya çıkacak Sonuç Bildirisi örgütümüzün sonuç bildirisi olacaktır. Bunu da ifade ediyorum.

Sevgili Arkadaşlar,

Konuşmamı bitirirken enerji sektöründeki planlama ve yönetimi yeniden yapılandırmaya yönelik düzenlemeleri de içeren AKP‘nin son KHK‘lerine de birkaç cümle ile değinmek istiyorum.

AKP‘nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana Türkiye neoliberalizmin yönlendirdiği hızlı bir değişim sürecine girdi. AKP‘nin her seçimde oylarını artırarak yeniden iktidara gelmesi ile bu dönüşüm kendi ifadeleriyle "çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa" hızlanarak sürdü. Türkiye‘yi ekonomiden siyasete, toplumsal yaşamdan kamu yönetimine yeniden yapılandırma politikalarıyla hayatın tüm alanları -insanın, doğanın ve emeğin aleyhine- kapitalizmin gereklerine göre şekillendirildi.

Tek başına iktidar olan, Meclis‘ten her istediği düzenlemeyi çıkarabilen, ülkeyi torba yasalarla yönetme anlayışını getiren AKP‘ye bu da yetmemiş olmalı ki ve genel seçimlere 2 ay kala, Meclis‘i devre dışı bırakan, hükümete 6 aylık Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi veren Yasa, TBMM‘nin 6 Nisan 2011 tarihli oturumunda kabul edildi.

AKP, "Yetki Kanunu"yla 6 aylık dönemde 35 adet Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkararak, bakanlıklar kurdu, kapattı; Devlet Planlama Teşkilatı‘nı, Elektrik İşleri Etüt İdaresi‘ni, Milli Prodüktivite Merkezi‘ni lağvetti. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde de önemli değişikliklere gidildi. ETKB bünyesinde 3‘ü yeni olmak üzere, 8 ana hizmet birimi tanımlanırken, yeni birimlerden biri de Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı oldu. Görülüyor ki, AKP tüm dünyada nükleer enerjiden vazgeçilirken, Türkiye‘yi uluslararası sermayenin "nükleer çöplüğü" yapmakta kararlı.

Kamu yönetimi baştan aşağı yeniden şekillendirilirken meslek alanlarımız, mesleğimiz ve Örgütümüz üzerine planlanan değişikliklere ilişkin yasal zeminin oluşturulmasının da ilk adımları atıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü‘nün görev tanımlamasından anlıyoruz ki, AKP TMMOB‘nin yetki alanlarına müdahale etmeye hazırlanıyor.

Çıkarılan tüm KHK‘ları alt alta yazdığımızda Türkiye‘nin yeni dünya düzenine eklemlenip, emperyalizme bağımlı hale getirilmesi için kamu yönetiminin nasıl yeniden düzenlendiğini görebiliyoruz.

Sevgili Arkadaşlar,

Bu tablo bizlere bir kez daha nasıl zorlu bir süreçten geçtiğimizi ve mücadelemizi birleştirerek sürdürmemiz gerektiğini gösteriyor. Önümüzdeki süreç mesleğimiz ve Örgütümüz için de bir sınav niteliği taşıyor.

Bunun gereklerinin emek ve demokrasi güçleri ile ortaklaştırılan bir mücadele hattı ile yerine getirilebileceğini de çok iyi biliyoruz. "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber, ya hiç birimiz" sözümüz şimdi her zamankinden daha anlamlı hale geliyor. 

Hepimize kolay gelsin.

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı