BUGÜN DE 17 AĞUSTOS 1999'DA OLDUĞU GİBİ DEPREMLERE KARŞI HAZIRLIKSIZ DURUMDAYIZ
TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı, Depremin 5. yılı nedeniyle Kocaeli'de basın toplantısı düzenledi.
TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı, Depremin 5. yılı nedeniyle Kocaeli‘nde düzenlediği basın toplantısında "Bugün de 17 Ağustos 1999‘da olduğu gibi depremlere karşı hazırlıksız bir durumda olduğumuzu" belirterek geçen beş yıl süre içinde mühendislik-mimarlık ve planlama anlamında, Afet Yönetimi açısından yeterli düzeye gelinemediğinin altını çizdi. Basın açıklamasının ardından Kocaeli İKK Sekreteri Serhat Girgin TMMOB İKK tarafından hazırlanan "TMMOB Olarak Değerlendirmelerimiz, Önerilerimiz" başlıklı raporu sundu.
Kocaeli‘nde düzenlenen basın toplantısına TMMOB II. Başkanı Oğuz Gündoğdu, Sayma Betül Uyar, Yürütme Kurulu Üyeleri Hüseyin Yeşil, Ekrem Poyraz, Alaeddin Aras, Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Kaynak, Kocaeli İKK Sekreteri Serhat Girgin ile Çevre Mühendisleri , Elektrik Mühendisleri, Harita Mühendisleri, İnşaat Mühendisleri, Jeofizik Mühendisleri, Jeoloji Mühendisleri, Makina Mühendisleri, Mimarlar ve Şehir Plancıları Odalarımızın çeşitli kademelerdeki yöneticileri katıldı.
Ayrıca Kocaeli Barosu Başkanı, Kocaeli Tabip Odası Başkanı, Kocaeli SMMMO Başkanı ve Kocaeli‘ndeki diğer demokratik kitle örgütü yöneticileri de basın toplantısına katılarak görüşlerini paylaştılar.
BASIN AÇIKLAMASI
BUGÜN DE 17 AĞUSTOS 1999‘DA OLDUĞU GİBİ DEPREMLERE KARŞI HAZIRLIKSIZ DURUMDAYIZ
17 AĞUSTOS 1999 DOĞU MARMARA DEPREMİNİN ÜZERİNDEN 5 SENE GEÇTİ.
KAYIPLARIMIZIN YARATTIĞI BOŞLUK DOLDURULAMADI !
Kaybettiğimiz insanların ardından psikolojik ve sosyal anlamda yaşamakta olduğumuz derin acının ve özlemin, afete karşı gerekli önlemlerin alınmamış olduğu gerçeği ile birleşerek, toplumun tüm unsurlarını ortak bir amaç ve işbirliği doğrultusunda güçlü bir hareket noktasına götürmesini beklerken, parçalanma ve unutuşun rehavetinin üzerimize çökmekte olduğu görülmektedir.
Uzmanlar, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depreminden sonra Türkiye‘de Deprem etkinliğinin arttığını belirtmekte ve ciddi risklerin oluştuğunu ifade etmektedirler.
Buna karşın geçen beş yıl süre içinde mühendislik-mimarlık ve planlama anlamında, Afet Yönetimi açısından yeterli düzeye geldik mi?
Genel anlamda değerlendirildiğinde; mühendislik açısından istenilen düzeye varılamamıştır, Marmara ve çevresi yerleşim yerlerindeki okul, hastane ve diğer stratejik yapıların, mühendislik ölçütlerine uygun biçimde durumları belirlenememiştir. Onarım ve güçlendirmelerin olmazsa olmaz koşulları "Uygulanması zorunlu kurallar" haline getirilememiştir. Afet Yönetimi ile ilgili önemli gelişmeler sağlanmasına karşın, eşgüdüm ve meslek odalarının, sivil toplum örgütlerinin planlamalar içine katılımında istenilen düzeye varılamamıştır.
Marmara Bölgesi ve özellikle depremi daha etkili yaşayan yörelerde ciddi psikolojik sorunlar yaşanmaktadır, bu konuda etkili bir planlama ve kurumlar arası işbirliği sağlanamamıştır. Bu durum gelecek nesilleri yakından ilgilendiren öneme sahiptir.
Türkiye geneline bakıldığında, özellikle yakın tehlike içinde olan Doğu Anadolu Fay Zonu ve çevresinde ciddi önlemler alınmamıştır. 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım Düzce Depremlerinde kazanılan deneyimler ve teknik bilgiler bu yörelere taşınamamıştır. Bu durum, yörenin özelliklerinden dolayı, bir afet sırasında ciddi sosyal sorunlar da yaratabilecek potansiyele sahiptir.
Türkiye‘nin henüz üzerinde uzlaşılmış ve toplumsal mutabakatı sağlanmış Deprem Stratejisi yoktur.
