AVRUPA BİRLİĞİ İLERLEME RAPORU'NDA ÇEVRE SINIFTA KALDI

06.12.2006

Çevre Mühendisleri Odası, 6 Aralık 2006 tarihinde bir basın açıklaması yaparak, Avrupa Komisyonu'nun 8 Kasım tarihli İlerleme Raporu'nda yer alan "çevre" başlığı altındaki tespitler ve Hükümetin çevre politikalarına ilişkin değerlendirmelerini açıkladı.

Avrupa Komisyonu 8 Kasım 2006 tarihinde, Türkiye ile süren uyum ve müzakere sürecinin bir değerlendirmesini yaparak, "Türkiye İlerleme Raporu"nu yayınlamıştır. 2005 yılı ile 2006 yılının bir karşılaştırmasını içeren ve değişik sektörler itibarı ile Türkiye‘nin Avrupa Birliği‘ne (AB) uyum ve üyelik sürecinde kat ettiği aşamayı değerlendiren rapor, oldukça ilginç yorumlar içermektedir.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, "Avrupa Birliği Uyum ve Üyelik Sürecinde, Çevre Politikaları"nı önemli bir alan olarak görmektedir. Bu kapsamda ilerleme raporunun çevre bölümünün incelenmesi ile birlikte, bu noktada Hükümetin çevre performansı ile Odamız tespit ve görüşlerinin kamuoyuna aktarılmasında yarar olduğunu düşünüyoruz.

Türkiye siyasetinde, Türkiye‘nin sosyal, kültürel ve ekonomik yönelimlerini ne yazık ki doğrudan belirleyen bir olgu haline gelen "AB‘ye üyelik süreci!", doğaldır ki, çevre politikaları alanını ve çevre mühendislerinin çalışma süreçlerini de belirlemektedir. Bu noktada Odamız, AB sürecine doğrudan bel bağlayan ve tartışmasız onaylayan, "evetçi" politikaları red ederken, bilgi ve veriye dayanmayan, sığ "hayırcı" politikalara da yakın durmamaktadır.

Avrupa Birliği, neoliberal küreselleşmenin ekonomi ve siyaset bağlamında öne çıkan kurumlarından biridir. AB‘nin temel politikaları, piyasa kuralları çerçevesinde, kamunun küçültülmesi ve kamusal hizmetlerin ticarileşmesi olarak öne çıkmaktadır. Bu arada, küresel sermayenin AB aracılığı ile pazar arayışı ve ekonomik sistemini yayma çabaları, doğanın tahrip edilmesi, sömürü, açlık ve yoksulluk gibi ciddi sorunları ortaya çıkarmaktadır. Bir başka deyişle, çevre alanından verilebilecek bir örnekleme ile şu benzetme yapılabilir: AB ülkeleri için "sürdürülebilir kalkınma", Türkiye ve diğer çeper ülkeler için "sürdürülemez bir yaşam" ve ekolojik kriz...

Odamızın, AB ile süren ilişkiler sürecini, izleme, takip etme ve mücadele etme süreci olarak tanımlaması, AB uyum sürecinde yayımlanan yasal düzenlemeleri de kapsamakta, sanayi, enerji ve çevre politikaları alanlarına yansıyanları da içine almaktadır.

Bu noktada, AB İlerleme Raporu‘nda yer alan tespit ve öneriler, Türkiye‘de çevre politikası ve çevre yönetimi alanındaki eksiklikleri, yetersizlikleri ve yanlışlıkları ortaya koyması bakımından ilginçtir. AB kaynaklı bu eleştirilerin dikkate alınıp, alınmayacağı tarafımızca bilinmemekle birlikte, yıllardır Odamızın eleştirdiği yanlış ve tutarsız çevre politikalarının, bugün Avrupa Birliği tarafından da eleştirilmesi traji-komik bir durumu ortaya koymaktadır.

"Türkçe söylenenler anlaşılmadı, bu defa dışarıdan birileri İngilizce söylüyorlar, herhalde yönetici zevat bu kez anlayacaktır!...

İlerleme Raporu‘nda Fasıl 27 olarak tanımlanan "Çevre" başlığı altında, özellikle vurgu yapılan olgu mevzuat alanında önemli bir ilerleme kaydedilmemesidir. 1999 Helsinki sürecinden bu yana, TBMM gündemine gelen bir dizi yasa ve yönetmeliği düşündüğümüzde, bir karmaşanın olduğunu söylemek yanlış olmasa gerekir. İşte bu noktada, doğru ve akılcı bir politikaya, kamusal bir yönetim anlayışına dayanmayan "mevzuat uyumu", doğal olarak "uyumsuzluk" olarak tezahür etmiştir. İlerleme Raporu, hava kalitesi, atık yönetimi, su kalitesi, endüstriyel kirlilik, gürültü, kimyasallar gibi alt başlıklarda yaşanan sorunları dile getirirken, Türkiye‘nin bu alanlarda karşı karşıya olduğu çevresel sorunları çözüme kavuşturması için iyi bir yönetim ve planlama sürecine ihtiyacı olduğunu vurgulamıştır.

İlerleme Raporu‘nda göreceli olarak atık yönetimi ve gürültü alanında, çevre ile ilgili müktesebatın uyumlu hale getirildiği söylenmektedir. Ancak, uygulamada gerek atıkların yönetiminde, gerekse de kentsel gürültü kirliliği alanında hala ciddi sorunların yaşandığı bilinmektedir. (Tuzla‘da Nisan 2006‘da yaşanan tehlikeli atık faciası, İlerleme Raporu‘na herhalde yansımamıştır!)

Türkiye‘de gerek ulusal düzeyde, gerekse uluslararası taahhütler doğrultusunda, bugüne kadar çevre alanında bir çok çalışma yapılmıştır. Bu süreçte çevre sorunları daha yaygın ve yoğun olarak Türkiye‘nin gündeminde yer almış, mevzuatta ve uluslararası ilişkilerde değişimler olmuştur.

Ancak bütün bu çalışmaların, üretilen ölçüde uygulamaya yansıtılmış olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye‘de çevre konusu, toplumdaki tüm kesimlerin faaliyetlerinin karar alma, planlama ve uygulama süreçleri ile içselleştirilememiş, kısaca sorunların çözümlenmesine yönelik bütünleşik ve dinamik bir bakış açısı geliştirilememiştir. Bu nedenle, Türkiye‘de etkili bir çevre yönetim sisteminin var olduğunu kabul etmek de mümkün değildir. Türkiye, "çevre yönetimi nedir?" sorusunu yeni yeni cevaplamaya başlamıştır.

Yakın zamana kadar, çevre sorunlarının klasik bir anlayışla sadece "kirliliği gidermek" olarak ele alınmış olmasından kaynaklanan yetersiz uygulamalar ve ülkenin kamu yönetimi sisteminde yaşanan karmaşa ile gelinen noktada, Türkiye‘de çevrenin ve doğal varlıkların tahribinin hızlandığı gözlemlenmektedir.

Bu tespitler çerçevesinde, Türkiye‘de çevre yönetiminde yaşanan zaaflar bir kaç ana noktada toplanabilir. Bunlar; Türkiye‘nin bir çevre politikasının olmaması ve siyasi iradenin bu konudaki zaafı, çevresel gerekliliklerin diğer sektör politikalarıyla entegre edilememesi, çevresel altyapı yatırımlarına ayrılan kaynakların yetersizliği, çevre politikalarının oluşum sürecine ve karar-mekanizmalarına tüm kesimlerin aktif katılımının sağlanmaması, doğru istihdam politikalarının hayata geçirilememesi ve çevresel veri ve bilgi sistemlerinin yetersizliğidir.

Ülkemizde çevre alanında yaşanan politikasızlık ve hükümetin bu konuda gösterdiği aciz tutum, doğal ve kültürel varlıklarımızın tahrip edilmesi ve gelecek kuşaklar için sürdürülemez bir yaşamı dayatmakta ve hala önümüzde bir sorun alanı olarak durmaktadır. Ülkemizin çevre sorunlarının çözümünde, sadece mevzuat uyumlaştırma çalışmaları ile umudu Avrupa Birliği‘ne bağlamak ise, başka bir politikasızlığın ürünü olarak ortaya çıkmaktadır.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu