TMMOB II. İSTANBUL KENT SEMPOZYUMU/20-23 MAYIS 2010/İSTANBUL
Değerli Katılımcılar,
Sevgili Arkadaşlar
Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına saygıyla, sevgiyle, dostlukla selamlıyorum. İl Koordinasyon Kurulumuz tarafından düzenlenen İstanbul Kent Sempozyumumuza hoş geldiniz.
Öncelikle TMMOB adına bu etkinliğin sekreteryasını yürüten İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreterimiz Tores Dinçöz‘ün şahsında, İstanbul birimlerimizin yöneticilerine, çalışanlarına, Sempozyum Düzenleme Kurulu‘na, emek veren herkese ve görüşlerini bizimle paylaşacak bilim insanlarına ve uzmanlara Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ederim.
Sevgili Arkadaşlar,
Öncelikle her yerde söylediklerimizi bir kez de burada sizlerle paylaşmak isterim:
Sıkıntılı, sancılı, sorunlu bir ülkede yaşıyor olmak bize, bir meslek örgütüne, bizim örgütümüze, TMMOB‘ye oldukça fazla sorumluluklar yüklüyor.
Bu ülkenin kahredici kaderini değiştirmek yolundaki çabalara örgütsel yapımızla daha fazla destek olmalıyız. Kardeşliğin yeniden yeşertilmesini, insanımızın eşit ve özgür bir ülkede bir arada yaşamasının yollarını birlikte bulmalıyız. Bunu kimseden bekleyemeyiz. Yollar ancak biz yürürsek açılır ve gelecek ancak biz onu değiştirebilirsek bugünkünden daha güzel olabilir.
Her gün görüyoruz ki bizim birbirimizden başka kimsemiz yok ve bizim birbirimize her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. O yüzden insanımız arasına düşmanlık tohumu ekmeye çalışanlara inat barışı ve bir arada yaşama iradesini güçlendirmek zorundayız.
Yıllardır bu topraklarda yükselen büyük ve onurlu "başka bir Türkiye ve başka bir yaşam" isteğini, ülkenin dört bir yanında ezilen, sömürülen herkesin sesiyle birleştirerek adalet için özgürlük için sözümüzü daha gür söylemek zorundayız.
İşsizlik rekorları kırılıyor bu ülkede. Yoksulluk ve sefalet almış başını gidiyor. Kriz emekçileri teğet geçmiyor. Zenginler krizi fırsata çevirip zenginliklerine zenginlik katarak yaşamaya devam ediyorlar. Adaletsizliğin adaletsizlik olarak, açlığın açlık olarak sürüp gitmesini sağlamak için kapitalist küreselleşmenin bu düzenini korumaktan söz ediyorlar.
Görülüyor ki çetelerle, kirli ilişkilerle, suç örgütleriyle, faili meçhullerle, katliamlarla yönetilmiş bu düzen; insanımıza baskı, zorbalık, ölüm, açlık, işsizlik ve sefaletten başka bir şey sunmuyor. O yüzden adaletsizliğin yerine adaleti, baskıların yerine özgürlüğü, düşmanlık yerine kardeşliği var edecek bir sistemin oluşumu için hep birlikte mücadele etmeliyiz.
Çünkü hayatla ölümü, özgürlük talebiyle zulüm ve baskıyı, insanca ve bir arada kardeşçe yaşama özlemiyle daha çok sömürme hırsını, uzlaştırmak asla mümkün değildir!
Örgütümüzün yeni çalışma döneminde de bu yoldaki çabalarını arttırarak sürdüreceğine inancım tamdır.
Sevgili Arkadaşlar,
Bizim mesleğimiz, bilim ve teknolojiyi insanla buluşturan bir meslek. Çalışmalarının odağında "insan" olan bir meslek. Bizim örgütümüz TMMOB de, insana ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara karşı çıkarken, bir yandan üyelerinin haklarının elde edilmesine, taleplerinin gerçekleşmesine yönelik çalışmalarda bulunurken, bir yandan da meslek alanları üzerinden Türkiye gerçeklerini ortaya koymak, ülke sorunlarını tespit ederek çözüm önerilerini sunmak için çalışmalar yürütüyor.
TMMOB son iki dönemdir bu çalışmalarına kentlere yönelik etkinlikleri de ekledi. Geçtiğimiz 4 yıllık süreçte, Bursa‘da iki kez, Ankara‘da iki kez, Kocaeli, Eskişehir, Bodrum, Denizli, Adana, Mersin, Samsun, İzmir, Aydın, Edirne, Diyarbakır, Kırklareli, Van ve Batman‘da kent sempozyumları düzenledik. Bugün de ikinci kez İstanbul‘dayız. Niyetimiz TMMOB‘nin Haziran ayında başlayacak 41. Döneminde örgütlü olduğumuz tüm illerinde kent sempozyumlarını tamamlamak.
Sevgili Arkadaşlar,
TMMOB, kentlerimizin arzulandığı biçimde yaşatılması için gücünün ve potansiyelinin farkında olarak farklı seçenekler sunma görevini bir sorumluluk olarak görüyor. İşte bu nedenle kent sempozyumlarına da ayrı bir önem veriyoruz. Bu etkinliklerimizde kentlerin mevcut durum tespitleri yapılırken aynı zamanda bu tespitten yola çıkarak "Nasıl Bir Kent İstiyorum" sorusuna da kentte yaşayanlarla birlikte yanıt arıyoruz.
TMMOB kent yaşamını ilgilendiren imar, kültür ve turizm, çevre, kamu yönetimi ve yerel yönetim sistemini düzenleyen yasaların eksiklik ve yetersizliklerinden bahsederken insan sağlığı, doğal çevre, insan hakları-kentli hakları, katılım, yaşanabilirlik gibi kavramlara referans vermektedir.
Biz biliyoruz: Sanayi, enerji, turizm, tarım, ulaşım, sağlık, çevre, eğitim, kent, kültür ve sanat politikaları bir arada gerçekleştirilmedikçe ve her birine eşdeğer önem verilmedikçe arzu ettiğimiz kent yaşamı gerçekleşmeyecektir.
TMMOB, uzunca bir süredir değişik kentlerimizde düzenlendiği "kent sempozyumları" ile meslektaşlarının ve uzmanların tespit ve önerilerini kapsamlı biçimde kamuoyuyla paylaşmanın ortamlarını yaratmıştır. Bu sempozyumlar göstermiştir ki; ülkemiz kentleri çağdaş toplumlara yakışır biçimde yönetilmemektedir.
Kentlerde; sağlık, çevre, altyapı, ulaşım, barınma, ısınma, eğitim, kültür ve benzeri birçok konuda sorunlar yaşanmaktadır. Diğer yandan kentlerimiz; deprem, sel, heyelan ve yangın gibi afetlere hazırlıklı değildir.
Ülkemizde yerel yönetimler alanında, özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve takip eden yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle yerel idarelerce yürütülen hizmetlerde kamu yararı önceliği sürekli ihmal edilmiştir. Yıllar içinde, kentlerin imar, planlama, altyapı, ulaşım, çöp, su gibi konulardaki sorunları çeşitlenmiş ve derinleşmiştir.
Yerel yönetimler ekonomik ve toplumsal politikaların önemli bir uygulama alanını oluşturmaktadır. Siyaset ve sermaye kesimlerinin bu ilgisi, maalesef kent mekanına ve kentsel yaşama olumlu yönde yansımamaktadır. Kentlerde yaşayanlar, eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi temel haklardan yoksun bırakılırken, sosyal donatı ve teknik altyapı hizmetlerinin sağlanmasında kullanılması gereken hazine arazileri gibi kamusal varlıklarımız özelleştirmelerle yerli ve yabancı sermayenin hizmetine sunulmaktadır. Bununla birlikte kentsel altyapı, ulaşım, eğitim, kültür, sağlık, çevre vb. alanlarda temel kamu hizmetleri ticarileştirilmekte, kamusal kaynaklarımız bir avuç azınlığa aktarılmaktadır. Emekçilerin, yoksulların ve tüm ezilenlerin sosyal, ekonomik ve siyasal yaşamdan tümüyle dışlandığı yıkıcı bir ortamda yoksulluk ve açlık derinleşerek sürmektedir.
TMMOB, kentlerimizde var olan sorunların aşılması, sağlıklı kentsel çevrelerin oluşturulması ve kentsel yaşam kalitesinin iyileştirilmesi doğrultusunda, toplumun büyük bölümünü dışlayan, halkın katılım ve denetimine kapalı yerel yönetim biçiminin aşılmasını, kent halkının ve meslek örgütlerinin demokratik katılımı ve denetimini sağlayacak bir anlayışın geliştirilmesini, öncelikli ve temel gerek olarak görülmektedir.
Sevgili Arkadaşlar,
Nazım Hikmet şiirinde şöyle demişti:
Evler tek katlı da olabilir yüz katlı da
İş bunda değil
Yeter ki sokaklarımızı ezmesinler
Yeter ki temiz çevik güler yüzlü görsünler hizmetimizi
Çıplak duvarlara diyeceğim yok taze ve canlıysalar
Dar pencereler giyotini hatırlatır bana
Pencere dost sözü gibi rahat ve geniş olacak
Ağaçsız asfaltı sevmiyorum
Parklarda göller göllerde ak kara kuğular olabilir hatta ara sıra bando mızıka
Ama en önemlisi parklarda öpüşülebilmeli
Aptal ölü ellerini operette arya söylermiş gibi açmış mankenleri sevmiyorum
Taştan ve tunçtan insanları sevmiyorum tabanlarından inip aramızda dolaşmıyorlarsa
Bankaları ve hükümet konaklarıyla övünen şehirleri sevmiyorum
Sevdiğim şehirler sağlık evleriyle övünenlerdir
Çocuk bahçeleriyle övünen şehirler
TMMOB işte konunun bu tarafındadır.
TMMOB, "Bir kente sahip çıkacak o kentte yaşayan bireylerdir" diyor. Kente dair her türlü kararda kentlilerin katılımının sağlanmasını istemek ve kentli haklarını savunmak vazgeçilemez bir görevimizdir. TMMOB görevinin gereklerini yerine getirmeye kararlıdır.
TMMOB "Kentin sakini değil sahibi olalım, bunun için mücadele edelim" diyor.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı


