DEVRİMCİ YAZAR VE OZANLARIMIZI ANDIK

03.06.2005

TMMOB Makina, İnşaat ve Elektrik Mühendisleri Odası tarafından düzenlenen Devrimci Yazar ve Ozanlarımızı Anma Etkinliği 2 Haziran 2005 tarihinde Ankara Sanat Tiyatrosu'nda gerçekleştirildi.

Açılış konuşmaları Makina Mühendisleri Odası Başkanı Emin Koramaz ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı tarafından yapıldı.

3 oturumun düzenlendiği panelde Nazım Hikmet, Ahmed Arif ve Orhan Kemal şiirleriyle ve yazılarıyla anıldı.

TMMOB Başkanı Soğancı konuşması sırasında şunları söyledi :

Sevgili Katılımcılar,

Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Makina, İnşaat ve Elektrik Mühendisleri Odalarımızın ortaklaşa düzenlediği bu etkinlikte sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum.

Benim kuşağımın, benden bir önceki kuşağın, 68‘lilerin, 78‘lilerin kişisel tarihlerinde bu gün anmakta olduğumuz devrimci yazarlarımız ve ozanlarımızın mutlaka etkisi, mutlaka bir yeri vardır. Öncelikle kendimden örnekler vermek isterim:

Köy Enstitülü bir öğretmenin çocuğu isen başka bir şansın yoktur, Orhan Kemal‘i, Fakir Baykurt‘u, Yaşar Kemal‘i, Kemal Tahir"i okumaktan başka. "Hanımın Çiftliği, Vukuat Var, Kaçak" üçlemesini kendi içinde yazılış sırasına göre okuyacaksın ve sen daha doğmadan yaşanmış 60 öncesi Türkiye‘yi tüm yaşanılanları ile anlayacaksın. 72. Koğuş‘u okumak onlardan sonra gelir. Sonra da Babaevi, Ekmek Kavgası, Üç Kağıtçı, Sokaklardan Bir Kız ve diğerleri. "Önce okumak gerekir" diyen babamı ve tabi ki Orhan Kemal‘i saygıyla anıyorum.

80 öncesidir: Nazım‘ın sözlerini hepimiz birden söylerdik: "Akın var, güneşe akın, güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın. Düşmesin bizimle yola evinde ağlayanların gözyaşlarını boynunda ağır bir zincir halkası gibi taşıyanlar, bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar."

Sonra 80 karanlığı: Önce 96 gün Derin Araştırma Laboratuarında kalış. Ankara Emniyetinin arkasındaki spor salonunda oluşturulmuş işkence hane. Bilinen adı ile DAL. Sonra Mamak tecrit 2 ön 39. Yalçın‘ın kulakları çınlasın. Üç küsur ay da hücre. Sonra D blok. Aradan yedi ay geçer, aylardan haziran ve aklında Nazımın sözleri vardır: "Bu gün Pazar, bu gün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak, bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldamadan durdum. Sonra saygıyla toprağa oturdum, dayadım sırtımı duvara. Bu anda ne düşünmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. Toprak, güneş ve ben... Bahtiyarım."

Mamak D blok günleri. Yüreğin yaralı olduğu günler ama bulunduğun yer yarı açık ceza evi gibi. Bırakmak esas ama isteyene Komünden ya 10 adet birinci ya da bafra, onları istemezsen üç filtreli sigara. Tercih senin. Koğuşta değil iki koğuşun arasındaki aralıkta içeceksin. Aklında hep Ahmet Arif‘in sözleri: "Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere. Yastığım, ranzam, zincirim, Uğruna ölümlere gidip geldiğim, Zulamdaki mahzun resim, Haberin var mı? Görüşmecim yeşil soğan göndermiş, karanfil kokuyor cigaram. Dağlarına bahar gelmiş memleketimin."

1994‘te bir büyük ütopyanız var: Sıkıntılı, sancılı, sorunlu bir ülkede yaşıyorsun, bir grup arkadaşınla meslek odacılığının önemine inanıyorsun, gereği için yol haritanızı belirliyorsunuz. Bu yol haritasında öğrenci üyeliği sizin için çok önemli bir çalışma alanı olarak tespit ediyorsunuz. Ütopyalarınız var. Biri de: Kurultay Atatürk Spor Salonunda toplanacaktır. Yönetmeliği Genel Kurul‘dan geçiriyorsunuz, giderek tüm ekip, hepiniz inanıyorsunuz bu işe, ütopyalarınız önce hayale, sonra gerçeğe dönüşüyor. Birinci kurultayda üçyüz, ikinci kurultayda bin, üçüncü kurultayda ikibinbeşyüz ve dördüncüsünde üçbinbeşyüz öğrenci ile birliktesiniz. Tarih 2005in Mart ayı. Yer Atatürk Spor Salonu. Açılış konuşmasında Nazım‘dan sözler söylüyorsun: "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin: İşin kolayına kaçmadan ama. Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmin değil, ne de ak örtüde elmaların. Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini. Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin: 1961 yazı ortalarındaki Küba"nın resmini yapabilr misin. Çok şükür çok şükür bu günü de gördüm, ölsem de gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstat."

