IRAK'TA İŞGALCİ GÜÇLERİN KORUMASI OLAMAYIZ

15.08.2003

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu'nun 15 Ağustos 2003 tarihinde İstanbul'da "Irak'taki İşgalci Güçlerin Koruması Olamayız"konulu basın açıklaması, Koalisyon sözcülerinden TMMOB Başkanı Kaya Güvenç tarafından yapıldı. Basın açıklamasına, DİSK adına Bölge Temsilcisi Ali Cancı, TTB adına İstanbul Tabip Odası Başkanı Gencay Gürsoy ve diğer koalisyon imzacıları katıldılar.

Irak‘a asker gönderme konusu son günlerde gündemin ilk sırasına yerleşti. Dışişleri Bakanının ABD‘yi ziyaretinden sonra hızlanan gelişmeler, Çarşamba günü bir zirveyle sürdü. Öyle anlaşılıyor ki, siyasal iktidar ülkemizin içine düşürüldüğü ekonomik krizden kurtulmanın çözümünü, krize neden olan politikalarda aramaktan başka bir vizyona sahip değildir. Bu nedenle de dünya hegemonyasını kurma yönünde ilerlemeye kararlı olan ABD‘nin hukuk tanımayan politikasına destek vermeyi kaçınılmaz görmektedir. Irak‘ta ne oldu?

Bu ülke kitle imha silahları gerekçe gösterilerek işgal edildi, on binlerce insan öldürüldü. On binlerce insan tehdit altında, işkence altında. Ama kitle imha silahı bulunmadı. Saldırıya ve işgale karşı çıkanların haklılığı ortaya çıktı. Saldırının amacının ABD ve destekçilerinin dünya egemenliğini sağlamak ve doğal kaynakları denetlemek olduğu kanıtlandı. İşgalci devletler yalan makinesine dönüştü.

Irak‘ta ne oluyor?Şimdi Irak emperyalist işgal altındadır. İşgalin ne anlama geldiği açıktır: insan haklarının bütünüyle çiğnenmesi. Bunu anlamak için bugünkü Filistin‘ bakmak yeterlidir. Bunu anlamak için Vietnam‘ı anımsamak yeterlidir. Bunu anlamak için 2. Dünya Savaşında Nazilerin ve faşistlerin ne yaptıklarını anımsamak yeterlidir.

Irak halkı ise direnme çabasındadır ve haklı ve meşru bir direnişi örgütlemek arayışındadır. İşgalcilerin kayıpları her gün artmaktadır. İşgalciler Vietnam‘da yaşadıklarını yaşamak istememektedirler. İşgalciler kendi ülkelerinde asker ailelerinin "eve dön" kampanyaları karşısında zor durumdadırlar. İşgalciler saldırıya gerekçe yaptıkları kitle imha silahları ile ilgili yalanların hesabını vermekte zorlanmaktadırlar. İşgalciler kendi güvenlikleri için koruma taşeronları aramaktadırlar. En zayıf oldukları bu dönemde kendi politikalarına payanda bulmanın arayışı içindedirler.

1 Mart‘ta emperyalist işgal için topraklarında yabancı asker barındırmayı reddeden halkımız ise, bir avuç dolar için geleceğimizi tehlikeye atmaktan kaçınmayan siyasi iktidarın oyunları ile karşı karşıyadır. Arap ülkelerinin yönetimleri Irak‘taki işbirlikçi, teslimiyetçi yönetimi tanımayı ve bu ülkeye asker göndermeyi oybirliğiyle reddetmekteyken, siyasi iktidar asker yurttaşlarımızı, işgalci askerlerin kalkanı yapmaya hazırlanmaktadır.

Bir telaşla yangından mal kurtarırcasına çalışılıyor, ziyaretler yapılıyor, zirveler düzenleniyor. Yapılan açıklamalar yurttaşlarımızı tatmin etmekten uzaktır.

"Irak‘ta istikrarın yeniden kurulması" isteniyorsa, bunun çözümü vardır: işgalciler Irak‘tan çekilmeli ve Irak halkına verdikleri zararı tazmin etmelidirler. Saldırı ve işgal suçluları yargılanmalıdır. Bunun dışında önerilecek herhangi bir formül, uluslararası hukukun çiğnenmesini meşrulaştırmak anlamına gelecektir. Siyasi iktidarın asker gönderme konusundaki ısrarı ise, emperyalist işgale karşı verdiğimiz kurtuluş savaşımızı inkar etmek anlamına gelecekti.

Anayasanın ilgili maddesine göre "uluslararası meşruiyet" olmazsa olmaz koşuldur. Bu meşruiyet yoktur ve işgal sona ermeden de olmayacaktır.

ABD‘nin Irak‘a saldırısına karşı çıkanlar, meşruluk için BM kararının dahi yetmeyeceğini belirttiler. Bugün de durum farklı değildir: BM kararı dahi Türkiye‘nin Irak‘a asker göndermesi için yeterli koşul olamaz. Minareyi çalan kılıfını hazırlar örneği, zirveden hemen sonra, Mayıs sonunda Güvenlik Konseyince alınan 1483 sayılı karardan söz edilmeye başlandı. Bu karar işgalcilere destek sağlamak anlamında yorumlanamaz. Kararın başlangıç bölümünde yer alan ve "Irak halkının kendi siyasi geleceğini özgürce belirleme hakkına vurgu" yapan paragrafının anlamı açıktır: işgal altındaki bir ülkenin halkının özgürlüğü yoktur ve işgal kalkmadan da olmayacaktır. BM Güvenlik Konseyi‘nin 1500 sayılı kararı da uluslar arası barış gücüne çağrı yapmamaktadır. Sayın Cumhurbaşkanının uluslararası meşruiyete ilişkin duyarlılığı da biz kez daha kamu oyuna açıklanmıştır. Ayrıca iki ay evvel hükümet tarafından gizli bir kararname çıkartılarak Irak‘a her türlü yardım gönderilmesi adı altında, asker gönderilmesinin yolu da açılmak istenmiştir. Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu olarak bu gizli kararnamenin iptali için Danıştay‘a başvurmuş bulunuyoruz.

Zirveden sonra yapılan açıklamada yer alan "ulusal çıkarlar" deyimi ise, içeriği açık ve kapsamlı olarak belirtilmeden beylik bir söz olmaktan ileriye gitmeyecektir. Unutulmamalıdır ki, "ulusal çıkar", şimdiye kadar işkencelere de, antidemokratik uygulamalara da, işsizliğe de, yoksulluğa da gerekçe oluşturmuştur. Dolayısıyla, bu "ulusal çıkar" deyimi yerine, siyasi iktidarın almak istediği kararın emekçi halkımıza, işsizlerimize, yoksullarımıza, yani halkımızın büyük çoğunluğuna bugün ve yarın ne getireceğinin açıklanması gerekmektedir. Şimdiye kadar gelmiş-geçmiş siyasi iktidarlarımız ulusal çıkardan sadece egemenlerin çıkarlarını anlamışlar, halkı aldatmışlardır. 1 Mart‘ta alanları dolduran yüzbinler, halkımızın kamu oyu araştırmalarında "savaşa hayır" diyen %94‘ü ve bunların iradesini TBMM‘ne yansıtanlar, "ulusal çıkar" deyiminin ne anlama geldiğini göstermişlerdir.Irak‘a asker göndermenin bir başka bahanesi, Kuzey Irak‘taki KADEK varlığı ve burada bir Kürt devletinin kurulması ve bu durumun ülkemize olumsuz yansıması olarak pazarlanmaktadır. Bu bahanenin hiçbir geçerliliği olmadığını düşünüyoruz. Ancak, çıkar çevreleri bu bahaneyi sürekli olarak kullanmaktadırlar. Kürt sorunu ancak demokrasinin eksiksiz uygulanması ve emeği ile geçinenlerin yoksulluktan kurtulması ile çözüme kavuşacaktır.

Irak‘a asker göndermeyi sevimli, kabul edilebilir olarak göstermek için akıl almaz öyküler yazılmaktadır: Türkiye oraya yardım için gidecekmiş, yadımın korunması için de asker gönderilecekmiş. Herkes çok iyi biliyor ki, askerlerimiz Irak halkına yardım etmek için değil, işgal güçlerinin güvenliğini sağlamak için gönderilmek istenmektedir.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu olarak, halkımızı oynanmak istenen bu oyuna karşı dikkatli olmaya ve saldırı öncesinde olduğu gibi bu girişime karşı da tepkisini belirtmeye, kendisini ifade etmeye çağırıyoruzş.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu da halkımızın büyük çoğunluğunun düşüncelerini ve demokratik ve meşru tepkilerini belirtmeleri için uygun zeminler yaratma konusunda üzerine düşeni yapmak için çalışacaktır.

Torbalar bitti, sıra kefenlerde mi?

Irak‘ta İşgale Son Verilmelidir.

Irak‘a Asker Gönderilmemelidir.

Kaya Güvenç

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu Sözcüsü

TMMOB Genel Başkanı