TMMOB BATMAN KENT SEMPOZYUMU / 31 EKİM-1 KASIM 2009

02.11.2009

TMMOB Batman Kent Sempozyumu
31 Ekim-1 Kasım 2009

Değerli Katılımcılar,
Sevgili Arkadaşlar

Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına saygıyla, sevgiyle, dostlukla selamlıyorum. İl Koordinasyon Kurulumuz tarafından düzenlenen Batman Kent Sempozyumumuza hoş geldiniz.

Öncelikle TMMOB adına bu etkinliğin sekreteryasını yürüten Batman İl Koordinasyon Kurulu Sekreterimiz Süleyman Noyan‘ın şahsında, Batman birimlerimizin yöneticilerine, çalışanlarına, Düzenleme Kuruluna, emek veren herkese ve görüşlerini bizimle paylaşacak bilim insanlarına ve uzmanlara Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ederim.

Sevgili Arkadaşlar

Mühendislik, bilim ve teknolojiyi insanla buluşturan bir meslek. Bizim örgütümüz TMMOB de, bir yandan üyelerinin haklarının elde edilmesine, taleplerinin gerçekleşmesine yönelik çalışmalarda bulunurken, bir yandan da meslek alanları üzerinden Türkiye gerçeklerini ortaya koymak, ülke sorunlarını tespit ederek çözüm önerilerini sunmak için çalışmalar yürütüyor. Biz iki dönemdir bu çalışmalarımıza kentlere yönelik etkinlikleri de ekledik ve geçtiğimiz 3 yıllık bir süreçte, Bursa, İstanbul, Ankara, Kocaeli, Eskişehir, Bodrum, Denizli, Adana, Mersin, Samsun, İzmir, Aydın, Edirne, Diyarbakır, Kırklareli, Van‘da kent sempozyumları düzenledik. Bugün de Batman‘dayız. Bundan sonra da bu etkinliklerimizi sürdüreceğiz, İstanbul ve Antalya sıradaki planlanmış etkinliklerimiz. Niyetimiz örgütlü olduğumuz tüm illerde bu etkinlikleri yapmak.

TMMOB, kentlerimizin arzulandığı biçimde yaşatılması için gücünün ve potansiyelinin farkında olarak farklı seçenekler sunma görevini bir sorumluluk olarak görüyor. İşte bu nedenle kent sempozyumlarına da ayrı bir önem veriyoruz. Bu etkinliklerimizde kentlerin mevcut durum tespitleri yapılırken aynı zamanda bu tespitten yola çıkarak  "Nasıl Bir Kent İstiyorum" sorusuna da kentte yaşayanlarla birlikte yanıt arıyoruz.

TMMOB kent yaşamını ilgilendiren imar, kültür ve turizm, çevre, kamu yönetimi ve yerel yönetim sistemini düzenleyen yasaların eksiklik ve yetersizliklerinden bahsederken insan sağlığı, doğal çevre, insan hakları-kentli hakları, katılım, yaşanabilirlik gibi kavramlara referans vermektedir. Biz biliyoruz: Sanayi, enerji, turizm, tarım, ulaşım, sağlık, çevre, eğitim, kent, kültür ve sanat politikaları bir arada gerçekleştirilmedikçe ve her birine eşdeğer önem verilmedikçe arzu ettiğimiz kent yaşamı gerçekleşmeyecektir.

Düzenlendiği "kent sempozyumları" göstermiştir ki; ülkemiz kentleri çağdaş toplumlara yakışır biçimde yönetilmemektedir. Ülkemizde yerel yönetimler alanında, özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve takip eden yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle yerel idarelerce yürütülen hizmetlerde kamu yararı önceliği sürekli ihmal edilmiştir Yıllar içinde, kentlerin imar, planlama, altyapı, ulaşım, çöp, su gibi konulardaki sorunları çeşitlenmiş ve derinleşmiştir.

Siyaset ve sermaye kesimlerinin bu ilgisi, maalesef kent mekanına ve kentsel yaşama olumlu yönde yansımamaktadır. Kentlerde yaşayanlar, eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi temel haklardan yoksun bırakılırken, sosyal donatı ve teknik altyapı hizmetlerinin sağlanmasında kullanılması gereken hazine arazileri gibi kamusal varlıklarımız özelleştirmelerle yerli ve yabancı sermayenin hizmetine sunulmaktadır. Bununla birlikte kentsel altyapı, ulaşım, eğitim, kültür, sağlık, çevre vb. alanlarda temel kamu hizmetleri ticarileştirilmekte, kamusal kaynaklarımız bir avuç azınlığa aktarılmaktadır. Emekçilerin, yoksulların ve tüm ezilenlerin sosyal, ekonomik ve siyasal yaşamdan tümüyle dışlandığı yıkıcı bir ortamda yoksulluk ve açlık derinleşerek sürmektedir. Diğer yandan kentlerimiz; deprem, sel, heyelan ve yangın gibi afetlere hazırlıklı değildir.