19 Mart‘ta "Dünyanın Sokakları Bizim" diyerek İşgalin İkinci yılında İstanbul‘da Kadıköy alanındasınız. Alanda onbinler var. Kürsüdesin ve gene Nazım‘dan söylüyorsun: "Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu. Önümüzde bakır taslar güneş dolu. Dostların arasındayız. Güneşin sofrasındayız. Dağlarda gölgeniz göklere vursun, göz göze yan yana durun çocuklar. Tasları birbirine vurun çocuklar." Ve ekliyorsun: Dik durun çocuklar.

1 Mayıs‘ta tüm Türkiye‘de emek örgütlerinin mücadele, birlik ve dayanışma adına düzenlediği etkinliklere katılıyorsunuz. Hep birlikte alanları özgürleştiriyorsunuz. Bu kez Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Başkanı sıfatıyla ve Birlik adına kürsüden gene Nazım‘dan söylüyorsun: "Demeğe de varmıyor ama kabahatın çoğu senin be canım kardeşim"

Ve asla aklından çıkmaz Adiloş bebeye Ahmet Arif‘in söyledikleri: "Bunlar, Engerekler ve çıyanlardır. Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır. Tanı bunları, tanı da büyü.. Bu namustur, künyemize kazılmış, Bu da sabır, ağulardan süzülmüş. Sarıl bunlara sarıl da büyü."

Sevgili arkadaşlar,

Örnekleri çoğaltmak tabi ki mümkün. Hepimizin mutlaka başka örnekleri var. Burada onları paylaşacağız.

Bitirirken, sözü bu güne getirdiğimde de şunları söylemek istiyorum.

2 Haziran 1998 de, bu etkinliğin ilki yapıldığında dönemin Makina Mühendisleri Odası Başkanı sıfatıyla açılış konuşmasında şunları da söylemiştim:

Makina Mühendisleri Odası adına, Elektrik Mühendisleri Odası adına, Mimarlar Odası adına ve bu odalarımızın Ankara şubeleri adına hepinize hoşgeldiniz diyorum.

Makina Mühendisleri Odası Genel Kurulunun akşam yemeğinde, kendi aramızdaki bir konuşmanın devrimci yazar ve ozanlarımıza sahip çıkmanın gerekliliği noktasında yapılan bir konuşmanın bu gün hayata geçmesinden dolayı duyduğum keyfi ifade etmek isterim. Birliğe bağlı üç odamızın ortak çalışma refleksi ile gerçekleştirdiği bu etkinliğin, Birlik ve bağlı Odaları açısından oldukça önemi var. Diliyorum bu çalışma üç odamızın birlikte gerçekleştirdiği bu çalışma, Birliğe bağlı diğer Odalarımızın yöneticilerine de örnek olur ve benzeri çalışma, birlikte yan yana olma anlayışları iki yıllık çalışma dönemlerinde yaşama geçer.

Bu etkinliğin ilk duyurusu çıktığında telefonlar aldık: "Sizin işiniz ne, siz bir meslek odasısınız, devrimci yazarlara, devrimci ozanlara sahip çıkmaktan size ne?"

Evet, ülkede bir çete hukuku var iken, yargısız infazlar var iken, ölüm var iken, kan var iken, enflasyon var iken, yolsuzluk var iken, yani güzelin dışında ne var ise o var iken, meslek odası ne yapsın? Belki sistemin potansiyel suçlusu ilan ediliyoruz, belki sistemin suçlusu olarak tanımlanacağız ama, biz bu halkın yarattığı devrimci değerlere sahip çıkmaya devam edeceğiz. Üstelik "Bu iş de bize kaldıysa, vay bu ülkenin haline" diyoruz. Birlik, ona bağlı odalar, odaların yöneticileri ve örgütlü üyeleri, bir yandan kendimizi uzmanlaştırmaya yönelik mesleki çalışmalar yaparken, öte yandan da meslek alanlarımız ile ilgili ülke gerçeklerini dile getireceğiz, sorunları tespit edeceğiz, çözüm yolları önereceğiz, öte yabdan da, bu dünyanın en güzel coğrafyasında yaşayan bu halkın, kendi içinden yarattığı devrimci değerlere sahip çıkacağız. Eğer biz potansiyel suçlu isek, sistemin bu suçlamasını kabul ediyoruz ve bu suçu işlemeye devam edeceğiz.

Değerli katılımcılar,

Bilinir ki; Meslek Odaları yöneticileri çok üretmek için, derdini anlatabilmek için çok yazarlar, çok konuşurlar. Ancak söz şiirin olduğunda, söz edebiyatın olduğunda, söz ozanın ve yazarın olduğunda, haddimizi biliyoruz.

Evet "Haziran‘da Ölmek Zor". Katılımızdan dolayı hepinize tekrar teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Bunları söylemişim.

Sevgili arkadaşlar,

2004 yılında gerçekleştirilen etkinlik sırasında da arkadaşlar anı defteri koymuşlar, sonra etkinlik kitabına da katılımcıların yazdıklarının tıpkı basımını yapmışlar. Orada da yazmışım: "İyi ki vardınız" diye.

İyi ki bu ülkenin devrimci yazar ve ozanları var, iyi ki bu ülkenin onlara sahip çıkma inadını ısrarla sürdüren Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği ve o birliğin odaları, odaların örgütlü üyeleri var. İyi ki sizler varsınız.

Hepinize saygılar sunuyor, katılımızdan dolayı teşekkür ediyorum.