HKMO'DAN 2008 IMF NİYET MEKTUBU İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, 16 Mayıs 2008 tarihinde IMF'ye verilen niyet mektubu üzerine bir basın açıklaması yaptı.
Nisan 2008 IMF Niyet Mektubu
Hükümetten IMF‘ye Garanti: Özelleştirilmedik Yer Kalmayacak!
...İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Nazım Hikmet
Türkiye‘de 1980 sonrasında uygulamaya konulan neo-liberal politikalar, sosyal devletin tasfiyesini hedef almış, emekçilerin kazanılmış hakları ile birlikte, halka ait olan varlıkların da tasfiyesini hayata geçirmiştir. Uygulamayı işaret eden özelleştirme tanımı değerlerle yüklü bir kavramdır. Bu bağlamda, özelleştirmeler, kamu varlıklarının kaça satıldığı, kime gittiği gibi tartışmaların ötesinde yeni bir devlet yapısı, yeni bir toplum ve iktisadi yapının taşıyıcısıdır. Bu nedenle, özelleştirmeler, sonuçları ile incelendiğinde gerçek anlamını kazanmaktadır: "Halkın ve yaşam kaynaklarının sömürülmesi ve sömürünün sürdürülebilir hale getirilmesi için kamu varlıklarının aşama aşama satılması" Devletin yeni bir düzlemde büyük sermayenin lehine yeniden inşası, vatandaşlık, kamu hizmeti ve kamu yararı gibi kavramların da anlamlarında değişiklikler yaratmıştır. Gelinen noktada, devlet ticari şirkete dönüştürülmekte, kamu ve toplum yararı ilkesi ile değil, kar amaçlı çalışması öngörülmekte; vatandaşlık bağı müşteri ilişkilerine indirgenmekte, kamu hizmetlerinin uygulama alanı ise daraltılmaktadır.
Uygulamaya konulan bu yapısal değişiklikler AB, IMF, DB, DTÖ...vb kuruluşların dayatmaları ile hayata geçirilmektedir.Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürütülmekte olan Stand-By düzenlemesi kapsamında yedinci gözden geçirmeye ilişkin niyet mektubu 28 Nisan 2008 tarihinde sunulmuştur. IMF ile olan ilişkinin tazelenmesi yönündeki bu adımla bir kez daha Türkiye‘de başta ekonomik olmak üzere sosyal ve siyasal yaşamın IMF direktifleri çerçevesinde şekillendirilmekte olduğunu görmekteyiz. Siyasal iktidarın büyük bir heyecanla haykırdığı "2008 özelleştirme yılı olacak" iddiası da bu Niyet Mektubu‘nun içeriğinde görülmektedir.
Bu süreçte, niyet mektubundaki bazı noktalara bakmak yararlı olacaktır: "Yeni Politikalar" başlığı altında, "Mali sürdürülebilirliğe önemli katkıda bulunacak bir sosyal güvenlik reformu kabul edilmiştir (15. paragraf)" denilmektedir. Mali sürdürülebilirliğe katkıda bulunacak denilen "reform" aslında sağlığı sosyal hak olmaktan çıkarıp metalaştırmaktadır. Aylık geliri, 127 YTL‘nin üzerinde olan herkesten, gelirine göre her ay için 64-431 lira arasında değişen miktarlarda sağlık sigortası primi alınacağı gibi, tedavi için başvuranlardan ayrıca kurumca belirlenecek miktarda katkı payı da alınacaktır.
Verilecek sağlık hizmetlerinin süresini miktarını belirleme yetkisi kuruma verilerek sigortalıların sağlık hakkı kurum yönetiminin takdirine bırakılmaktadır. Sağlık hakkı, sadece belirli hizmetlerin karşılanması ile sınırlandırılabilecektir. Tedavi için gerekli olan yöntem ve hizmetlere ulaşmak parası olanların "hakkı" olacaktır. Sistemin bu şekilde tasarlanması ile özel sağlık sigortalarına yönelme teşvik edilecek, sosyal güvenlik kurumundan kaçış hızlanacaktır.
Emeklilik yaşı 65‘e çıkarılarak, emeklilik için, "çalışarak ölmek" anlamına gelen 7200 işgünü prim ödenmesi zorunluluğu getirilerek, belirli süreli çalışanlar, sözleşmeli olarak çalışanlar mevsimlik işlerde çalışanlar, esnek çalışanlar, çalıştıkları sürece prim ödemelerine karşın emeklilik haklarını elde edemeyeceklerdir. Emekli aylıklarının hesaplanma yöntemi değiştirilerek, emekli maaşları, dörtte bir ila üçte bir arasında değişen oranlarda azalacaktır.
Emeklilerin ulusal gelir artışından pay almaları önlendiğinden, bugün geçinmeye yetmeyen aylıklar sefalet ücretine dönüşecektir. Kamu görevlilerinin prim yükü artırılarak ücretleri düşecektir. Kapsam dışında bıraktığı kesimler nedeniyle, sosyal sigortalar toplumun tümü için güvence sağlamayacaktır. Açıktır ki, SSGSS reform değil, devletin vatandaşların hakkını ihlal etmesidir.
Niyet mektubunda "Kamu Maliyesi" başlığı altında İstihdam paketi övülerek "İstihdam düzeyinin düşük kalmasına ve kayıtdışılığın artmasına neden olan ve sonuçta, büyümeye sekte vuran işgücü piyasası katılıkları ve istihdam üzerindeki mali yüklerin azaltılması için kapsamlı bir reform paketi hazırlanmış olup, paketin yakın gelecekte hayata geçirilmesi planlanmaktadır. Söz konusu reform paketi: (i) özel sektörün tâbî olduğu özel istihdam ve ruhsat yükümlülüklerinin yumuşatılması da dahil olmak üzere, mali olmayan yükleri azaltmakta, (ii) aktif işgücü piyasası programlarını genişletmekte, (iii) geçici istihdam üzerindeki kısıtlamaları hafifletmekte ve (iv) işverenlerin sosyal güvenlik katkı paylarının 5 puan azaltılmasının yanında, gençlerin istihdamına yönelik ilave teşvikler getirmektedir." denmektedir.
İşçilerin kazanılmış haklarından olan ve işverenin işçileri işten çıkarması önünde önemli bir güvence olan kıdem tazminatının kaldırılması, 18-29 yaş arası genç işçi çalıştıran işverene prim teşviği getirilmesi, kurum ve şirketlerin özel sağlık kuruluşları ile sözleşme imzalamasının önü açılarak işyeri hekimi uygulamasının sonunun gelmesi birer marifet gibi sunulmaktadır. Oysa programda işverenin yükü azaltılırken, emekçilerin serbest piyasa koşullarında daha da yoksullaştırılması ve yalnızlaştırılması öngörülmektedir.
"Yapısal Kamu Maliyesi Reformları" başlığı altında maddelenen "Esnekliği artırmak, performansı teşvik etmek ve beşeri sermaye birikimine daha fazla öncelik vermek suretiyle kamu hizmetlerinde verimliliği artıracak; maaş düzenlemelerine yönelik mevcut yasal çerçeveyi birleştirmek suretiyle benzer işe farklı ücret uygulamasının önüne geçecek; istihdamın ve ücret politikalarındaki değişikliklerin daha etkin bir biçimde izlenmesi yoluyla personel harcamalarının toplam kamu harcamaları içerisindeki payını azaltacak bir kamu personel reformunu gerçekleştirme konusundaki kararlılığımız sürmektedir" taahhüdüyle de kamu çalışanlarının, maaşları azaltılacak, iş güvenlikleri ve gelecekleri rahatça "tehdit edilecek" hale gelecektir. 4 kişilik ailenin açlık sınırının 696 YTL, yoksulluk sınırının ise 2.269 YTL olduğu ülkemizde, devlet memurları da özel sektör zihniyetiyle zaten mevcut olan yoksulluklarına bir de açlık tehlikesini ekleyeceklerdir.
Niyet mektubunda, TÜSİAD ve Merkez Bankası‘nın yapmış olduğu araştırmadaki verilere göre açlık sınırının altında yaşayanların oranının % 2‘lerde, yoksulluk sınırı altında yaşayanların oranının %26 ve gerçek işsizlik oranının %20 olduğu ve açlık sınırının gitgide yükseldiği ekonomimizin gidişatı; tüm bunlara ve artan enflasyon oranına rağmen iyi olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme çok açık biçimde ekonomiyi yönetenlerin halkın yaşam koşullarını ve ülke ekonomisinin bağımlı konumunu dert edinmediklerini, sermayenin gücünü arttırmasının halkın sağlığı ve refahından önce geldiğini anlatmaktadır.
"2008 yılına ilişkin Makroekonomik Çerçeve" başlığı altında "2008 yılında doğrudan yabancı yatırımların, devam eden birleşme ve satın alma faaliyetleri ile yeniden canlanan özelleştirme uygulamalarının desteğiyle, cari işlemler açığının dörtte birinden fazlasını finanse etmesi beklenmektedir" iadesine yer verilmektedir.
İstanbul Boğazı‘nda 57 500 m2 lik Sevda tepesinin Suudi Kralına satışı, Ofer-Kutman‘ın çeşitli yerlerden değişik adlar altında taşınmaz satın alması, İETT garajı ve Galataport Projesi gibi örnekler yüceltilmektedir.
- Devletin mülksüzleştirilmesi ile mülkiyetin yerli yabancı sermayedarlar elinde toplanması sonucunda mülkiyetin belli ellerde merkezileşmesi, tekelleşmesine ve kamusal alanların halka kapatılması,
- Gayrimenkul piyasasını düzenlemek için elinde olan kaynakları devretmesi ile düzenleyici rolünün tasfiye edilmesi, bu nedenle piyasanın vahşileşmesi durumunda bir kontrol mekanizmasının ortadan kalkması,
- Kentleşmenin altgelir grubunun barınmasını sağlanacak şekilde yeniden düzenlenmesinde kamuya ait alanlardan yararlanılması imkanının ortadan kalkması bir marifet gibi sunulmaktadır.
Niyet mektubunda 2008-2010 dönemi özelleştirme uygulamalarında halka arz yöntemine öncelik verileceği iddiası sermaye mantığının ve neo-liberal hegemonyanın topluma benimsetilmesi ve meşruluğunun sağlanması yönünde bir adım olarak kurgulanmıştır. Bu kurguda, önce Telekom‘un %15‘lik hissesi halka arz edilmiş, % 70‘i yabancılara satılmıştır. Önümüzdeki 2 yılda da önce kamuya ait elektrik dağıtım şirketlerinin, ardından elektrik üretim şirketlerinin özelleştirilmesi süreci başlayacaktır.
Açıktır ki, hükümet tüm bu özelleştirme politikalarıyla, devleti kamudan tamamen çekilmeye ve vatandaşlarının temel ihtiyaçlarını sermayenin insafına bırakmaya çalışmaktadır. Sosyal devlet anlayışı, hizmetin geniş bir halk kesimine ulaştırılmasına odaklanmakta iken, bu anlayıştan uzaklaşılarak devletin şirket zihniyetiyle yönetildiğini ve kamu hizmetlerinin birer birer özelleştirildiğini görmekteyiz. Devlet yatırım ve işletme faaliyetlerinden çekilmekte, bu alan kar hırslı, ticari şirketlere bırakılmaktadır. Bu nedenle, hizmetten yararlanan kesimin yayıldığı alan artık amaç değildir, özel sektörde asıl olan kar mantığıdır. Sermayenin karını arttırmak içinse neo-liberal politikaların takipçisi hükümetler tarafından 1980 yılından bu yana, yapılan özelleştirmeler ile, fabrikalar, madenler, araziler, tarlalar, limanlar, bankalar, hastaneler, TÜPRAŞ, Telekom, Petkim...vb gibi ülkenin devasa kurumları teker teker elden çıkarılarak, eğitimden sağlığa, enerjiden haberleşmeye, tarıma ve sosyal güvenliğe kadar tüm alanlar kar amaçla yabancı sermaye ve yerli işbirlikçilerine devredilmektedir. Bugüne dek yapılan özelleştirmelerde, özelleştirmeden önce varlıklara yapılan iyileştirme harcamaları neredeyse satış fiyatlarına denk gelmektedir. Ayrıca son beş ylda satışı yapılan gayrimenkullardan 10 milyar dolar elde edildiği ifade edilmektedir.
Bu zihniyetle yola çıkan hükümet, önümüzdeki dönemde de hızını kesmeden her alanda; otoyollardan köprülere, barajlara ve suya; tarım alanlarından, 2B arazileri, kıyı alanları ve kamu arazilerinden enerjiye ve fabrikalara kadar özelleştirme sürecini devam ettireceğini niyet mektubunda ifade etmektedir. Bunun için, Tapu Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, Dönüşüm Alanları Yasa Tasarısı. 5148 sayılı Özelleştirme Kanunu, Milletlerarası Tahkim Kanunu...vb yasalar çıkartılmakta ve değiştirilmektedir.
Özetle, hükümet Niyet Mektubunda "niyetinin" sermayeyi kollamak, halkı ise daha da yoksullaştırarak sermaye karşısında güçsüz bırakmak olduğunu açık bir dille ifade etmekten çekinmemiştir. Ekonomik bağımlılığın hızla artmasının siyasi ve diğer alanlarda da bağımlılığı beraberinde getirdiği gözden kaçırılmamalıdır.
Kamu emekçilerinin ücretlerini düşürmek, emekçiyi işveren karşısında "sosyal güvencesiz" bırakmak, eğitim ve sağlığı hak olmaktan çıkararak metalaştırmak, köprü, otoyol, elektrik dağıtım ve üretimini özelleştirmek yoluyla sosyal devlet anlayışından çıkarak, halkı müşteri haline getirmeye çalışmak, kamu taşınmazlarını ve hazine arazilerini elden çıkarmak kabul edilemez.
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olarak,
- Sermayeye "söz verilen" özelleştirmelerin bir an önce durdurulması,
- Hükümetin sermayeye değil, halka hizmet etmesi,
- Çalışanların, çarkta birer dişli değil, insan olduklarının anımsanması
Gerektiğini bir kez daha dile getirmek istiyoruz.
TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI
MAYIS 2008