TMMOB, kentlerimizde var olan sorunların aşılması, sağlıklı kentsel çevrelerin oluşturulması ve kentsel yaşam kalitesinin iyileştirilmesi doğrultusunda, toplumun büyük bölümünün dışlayan, halkın katılım ve denetimine kapalı yerel yönetim biçiminin aşılmasını, kent halkının ve meslek örgütlerinin demokratik katılımı ve denetimini sağlayacak bir anlayışın geliştirilmesini, öncelikli ve temel gerek olarak görülmektedir.

Sevgili Arkadaşlar

Bugün sizlerle birlikte Batman üzerine söyleyeceklerimiz var. Batman üzerine uzmanların, bilim insanlarının, yerel yönetim temsilcilerinin, Batmanlıların söyleyecekleri var.

Batman yeni bir ilimiz. 16 Mayıs 1990 tarih ve 3647 sayılı kanunla Türkiye‘nin 72. ili olan Batman‘ın sorunları da Türkiye genelindeki kentlerin sorunlarından çok farklı değil. Batman göçle büyüyen bir kent ve göçün getirdiği çarpık yapılaşma da en önemli sorunlardan biri. Son dönemde kentin modern bir görünüm kazanması için çalışmalar yürütülse de bu çabaların geliştirilmesi gerektiği ve daha yapılması gereken birçok işin olduğu ortada duran bir gerçektir. İki gün sürecek sempozyumumuzda, Batman‘ın sorunlarını birlikte masaya yatıracak, çözüm önerilerini birlikte oluşturacağız.

Nazım Hikmet şiirinde şöyle demişti:

Evler tek katlı da olabilir yüz katlı da
İş bunda değil
Yeter ki sokaklarımızı ezmesinler
Yeter ki temiz çevik güler yüzlü görsünler hizmetimizi ;
Çıplak duvarlara diyeceğim yok taze ve canlıysalar
Dar pencereler giyotini hatırlatır bana
Pencere dost sözü gibi rahat ve geniş olacak
Ağaçsız asfaltı sevmiyorum
Parklarda göller göllerde ak kara kuğular olabilir hatta ara sıra bando mızıka
Ama en önemlisi parklarda öpüşülebilmeli
Aptal ölü ellerini operette arya söylermiş gibi açmış mankenleri sevmiyorum
Taştan ve tunçtan insanları sevmiyorum tabanlarından inip aramızda dolaşmıyorlarsa
Bankaları ve hükümet konaklarıyla övünen şehirleri sevmiyorum
Sevdiğim şehirler sağlık evleriyle övünenlerdir
Çocuk bahçeleriyle övünen şehirler

İşte TMMOB konunun bu tarafındadır.

TMMOB, "bir kente sahip çıkacak o kentte yaşayan bireylerdir" diyor. Kente dair her türlü kararda kentlilerin katılımının sağlanmasını istemek ve kentli haklarını savunmak vazgeçilemez bir görevimizdir. TMMOB görevinin gereklerini yerine getirmeye kararlıdır. TMMOB "Kentin sakini değil sahibi olalım, bunun için mücadele edelim" diyor.

Sevgili Arkadaşlar

Toplumsal alan ile bilimsel alanın sentezini yapan TMMOB, ülkemizin sorunlarıyla, insan olmaktan kaynaklı siyasal sorumluluk anlayışıyla, mesleki sorumluluklarımızı aynı çerçevede değerlendirir. Burada, bu kent sempozyumunda ülkemizdeki güncel gelişmelere ilişkin TMMOB görüşlerini de sizlerle paylaşmak isterim:

İşte ülkemizin temel sorun alanlarından biri: Kürt sorunu. Kürt Sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmemiş olması, çözülmek istenmemesi ülkemize ve insanımıza çok büyük kayıplar verdirmiştir. 40.000 insanımız hayatını kaybederken, bugün yapılan kazılarda ortaya çıkan kemikler, kazanlarda insanların yakıldığına dair itiraflar, boşaltılan binlerce köy ve şehirlerin varoşlarında yoksulluğun pençesine savrulan milyonlarca insan yaşanan insanlık dramını gözler önüne sermektedir.

Kürt sorununun çözümü, ancak demokrasi sınırları içerisinde, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı çerçevesinde düzenlemelerle mümkün olacaktır. TMMOB, Kürt sorununun insanımızın bir arada ve kardeşlik içinde yaşamasını esas alan bir dönüşümle çözümünden yanadır. Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen hala bir şans vardır; o şansın adı da "barış"tır. Toplumsal barışın tesisi en acil ihtiyaçtır ve bu "istenirse" yapılabilecek bir olgudur.

Sevgili Arkadaşlar

İşte Türkiye‘nin gündeminde bulunan ‘demokratik açılım‘ tartışmaları. TMMOB olarak yıllardır demokrasi ve özgürlükler için, eşitlik için, adalet için mücadele yürütüyoruz. Evet, Türkiye‘nin demokratikleşmesi doğrultusunda atılacak her adımdan bizler ancak memnuniyet duyarız. Ancak ortada bir yanılsamadan başka bir şey yok. Giderek daha baskıcı/otoriter uygulamaları hayata geçiren, toplumsal alanı dinsel gericilikle kuşatan bir iktidarın demokrasiyi geliştirmesi zaten mümkün de olamaz. Son dönemde gündeme gelen Kürt sorununun çözümü tartışmalarında da görüyoruz ki AKP bu sorunu da kendi renginden bir ülke yaratma uğraşı çerçevesinde ve ABD emperyalizminin bölgedeki yönelimleri doğrultusunda ele alıyor. Bugünlerde ‘Dağ fare mi doğuruyor‘ diye şüpheler dile getiriliyor. Evet, şüpheniz olmasın tam da öyledir.

