TMMOB ÇEVRE SEMPOZYUMU
Değerli Konuklarımız,
Sevgili Arkadaşlarım,
Hepinizi TMMOB Yönetim Kurulu adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Burada aranızda bulunmaktan büyük bir onur duyduğumu öncelikle ifade ediyorum.
Sevgili katılımcılar,
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, büyük katılımlı Cumhuriyet mitingleri, 28 Nisan askerlerin e-muhtırası, 367 ile ilgili Anayasa mahkemesi kararı, Temmuz ayında yapılacak erken seçim, İstanbul‘da 1 Mayıs günü yaratılan devlet terörü, Ankara‘da patlayan bomba, Tunceli karakol baskını, Cumhurbaşkanlığı konusunda anayasa değişiklikleri, Meclisin son gününde çıkarılıveren yasalar. Bu kelimeler son bir aydır yaşananların kısa özeti. Bir gelişmiş ülkede bir nesilde yaşanabilecek olaylar bizim ülkemizde iki ay içinde yaşanıyor. Evet, bizim ülkemiz sıkıntılı, sancılı ve sorunlu bir ülkedir. Bu yaşananlar ve yaşatılanlar tüm dünyayı bir karabasana sokan kapitalist küreselleşmenin ülkemize yansımalarıdır. Değişmeyen 12 Eylülün anti demokratik anayasa maddeleri, Siyasal partiler yasası. Seçim yasası. Kaldırılmayan seçim barajları. Birbirinden farkı olmayan, ABD‘ci, IMF‘ci siyasal partiler. Parti başkanlarının iki dudağı arasında belirlenen milletin vekilleri.
Tüm bunlara karşı özetle de biz, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği olarak, "bu ülke bu halk bu yaşananlara müstahak değildir" diyoruz. Aydınlık bir Türkiye ve aydınlık bir gelecek için bir meslek örgütü sorumluluğumuzla ve öznesine insanı koyan bir çalışma anlayışı ile meslek alanlarımız üzerinden bu ülke için, bu halk için doğruları söylemeye devam ediyoruz. Sözlerime başlarken bunları ifade etmek durumundayım.
Evet, Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Siyasette, ekonomide, sokaklarda ve toplumsal yaşamın her alanında gerilim ve kriz giderek tırmanıyor. Tırmanan bu gerilim, ne öncekilerin bir tekrarından öte olmayan bir erken seçimle, ne de herhangi bir geçici düzenlemeyle aşılabilir. İçinden geçmekte olduğumuz kriz, 12 Eylül‘den bu yana bizlere dayatılan yaşam biçiminin, siyaset tarzının, ekonomik politikaların ürünüdür. Dolayısıyla krizi aşmanın yegâne yolu, "12 Eylül Hukuku"nun ve ülkemizde yarattığı toplumsal, siyasi ve ekonomik erozyonun yaşamımızın her alanından çıkarılmasıdır.
Bugünün siyasal krizinin temelinde, siyasetin toplumsal dayanaklarından ve demokrasiden uzak bir alanda yürütülüyor olması yatmaktadır. 12 Eylül Hukuku, siyaseti geniş halk kesimlerinin, emek ve meslek örgütlerinin, demokrasi güçlerinin müdahalesinden uzaklaştırmıştır. Bu tarz siyaset, günümüzün egemen siyaset yapış tarzıdır.
Kriz, salt siyasal yaşamda nükseden bir olgu değil, ülkemizin ekonomik hayatının da yapısal bir sorunudur. Bu sorunun kaynağı, halkı yok sayan, emekçilerin taleplerini duymayan, yoksulların yaşam hakkını görmezden gelen neo-liberal ekonomik politikalardır.
Bizler, ülkeyi içinden çıkılmaz bir kâbusa sürükleyen neo-liberal ekonomik politikaların terk edilerek, halkın ihtiyaçları doğrultusunda, emekten ve halktan yana bir ekonomik programın hayata geçirilmesini istiyoruz.
Bu günkü konumuzu bunlardan soyutlamak, yaşanılan ekonomik, siyasal süreçten soyutlamak mümkün müdür?
Sevgili katılımcılar,
Hepimiz biliyoruz: Mühendislik, bilim ve teknolojiyi insanla buluşturan bir meslek. Bizim örgütümüz TMMOB; odağında, öznesinde insanın olduğu bir mesleğin uygulayıcılarının örgütü. İnsan odaklı olmasından dolayı, bizim mesleğimiz onurlu bir meslek ama bir o kadar da sorumlulukları olan bir meslek.
Biz, bir yandan insana ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara karşı çıkıyoruz, öte yandan da insana ve insanlığa olan sorumluluklarımızı biliyoruz ve sorumluluklarımızın gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz. Bir yandan da üyelerimizi haklarının elde edilmesine, taleplerinin gerçekleşmesine yönelik çabalarda bulunuyoruz.
Öte yandan, sorunlarımızın, toplumun ve halkın sorunlarından ayrı tutulamayacağını da biliyoruz. Sıkıntılı, sancılı, sorunlu bir ülkede yaşıyor olmanın tüm sonuçları mühendis kimliğimizle birlikte, yurttaş kimliklerimiz dolayısı ile gene bizi buluyor. Bunun için yazdıklarımızın sonunda, kamuoyuna duyurularımızın sonunda mutlaka "kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz" diyoruz.
Sevgili katılımcılar,
Biz çalışmalarımızı, kesişme noktaları çok olan iki ana eksende yürütüyoruz:
Birincisi: Mesleğimiz ile ilgili alanlarda, enerjiden ormana, ziraattan, kentleşmeye, sanayileşmeden, yer bilimlerine kadar tüm mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarında, ülke gerçeklerini tanımlamaya çalışıyoruz. Sorunları tespit ediyor, bunlara karşı aydınlık bir Türkiye için çözüm yollarını öneriyoruz.
İkincisi: Mesleki denetimin vazgeçilmez ön koşulu olarak gördüğümüz bir çalışmayı, üyelerin uzmanlaşması ve belgelenmesine yönelik çalışmaları sürdürüyoruz.
İşte bu kongre ve benzerleri bu çabalarımızın gerçekleşmesine yönelik çalışmaların önemli bir kesişme noktasını oluşturuyor. Bu çalışmalarda bilim insanlarının ve uzmanların yoğun emek harcayarak oluşturduğu bilgi erişilebilir ve ulaşabilir hale geliyor. Bilgi bu etkinliklerimizde paylaşılıyor. Öte yandan meslek alanı ve sektör ile ilgili ülke gerçekleri ve sorunlar yapılan panellerde, açık oturumlarda konunun tarafları bir araya getirilerek, ortaya konuluyor.
Bu etkinliğimiz de çevre alanında sorunların ortaya konulmasında önemli bir işlevi yerine getirecektir. Buna eminim.
Bu etkinliğimizin düzenleyicilerinin, bilgiyi bizimle paylaşacak bilim insanlarının ve uzmanların, panelde görüşlerini bizimle paylaşacak konuşmacıların ellerine, yüreklerine, beyinlerine sağlıklar diliyorum. Bilim insanlarının, uzmanların yoğun emekle hazırladıkları bildiriler, siz katılımcıların katkıları, panel konuşmaları ve bunların sonucunda hazırlanacak etkinlik sonuç bildirisinin ilgililerince ve siyasal iktidarca önemsenmesi gerektiğini ifade ediyorum. TMMOB bu görüşlerin takipçisi olacaktır. Bunu biliyorum.
Sevgili arkadaşlar,
Gün geçmiyor ki çevre konusunda yeni raporlar ve yeni durum değerlendirmeleri çıkmasın ortaya. Her rapor çevre açısından durumun pek parlak olmadığını, özellikle küresel iklim değişikliği ve küresel ısınma konusunda var olan ve gelecekteki durumu ortaya koyuyor.
Çok sayıda rapor ve bilgi elimize ulaşıyor ve bunların hepsi, dünyanın gerçekten değişmekte olduğunu ve bu değişimin tahmin edilenlerden daha da hızlı olduğunu kanıtlar nitelikte. Nerede ise her rapor değişimin gerçekten yaşanıyor olmasına ve iklimdeki değişmenin artık asla inkâr edilemez durumda olduğuna vurgu yapıyor. Daha da önemlisi bu değişimin etkileri şimdiye kadar düşündüğümüzden daha ciddi olabilir, daha ağır sonuçlara yol açabilir ifadesi de bir başka vurgu olarak karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadarki bulgularımızla tahmin ettiğimiz sonuçlardan daha farklı ve daha ağır sonuçlar yaratabilir olması da bir başka vurgu konusu. Çevre sorunu nerede ise küresel iklim değişikliğine ve küresel ısınmaya indirgenmiş durumda.