İnsan yaşamı için çok önemli bir konu olan depremin, gerektiği kadar gündemde tutulamamasının en büyük nedeni toplumun algılamasında yatmaktadır. Öncelikle depremin bir doğa olayı ve merkezinde insan yaşamı olduğunu anlamak gerekir.
İmar mevzuatı ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadığı gibi ceza hukuku da imar suçlarına karşı duyarlı hale getirilememiştir. İmar mevzuatı imar suçlarını işleyenlere karşı yalnızca para, ya da işten uzaklaştırma cezaları değil, meslekten uzaklaştırma ve hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımlarına bağlanmalıdır.
Bu ülkenin insanları, özellikle 1950‘li yıllardan sonra uygulanan politikalarla günü birlik yaşayan, bireyci ve kaderci yaşam tarzıyla karşı karşıya bırakılmıştır.
22 Temmuz ve 11 Ağustos 2004 tarihlerindeki Tren Kazaları da son elli yıllık yönetim anlayışının iflas ettiğini gözler önüne sermiştir.
Acil olarak yapılması gereken, siyasi erkin iradesini ortaya koyarak, Üniversiteleri, Meslek Odalarını, sivil toplum örgütlerini ve ilgili diğer aktörleri bir araya getirerek uygulanabilir planlama ve örgütlenmeleri yaparak harekete geçilmesidir. Bunları başarabilecek teknik beceri, bilgi birikimi ve deneyime sahibiz, bunun farkında olmak gerekir.
Olmayan ortak akıldır.
TMMOB‘nin mühendislik, mimarlık ve şehir planlama alanlarında kendi üzerine düşen görev ve sorumluluklarını yerine getirmesindeki kararlığı sürmektedir.
Mehmet SOĞANCI
Yönetim Kurulu Başkanı
TMMOB İL KOORDİNASYON KURULU RAPORU
17 AĞUSTOS‘UN BEŞİNCİ YILINDA....
TMMOB OLARAK DEĞERLENDİRMELERİMİZ, ÖNERİLERİMİZ
17 Ağustos 1999 günü yaşadığımız Marmara Depreminin üstünden beş yıl geçti.
Beş yıla karşın, deprem bölgesinde ve ülke genelinde birçok soruna hala çözümler üretilemedi.
Marmara Denizinde olası deprem riskinin giderek artmakta olduğu bir süreçte, hangi noktadayız ? Durum nedir ? Gelecek için ne yapmak gerekir ?
Can Güvenliğinin olduğu yerleşim alanları, barınma ve çalışma hakkı temel bir insanlık hakkıdır...
17 Ağustos 1999‘dan günümüze kadar geçen süreçte yapıların ve kentsel yaşamın daha güvensiz olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Milyonlarca insan can güvenliğinin olmadığı mekanlarda yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır.
Ağır hasarlı yapılara orta hasarlı, orta hasarlılara ise az hasarlı olarak raporların düzenlendiği bir süreç yaşanmıştır. Rant kaygısı, can kaygısının önüne geçmiş, kamusal görev ve sorumluluklar yine gözardı edilmiştir. Deprem bölgesindeki okullar, hastaneler ve diğer kamu yapıları bilimsel olarak incelenmemiş, dolayısıyla can güvenliği için gerekli önlemler alınmamıştır. Fabrikalar, işyerleri ve ticarethanelerde de gerekli bilimsel incelemeler yapılmamıştır.
Örneğin Saraybahçe pilot bölge seçilerek yapılan bir araştırmada orta hasarlı binalardan 84‘unun onarılmamış ve ağır hasarlı olup da yıkımı gerçekleştirilmeyen 26 adet binanın olduğu belirlenmiştir.
Bölge genelinde orta hasarlı olup onarılmadığı halde, ağır hasarlı olup yıkılmadığı halde, binaların kiralandığı ve insanların buralarda yaşadığı belirlenmiştir.
Ayrıca deprem bölgesindeki insanların ciddi ve gelecek kuşaklara yansıyabilecek psikolojik sorunları yaşadıkları gözlenmektedir.
Bu bilinen gerçekler karşısında iyimser olmak, alındığı söylenen önlemlere inanmak oldukça zordur. Milyonlarca insan kaderiyle baş başa bırakılmış, temel bir insan hakkı olan sağlıklı ve güvenli yaşam ortamları yerine, can güvenliğinin olmadığı mekanlarda yaşamaya adeta terk edilmiştir.
Ağır ekonomik kriz koşulları da bölgedeki depremin yarattığı olumsuz etkileri arttırmıştır. İşsizlik bölgede yaşayan halkın en temel sorunlarından birisi haline gelmiştir.
Kocaeli İlinde yer alan ve İlin İdari ve Ticari merkezi niteliğini taşıyan, 2000 hektarlık Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Saraybahçe Belediyesince gerçekleştirilen Kentsel Risk Analizi I. Etap çalışma sonuçları; afet bölgesinde seçilen bir pilot bölgede yaşanmakta olan sorunları ortaya koymaktadır. Seçilen pilot bölge içerisinde yapılan çalışmanın sonuçları, afet bölgesinin genel durumuna da ışık tutmaktadır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre:
Kocaeli İlinin yüzölçümünün % 4.23‘ü üzerinde yerleşim alanlarının (konut, ticaret, sanayi, vb.) mevcut olduğu, bu yerleşimlerin yaklaşık % 70‘inin İzmit Körfezi çevresinde deprem riski yüksek alüvyon dolgu zemin üzerinde yapılandığı ve bölgede ilk kesin tespit verilerine göre 113.586 daire, 16.620 işyerinin hasar görmüş olduğu belirlenmiştir.
Hasar gören binaların bulunduğu kesimlerin imar planlarının mevcut olduğu ve üst ölçekli planlarının Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca ( yada İmar ve İskan Bakanlığı) hazırlanarak onaylandığı belirlenmiştir.
Bölgede depremin olumsuz etkilerinin artmasına; artan nüfus ve yapılaşma yoğunluğu, yüksek riskli bölgelerde yerleşim, hızlı , plana aykırı ve denetimsiz kentleşme / sanayileşme, artan teknolojik risklerin neden olduğu belirlenmiştir.
Bölgede mevcut kentsel ve kırsal yerleşim alanlarının ve gelişim alanlarının, depremin yanı sıra yangın (sanayi, ticari, konut yangınları, orman yangınları, altyapı ve üstyapı sistemlerinden kaynaklanan yangınlar); meteorolojik kökenli afetler ( heyelan, zemin çökmesi, kaya düşmesi, su ve meyil erozyonu vb.) ve teknolojik kökenli afetlerin de ( zehirli gaz sızıntıları, deniz kazaları, kimyevi madde depolama ve üretim tesislerinde oluşacak yangınlar, baraj ve köprülerde çöküntü vb) tehdidi altında olduğu ve bunlara yönelik bugüne dek bölgesel bir çalışmanın yapılmamış olduğu, bu konuda ülkesel politikaların belirlenmemiş olduğu saptanmıştır.
Bölgenin deprem- yangın veya sel- heyelan, zemin çökmesi gibi zincirleme afet olaylarına da açık olduğu ve bu yönde bir kentsel risk belgeleme çalışmasının yapılmamış olduğu belirlenmiştir.
Kocaeli‘ni içeren ve fiziki mekan kararlarını yönlendirecek strateji ve hedefleri içeren, koruma ve kullanma dengesini belirleyen üst ölçekli bir bölge planının bulunmamasının, bölgeye yapılan üst ölçekli yatırımların bütüncül bir plan anlayışı ve şehircilik ilkeleri dışında, İstanbul İlinin nüfus ve sanayi desantralizasyonu, gelişme ve büyüme hedefleri kriterinde gerçekleştiği belirlenmiştir.
İzmit‘in toplam konut + işyeri yapı stokunun % 30‘unun hasar gördüğü, hasarlı konut ve işyerlerinin % 22‘sinin ağır hasar gördüğü belirlenmiştir. Hasar gören binaların % 68‘i ve Deprem anında yıkılan binaların % 40‘ı Saraybahçe Belediyesi sınırları içerisinde yer almaktadır.
Hasar dağılımları imar planları ile birlikte incelendiğinde; ilk imar planı kararlarındaki hatalar, zaman içerisinde yapılan ıslah imar planları, imar afları ile ruhsata bağlanan kaçak yapılar, kat artışları, emsal artışları gibi düzenlemelerin , yapıların hasar görmesi ile yakından ilişkili olduğu saptanmıştır.
İzmit‘in % 70‘inin alüvyon zemin üzerinde yer aldığı, hasarın % 86‘sının alüvyon yapıda meydana geldiği belirlenmiştir.
Yüksekliği 0- 50 metre olan alanlarda en fazla yıkımın gerçekleştiği belirlenmiştir.
Kamu binalarının % 50‘sinin hasar gördüğü belirlenmiştir.
İzmit- Saraybahçe Belediye sınırları içerisinde;
a- Ağır hasarlı olduğu halde, Depremden bu yana 5 sene geçtiği halde , hala yıkılmamış olan 26 adet bina tespit edilmiştir. Bu binaların bir kısmında ikamet edildiği belirlenmiştir. Bu konuda Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğüne gerekli bildirimde bulunulmasına rağmen, herhangi bir müdahale yapılmamıştır.
b-Orta hasarlı olduğu halde hala onarılmamış olan 84 adet bina tespit edilmiştir. 116 adet orta hasarlı binanın ise onarımlarının ruhsatsız olarak gerçekleştirildiği ve bu binalarda yaşanmakta olunduğu belirlenmiştir
c- Aynı binanın farklı katlarına farklı hasar tespitleri yapıldığı belgelenmiştir. Örnek vermek gerekirse; bir binanın beş katı orta, altıncı yani en üst katı ağır hasarlı tespit edilmiştir ve bu konuda mahkemeye herhangi bir şikayette bulunulmadığından, en üst katı yıkılmak suretiyle kullanılmaya devam edilmektedir.Benzer şekilde birinci katı ağır, üst katları orta hasarlı tespit edilmiş, her hangi bir şikayet olmadığından bu hali ile kullanılmakta olan binaların bulunduğu belirlenmiştir.
d- Hasar tespit sonuçlarına yapılan itirazların mahkemelerce sonuçlanması ile ilk hasar tespitlerinde son derece önemli değişikliklerin meydana geldiği anlaşılmıştır. Bakanlıkça, depremin hemen ardından , çoğunluğu bu konuda gerekli mesleki eğitimi almamış olan kişilere ve gözlemsel olarak yaptırılmış olan hasar tespit çalışmalarının sağlıklı olmadığı belirlenmiştir.Yapılan incelemeler;ağır hasarlı bina sayısında düşüş ve orta hasarlı bina sayısında artış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum; genel olarak binaların Bakanlıkça az- orta ve ağır hasarlı şeklinde nitelendirilmesine ve bunların belirlenme kriterlerine karşı duyduğumuz endişelerin yerinde olduğunu ortaya koymaktadır. Olası bir deprem karşısında orta hasarlı binaların gösterecekleri davranışlar , hasar tespitlerinin Ağır- Orta - Az şeklinde yapılmasının ne kadar sağlıklı ve bilimsel olduğunu,can ve mal güvenliğini riske sokma pahasına ortaya koyacaktır.
e- Belediyemiz sınırları içerisinde, ağır hasarlı olup yıkılan ,ancak enkazı 4 senedir halen tam olarak kalkmamış bulunan binaların ve 135 adet metruk olarak nitelendirdiğimiz, boş ve kullanılmayan, çevresi için de risk ve olumsuzluk yaratan binaların bulunduğu alanlar belirlenmiştir.
f- Metruk olarak belirlediğimiz binaların bir kısmının tescilli binalar olup, kullanım dışı kaldığı, hiçbir önlem alınmaksızın kaderlerine terk edildiği görülmüştür. Bu binaların korunması ve restorasyonunun büyük maliyetler taşıması nedeni ile, Kültür Bakanlığının bu konuda destekleyici tedbirler almaması nedeni ile kentimiz için hem risk alanları hem de kentsel çöküntü alanları olageldiği görülmüştür. Bilindiği gibi İzmit 3000 yıllık bir kent olup, hem antik döneme hem de Osmanlı dönemine ait eserler Belediyemiz sınırları içerisinde yer almaktadır. Belediye sınırlarımız içerisinde 5 adet sit alanı bulunmaktadır. Bu tür alanların ve yapıların tespitlerinin Kültür Bakanlığına bildirilerek, Kentsel Koruma, Kentsel Rehabilitasyon ve kentsel yaşama kazandırılmaları konusunda proje konusu edilmesi yönünde, bu konuda gerekli kaynağın Belediyemize aktarılması yönünde daha ayrıntılı çalışmaların yapılması, gerekli girişimlerde bulunulması hedeflenmektedir.
g- Belediye sınırlarımız içerisinde 12 adet Akaryakıt İstasyonu, 29 adet fırın, 7 adet tüp gaz satış birimi bulunduğu , bunların bir bölümünün konut alanları ve konut yapıları ile iç içe geçmiş bir şekilde bulunduğu belirlenmiştir. Bu yapıların taşıdıkları yangın vb. risklerin analizlerinin ayrıca yapılması gerekmektedir. Bu tür işletmelerin yer seçim kriterlerine yönelik standartların ve güvenlik kriterlerinin İmar Mevzuatında tanımlanmaması nedeni ile nasıl bir müdahale stratejisi izleneceğinin de araştırılması gerekmektedir.
h- Yapılan inceleme sonucunda 2 ve 3 katlı olup, depremden hasar gören betonarme yapıların ya 1950-70 yılları arasında inşa edilmiş olan eski yapılar olduğundan, ya da imar affından yararlanılarak 1980‘li yıllarda ruhsat almış olan ve çoğu temelsiz olan kaçak yapılar olduğundan hasar gördükleri anlaşılmıştır. 1985 sonrası inşa edilen ve hasar gören betonarme yapıların ise 4-8 kat arası, zemini ticaret olarak kullanılan ve taşıyıcı sistemine müdahale edilmiş yapılar , yapı standartlarını dikkate almadan inşa edilmiş yapılar olduğundan, ya da kooperatif binaları olup, gerekli standartlara aykırı inşa edildiğinden zarar gördükleri anlaşılmıştır.
