TMMOB VE SOSYAL DEVLET
TMMOB, Kanaltürk'te İşçi Konfederasyonları, Meslek Birlikleri ve konuşulacak konu ile ilgili örgütlerin başkanlarının katılımı ile gerçekleşen "Söz Meclisi" programında görüş bildirmeye devam ediyor. 25 Ekim 2005 de gerçekleşen "Söz Meclisi" programının başlığı, bu defa "Sosyal Devlet" idi.
Gazeteci Tuncay Özkan tarafından sunulan "Söz Meclisi" programı her ayın son Cuma akşamı aynı katılımcıların iştiraki ile canlı olarak yayımlanıyor.
"Söz Meclisi"nin 25 Ekim 2005 tarihinde yayımlanan "Sosyal Devlet" başlıklı programına katılan Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı şunları da söyledi:
Öncelikle programa katılan tüm arkadaşlarıma, gecenin bu geç saatinde bizi izleyenlere ve şahsınızda Kanaltürk‘e TMMOB adına saygılarımızı sunuyorum.
Sayın Özkan, şimdi burada malumu ilan eden arkadaşlarımızın sözlerinden işimize gelenleri bazılarımız başımız ile onayladık, gelmeyen kısımlarında da başımız ile onaylamayarak itirazlarımızı ifade ettik. Sosyal devlet ve onun uzantısı Sosyal Güvenlik tartışmalarında söylenenlere farklı tavır göstermek çok normal, çünkü Sosyal Devlet kavramı pozisyonlarımız açısından farklı algılanan, algılanması gereken bir kavram. Örneğin TOBB temsilcisi Halim bey ve hepimiz Malatya‘da Çocuk Esirgeme Kurumunda yaşanan rezalete burada karşı durarak ortaklaşa onay veriyoruz ve yetkilileri uyarıyoruz ama Sosyal Devlet uygulamalarının başka bir örneğinde ortaklaşamıyoruz. Bu çok doğal. Tüm kavramlar gibi Sosyal Devlet kavramı da her kesin bulunduğu pozisyon gereği farklılaşıyor. İşte burada üç işçi sendikası konfederasyonumuzun sayın başkanları var. Kendi aralarında ideolojik farklılık var mutlaka ve bundan dolayı bu ülkenin üç ayrı işçi sendikaları konfederasyonu var. Ve mutlaka Sosyal devlet tartışmalarında da farklı pozisyonlarını ifade edeceklerdir. Bunlar çok doğal.
Sayın Özkan, burada benden önce konuşan örgütlerin değerli temsilcileri bazan birbirleri ile benzer, bazan farklı, ama kendileri açısından çok önemli gördükleri sözleri söylediler. Ben özellikle TESK temsilcisi sayın Palandöken‘in sözlerini çok önemsedim. Palandöken diyor ki, "Biz esnaf ve sanatkarlar esas olarak bu düzenin en temel unsuruyuz. Bu düzenin koruyucusuyuz.", Sayın Palandöken sözlerini sürdürüyor: "Bu gün artık günler zor. Her geçen gün kepekler bir daha açılmamasına kapanmaya başladı." Sistemin geleceği için ne kadar tehlikeli sözlerdir bunlar. Doğruyu ifade eden bu sözler, sistem için bir tehdidi ifade etmemekte midir? Esnaf ve sanatkarlar için nerededir Sosyal Devlet.
Sayın Özkan, daha 20 gün önce, bu ülkenin mühendisleri, mimarları, şehir plancıları TMMOB örgütlülüğü altında 8 Ekim‘de Ankara‘da Sıhhiye alanındaydı. Bu ülkenin eğitilmiş kadrosunun bir kesimi kendi tarihlerinin en kalabalık katılımı ile alanda, siyasal iktidara "Senin sosyal devlet anlayışına, bu anlayış çerçevesinde uyguladığın politikalara itiraz ediyoruz" dediler. Bunlar, bizlerin bu tavrı, TESK temsilcisinin söyledikleri, siyasal iktidarın uygulamaları Sosyal devlet kavramının algılanışındaki farklılıkların önemli örnekleridir.
Sosyal Devlet kavramının herkes tarafından farklı anlaşılmasının nedenini açıklayacak örneklerden olduğunu düşündüğüm bir olayı burada size aktarmak isterim. Bu programda da çok sayıda temsilcisi bulunan Emek Platformu ile siyasi iktidar arasında gelişen son olayı burada sizlerle paylaşmak istiyorum.
