9. ULUSAL ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ KONGRESİ DÜZENLENDİ

09.10.2011

Çevre Mühendisleri Odası tarafından düzenlenen Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi’nin dokuzuncusu 5-8 Ekim 2011 tarihlerinde Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

"Çevre Yönetimi" başlığıyla düzenlenen kongrenin açılışında ÇMO Yönetim Kurulu Başkanı Baran Bozoğlu, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Kongre Bilim Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gülfem Bakan, Samsun Vali Vekili Hasan Özhan ve OMÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Akan birer konuşma yaptı.

9. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi Bilim Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr.Gülfem Bakan yaptığı konuşmada, "Çevre Yönetimi" temasıyla yola çıkmaktaki amaçlarının,  Türkiye‘de ve dünyada bilimsel olarak tartışılan, araştırılan çevre uygulamalarını, hem yönetimsel, hem bilimsel ve teknolojik, hem de ekonomik ve sosyal yaklaşımlarla masaya yatırmak olduğunu belirtti. Kongreye üniversitelerden, ilgili bakanlıklar ve kurumlardan yoğun ilgi olduğunu ifade eden Bakan, 4 gün sürecek kongrede, 11 oturumla; 55 sözlü sunum, 60 poster sunum, 2 panel, 3 çağrılı sunuş ve bir forum gerçekleştirileceğini bildirdi.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, "Çevre yönetimi hepimizin bildiği gibi, insanın doğa üzerindeki tahakkümünün yönetimidir. Etkilerin aza indirilmesi, doğanın kendisini yenileyebilmesinin koşullarının sağlanmasıdır. Dolayısıyla bu kavram sadece teknik boyutuyla değil, idari boyutu ile de oldukça önemlidir. Program kapsamında, ‘çevre yönetimi‘ kavramını gerek teknik, gerekse idari anlamda tartışacağız. Sağlıklı ve ekolojik bir yaşam adına ülkemizdeki tüm planların ve politikaların temeli olması gereken çevre politikamız, konuyla ilgili tüm kurum, kuruluş ve kişilerle tartışılarak oluşturulmalıdır. Politikamız sadece bugüne değil, geleceğe dair de kısa, orta ve uzun vadeli planları içermelidir. Ve kuşkusuz bu politika doğayı ve halkın sorunlarını gözetir bir biçimde oluşturulmalı, kamu yararı yaklaşımı ile perçinlenmeli ve her hükümet döneminde değişiklik göstermemelidir" dedi.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı da, çevrenin bir ülkenin toplumsal gelişmişliği ve geleceği için en önemli yaşamsal olgu olduğunu ifade etti. Çevre konusunun sadece çevre mühendislerine ve çevrecilere bırakılamayacak kadar önemli bir konu olduğunu, herkesin çevre adına üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini belirten Soğancı, yaşam alanlarının yok olmaması için, gelecek nesillere yaşayabilecekleri bir dünya bırakabilmek adına çevreye karşı duyarlı olunması gerektiğini söyledi.

OMÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Akan, da nüfus artışı ve sanayileşmeyle birlikte çevre sorunlarının arttığına dikkat çekerek, "İnsan nüfusu arttı. İnsan nüfusunun artışıyla birlikte daha çok bina, daha çok yol, daha çok su gerekir oldu. Nükleer enerji gerçekten insanlık için tehlikeli. Termik santraller zaten havamızı kirletiyor. Rüzgâr enerjisi ise atmosferin akıntısını bozuyor. İnsanın istediği asgari refahtır. Bu dengeyi sağlayacak olan, bu dengeyi araştıracak olan, çözüm önerilerini sunacak olan da çevre mühendisleridir, bu bilimsel kongrelerdir. Çevre mühendislerinin ana teması; doğal denge, doğal çevre ve refah arasındaki dengeyi sağlamak olmalıdır" dedi.

Dünyanın her yerinde çevre sorunlarının yaşandığını belirten Vali Vekili Hasan Özhan da, ‘‘Dünyamız artık çok kirlendi, can çekişiyor. İnsanlar çevreye karşı yeterli duyarlılığı göstermiyorlar. Yer küreyi en çok gelişmiş ülkeler kirletiyor. Bu ülkelerin sanayileri kirletiyor. İnsanlarda çevre bilincinin oluşturulması ve bu konuda çevre duyarlılığının kazandırılması önemli" şeklinde konuştu.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı‘nın konuşması şöyle:

Değerli Konuklar

Çevre, bir ülkenin toplumsal gelişmişliği ve geleceği için en önemli ve yaşamsal olgudur. Son dönemde gerek küresel ısınma gerek kapitalizmin uygulayıcıları siyasi iktidarlar tarafından yürütülen politikalarla çevre konusu hemen hemen her gün haberlerde, sohbetlerde, herkesin gündeminde...

Çevre konusu TMMOB‘nin de gündeminde önemli bir yer tutuyor. Çünkü bizim mesleğimiz bilim ve teknolojiyi insanla buluşturan bir meslek. Bizim örgütümüz TMMOB; odağında, öznesinde insanın olduğu bir mesleğin uygulayıcılarının örgütü. Biz mesleki alanlarımızla ilgili gelişmelerin ve politikaların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarını derinlemesine kavramak, yorumlamak ve toplumu bilgilendirmek; bu politikaların toplum yararına düzenlenmesi için öneriler geliştirmek ve bunların yaşama geçirilmesi için mücadele etmek zorundayız. TMMOB bunların gereği olarak en genel anlamda bağımsız ve demokratik bir Türkiye‘nin yaratılması yönündeki çalışmalarını bütünsel bir anlayışla ve etkinleştirerek sürdürme kararlılığındadır. TMMOB bu çalışmalarını bilimin ve tekniğin ışığında, bilim insanlarının yol göstericiliğinde ve 50 yılı aşkın geçmişinin birikimi ile yürütmeye kararlıdır.

Değerli Konuklar

TMMOB ve Bağlı Odaları ülkemizde meslek alanları ile ilgili gelişen ya da gelişebilecek her türlü konuda görüş oluşturma, oluşan görüşleri geliştirme ve bunları kamuoyu ile paylaşma çalışmalarını eleştirel olduğu kadar yeni açılımlar sağlayacak şekilde sürdürmektedir. İşte bugün de bu anlayışla oluşturduğumuz bu kongrede bir aradayız. Konumuz insana ve yaşama dairdir.

Sevgili Arkadaşlar

Dünya, emperyalizm tarafından sınırsız ve engelsiz bir tek küresel pazar ve sömürü alanı olarak kurgulanmakta, bu politika içinde ülkemizin de içinde bulunduğu "kaynakları emperyalizmin sınırsız sömürüsüne açılan ülkelerin" zenginliklerine el konulmaktadır.

Küreselleşme sürecinde, emperyalist çıkarlara göre yeniden biçimlendirilen sosyo-ekonomik politikaların doğal sonuçları olarak; işsizlik, açlık ve yoksulluğun artışı, savaşlar, işgaller, katliamlar, kitlesel göçler ile karakterize olan çevre felaketleri yaşanmaktadır.

Ülkemizde çevre alanı yıllar boyunca istismar edilmiş, doğal kaynaklarımız bir talan ve yağma alanı olarak yerli ve yabancı sermayenin hizmetine sunulmuştur. Altyapı yatırımlarında izlenen yanlış politikalar; doğal kaynaklarımızı, tarihi ve kültürel varlıklarımızı, ormanlarımızı, kıyılarımızı birer rant cennetine dönüştürme çabaları; çevre sorunlarına ilişkin politika yoksunluğu, denetim ve yaptırım eksikliği ve uzman kadroların yanlış alanlarda istihdamı çevre sorunlarını daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir.

Son olarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı olarak bakanlıkların yeniden yapılandırılmasıyla "çevre" ve "doğa koruma" yeniden parçalanmış, ikili yapı oluşturularak bütüncül politika üretme bir başka bahara bırakılmıştır.

Bir KHK ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sonu gelmez yetkilerle donatılmış, tabiat varlıkları diğer deyişle doğal sit alanları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na transfer edilerek bu alanların yok edilmesinin önü açılmıştır. Artık, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgelerinin kullanma ve yapılaşmaya ilişkin kararları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nca verilecektir. Bu varlıkların statülerinin yeniden değerlendirilmesinin 6 ay içinde Bakanlığa devredileceği hükmü, 6 ay sonra bu statülerin kalmayacağının habercisidir. Yalnızca doğal sitler değil aynı zamanda doğal sitlerle kesişen arkeolojik, kültürel, kentsel ve tarihi sitler de tehlike altındadır.

Sevgili Arkadaşlar,

Toplum için yaşamsal önemi nedeniyle, küresel ölçekte bir değerlendirme gerektiren ve ulusal ölçekte ele alınmayı zorunlu kılan çevre politikaları günlük, geçici sığ yaklaşımla "çevre sorunu"na, "çevre sorunu" da adeta "kirliliği önleme - arıtma tesisi"ne indirgenmiştir. 

Bu süreçte bilimin, hukukun ve aklın gereği çevre politikalarının oluşturulmasında başat rolde olması gereken mühendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinlerinin teknik, bilimsel ve yasal ilkeleri göz ardı edilerek izlenen politikalarla, kontrolsüz ve birbirinden bağımsız yapılara dönüştürülen planlama; tarım alanlarının, ormanların, meraların, kıyıların, giderek yaylaların talanı şeklinde mekana yansımıştır.

Tüm doğal kaynaklarımız; doğa koruma alanları, yani biyolojik çeşitlilik açısından önemli alanlar, biyogenetik rezerv alanları, nadir, endemik, tehlike altındaki türlerin yaşam alanları, orman alanları, kıyılar, meralar "sürdürülebilirlik" aldatmacasıyla piyasa malına dönüştürülerek uluslararası pazara sunulmaktadır. 

Orman talanını her durumda teşvik eden ve kamu malı gaspının "affı" anlamına gelen 2B halen bir seçenek olarak görülmektedir.

Ülkenin doğal varlıklarını uluslararası sermayeye en kısa yoldan sunmanın yollarını arayan AKP, ÇED Yönetmeliği‘nde yaptığı son değişiklikle, termik güç santrallerini, nükleer güç santrallerini, nükleer atık bertaraf tesislerini, otoyolları, limanları, HES‘leri ve madencilik projelerini de kapsayan yatırımları örneği görülmemiş bir duyarsızlıkla ve aymazlıkla, adeta idari işleme dönüştürülen ÇED kapsamı dışına çıkarmıştır.

Getirilen "af" ile kaçak tesisler çevreyi resmi olarak kirletmeye devam etmektedirler.

Her türlü yapılaşma ile maden, turizm gibi sektörlerin kullanımını istisna haline getiren, doğa koruma açısından sistematik bir gerilemeye karşılık gelen "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı"nda, koruma yaklaşımının, "yatırım" adı altında sürdürülen ve itiraz dinlemeyen "talan" anlayışına terk edilmesi öngörülmektedir.

Madencilik geliştiriliyor aldatmacasıyla,  yabancılara imtiyaz tanıyan, ülkenin hemen her yeri, tarım alanları, orman alanları, sulak alanlar, arkeolojik sit alanları, milli parklar ayrımı gözetmeksizin "açık işletmeye" dönüştürülmüştür.

Yenilenebilir enerji kisvesi altında HES‘lere teslim edilen akarsular; plansız, politikasız, çevreyle ve toplumla uyumsuz kısa ömürlü barajlar; rant uğruna Zeugma, Allianoi, Hasankeyf, Munzur ve Fırtına Vadisi‘nde somutlanan bilim dışı uygulamalarla tarihi-kültürel miras ve doğal çevre istikrarlı bir şekilde yok edilmektedir.

HES ya da baraj yapılamayan kıyı ovalarında da nükleer enerji santralleri için yer beğenilmektedir.

Sevgili Arkadaşlar

İşte bu noktada yaşam alanlarımızın yok olmaması için, gelecek nesillere yaşayabilecekleri bir dünya bırakabilmek için, bugün ekolojik bir krize dönüşen çevre sorunlarının çözümünde, bütüncül politikaların, hukuksal ve kurumsal düzenlemelerin geliştirilmesi ve uygulanması önem taşımaktadır.

Çevre politikalarının; sanayi, tarım, enerji, ulaşım ve kentleşme politikalarıyla bütüncül olarak ele alınmasını zorunludur. Doğal varlıkların kendini yenileme potansiyelini koruyan/gözeten politikaların geliştirilmesi yaşamsal önemdedir.

Ülkemize dayatılan dışa bağımlı enerji politikaları terk edilmelidir. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik veren bir enerji politikası gözetilmelidir. Ülkemizde güneş, rüzgâr, jeotermal, biyogaz, biokütle, hidrojen vb. enerji kaynaklarının, şu an yeterince değerlendirilmeyen mevcut potansiyelleri, verimli bir şekilde değerlendirilmeli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklenmesi için düzenlemeler bir an önce yaşama geçirilmelidir.

Kurulum, işletim ve söküm maliyetleri, çevresel etkileri, atık sorunları ile gelişmiş ülkelerin terk ettiği nükleer santral macerasına son verilmelidir.

Ülke ormanlarının 2/B, özel ağaçlandırma vb. adı altında rant sağlamaya yönelik talan politikasına son verilmelidir.

Dünya Bankası‘nın baskıları ile suyun ticarileştirilmesine karşı çıkılmalı, özellikle temiz suya erişimin en temel insan haklarından biri olduğu kabul edilmelidir. Su ve suya bağlı hizmetlerde çevre ve insan esas alınarak suyun mülkiyeti ve hizmetlerinin kamuda kalması sağlanmalıdır. Suya dayalı bütün projeler, su kirliliğinin her geçen gün arttığı gerçeğinin yanı sıra iklim değişiminin de su kaynakları üzerindeki etkisi dikkate alınarak, havzadaki su gereksinimleri bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle, kültürel ve ekolojik önceliklere göre yapılacak bir havza planlaması sonucu üretilmelidir.

Değerli Arkadaşlar

Bugün burada konunun uzmanları olarak sizler çevre sorununu, yapılan yanlışları, uygulanan yanlış politikaları ve yapılması gerekenleri her yönüyle ele alacaksınız. Bu etkinliğimizde tüm bunları bilimin ve tekniğin ışığında hep birlikte bir kez daha değerlendireceğiz. Siyasi karar vericilerin burada söylenenlere sahip çıkmasını diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.