Aslında herkesin dilini, kültürünü özgürce yaşayabileceği, insanımızın kardeşçe ve bir arada yaşadığı bir ülke ancak demokratik bir ülke olabilir. Bunun başarılması ise gerçekten demokrasiye ve barışa inananların mücadelesi sonucu gerçekleşecektir. AKP‘nin geliştirdiği bölgenin emperyalizmin çıkarları doğrultusunda düzenlenmesi ve ‘ılımlı İslamcılık‘ içerisinde ümmetçi temelde bir arada olma politikaları bugünkü karanlığının katmerlenmesi ve geleceğimizin teslim alınmasından başka bir anlama gelmeyecektir. 

Sevgili Arkadaşlar

Önümüzdeki dönemde ABD‘nin; kapitalist küreselleşmenin, emperyalizmin krizini aşabilmek için bölgenin enerji kaynaklarına yönelik başlattığı kontrol ve denetimi arttırmaya uğraşacağı, bu doğrultuda bölgede ve dünyanın başka yerlerinde savaşlar, iç savaşlar çıkartabileceği Dünya Bankası başkanının itiraflarından da kolayca anlaşılabilmektedir. Burjuvazinin yeni yalanı ‘yeni Amerika‘, ‘yeni IMF‘dir ki, artık bunlara kimse de inanmıyor. Emperyalizm bildiğimiz gibidir, yani azgın bir sömürü için dünyanın her yerini kontrol alma çabasını sürdürmekte, bunun için gerektiğinde darbelere, savaşlara, iç savaşlara başvurmaktan çekinmemektedir, çekinmeyecektir.

Bu nedenle, bugün ülkemizde emekçilerin, ezilenlerin birlikte mücadelesine ve dayanışmasına duyulan ihtiyaç ortadadır. Emperyalizme ve sömürüye karşı özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için verilen mücadeleyi ancak bir arada olursak, omuz omuza yürürsek, çabalarımızı ortaklaştırabilirsek büyütebiliriz. "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz" sloganı o nedenle bugün hiç bu kadar anlamlı ve gerekli olmamıştı.

Sevgili Arkadaşlar,

Bu ülkenin kahredici kaderini değiştirerek kardeşliğin yeniden yeşertilmesini, insanımızın eşit ve özgür bir ülkede bir arada yaşamasının yollarını birlikte bulmalıyız. Bunu kimseden bekleyemeyiz. Yollar ancak biz yürürsek açılır ve gelecek ancak biz onu değiştirebilirsek bugünkünden daha güzel olabilir.

Her gün görüyoruz ki bizim birbirimizden başka kimsemiz yok ve bizim birbirimize her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. O yüzden halklar arasına düşmanlık tohumu ekmeye çalışanlara inat barışı ve bir arada yaşama iradesini güçlendirelim.

Yıllardır bu topraklarda yükselen büyük ve onurlu "başka bir Türkiye ve başka bir yaşam" isteğini, ülkenin dört bir yanında ezilen, sömürülen herkesin sesiyle birleştirerek adalet için özgürlük için mücadele edelim.

İşsizlik rekorları kırılıyor bu ülkede. Yoksulluk ve sefalet almış başını gidiyor. Kriz emekçileri teğet geçmiyor. Zenginler krizi fırsata çevirip zenginliklerine zenginlik katarak yaşamaya devam ediyorlar. Adaletsizliğin adaletsizlik olarak, açlığın açlık olarak sürüp gitmesini sağlamak için kapitalist küreselleşmenin bu düzenini korumaktan söz ediyorlar.

Görülüyor ki çetelerle, kirli ilişkilerle, suç örgütleriyle, faili meçhullerle, katliamlarla yönetilmiş bu düzen; insanımıza baskı, zorbalık, ölüm, açlık, işsizlik ve sefaletten başka bir şey sunmuyor. O yüzden adaletsizliğin yerine adaleti, baskıların yerine özgürlüğü, düşmanlık yerine kardeşliği var edecek bir sistemin oluşumu için hep birlikte mücadele etmeliyiz.

Çünkü hayatla ölümü, özgürlük talebiyle zulüm ve baskıyı, insanca ve bir arada kardeşçe yaşama özlemiyle daha çok sömürme hırsını, uzlaştırmak mümkün değildir!

Sevgili Arkadaşlar,

Savaşın değil, barış ve kardeşliğin dilinin hakim olduğu, kendi insanıyla barışık, emekten ve halktan yana bir ülke özlemiyle hepinizi sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum.

Sempozyumumuza hoş geldiniz.

Mehmet Soğancı
TMMOB
Yönetim Kurulu Başkanı