Emek platformu, emek ve meslek örgütlerinin çok önemsediği, bize göre de zaman zaman Türkiye‘de emek lehine sonuçlanan etkinlikleri gerçekleştirebilen ciddi bir platform. İdeolojik farklılıklarına rağmen yan yana durarak emek lehine gelişmeler için çaba sarf eden bir platform. Ancak yaşamın her aşamasında, her konuda anlaşabilen bir yapılanma da değil. 26 Eylül 2002 de yayımladığı Emek Platformu programı uzlaştığı çok ciddi bir metin olarak Türkiye tarihinde yerini almıştır. Ama, örneğin Köy Hizmetlerinin kapatılması sürecinde, SSK hastanelerini devri konusundaki karşı duruşları tam bir mutabakatta olmamıştır. Bunlar biliniyor. Az önce Türk-İş Başkanımız Sayın Kılıç da ifade etti: Son yasal düzenlemelerin birinde bu platform bir konuda tam bir mutabakat sağladı. Siyasal iktidarın meclise sevk ettiği Sosyal Sigortalar Kurumu ile Genel Sağlık Sigortası yasa tasarıları maddelerinin 29 una karşı duruşu tam bir mutabakat çerçevesinde oldu. Yasa tasarıları komisyona gittiğinde hem komisyona hem de ilgili bakanlığa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bunları ifade eden ve tasarıyı geri çekmelerini istediğimiz ortak imzalı yazıyı yolladık. Bakan da aynı gün bizi saat 21.00 de konuyu görüşmek üzere bakanlığa çağırdı. Hepimiz davete uyarak gecenin o saatinde görüşmeye gittik. Orada da bakana söyledim. "Şimdi burada birbirinden farklı düşünceleri ve ideolojileri olan emek ve meslek örgütleri ülkenin geleceği için bir yasa ile ilgili tam bir mutabakat sağlamış ve bunu ifade etmiş ise, siyasal iktidar hangi sosyal devlet anlayışı ile buna karşı çıkabilir?" Bu sorunun tek yanıtı, işin içine Sosyal devlet anlayışları değil, IMF direktiflerinin karışmasıdır. Sanırım siyasal iktidarın sosyal devlet anlayışı İMF direktifleri ile şekillenmektedir.
Kısacası sayın Özkan, sosyal devlet öyle durduk yerde hepimizin mutabakata kalacağı bir şey değildir. Farklı siyasal duruşlar Sosyal devlet kavramını doğal olarak farklı algılayacaklardır.
Peki, TMMOB Sosyal Devlet konusuna nasıl yaklaşıyor? Neleri talep ediyor? Bu konuda neler söylüyor?
İzleyicilerin çoğu bilmeyebilir: TMMOB anayasada "kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları" başlığında ve 135. maddede tanımlanmış bir meslek örgütüdür. Anayasada Cumhuriyetin Temel Organları‘nı belirleyen Üçüncü Kısımın Birinci Bölümünde Yasama organı tanımlanır. İkinci bölümünde Yürütme Organları tanımlanır. Bu bölümde önce Cumhurbaşkanı, sonra Bakanlar Kurulu, sonra Olağanüstü yönetim Usulleri, sonra da İdare tanımlanmıştır. İdare başlığında da, İdarenin esasları, Yargı yolu, İdarenin kuruluşu, Kamu Hizmeti Görevlileriyle İlgili Hükümler‘den sonra sırasıyla Yükseköğretim kurumları ve üst kuruluşları, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo ve televizyon kuruluşları ve kamuyla ilişkili haber ajansları, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tanımlanmıştır. Bundan sonra da Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları tanımlıdır. Bizden sonra da aynı başlık altında Diyanet İşleri Başkanlığı tanımlanmıştır. Kısaca anayasada önemli bir yerdedir TMMOB ve benzeri yedi meslek birliği. Anayasanın 135. maddesinde de şunlar yazılıdır: "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir."