i- Dere yataklarının 1980‘li yıllarda imar affından yararlanılarak, ıslah imar planları yapılmak suretiyle imara açılması sonucunda; bu kesimlerde yüksek hasara rastlanmıştır. Örneğin, Kozluk, Yenidoğan, Serdar , Turgut ve Cedit Mahallelerinde hasarın bu kadar yüksek olma nedeni budur. Aslında bu mahalleler genel olarak sağlam yapıya sahip bir jeolojik formasyon üzerinde yer almaktadırlar. Eski dere yataklarında yer alan imara açılmış olan bu bölgelerde Kentsel İyileştirme ve Kentsel Dönüşüm Projelerinin gerçekleştirilmesi gerektiği belirlenmiştir.
j- Depremden hasar görme oranı yüksek olan Karabaş Mahallesinin bir bölümünde , zeminde sağlam kayanın yakın olması ve alüvyon alan üzerinde yer alması, bununla birlikte yer altı su seviyesinin de yüksek olması ve dolgu zeminin geçirimsizliği nedeni ile hasar meydana geldiği anlaşılmıştır. Bu alana yönelik ayrıntılı çalışmaların yapılması, yer altı suyunu bina temellerinden uzaklaştıracak, drene edecek tedbirlerin alınması, yağmur suyu kolektör hattının mutlaka gerçekleştirilmesinin gerektiği, bu hattın inşasında bu konunun da dikkate alınması gerektiği belirlenmiştir.
k- Yenimahalle ve Serdar Mahallelerinde Afet İşleri Genel Müdürlüğünce onaylanmış olan İzmit Jeolojik-Jeoteknik ve Jeofizik Etüt Raporları ve eki haritalarında yer almamakla birlikte, zeminde mevcut olan ve gözle de izlenebilen potansiyel sel ve heyelan alanlarının varlığı belirlenmiştir. Bu bölgelerde yıkım nedeninin de bu durum olduğu düşünülmektedir Bu bölgelere yönelik daha ayrıntılı çalışmaların yapılması gerekmektedir. Afet İşleri Genel Müdürlüğünce onaylanan son jeolojik, jeoteknik ve jeofizik etüt çalışmalarında dahi bu tür eksikliklerin belirlenmiş olması, imar planlarına esas olarak hazırlanacak olan yer bilim araştırmalarının standart ve kriterlerinin belirlenmesinin yaşamsal önem arz ettiğini ortaya koymaktadır.
l- Bitişik nizamda yapılarda deprem salınımından dolayı özellikle köşe binalarda hasar oluştuğu tespit edilmiştir. Karabaş, Kemalpaşa ve Ömerağa Mahallelerinde bu nedenle hasar gören pek çok bina mevcuttur. Binalarda gerekli deprem derz aralıklarının bırakılması kadar, binaların tablo beton hizalarının aynı seviyede olmasının da deprem güvenliği açısından önem arz ettiği anlaşılmıştır.
m- Bitişik nizamda farklı kat yüksekliklerinin bir arada kullanılmasının, alçak katlı binalara zarar verdiği anlaşılmıştır.
n- Kentin yüksek kesimlerinde ve kaya zemin üzerinde yer alan az katlı yığma ya da betonarme binaların zemin hakim titreşim periyodu ile bina titreşim periyodunun çakışmasından dolayı hasar gördüğü saptanmıştır. Bu durum; binaların kat adedi+hasar ilişkisinin ötesinde zemin durumu+bina temel ve yapı sistemi+hasar ilişkisinin ne kadar önemli olduğu ortaya koymaktadır.
o-Özellikle eğimli alanlarda, bina temelinin sağlam kayaya ya da gerekli önlemler alınarak tek bir jeolojik formasyona oturmamış olan binalarda, kademeli temel uygulanan veya temeli iki farklı formasyona oturan binalarda hasar oluştuğu belirlenmiştir.
p-Binalarda simetrik olmayan ve standartlara uymayan çıkmaların yapılmasının hasarları arttırdığı görülmüştür.
q-Binalara sonradan ve ruhsata aykırı olarak yapılan ilavelerin yıkıma ve hasara neden olduğu belirlenmiştir.
r- Asma katlı binaların daha çok hasar aldığı belirlenmiştir
s- Simetrik olmayan binaların daha çok hasar aldığı belirlenmiştir.. Örneğin Yıldız Blokları.
t- Binaların taşıyıcı sistemlerinin zemin yapısına bağlı olarak seçilmemesi nedeniyle hasar meydana geldiği belirlenmiştir. Örneğin Körfez Mahallesindeki hasar oranı bu yüzden yüksektir.
u-Deprem öncesi imar planlarına esas olarak 1968-70 yılları arasında hazırlanan jeolojik etüt raporlarında yapı ve ikamet için yasaklı bölgeler olarak belirlenmiş ve bu hüküm plan kararlarına da aktarılmış, ancak Afet Bölgesi olarak ilan edilmemiş ve kamulaştırması yapılmamış olan kesimlerde yer alan yapıların hasar gördükleri belirlenmiştir.
v-Belediyemiz sınırları içerisinde yer alan, D-100 Devlet Karayolu üzerinde bulunan köprülü geçişlerin ve yaya üst geçitlerinin ayaklarının hasar görmüş olduğu, ancak bunlara yönelik olarak ilgili kurumlarca hiçbir önlemin alınmadığı belirlenmiştir.