"Biz daha yeşil ve daha iyi bir dünyayı para ile satın alabiliriz" şeklinde söylenen söz; son zamanların en büyük bilimsel aldatmacalarından biridir. Çünkü aslında tek çözüm, fosil kaynakların ürettiği karbonu havaya karışmadan, saçılmadan toprakta tutabilmektir. Bunun dışında her şey bu işten kaçıştır. Gündemde tutulan emisyon ticareti, önemli oranda azaltma sağlamıyor, aynı zamanda kirliliği, çevre sorununu bir mal haline getirmiş oluyor, kazanç sağlanacak bir mal haline getirmiş oluyor.
Sevgili arkadaşlar,
5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında Stockholm‘de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı, çevrenin korunması ve geliştirilmesi düşüncesini dünyadaki bütün insanlara aşılayacak, onlara yol gösterecek ortak karar ve görüşlere gereksinim duyulduğunu dikkate alarak, şunları söylemişti:
"İnsan hem kendisine, maddi destek olan akılsal, ahlaksal, toplumsal ve ruhsal gelişimini sağlayan çevresinin yarattığı, hem de onu tahrip eden bir varlıktır. Bu gezegen üzerinde uzun ve güç gelişimi sırasında insanoğlu artık, bilim ve tekniğin hızlı gelişmesiyle çevresini sayısız yöntemlerle tahmin edilemeyecek ölçüde değiştirerek bir güç elde etmiştir. Çevre her iki yönüyle de yani hem doğal çevre, hem de insan yapısı çevre olarak insanoğlunun esenliği ve temel insan haklarından yararlanması, hatta yaşamın kendisi için gereklidir."
Konferans suçluyu da bulmuştu. Şöyle yazmışlardı.
"Gelişmekte olan ülkelerde çevre sorunlarının çoğu, az gelişmişlikten kaynaklanmaktadır. Milyonlarca insan normal yaşam düzeylerini çok altında, yeterli besin, giyecek, barınak, eğitim, sağlık ve temizlikten yoksun olarak yaşamını sürdürüyor. Bunun içindir ki, gelişmekte olan ülkeler bütün çabalarını kalkınmaya yöneltmeli, fakat bu arada çevreyi koruma ve geliştirmenin hem bir hak, hem de bir zorunluluk olduğunu akıldan çıkarmamalıdırlar. Yine aynı amaçla, endüstrileşmiş ülkeler de kendileriyle gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkı kapatmaya çalışmalıdırlar. Gelişmiş ülkelerde çevre sorunları, genellikle endüstrileşme ve teknolojik ilerlemeden kaynaklanmaktadır." Konferansın temel ilkeler kısmı da aynı konuda ısrar etmişti: " Çevre sorunları azgelişmişlikten kaynaklanmakta, doğal yıkım olayları ciddi sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunlar, en iyi biçimde gelişmekte olan ülkelerin kendi çabalarına büyük maddi ve teknolojik yardımlarla katkıda bulunarak kalkınmanın hızlandırılmasıyla iyileştirilebilir ve böyle bir yardım da gereklidir."
İyi niyetle yola çıkıldığı açık olan ama sonuçta, çağımızda çevresel yıkımın birinci dereceden sorumlusu olan gelişmiş ülkeler masum bir pozisyona gelebilmekte, bizimde dahil olduğumuz kibar bir ifade ile ‘‘gelişmekte olan ülkeler‘‘ denilenler daha çok suçlanmaktadır. Çevreyi daha az kirleten bizler üzerinden de emisyon ticaretinin yolları yaratılmakta, bunun üzerinden bile kazanç yolları aranmaktadır.
Şimdi biz de diyoruz ki:
Sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma, sürdürülebilir bir çevre politikası ile gerçekleşmelidir. Bu da her boyutu ile planlı bir kalkınma ve sanayileşme politikası demektir. Gelişmiş olan ülkelerin bıraktığı çöp teknolojilerin yolu tıkanmalı, enerji yoğunluğu daha az, yüksek teknoloji oranı yani katma değeri yüksek teknolojik yatırımların önü açılmalıdır.
Mimarlar Odamız 5 Haziran Dünya Çevre Günü ile ilgili yayımladığı mesajda "küresel iklim değişikliği artık bir tartışma değil bütün insanlığın ortak temel gündemi olmalıdır" diyor.
Odamız: "Toplam emisyona katkı açısından dünya sıralamasında en başlarda olmamasına karşın, iklim değişikliğinin en önemli belirleyicisi olan karbondioksit emisyonunun artış hızı açısından başta gelen ülkelerden biriyiz ve açıkça çölleşme tehdidini doğrudan yaşayan bir coğrafyadayız. Hızlı nüfus artışı ve buna bağlı olarak hızlı kentleşme, fosil yakıta bağımlı bir ulaştırma politikasını uygulamamız, doğal kaynakların bizden sonraki nesillerin de yararlanacağı düşünülmeden sorumsuzca kullanılması, doğal çevrenin üç önemli bileşeni olan hava/toprak/suyun kirletilmesinin bir hak olarak görülmesi, önlemlerin çoğunlukla kâğıt üzerinde kalması ve yok sayılması, eğitim süreçlerinde çevre duyarlılığına yer verilmemesi, çevreyle olan ilişkilerimizdeki önemli handikaplardır." diyor ve uyarıyor: "Dünyamızı geri dönüşü olmayan bu yola sürükleyenler, yaptıkları tüketim toplumunun geleceği olmadığını ve bizden sonraki nesillerin yaşama haklarını ellerinden aldıklarını bilmelidirler. Unutulmamalıdır ki gideceğimiz başka bir dünya bulunmamaktadır."
Peyzaj Mimarları Odası 5 Haziran Dünya Çevre Gününde şunları söyledi:
Çevre sorunlarının uluslararası boyutta ilk değerlendirmesinin yapıldığı Konferansın ve Ortak Geleceğimiz adlı deklarasyonun yapılmasının üzerinden 35 yıl geçti. Giderek büyüyen çevre sorunlarının hem bölgesel hem de uluslararası alanlara yayılması nedeniyle, ülkeler arasında bir işbirliğinin yapılması ve uluslararası kuruluşların ortak hareket etme zorunluluğunun doğduğunun altına imza atarak, hükümetleri çevrenin korunması için ortak çaba göstermeye çağrılmışlardı. Sözde gelişmiş ülkelerin, çifte standartlı politikaları yüzünden beklenen olumlu gelişme bir türlü gerçekleşmemiş, küreselleşme adıyla tüm insanlığa dayatılan vahşi kapitalist program, ne yazık ki aradan geçen 35 yıla karşın çevre sorunlarını hızla artmıştır. Tüm dünyada yaşanan bu olumsuzluklara paralel olarak ülkemizde de iktidarda bulunan hükümetler ve son olarak da AKP Hükümeti, çıkardığı yasalarla, pek çok konuda gerekli önlemleri almayarak çevrede yaşanan olumsuzlukları göz ardı etti. Küreselleşme kapsamında gerçekleştirilen kirli teknoloji transferinin önünü açmak, kirletenlere daha fazla olanak tanımak için Yeni Çevre Yasası TBMM den çıkartılmıştır. AKP Hükümeti, çıkardığı yasalarla, yaptığı düzenlemelerle, çevremizde, ormanlarımızda, kırsal ve kentsel yerleşmelerimizde onarılamayacak, yıkımlara yol açabilecek düzenlemeler yapan bir hükümet olarak tarihteki yerini alacaktır. İnsanı, doğayı, yaşamı yok sayanlar, bir gün sağlıklı bir çevrede yaşamanın kendiniz için de olmazsa olmaz olduğunu anladığınızda her şey için çok geç olabilir!"
Şehir Plancıları Odamız "Çevre Günü"nde çevrenin talanına devam ediliyor" dedi.