TMMOB‘nin 6235 sayılı kuruluş yasası yürürlüktedir 1954 yılından beri. 2004 yılında, kuruluşundan elli yıl sonra genel kurullarında ifade edilerek bu dönem de çalışma programına alındığı şekilde TMMOB kendine bir takım ilkeler koymuştur. Özetle bu ilkelerde TMMOB, -Söz Meclisi‘nin ilk programında da sözünü etmiştim- şunları söyler: TMMOB ve bağlı Odaları; Mesleki demokratik kitle örgütüdür. Demokrat ve yurtsever karakterdedir.Emekten ve halktan yanadır. Anti-emperyalisttir, Yeni Dünya Düzeni teorilerinin, ırkçılığın ve gericiliğin karşısındadır. Siyasetin dar anlamını aşar, yaşamın her olayını siyasetle ilişkili görür. Barıştan yanadır. İnsan hakları ihlallerine karşıdır, insanlık onurunun korunmasından yanadır. Örgütsel bağımsızlığını her koşulda korur, gücünü sadece üyesinden ve bilimsel çalışmalardan alır. Meslek ve meslektaş sorunlarının, ülkenin ve halkın sorunlarından ayrılamayacağını kabul eder. Politikanın oluşturulmasında ve uygulanmasında demokratik merkeziyetçi yöntemleri uygular. Karar alma süreçlerinde demokratik ve katılımcıdır. Bağlı Odaları ile birlikte mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek alanlarını düzenler, üyesinin ve halkın çıkarlarını korur. Sanayileşme ve demokratikleşme alanlarında durum tespitleri yapar, politikalar ve çözüm önerileri üretir. Ülkenin demokratikleşmesi için çaba sarf eder. Kamuoyu oluşturmaya yönelik çalışmalar içinde tartışmasız yer alır. Demokratik Kitle Örgütleri ve sivil toplum örgütleri ile ilkeli ve demokratik işbirliği içerisindedir.
Bunları aktarınca da; "Anayasada ne yazılıdır? Buna rağmen TMMOB kendine hangi ilkeleri koymuştur?" sorularına kısaca "TMMOB anayasada tanımlanan görev yetki ve sorumluluklarını böyle algılamaktadır." diye yanıt vermek gerekir diye düşünüyorum.
Kendimizden bu örneği vererek konuyu bir yere getirmek istiyorum.
Şimdi Sosyal devlet kavramına bu ülke için konuştuğumuzda baktığımız yer, şüphesiz Anayasa. Anayasaya bakıyoruz: "Birinci Kısım Genel Esaslar Cumhuriyetin nitelikleri Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir." Sosyal devlet burada geçiyor. Anayasada Madde 4 de de şunlar yazıyor: "Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez." Açıkçası Sosyal Devlet kavramının değiştirilmesini teklif bile edemezsin.
Peki Sosyal devlet kavramını Anayasa hangi başlıklarla tanımlıyor. Hiç içeriklerine girmeden anayasadan Sosyal devletin kavramlarını alıntılayalım: Şu başlıklarda tanımlanmış: Temel haklar ve Ödevler Kısmının Kişinin Hakları ve Ödevleri Bölümünde; Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı, Zorla çalıştırma yasağı, Kişi hürriyeti ve güvenliği, Özel hayatın gizliliği, Konut dokunulmazlığı, Haberleşme hürriyeti, Yerleşme ve seyahat hürriyeti, Din ve vicdan hürriyeti, Düşünce ve kanaat hürriyeti, Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, Bilim ve sanat hürriyeti, Basın hürriyeti, Dernek kurma hürriyeti, Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, Mülkiyet hakkı, Hak arama hürriyeti, Kanunî hâkim güvencesi başlıkları var. Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde de; Ailenin korunması, Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi, Kıyılardan yararlanma, Toprak mülkiyeti, Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması, Çalışma hakkı ve ödevi, Çalışma şartları ve dinlenme hakkı, Sendika kurma hakkı, Toplu iş sözleşmesi, grev hakkı ve lokavt, Ücrette adalet sağlanması, Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması, Konut hakkı, Gençliğin korunması, Sosyal güvenlik hakları, Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması, Sanatın ve sanatçının korunması başlıkları var. Ve benzeri başlıklarla da anayasa Sosyal devleti tanımlıyor. Bir sıkıntılı 65. madde var. Sosyal Devlet anlayışı ile ters düştüğünü düşündüğümüz. Devletin iktisadî ve sosyal ödevlerinin sınırları başlığında da 65. maddede anayasa şöyle diyor: "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir." Siyasi Haklar ve Ödevler bölümünde de Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları, Parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma, Siyasî partilerin uyacakları esaslar, Vatan hizmeti, Vergi ödevi, Dilekçe hakkı tanımlanıyor. Ekonomik Hükümler bölümünde de; Planlama, Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi, Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi, Ormanların korunması ve geliştirilmesi, Orman köylüsünün korunması, Kooperatifçiliğin geliştirilmesi, Tüketicilerin korunması, Esnaf ve sanatkârların korunması bölümleri yer alıyor.
Anayasa Sosyal devlet kavramını bu başlıklarla tanımlıyor. Bunların nereden alındığına baktığımızda aynı tanımlar "İnsan hakları Evrensel Beyannamesi‘nde var. Beyanname Birleşmiş Milletler tarafından 10 Aralık 1948 de ilan edilmiş. Aynı başlıklar başka nerede var? Avrupa Konseyi Üyelerince 4 Aralık 1950 de Roma‘da imzalanan "İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme‘de var.
Tanımlar ve başlıklar var da uygulamalar ve algılamalar neden değişik?
Sayın Özkan, dünyayı tanımaya, anlamaya ve iyiden, doğrudan yana değişimi için çaba gösteren ve bu yöndeki çalışmalarında, bilimi kendine rehber edinen TMMOB bu gün yaşananları ve sosyal devlet uygulamalarının neden olamadığını ve neden olamayacağını konularında özetle şunları söylüyor:
12 Eylül bu ülke için önemli bir tarihtir, bir toplumun top yekun teslim alınmasında 24 Ocak kararlarının ardından iktidara el koyma olarak tanımlanan bu tarih önemlidir. 12 Eylül‘de yaratılan iç hukukla ve az önce başlıklarında Sosyal devlet kavramını okuduğum anayasasının siyasi iktidarlarca yorumlandığı şekli ile yönetildiği bir ülke. Bir gücün bu ülkede, her kese ve her şeye rağmen yukarıdan aşağıda şekillemeye çalıştığı, belki artık şekillediği bir ülke. Bütün yapılanların; anayasada tanımlanan Sosyal devlet anlayışına göre yapıldığı söylenen bir ülke.
Dünyada da 80li yılların başında ideologları tarafından "Yeni Dünya Düzeni" olarak ifade edilen sermayenin küreselleşmesi sürecinde ifade edilen, artık her şeyin küresel ilişkilerin bir parçası haline geldiğini, dolayısıyla farklı ideolojilerin ortadan kalktığını, farklı sınıf çıkarlarının bulunmadığı tezini savunmak değil miydi? Dünyanın bu aşamasında, insanlara; barış, demokrasi, katılım, hoşgörü, üretim, birikim ve tüketim dolu, çevreye duyarlı, küreselleşmiş yeni bir dünya düzenine girildiği müjdelendi. Dünyanın, endüstri toplumundan bilgi toplumuna, iş gücü ağırlıklı teknolojiden yüksek teknolojiye, ulusal ekonomiden dünya ekonomisine, merkezi yönetimden yerel yönetime, kurumsal yardımdan kendi kendine yardıma, kısıtlı seçeneklerden çok çeşitli seçeneklere doğru hızlı bir değişim içinde olduğu ifade edildi. Ancak, bu süreç de görüldü ki, söylenenlerin aksine; Yeni Dünya Düzeni teorilerinin pratiğe yansımasında güçlü kutuplaşmalar, ırkçılık ve milliyetçilik temelinde dünyanın hemen her tarafında süre giden savaşlar, katliamlar, işsizlik, açlık, saldırı ve savaş, toplumsal yozlaşma ve daha yoğun bir sömürü meydana geldi. Bu gün dünyada küresel saldırı iki yönlü işletilmektedir: Birincisi sermayenin hareket alanını genişletmek için devlet yapılarının yeniden düzenlenmesi, ikincisi bu düzenlemeyi yapmayan/yapamayan ülkelere açık saldırı. Irak ve Türkiye bugün bu işleyişin iki örneğidir. ABD, Irak‘ta açık işgalle küreselleşme sürecini işletirken, Türkiye yeni yasal düzenlemelerle sisteme dahil ediliyor. Bunun aksini söylemek mümkün mü? Ve bütün bunlar Sosyal Devlet adına yapılmıyor mu?
80 den beri iktidarda bulunan tüm siyasal yapıların programlarında birbirinden değişik herhangi bir şey var mı? Bu olan bitenler tamamıyla Sosyal devlet adı kullanılarak yapılmadı mı?
Sayın Özkan, şimdi burada elimde bu beşyüzyirmisekiz sayfalık kitap var. Bu kitabı programdan sonra size bırakacağım. "20 Yılında Türkiye‘de Özelleştirme Gerçeği Sempozyumu" kitabı. Türk-İş, Hak-İş, DİSK, KESK, TMMOB, Türk Tabipleri Birliği ve KİGEM bir araya geldik. 26-27 Mayıs 2005‘de yirmi yıldan beri tüm siyasal iktidarlarca "Sosyal Devlet (!)" politikalarının gereği sürdürülen Özelleştirme çalışmalarının geldiği noktanın fotoğrafını çektik. Bilineni ilan ettik. Resim karanlık çıktı. Özelleştirmelerin aslında, emeğin ve ülke insanının üzerine bir kabus gibi çöktüğü bir kez daha ortaya çıktı.Sahi, bu özelleştirmeler 20 yıldan beri Sosyal Devlet adına yapılmıyor mu?
Sayın Özkan, her kesin siyasal iktidarın, yurttaşların, meslek örgütlerinin, emek örgütlerinin durduğu noktada, Sosyal devlet anlayışı değişiyor. Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemez dediği tanım her kes tarafından farklı algılanıyor. Farklı yorumlanıyor. Bunu anlatmak istedim.
TMMOB ne diyor? 8 Ekimde itirazlarımızı Sıhhiye meydanında topluca ifade ettik. Sosyal devlet sosyal adalet talep ettik. Biz bir mesleğin örgütüyüz. Siyasal iktidar da her kes de sözlerimizi ciddiye almalıdır. Taleplerimizi alt alta sıraladık:
"Mühendisler, Mimarlar, Şehir Plancıları Olarak; Üretimden ve sanayileşmeden hızla uzaklaştırılan ülkemizin yeniden üretim, yatırım, istihdam ve hakça bölüşüm temelinde politikalarla yönetilmesini, Ülke yönetiminde halkımızın söz, yetki ve karar sahibi olmasını, Ranta, faize ve borç ödemelerine odaklanan değil, halkın gereksinimlerini gözeten bir bütçe oluşturulmasını, Ülkemizin kaynaklarını, kamusal ve toplumsal hizmet alanlarını ticarileştirerek küresel sermayeye birer kar alanı olarak açan bütün uluslararası anlaşmaların iptal edilmesini, Sosyal Devlet ve Sosyal Adalet ilkelerinin yaşama geçirilmesini, Çalışma alanlarımızın yok edilmemesini, Özelleştirmelerin durdurulmasını ve özelleştirilen kurumların satışının iptal edilmesini, Yatırımcı kamu kurumlarının kapatılmamasını, Grevli toplu sözleşmeli sendikal haklarımızın sağlanmasını, Kamu hizmetlerinin paralı hale getirilmesi uygulamalarının terk edilmesini, Eğitim ve sağlık gibi en temel insan hakkı olan hizmetlerin herkes için ulaşılabilir, nitelikli ve parasız olmasını, Asgari ücretin yoksulluk sınırının üzerine çekilmesini, Kamuda ve özel sektörde çalışan meslektaşlarımızın ücretlerinin insanca yaşanacak düzeye çıkarılmasını, Haksız rekabet ortamı yaratan ücret dengesizliği sorununun derhal çözülmesini, Baskı, sürgün, kıyım ve siyasi kadrolaşma uygulamalarına derhal son verilmesini, Üniversitelerin demokratik, özerk ve bilimsel olmasını, Bilim insanlarının ekonomik, sosyal ve mesleki sorunlarının çözülmesini, Çalışma yaşamında cinsiyet ayrımcılığının önlenmesini, Emeklilerin açlık sınırında olan maaşlarının insanca yaşanacak düzeye çıkarılmasını, Emeklilik yaşının yükseltilmesini, Emeklilik aylıklarının düşürülmesi, primlerin süre ve miktarının artırılma girişimlerinden vazgeçilmesini, İşsizleri güvence altına alacak sosyal uygulamaların yaşama geçirilmesini, Kamu Personel Rejimi Yasası Tasarısının derhal gündemden çıkarılmasını, Mesleki kimliğimize yabancılaşmamayı, Üreterek büyüyen ve paylaşarak gelişen bir ülkede, barış ve kardeşlik içinde, özgürce ve insanca yaşamayı, istiyoruz"; dedik. İtiraz ediyoruz dedik. Bizim taleplerimiz Sosyal devletin gerektirdiği talepler değil midir?
Sayın Özkan, TMMOB başka bir yaşam mümkün demektedir. Başka bir Türkiye, Başka bir Avrupa, Başka bir dünya mümkün demektedir.
Şimdi söylenmelidir: IMF ve Dünya bankasının çizdiği bir ekonomik program ile, Avrupa birliği pazarlıkları içine sıkıştırılmış bir demokratik açılım programı ile, ABD ve NATO kıskacında şekillenen askeri ve dış politika ile Türkiye yürümemektedir. Bu görülmektedir. Bu görülmelidir. Bu ülkede bizim anlayışımız gibi bir Sosyal devlet mümkün olamamaktadır.
TMMOB, başka bir yaşam mümkün sözünü meslek alanlarından yola çıkarak anlatmaya devam edecektir. Bunu burada bir kez daha ifade ediyorum.
Teşekkür ederim.