Yukarıda sunulan ve deprem bölgesinde yer alan bir belediye içerisinde yapılan çalışmaların sonuçları dahi; Planlama, imar, yapı denetim ve yargı sisteminin bütüncül eksikliklerine açıklık getirmekte, bu bölgede can güvenliğinin ne şekilde hiçe sayıldığını ortaya koymaktadır.
Ülkemiz yalnızca deprem afeti riski ile karşı karşıya değildir.
Ülkemiz, yer aldığı coğrafyanın taşımakta olduğu; heyelan, kaya düşmesi, çığ, çökme, erozyon, sel, fırtına, dolu, vb. jeolojik ve meteorolojik doğal afet türleri yanı sıra teknolojik afet türlerinin de tehdidi altındadır.
Yerleşim alanları içerisinden geçmekte olan ve I. ve II sınıf Gayri Sıhhi Müesseseler kapsamında yer alan Sanayi Tesisleri ile iç içe geçmiş bulunan NATO Boru Hatları, Doğal Gaz Boru Hatları , LPG Boru Hatları, yerleşim alanları içerisinde hiçbir standarda bağlı olmaksızın kurulan ve işletilen Akaryakıt İstasyonları, Tüp Gaz Satış Bayileri, vb. oluşumlar, bunların taşımakta olduğu yangın, endüstri kazaları, vb riskler ,bu alt yapı tesislerinin yer aldığı bölgelerin taşıdıkları deprem riskleri kentleri patlamaya hazır bomba haline getirmekte, kentlerde yaşam güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.
Marmara Boğazları başta olmak üzere, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleri ile Körfezlerinde denetimsiz ve kuralsız yürütülmekte olan uluslararası deniz trafiğinin taşıdığı kaza, yangın, vb riskler yanında; bu denizlere kontrolsüzce boşaltılan atıklar, kıyılarda yer alan sanayi kuruluşları ve petrol türevleri ile kimyevi madde depoları ve bunlara ait işleme- üretme tesisleri, limanlar, deniz altında inşa edilmiş olan yakıt platformları ve boru hatları vb. oluşumlar, sanayi kuruluşları tarafından eşgüdümsüz ve bütüncül bir yönetim modeline bağlı olmaksızın gerçekleştirilen deniz dolguları ve tehlikeli madde transferine yönelik özel iskeleler; bunların yakın çevresinde yer alan yerleşim alanları ve doğal alanlar açısından; çevre kirliliği, can güvenliği kapsamında, insan ve diğer yaşam türleri için pek çok risk taşımaktadırlar.
Bu tür sanayi- depolama- liman vb. tesislerin ve alt yapı tesisleri ile ulaşım hatlarının yer aldığı bölgelerin ,deprem açısından da risk taşıyor olması, pek çoğunun fay hatları üzerinde bulunması; tehlikenin boyutlarını arttırmaktadır.
22 Temmuz ve 11 Ağustos 2004 tarihlerinde affedilmez hataların sonucunda meydana gelen Tren Kazaları da afet boyutunun hangi noktalara gelebileceğini gösteren en son iki örnektir.
Söz konusu oluşumların her biri için mevcut riskler bilimsel araştırmalar sonucunda ortaya konulmuş ve tanımlanmış olmakla birlikte, bunlara yönelik olarak ciddi önlemler alınmamakta olduğu da bilinen bir gerçektir.
17 Ağustos Marmara Depremi ardından ,depremin etkisi ile İzmit Körfezinde yaşanmış olan TÜPRAŞ yangını dahi, bu konuda gerekli önlemlerin alınması için yeterli olmamıştır.
28 Temmuz 2002 tarihinde, İzmit Körfezi, TÜPRAŞ, İGSAŞ gibi sanayi tesisleri ile aynı bölgede yer alan AKÇAGAZ Firmasına ait LPG Dolum Tesislerinde bir kara tankerine dolum yapıldığı sırada meydana gelen gaz kaçağının statik elektrik ile tutuşması sonucunda oluşan patlama ve buna bağlı olarak meydana gelen yangın hakkında TMMOB Makina Mühendisleri Odası tarafından yapılan incelemelerin sonuçları, Teknolojik Afetlere yönelik olarak ülkemizdeki standartların ve koşulların ne olduğunu ortaya koyar niteliktedir.
Söz konusu rapor incelendiğinde; TÜPRAŞ‘a 1.5 km. mesafede bulunan ve Rafineri güvenlik sahasının bitişiğinde kurulu olan tesiste toplam 660 m3 ( 300 ton) LPG yanmıştır. Yangının çıkış nedeninin, LPG dolum işleminin Tesis bekçisi ve tanker şoförü tarafından gerçekleştirilmesi, yani güvenlik ve işletme kriterlerinin önemsenmemesi olduğu anlaşılmaktadır.
Gelecek için ne yapmak gerekir?
Deprem Konseyi‘nin hazırladığı "Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi" raporuna göre: "Ülkemizde 1940‘ lı yıllardan başlayarak yaşanan hızlı nüfus yığılmaları, kentlerin plan dışı büyümesine, doğanın ve tarihsel mirasın önemli ölçülerde kaybedilmesine, değerli tarım alanlarının, orman, su havzaları ve sel yatakları, doğal dolgu alanları ya da heyelan bölgelerinin yapılaşma baskısı altında kalmasına yol açmıştır.
Yapılaşmanın denetlenmesi, bu konudaki yetki-kaynak çelişkisi, mevzuat vb. yaşanan pek çok sorun yanında, çıkarılan af yasaları ile de olanaksız hale getirilmiştir. Bu tutum, olası tehlikeler karşısında kentlerde yığılan insan ve ekonomik değerlerin, güvensiz ortamlarda ve niteliksiz bir yapı stoku içinde yüksek riskler üstlenmeleri sonucunu getirmiştir. Plan ölçeğinde, imar mevzuatının planlamaya esas olacak temel veri olan; deprem ve diğer afet tehlikesinin belirlenmesi çalışmalarını gözardı etmesi nedeniyle planların hazırlanmasında basit ve yüzeysel bir jeolojik etütle yetinilmesi, alınan plan kararlarının afete duyarlı olması önünde engel teşkil etmiştir.
Yapı ölçeğinde ise, ek imar hakları tanınarak tasarlanandan fazla kat ve yüzölçümü elde edilmesi, taşıyıcı sistemlerde gelişigüzel değişiklikler yapılması yönünde belediyelere ve yetkili diğer kurumlara pek çok baskı yapılmıştır. Bu davranışlara, ruhsatlı yapı stokunda bile görülen malzeme ve işçilik yetersizliklerinin de eklenmesiyle güvenlikten uzak, mimarlık ve mühendislik teknik ve kültürü açısından yetersiz büyük bir yapı stoku oluşmuştur.
Türkiye‘de deprem zararlarının aşırı olmasının başlıca nedeni, gerek imar ve yer seçimi kararlarında, gerekse yapılaşma işlerinde, planlama- projelendirme ve uygulamanın yetersiz olması ve denetim yapılmasına olanak verecek koşulların bulunmamasıdır. Oysa, deprem ve diğer afet zararlarının azaltılmasında en etkili rolü oynayacak önlemler, yapılar, kentsel alanlar ve yerleşme bütünü ölçeğinde başvurulacak değerlendirmelere dayalı imar kararları içeriğinde yer alır ve bu yolla uygulama bulur. Gerek yerleşime yeni açılan alanlarda, gerekse yerleşilmiş alanlarda deprem ve diğer afet zararlarını azaltma amaçlı çalışma biçimlerinin hemen hepsi doğrudan imar etkinlikleri ve mevzuatı kapsamındadır.
Bu nedenle afet zararlarını azaltmak üzere, kentsel risk belirleme ve risk yönetimi konularında teknik yöntemlerin geliştirilmesi, bunların imar sistemi ile bütünleştirilmesi, ilgili mevzuatta kapsamlı değişikliklerin yapılması ve belediyelere kent planlaması görevini bu doğrultuda yürütebilmeleri için kaynak, yetkilendirme ve teknik desteklerin verilmesi gerekmektedir.
Bugün, deprem ve diğer afet türlerinin tehlikesi altında bulunan tüm yerleşim alanlarında, belediyelerce ve ilgili tüm kurum ve kuruluşların da katılımı ile , yerleşim alanlarının afet güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak ortak bir programın ve kapsamlı bir iş bölümünün geliştirilmesi zorunluluk arz etmektedir. Bu programın, yerleşme ölçeğinde yerbilimsel araştırmalara ve kentsel risk belirleme çalışmalarına öncelik vermesi, bir özel ana plan hazırlanması, uygulamalar için yaptırım gücünün elde edilmesi ve bu uygulamalar için kaynak sağlama yöntemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla ilgili mevzuat düzenlemelerinin de yapılması gereklidir."
Burada yer alan açıklamalara ek olarak;
Afetlere karşı hazırlıklı olmak, afet öncesi riskleri görmek ve bunlara karşı can güvenliğini sağlayacak önlemleri almak birincil önceliğe sahiptir.
Temel insan hakkı ve Anayasal bir hak olan "can güvenliğinin olduğu sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı‘nın sağlanması için:
ÜLKE ÖLÇEĞİNDE:
1- Afet Yasası değiştirilmeli, çağa ve toplumsal yaşam koşullarımıza uygun hale getirilmelidir.
2- İmar süreci yeniden yapılandırılmalı, toprak hukuku ilkeleri, afetlere duyarlılığı öne çıkaracak şekilde yeniden belirlenmelidir.
