"ULUSAL ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI SEMPOZYUMU" AÇILIŞ KONUŞMASI

18.09.2006

‘OLEA PRİMA ARBORUM OMNİUM EST‘
‘Zeytin bütün ağaçların ilkidir‘

Bu cümle Nuh Tufanı‘ndan beri bilinen zeytin ağacı için söylenmiş en eski sözdür. Tüm kutsal kitaplarda bahsi geçen zeytin ağacının anavatanı Akdeniz havzası ve Anadolu‘dur. Bazı kaynaklarca ‘ağaçların kraliçesi‘ olarak da tanımlana zeytin ağacı bölgenin doğal bitki örtüsüdür.

Tarih boyunca bölgede yaşayan tüm uygarlıklar bu ağacın meyvesi olan zeytin ve onun yağından faydalanmış ve kültürlerini etkilemiştir.

Binlerce yıllık geçmişi ile birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Anadolu topraklarının en eski konuğu "kutsal" zeytin ağacıdır. Halen 2000 yıldır yaşayan ve meyve veren ağaçları tarihe tanıklık etmektedir. Zeytin ve zeytinyağı kültüründe başından itibaren Anadolu, coğrafya olarak hep vardır. Zeytin ve zeytinyağlarımızın elde edildiği Homeros‘un yurdu, tanrıların evi kutsal İda Dağı, Milet, Efes, Foça, Klazomenai, Erythrai, Assos ve Troya, zeytin ülkesi Anadolu‘dur. Günümüzde hala kullanılmakta olan zeytinyağı işleme tekniklerinden bazıları, 2500 yıl öncesinde antik Anadolu‘da bulunmuş ve devrin üreticileri sadece kendilerinin ihtiyacını karşılamak için değil, dışarıya satma amacıyla da üretim yapmışlardır. Bunun en önemli kanıtı deniz aşırı ticaret esnasında batan gemilerden, günümüzde ortaya çıkarılmış olup sergilenen ve sevkiyatta kullanıldıkları anlaşılan amphoralardır.

Zeytin ve zeytinyağı, insan uygarlığının birlikte var olmuş yol arkadaşlarıdır. İnsan sağlığı ve güzelliğinin iksiri, efsanelerin tanığı, baş aktörü ve insan beslenmesinde önemli bir doğal ürünüdür. Binlerce yıl yasayabilen ağacı ile insanlığın uygarlığa ulaşma yolunda direngenliğin, zaferin, adaletin, barışın simgesi olan, dünyanın bu en sağlıklı ürününe Anadolu‘da sahip olmak tarihin ve coğrafyamızın bizlere bir armağanıdır. Günümüzde yaygın bir şekilde kullanılan zeytin ağacı akıl ve zaferin, zeytin dalı barışın, zeytinyağı da saflık ve sadeliğin sembolü olmuştur.