Odamız şunları söylüyor: "Çevre tahribatı ve kamu arazilerinin yağması" yasayla engellenmesi gerekirken bugünlerde çıkarılan yasalarla daha da olanaklı kılınmaktadır. Yaşanabilir, yaşam kalitesi yüksek, sağlıklı doğal ortamlarda ve yerleşmelerde nefes almak gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Seçim ortamına girmiş olduğumuz bu günlerde yangından mal kaçırır gibi çıkarılan, seçim yatırımı ve popülizm kokan yasalarla "çevre ve ekolojik değerlerimiz", küreselleşme, sermayenin çıkarları, rant ekonomisi, parçacı imar afları ile yağmalanmakta, doğal ortamlar yok edilmektedir. Yerleşmeler çevreye duyarlı, çevreyi koruyan ve yaşatan planlama anlayışına aykırı şekilde gelişiyor. Şehircilik, planlama ile ilgili kurumlar içleri boşaltılarak lağvedilirken, plansızlık ve hukuksuzluk dayatılıyor. Tarım toprakları, ormanlar, kıyılar, meralar, su kaynakları, kültürel varlıklar planlama ilkelerine ve kamu yararına aykırı yapılaşmaya açılarak, piyasa faaliyeti haline getirilerek metalaştırılıyor. Son dönemde yasalaşan ya da TBMM gündeminde yasa ya da yasa değişikliği tasarı ve teklifleri, çevre değerleri ve ülke kaynakları açısından son derece olumsuz sonuçlar verebilecek düzenlemelerle dikkat çekmektedir. Bu düzenlemelere verilebilecek en son örnekler, Kıyı Kanununda yapılmak istenen değişiklerle orman ve kıyı alanlarının talanı anlamına gelebilecek önergeler ve Mera Kanununda yapılan değişikliklerdir.
Küresel ısınmadan başlayan ve yapı ölçeğindeki kirliliklere kadar uzanan çevresel sorunların tek tek çözülmesi ile istenen amaca ulaşmak mümkün değildir. Çevre sorunları birbirleriyle ilişkileri noktasında bütünlüklü, diğer kullanım kararları ile dengeli bir biçimde ele alınan fiziksel planlama kararları ile çözümlenebilir. Doğal, toplumsal, ekonomik ve kültürel ortamın korunup yaşatılması ve sürdürülmesi yönetim, finansman, uygulama boyutunu bir kentleşme ve yerleşme politikası çerçevesinde ele alan planlama ile sağlanır. Bu noktada Şehir Plancıları Odası orman, kıyı, mera gibi çevresel değerlerin korunmasında, yaşatılmasında, yönetiminde toplum ve kamu yararını savunmada her zaman olduğu gibi kararlıdır.
Makina Mühendisleri Odamız da 5 Haziran Dünya Çevre Gününde "Yaşanabilir Bir Dünya ve Yaşanabilir Bir Türkiye" İstemi Yaygınlaşmalıdır. Dünyanın Ekolojik Dengelerinin Sarsılmasının Faturası Modernleşme ve Sanayileşmeye Değil, Dizginsiz Azami Kâr Güdüsüne Çıkarılmalıdır" dedi ve uyardı:
"Günümüzde yeryüzü ile evrenin evrimine özgü sorunlar, izlenen yanlış sanayi ve çevre politikaları, savaşlar ve enerji kaynaklarının yanlış kullanımı sonucu canlı ve cansız doğa büyük bir bozulma sürecini yaşamaktadır. Bu bağlamda atmosferdeki karbondioksit oranının artışının sebep olduğu küresel ısınma, ozon tabakasındaki deliğin büyümesi ve enerji kaynaklarının bütününün yeterince değerlendirilmemesi sonucu iklim değişiklikleri yaşanmaktadır. Dünyanın kimi yerlerinde kuraklık yaygınlaşırken kimi bölgelerinin sel altında kalma tehlikesi bulunmakta, nükleer kirlilik, endüstriyel kirlilik, sulardaki yaşamın zarar görmesi, su kaynaklarının aşırı kullanımı ve kirlenmesi, ormansızlaşma, tarım alanlarındaki verimliliğin azalması, çarpık ve sağlıksız, ranta dayalı plansız yapılaşma ve kentleşme, su ve kanalizasyon ile kentlerin çöp sorunu, gürültü kirliliği ve nihayetinde cilt kanseri artışı ve daha bir dizi çok denklemli sorun ile karşı karşıya kalınmaktadır.