3- Ceza hukuku ilkeleri, imar ihalelerine karşı duyarlı hale getirilmelidir. İmar mevzuatı, imar suçlarını işleyenlere karşı yalnızca para, ya da işten uzaklaştırma cezaları değil, meslekten uzaklaştırma ve hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımlarına bağlanmalıdır.
4- Devlet Planlama Teşkilatı kanunla kendisine verilen görevi yerine getirerek ülke genelinde bölge planlarını, bölgesel üretim süreci ve bölgenin taşıdığı afet risklerini dikkate alarak yapmalıdır.
5- İlgili bakanlık çevre düzeni planlarını ülke genelinde hayata geçirmelidir.
6- Belediyeler mevcut yer bilim araştırmaları son teknolojik gelişmeler doğrultusunda yeniden yapmalı, bu doğrultuda üst ölçekli planlara da uygun olarak ülke genelinde tüm kent planları yeni bir anlayışla irdelenmelidir.
7- Marmara bölgesi başta olmak üzere; Türkiye‘nin deprem riski altında bulunan Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Ege ve diğer bölgelerin;
Yerleşim alanlarının yapı stoku envanterinin çıkarılarak, mevcut yapı stoklarının mühendislik açısından bilimsel olarak elden geçirilmeli,
Can güvenliğini tehdit eden, yıkılması gereken yapılar yıkılmalı,
Sadece teknik araştırma sonunda belirlenecek yapılar güçlendirilmelidir.
17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım Düzce depremlerinde kazanılan deneyimlerin deprem tehlikesi altında olan diğer bölgelerimize taşınması öncelikli öneme sahiptir.
8- Yapı stoku üzerinde yapılan araştırmalara paralel olarak, yapıların yer aldığı yerleşim bölgeleri üzerinde de afet riskleri başta olmak üzere diğer koşullarda dikkate alınarak; tasfiye, iyileştirme, dönüşüm, yenileme ve benzeri sosyal boyutu da olan projeler hayata geçirilmelidir.
9- Sağlıklı bir çevrede yaşam hakkını güvenceye alacak yeni konut ve çalışma alanlarının oluşturulması için insanlığın kollektif aklını ve iradi etkinliğini temsil eden planlamayı toplumsal yaşamımıza sokacak bir sürece girilmelidir.
10- Bilirkişilik kurumu yeniden ele alınarak, kurumsal düzenleme TMMOB‘nin yetki ve sorumluluk alanında bir olgu olarak değerlendirilmelidir.
BÖLGE ÖLÇEĞİNDE
1- Okul ve hastaneler başta olmak üzere kamu yapılarının depreme karşı güvenli olup olmadıklarının tesbiti için konunun uzmanı mühendisler tarafından kontrolüne yönelik olarak Valilik koordinasyonuyla çalışma başlatılmalı, bu çalışmanın içerisinde Üniversiteler, TMMOB‘ne bağlı ilgili Meslek Odaları ve Belediyelerin yer alması sağlanmalıdır.
2-Deprem bölgesinin önemli bir bölümü için geçerli olan, ancak endüstriyel tesislerin özelliği nedeniyle Körfez İlçesi öncelikli, bölgenin Olası Endüstriyel Kazalara karşı önlemleri gündeme getirilmelidir. Bölgede bulunan LPG Depolama ve Dolum Tesisleri gibi tüm endüstriyel tesislerin risk analizlerinin yapılması sağlanmalıdır. Bu tür tesislerin güvenlik mesafelerinin taşıdıkları risklere göre yeniden belirlenmesi zorunluluktur. Bu mesafeler içersinde yer alan yerleşim alanlarının kamulaştırılması işleminin finansmanının tesis sahipleri tarafından sağlanması, bu alanların Bakanlar Kurul Kararı ile afet bölgesi, yapı yasaklı alan ilan etmesi zorunluluktur. Bu bölgelerde "ruhsatlı binalarda"yaşamakta olan bölge halkının konut için hak sahibi yapılması zorunluluktur.
3- Afet bölgesindeki orta hasarlı olup onarılmayan binaların yıkım kararları alınmalıdır. Ağır hasarlı olup halen yıkılmamış olan binalar ise bir an önce yıkılmalıdır. Bu binalarda oturanlar hak sahibi sayılmalıdır. Enkazı kaldırılmayan binaların tasfiyesi sağlanmalıdır.
4- Kalıcı konut alanlarındaki sağlık ocağı, okul gibi sosyal teknik donatı alanlarının yapımı tamamlanmalıdır.
5- Depremlerden mağdur olan vatandaşlarımızın barınma-konut-kira ve çalışma-işsizlik-işyeri konularında desteklenmelerine yönelik olarak yeniden yapılanma ve kalkınma projesi oluşturulmalıdır.
Yukarıda belirtilen çözüm önerileri kapsamında TMMOB‘nin, mühendislik ve mimarlık alanında kendi üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmesindeki kararlılığı sürmektedir.
Yaşadığımız Felaketi
Unutmadık! Unutturmayacağız !
YAŞADIĞIMIZ FELAKETLERİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ !


