ALTERNATİF SU FORUMU HAZIRLIK TOPLANTISI AÇILIŞ KONUŞMASI - MEHMET SOĞANCI

10.11.2008

Bir Başka Dünya, Bir Başka Avrupa, Bir başka Yaşam Mümkün diyenler
2008 Alternatif Dünya Su Forumunun değerli düzenleyicileri, katılımcılar, bileşenleri

Hepinizi Türkiye‘de suyun ticarileştirilmesine hayır platformu adına ve platformun bir bileşeni olan ve Türkiye‘de 300.000 mühendis, mimar ve şehir plancısının örgütü TMMOB‘nin Başkanı sıfatıyla şahsım adına dostlukla selamlıyorum.

Su kaynakları halkın malıdır diyenler,
Su alınıp satılamaz, ticarileştirilemez diyenler,
Halkın su kullanım hakkı engellenemez diyenler

Hepinizi dostlukla ve sevgiyle selamlıyorum.

Suya erişmenin bir insan hakkı olduğunun unutulmadığı, suyun korunduğu, geliştirildiği ve insanlık için kullanıldığı bir dünyada insanların bir arada, kardeşçe ve özgürce yaşamalarını isteyenler

Hepinizi dostlukla ve sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye‘de insandan ve halktan yana bir anlayışla mücadele eden, emek ve meslek örgütlerinin, siyasal partilerin, dergilerin ve çevrelerin değerli temsilcileri,

"Başka bir dünya, başka bir yaşam mümkün" diyerek bir araya dünyanın çeşitli noktalarından gelerek bizimle birlikte yüreklerini birleştiren dostlarımız

Hepinizi dostlukla ve sevgiyle selamlıyorum.

Hoş geldiniz, Hoş bulduk.

Sevgili dostlar,

2009 Mart‘ında İstanbul‘da düzenlenecek olan Dünya Su Forumu‘nu takip etmek, su konusunda dünya halklarının aleyhine gelişecek durumlara karşı sağlam bir duruş sergilemek ve bunun için mücadele etmek üzere hep birlikte bir alternatif forumun örgütlenmesi için bir aradayız.

Bu gün kapitalist küreselleşmenin yaşamakta olduğumuz küresel krizinin dünyanın her yerinde hissedildiği bir günde bir aradayız.

Neo-liberal değişim süreci dünyada ve Türkiye‘de her geçen gün etkisini daha fazla hissettiriyor. Yoksulların daha fazla yoksullaştığı, siyasal yapıda pek çok değişimin gerçekleştiği süreç, kapitalist küreselleşmenin küresel kriziyle karanlık yüzünü bir kez daha gösterdi. Neo-liberalizmin kurallarının değişmez olduğu öngörüsü sarsılırken krizden kurtulmak için sistemin taleplerine cevap vermenin de doğru olmadığı ortaya çıktı. Piyasanın inisiyatifine bırakılmış bir ekonomi sürekli kriz üretmekte, faturası da emekçi halka, ücretliye, çalışana kesilmektedir.

Küresel ekonomiyle yakın bağları olan hiçbir ülke bu krizden zarar görmeden kendisini kurtaramayacak. Özellikle Türkiye gibi kendi kaynaklarını kullanamayan, emperyalizme bağımlı ülkeler bu krizden daha da fazla etkilenecektir. Ülkenin tüm kaynakları uluslararası sermayeye peşkeş çekilmiş ve bugün iflasın eşiğinde krizin göbeğinde duran uluslararası sermayeye teslim edilmiş durumdadır.

Türkiye‘yi küresel sermayeye eklemleme süreci hızla gerçekleştirilmektedir. AKP iktidarının ülkeyi pazarlaması, yoksulları daha da yoksullaştıran politikalar, siyasal üst yapıda İslami gericileşme dalgası ile paralel yürümektedir. Sosyal devlet tahrip edilirken cemaat ağları, sadaka dernekleri ülkeyi sarmıştır. Yurttaş olmanın gereği olan sosyal haklar, yerini biat kültürüne, el pençe divan durmaya bırakmıştır.

Görülen o ki bugüne kadar Türkiye‘yi yönetenler büyük bir bunalım, çözümsüzlük ve alacakaranlık dışında hiçbir şey yaratamamıştır. Daha çok yoksulluk, IMF‘ye ve emperyalizme daha çok bağımlılık, baskı, şiddet, çeteler ve yolsuzluklar, bu düzenin ve ülkeyi yöneten siyasi iktidarların marifetleridir.

TMMOB, kapitalizmin iflasının ilan edildiği böylesine bir dönemde, tüm dünyadaki emekten ve halktan yana güçlere "daha demokratik, daha barışçı, gelirini adaletli paylaşan" bir dünya mücadelesi için büyük görevler düştüğünü söylemektedir. "Başka bir Türkiye‘nin, başka bir dünyanın mümkün" olduğunu daha sık söylememiz gerektiğinin bilincindeyiz. Hep birlikte bunun mücadelesini yükseltilmesi gerektiğine inandığımız günlerde yaşıyoruz.

Sevgili arkadaşlar,

Bu gün de konumuz su.

Burada sizlere sadece alternatif su forumunun düzenleyicilerin bir bileşeni olarak değil, Türkiye‘de emekten ve halktan yana verilen demokrasi mücadelesinin aktif bir bileşeni olan, Türkiye çapında örgütlü bir meslek örgütünün, TMMOB‘nin Başkanı sıfatıyla sesleniyorum.

Bizler sürekli uyanık, sürekli hareket halinde olmak zorundayız. İşte Türkiye. Siyasal iktidar IMF‘nin bir dediğini iki etmiyor. Türkiye‘de alınıp satılabilecek ne varsa, hepsini, teker teker sermayeye devretmeye yemin etmiş bir siyasal iktidarla karşı karşıyayız. Türkiye‘de dört kişiden biri işsiz. Yoksulluk ve işsizlik had safhada. Hala kamu çalışanlarının grev hakkı yok, toplu sözleşme hakkı yok. Mitingler yasaklanıyor. Gericilik bir yaşam biçimi haline getiriliyor. Ülkemizde ABD üsleri var.

Ama bunların hiçbirisi bizleri yıldırmıyor, yıldırmamalı. İki şeye sonuna kadar güveniyoruz:

Birisi, mücadelemize. Türkiye‘deki emek ve demokrasi güçleri, kapitalist küreselleşmenin neo liberal politikalarına karşı çıkanlar, işgal ve savaş karşıtları, siyasal demokrasinin sınırlarını geliştirmek için mücadele eden güçler, şiddet dozajı ağır baskı politikalarına bugüne kadar hiç taviz vermedi. Bugün de vermiyoruz. Sonuna kadar, kazanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Güvendiğimiz ikinci güç ise, uluslararası hareket. Bu gün bu salonda olan ya da yüreği şimdi bizlerle olan Avrupa‘daki ve dünyadaki dostlarımızın eylemlerine ve mücadelesine güveniyoruz. Bu yüzden, küresel düşünüp yerelde örgütlenmeye devam edeceğiz. Bu yüzden kazanmaya kararlıyız. Biz biliyoruz: Çünkü onlar bir avuç biz milyarlarız!

Sevgili arkadaşlar,

Biz, suyun ticarileştirilmesine hayır platformu içinde bir araya gelen toplumsal hareketler, sendikalar, meslek örgütleri, siyasal partiler ve çevreler olarak, Türkiye‘de ve tüm dünyada neo liberalizme, işgallere ve savaşlara, gericiliğe ve her türlü ayrımcılığa karşı verilen mücadeleleri paylaşıyoruz. Ekonomik, toplumsal ve çevresel krizler yaratan ve savaşları küreselleştiren kapitalist küreselleşme sistemine karşıyız. Çok farklı kesimlerden, çok farklı çevrelerden geliyoruz ve daha adil, daha eşit başka bir Türkiye‘de yaşama isteğinde buluşan milyonların parçasıyız.

Günümüzde savaş, yeni liberal politikaların militarist yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Irak‘ın işgali, militarizm ile çokuluslu şirketlerin ekonomik egemenliği arasındaki bağlantıyı tüm dünyanın gözleri önüne serdi. Komşu Irak‘ta savaş ve işgal, Filistin‘in işgali, Çeçenya‘da katliam, Afrika‘da göz ardı edilen savaşlar, yakın geçmişte Balkanlar‘da yaşananlar, insanlığın geleceğinin ne büyük bir tehdit altında olduğunu gözler önüne seriyor. Kendi ülkemizde de, acılarını hepimizin birlikte yaşadığı bir Kürt sorunu yıllardır devam ediyor.

Biz, toplumsal hareketler, kitle örgütleri ve çevreler olarak yeni liberal küreselleşmeye, emperyalizme, savaşa, doğanın sömürülmesine, ırkçılığa, kültürel emperyalizme, yoksulluğa, ataerkilliğe, ve cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimlikleri de dahil olmak üzere cinselliğe dayalı tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadeleye desteğimizi vurguluyoruz. Kadınlara yönelik her türlü şiddeti reddediyoruz. Aynı zamanda farklı yeteneklere sahip, sakatlar, körler ve AIDS gibi ölümcül hastalıklara yakalanmış insanlara yönelik tüm ayrımcılıklara da karşıyız.

Toplumsal adalet için, doğal kaynaklara eşit erişim hakkı için, insanların sağlıklı bir çevrede yaşama ve tüm canlıların varolma hakkı için, insan ve yurttaşlık hakları, tüketici hakları, katılımcı demokrasi, her iki cinsten işçilerin haklarının uluslararası anlaşmalarda garanti altına alınması, kadın hakları ve aynı zamanda halkların kendi geleceklerini tayin hakları için mücadele ediyoruz. Biz, barışın ve uluslararası dayanışmanın savunucularıyız.

Devlet terörüne ve şiddet içermeyen sivil direnişleri suç gibi gösteren "terör" yasalarına karşıyız. Sözde terörizme karşı olanlar, tüm dünyada vatandaşlık haklarını ve demokratik özgürlükleri kısıtlıyor.

Dünyayı geri dönüşsüz bir ekolojik yıkımın eşiğine getiren, daha fazla kâr elde etmek için aşırı üretim ve aşırı tüketimi tek geçerli kural sayan, doğanın sınırlarını yok sayan kapitalist küreselleşmeye karşıyız. Yaşamın ve doğanın sürdürülebilir olmasını amaçlayan ekolojik politikaları destekliyoruz.

İşçilerin, köylülerin, halk hareketlerinin ve evlerini, işlerini, topraklarını ve haklarını kaybetme tehdidi ile karşı karşıya olan tüm insanların mücadelelerinin haklılığına inanıyoruz.

Din, yasa ve etnisite temelinde şiddet, sekterlik ve milliyetçiliği besleyen her türlü ayrımcılığa karşıyız. Kültürel, dinsel ve geleneksel ayrımcı uygulamalar yoluyla kadınlara yönelik şiddet ve baskının sürdürülmesini kınıyor, inanç ve düşünce özgürlüğünü savunuyoruz. Herkesin kendi anadilinde konuşma hakkını savunuyoruz. Farklılıklarımıza rağmen bir arada olmamız bizim zenginliğimiz.

Yeni liberal politikaların Türkiye‘de uygulanma biçimlerinin en açık göstergesi olan özelleştirmeler, IMF‘nin direktifleriyle yürütülüyor. Sendikasızlaştırmaya ve taşeronlaştırmalara karşı verilen mücadelelerin yanındayız. Başta eğitim ve sağlık olmak üzere emeklilik ve sosyal güvenlik sisteminin savunulmasının, kamu mallarını korumak üzere özelleştirmelere karşı mücadelenin içerisindeyiz. Emekçilerin kazanımlarının ellerinden alınmasına karşı ortak bir duruş sergilenmesi gerektiğine inanıyoruz. İşçi haklarına saygı gösteren, insanca yaşam için gereken bir ücret sağlayan, şirket kârlarına dayalı rekabeti değil toplumsal dayanışmayı öne çıkaran bir Türkiye için mücadeleleri destekliyoruz. İnsanlığın ürettiği tüm değerlerin sermaye lehine yağmalanmasında en büyük sorumluluğa sahip olan G8 Zirvesine, IMF ve Dünya Bankası‘na karşı sesimizi yükseltiyoruz.

Dünyadaki ve Türkiyedeki su sorununa bakışımız da işte bu anlayışlarımız doğrultusunda.

Ve diyoruz ki, "Bitmedi bu kavga sürüyor sürecek, yeryüzü aşkın yüzü olana dek."

Ve ülkemizin meydanlarında emek ve demokrasi güçlerinin hep birlikte ve inanarak sıkça söylediği bir söz var: "Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya hep Beraber Ya Hiç Birimiz." Biz bu söze çok inanıyoruz.

Sevgili Arkadaşlar,

Gelin mücadeleyi küreselleştirelim! Gelin umudu küreselleştirelim!
Başka bir dünya mümkündür! Başka bir Avrupa mümkündür! Başka bir yaşam mümkündür! Başka bir su mümkündür!

Hepimizin yolu açık olsun sevgili arkadaşlar!

Mehmet Soğancı
TMMOB
Yönetim Kurulu Başkanı