Bütün bu sorunlar, insan yaşamı ve dünyanın ekolojik dengelerinin sarsılması sonucunu üretmektedir. Bu sorunların temel nedeni, insanların sağlıklı, temiz bir çevre ve doğada yaşamalarının en temel ve doğal hakları olduğunun sermaye egemenliği ve azami kâr güdüsü tarafından yadsınmasıdır.
Oysa doğru bir planlama ile çevre sorunlarını en aza indirecek bir sanayileşme ve kalkınma mümkündür. Sanayileşme, sanayinin hızlı ve kesintisiz gelişimini dile getiren tarihsel ve toplumsal bir ekonomik hareket olarak, teknoloji ve enerji dahil çevre yönetimi politikası ile kalkınma, bir bütünlük içinde ele alınmalıdır. Başka türlü insanca bir yaşam geliştirmek imkanı bulunmamaktadır. Ancak böylece, teknoloji-sanayileşme ve çevre politikaları arasında bir uyum kurulabilecektir. İnsan ve çevreyi eksen alan, çevre yönetimi ile bütünlüklü bir planlamaya yönelinmeli; üniversiteler, meslek odaları ve ilgili tüm kesimlerin katılımları ile ulusal sanayi, enerji ve çevre politikaları oluşturulmalı; çevrenin ve doğal hayatın korunmasına ilişkin gerekli araştırma ve planlamalar yapılmalı; tarım alanlarına sanayi tesisleri kurulmamalı, çarpık kentleşme ve kıyı yağmalanmasının önüne geçilmeli, sanayi atıkları kontrol altında tutulmalı, arıtma tesisleri şart koşulmalı ve denetlenmeli, atıklar için geri dönüşüm proje ve teknolojileri kullanılmalıdır"
Çevre Mühendisleri Odamızın da "Çevre"nin 2007 Seçimi, Çevre Mühendisleri Odası 2007 Çevre Durum başlıklı raporu bir siyasal belge olarak kamuoyuna sunuldu. Eriyen Buz – Sıcak Bir Konu?, Küresel Bulgular, Ekolojik Kriz, Nüfus, Açlık v e Barınma, Su ve Yaşam, Küresel İklim Değişikliği, Enerji Politikaları Çıkmazı, Türkiye‘nin 2007 "Çevresi" ara başlıkları olan bu rapor çevreye duyarlı her kesim tarafından dikkate alınmak durumundadır.
Çevre Mühendisleri Odamız "Böyle bir ortamda, ülkemizin ve dünyamızın içinde bulunduğu karanlık küreselleşme "çağında"... Dünya Çevre Günü‘nü Kutla(ya)mıyoruz!" diyor. "Dünyada ve Ülkemizde, Yaşama ve Geleceğe Sahip Çıkma Anlayışı İle, Çevre Sorunlarının Yaşandığı Her Yerde, Doğanın Tahrip Edildiği Her Ortamda, Yaşanabilir Bir Dünya ve Ülke Özlemi İle Mücadelemizi Sürdürmekte Kararlı ve Israrlıyız..." diyor.
Sevgili arkadaşlar,
Şimdi açılışını gerçekleştirdiğimiz ve içini hep birlikte dolduracağımız bu çevre sempozyumu, TMMOB‘nin bu alanda düzenlediği kapsamlı ilk etkinliktir. Bu ilk etkinlik, TMMOB‘nin ve Odalarının bilgi birikiminin, yıllar içinde oluşan politika ve yaklaşımlarının, çevre sorunları alanındaki yansımalarının kamuoyu ile buluşmasının ve bu noktada geleceğe dair ortak karar ve politikaların oluşturulması yönünde önemli bir adımdır.
Sempozyum, çevre politikası kavramı üzerinde tüm ilgililerle tartışmayı ve buradan hareketle, kamu yararını öne çıkaran bir çevre politikası için ipuçlarını ortaya çıkarmayı amaçladığını beyan etmişti. Sempozyum çalışmalarının bu amacı gerçekleştireceğine olan inancım sonsuzdur.
Gösterdiğiniz sabıra teşekkür ediyor, bu duygularla hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.