DİYARBAKIR KENT SEMPOZYUMU/ 24-26 NİSAN 2009/ DİYARBAKIR

24.04.2009

Değerli Katılımcılar,
Sevgili Arkadaşlar

Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına saygıyla, sevgiyle, dostlukla selamlıyorum. İl Koordinasyon Kurulumuz tarafından düzenlenen Diyarbakır Kent Sempozyumumuza hoş geldiniz.

Öncelikle TMMOB adına bu etkinliğin sekreteryasını yürüten Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu Sekreterimiz İdris Ekmen‘in şahsında, Diyarbakır birimlerimizin yöneticilerine, çalışanlarına, emek veren herkese ve görüşlerini bizimle paylaşacak bilim insanlarına ve uzmanlara Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ederim.

Ayrıca 29 Mart Yerel Yönetim seçimlerinde büyük oranda halkın desteğini alarak seçilmiş bulunan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı ile ilçe belediye başkanlarımıza da yeni çalışma dönemlerinde başarılar diliyorum.

Değerli Katılımcılar,

Mühendislik bilim ve teknolojiyi insanla buluşturan bir meslek. Bizim örgütümüz TMMOB de, bir yandan üyelerinin haklarının elde edilmesine, taleplerinin gerçekleşmesine yönelik çalışmalarda bulunurken, bir yandan da meslek alanları üzerinden Türkiye gerçeklerini ortaya koymak, ülke sorunlarını tespit ederek çözüm önerilerini sunmak için çalışmalar yürütüyor. Biz iki dönemdir bu çalışmalarımıza kentlere yönelik etkinlikleri de ekledik ve geçtiğimiz 3 yıllık bir süreçte, Bursa, İstanbul, Ankara, Kocaeli, Eskişehir, Bodrum, Denizli, Adana, Mersin, Samsun, İzmir, Aydın, Edirne‘de kent sempozyumları düzenledik. Bugün de Anadolu tarihinin taşlara yazıldığı surlar kenti Diyarbakır‘dayız. Bundan sonra bu etkinliklerimizi sürdüreceğiz, Kırklareli, Van, Batman sıradaki planlanmış etkinliklerimiz. Niyetimiz örgütlü olduğumuz tüm illerde bu etkinlikleri yapmak.

TMMOB, kentlerimizin arzulandığı biçimde yaşatılması için gücünün ve potansiyelinin farkında olarak farklı seçenekler sunma görevini bir sorumluluk olarak görüyor. İşte bu nedenle kent sempozyumlarına da ayrı bir önem veriyoruz. Bu etkinliklerimizde kentlerin mevcut durum tespitleri yapılırken aynı zamanda bu tespitten yola çıkarak "Nasıl Bir Kent İstiyorum" sorusuna da kentte yaşayanlarla birlikte yanıt arıyoruz.

TMMOB kent yaşamını ilgilendiren imar, kültür ve turizm, çevre, kamu yönetimi ve yerel yönetim sistemini düzenleyen yasaların eksiklik ve yetersizliklerinden bahsederken insan sağlığı, doğal çevre, insan hakları-kentli hakları, katılım, yaşanabilirlik gibi kavramlara referans vermektedir.

Biz biliyoruz: Sanayi, enerji, turizm, tarım, ulaşım, sağlık, çevre, eğitim, kent, kültür ve sanat politikaları bir arada gerçekleştirilmedikçe ve her birine eşdeğer önem verilmedikçe arzu ettiğimiz kent yaşamı gerçekleşmeyecektir.

TMMOB olarak biz;

Özerk-demokratik, katılımcı ve etkin bir yerel yönetim talep ediyoruz. Kentsel hizmetlerin sunumunda eşitlik, kaynakların programlı kullanılması ilkelerine uyulmasını talep ediyoruz. Kamu yararına ve çağdaş şehircilik anlayışına uygun, uzmanların ve toplumun katılımına açık bir yerel yönetim talep ediyoruz. Çevreye duyarlı, altyapı hizmetlerini yeterli düzeyde sağlayan bir yerel yönetim talep ediyoruz. Kentte yaşayan bütün kesimlerin sağlığını öncelik alan, içme suyu, atık su, katı atık ve ısıtma hizmetlerinde insan sağlığına uygun yatırımlar yapılmasını talep ediyoruz. Uzun ömürlü, kalıcı ve kaliteli ulaşım altyapısı ve hizmetleri talep ediyoruz. Kentlerimizin kendine özgü karakterini, kimliğini, tarihi mirasını koruyan ve geliştiren yatırım ve hizmetler talep ediyoruz. Kentlerimizin engelliler, yaşlılar ve çocuklar için güvenli, ulaşılabilir olmasını, dezavantajlı olan bu kesimlere kalıcı ve sürekli destek verilmesini, hizmetlerden yararlanmasına olanak sağlanmasını talep ediyoruz. Kentin kaynaklarını belirli kesimlere aktaran yolsuzluklara, rant amaçlı yatırımlara, kente karşı işlenen suçlara son verilmesini talep ediyoruz.

Ekonomik ve sosyal yaşamın desteklenmesini, kentlerimizin gündüz ve gece canlı olmasını, sosyal, kültürel ve spor amaçlı etkinliklerin sürekli olmasını talep ediyoruz.

Bu taleplerin karşılanabilmesi için duyarlı, etkin ve üretken bir yerel yönetim politikasının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Yerel seçimlerden önce yayımladığımız "Nasıl Bir Kent? Nasıl Bir Yerel Yönetim?" raporumuz tüm yerel yöneticilerin el kitabı olacak niteliktedir.

TMMOB, uzunca bir süredir değişik kentlerimizde düzenlendiği "kent sempozyumları" ile meslektaşlarının ve uzmanların tespit ve önerilerini kapsamlı biçimde kamuoyuyla paylaşmanın ortamlarını yaratmıştır. Bu sempozyumlar göstermiştir ki; ülkemiz kentleri çağdaş toplumlara yakışır biçimde yönetilmemektedir.

Kentlerde; sağlık, çevre, altyapı, ulaşım, barınma, ısınma, eğitim, kültür ve benzeri birçok konuda sorunlar yaşanmaktadır. Diğer yandan kentlerimiz; deprem, sel, heyelan ve yangın gibi afetlere hazırlıklı değildir.

Ülkemizde yerel yönetimler alanında, özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve takip eden yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle yerel idarelerce yürütülen hizmetlerde kamu yararı önceliği sürekli ihmal edilmiştir Yıllar içinde, kentlerin imar, planlama, altyapı, ulaşım, çöp, su gibi konulardaki sorunları çeşitlenmiş ve derinleşmiştir.

Yerel yönetimler ekonomik ve toplumsal politikaların önemli bir uygulama alanını oluşturmaktadır. Siyaset ve sermaye kesimlerinin bu ilgisi, maalesef kent mekanına ve kentsel yaşama olumlu yönde yansımamaktadır. Kentlerde yaşayanlar, eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi temel haklardan yoksun bırakılırken, sosyal donatı ve teknik altyapı hizmetlerinin sağlanmasında kullanılması gereken hazine arazileri gibi kamusal varlıklarımız özelleştirmelerle yerli ve yabancı sermayenin hizmetine sunulmaktadır. Bununla birlikte kentsel altyapı, ulaşım, eğitim, kültür, sağlık, çevre vb. alanlarda temel kamu hizmetleri ticarileştirilmekte, kamusal kaynaklarımız bir avuç azınlığa aktarılmaktadır. Emekçilerin, yoksulların ve tüm ezilenlerin sosyal, ekonomik ve siyasal yaşamdan tümüyle dışlandığı yıkıcı bir ortamda yoksulluk ve açlık derinleşerek sürmektedir.

TMMOB, kentlerimizde var olan sorunların aşılması, sağlıklı kentsel çevrelerin oluşturulması ve kentsel yaşam kalitesinin iyileştirilmesi doğrultusunda, toplumun büyük bölümünün dışlayan, halkın katılım ve denetimine kapalı yerel yönetim biçiminin aşılmasını, kent halkının ve meslek örgütlerinin demokratik katılımı ve denetimini sağlayacak bir anlayışın geliştirilmesini, öncelikli ve temel gerek olarak görülmektedir.

Değerli Katılımcılar,

Bugün sizlerle birlikte Diyarbakır üzerine söyleyeceklerimiz var. Diyarbakır üzerine uzmanların, bilim insanlarının, yerel yönetim temsilcilerinin, Diyarbakırlıların söyleyecekleri var. Tarihi yapısı ve kültür dokusuyla bugüne, ayakta kalan surlarıyla gelen Diyarbakır ne yazık ki günümüzde bir sorunlar yumağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihte birçok medeniyete başkentlik etmiş ve Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenin en gelişmiş kentlerinden olan Diyarbakır; merkezi hükümetlerin kente verdikleri önemi gittikçe azaltmaları ve özellikle son otuz yılda yaşanan sorunlar nedeniyle aldığı büyük göç ve sonrasında yaşanan çarpık kentleşme kenti yaşanabilir bir halden uzaklaştırmaya başlamıştır. Son dönemlerde kentin modern bir görünüm kazanması için çalışmalar yürütülse de bu çabaların geliştirilmesi gerektiği ve daha yapılması gereken birçok çalışma olduğu ortada duran bir gerçektir. Üç gün sürecek sempozyumumuzda, Diyarbakır‘ın sorunlarını birlikte masaya yatıracak, çözüm önerilerini birlikte oluşturacağız.

Nazım Hikmet şiirinde şöyle demişti:

Evler tek katlı da olabilir yüz katlı da
İş bunda değil
Yeter ki sokaklarımızı ezmesinler
Yeter ki temiz çevik güler yüzlü görsünler hizmetimizi
Çıplak duvarlara diyeceğim yok taze ve canlıysalar
Dar pencereler giyotini hatırlatır bana
Pencere dost sözü gibi rahat ve geniş olacak
Ağaçsız asfaltı sevmiyorum
Parklarda göller göllerde ak kara kuğular olabilir hatta ara sıra bando mızıka
Ama en önemlisi parklarda öpüşülebilmeli
Aptal ölü ellerini operette arya söylermiş gibi açmış mankenleri sevmiyorum
Taştan ve tunçtan insanları sevmiyorum tabanlarından inip aramızda dolaşmıyorlarsa
Bankaları ve hükümet konaklarıyla övünen şehirleri sevmiyorum
Sevdiğim şehirler sağlık evleriyle övünenlerdir
Çocuk bahçeleriyle övünen şehirler

İşte TMMOB konunun bu tarafındadır.

TMMOB, "bir kente sahip çıkacak o kentte yaşayan bireylerdir" diyor. Kente dair her türlü kararda kentlilerin katılımının sağlanmasını istemek ve kentli haklarını savunmak vazgeçilemez bir görevimizdir. TMMOB görevinin gereklerini yerine getirmeye kararlıdır. TMMOB "Kentin sakini değil sahibi olalım, bunun için mücadele edelim" diyor.

Değerli Katılımcılar,

Toplumsal alan ile bilimsel alanın sentezini yapan TMMOB, ülkemizin sorunlarıyla, insan olmaktan kaynaklı siyasal sorumluluk anlayışıyla, mesleki sorumluluklarımızı aynı çerçevede değerlendirir. Bu itibarla mesleki sorunlarımızı siyasal sorunların bir sonucu olarak görüp, mesleki demokratik kitle örgütü olmanın sorumluluğuyla çalışma yürütür. Mesleğin ve meslektaşların sorunlarının ülkenin ve dünyanın sorunlarından ayrılamayacağı bilinciyle; ülkemizde ve dünyada dogmaya karşı bilimi, kin ve nefrete karşı sevgiyi, savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunma amacıyla çaba gösterir.

1973-1980 yılları arasında TMMOB Başkanlığını yapmış Teoman Öztürk‘ün "Yüreğimizdeki insan sevgisini ve yurtseverliği, baskı ve zulüm yöntemlerinin söküp atamayacağının bilinci içinde, bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgenlerin değil, emekçi halkımızın hizmetine sunmak için, her çabayı güçlendirerek sürdürme yolunda inançlı ve kararlıyız" sözleri hala yolumuzu aydınlatmaktadır. TMMOB, emekten ve halktan yana mücadelesini, demokratik ve bağımsız bir Türkiye yaratılması yönündeki çalışmalarını aynı kararlılıkla sürdürmektedir.

Değerli Katılımcılar,

Burada, bu kent sempozyumunda ülkemizdeki güncel gelişmelere ilişkin TMMOB görüşlerini de sizlerle paylaşmak isterim:

İşte "birlik, mücadele, dayanışma" günü 1 Mayıs. Neoliberal sistemin çöküşünün, "yeni dünya düzeni" teorilerinin sınıfta kalışının yaşandığı günümüzde; kapitalist küreselleşmenin krizinin faturasının emekçilere kesilmeye çalıştığı bir dönemde, işçi sınıfının mücadelesinin yükseltilmesi açısından bu 1 Mayıs‘ın ayrıca önemli olduğuna inanıyoruz. Emekçiler, "1 Mayıs İşçi Bayramı"nda işten atmalara, düşük maaş artışlarına, yoksulluğa, işsizliğe, zamlara ve anti demokratik uygulamalara karşı yurdun dört bir yanında seslerini yükseltecekler.

Tavrını emekten ve halktan yana koyan TMMOB, her 1 Mayıs‘ta olduğu gibi bu yıl da emek-meslek örgütleri ile omuz omuza alanlarda yerini alacak. 1977 1 Mayıs‘ında Taksim‘de olan, 2007 yılında, 77 katliamının 30‘uncu yıldönümünde Taksim‘e çıkılmasında önemli bir rol oynayan TMMOB, bu yıl da başta Taksim olmak üzere örgütlü yapısıyla tüm kentlerde alanlarda olacak.

İşte ülkemizin temel sorun alanlarından biri: Kürt sorunu. Ülkemizde uzun zamandır Kürt sorunundan kaynaklı bir gerilim söz konusudur. Son günlerde yaşanan bir takım olaylar kaygılarımızı katlayarak artırmaktadır. Kürt Sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmemiş olması, çözülmek istenmemesi ülkemize ve insanımıza çok büyük kayıplar verdirmiştir. 40.000 insanımız hayatını kaybederken, bugün yapılan kazılarda ortaya çıkan kemikler, kazanlarda insanların yakıldığına dair itiraflar, boşaltılan binlerce köy ve şehirlerin varoşlarında yoksulluğun pençesine savrulan milyonlarca insan yaşanan insanlık dramını gözler önüne sermektedir.

Kürt sorununun çözümü, ancak demokrasi sınırları içerisinde, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı çerçevesinde düzenlemelerle mümkün olacaktır. TMMOB, Kürt sorununun insanımızın bir arada ve kardeşlik içinde yaşamasını esas alan bir dönüşümle çözümünden yanadır. Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen hala bir şans vardır; o şansın adı da "barış"tır. Toplumsal barışın tesisi en acil ihtiyaçtır ve bu "istenirse" yapılabilecek bir olgudur.

Adalet olmayınca barış da olmuyor. Demokrasi, özgürlük ve hukuk herkes için olduğunda gerçek manada anlam kazanabilir. Konu kendisi olduğunda halen, üzerimizde baskı var, diye mazluma oynayanların, aslında zalim bir muktedir oldukları gerçeğini TMMOB iyi bilmektedir.

Bu ülkede, demokrasi diye başlayan her adımın ardından baskı ve zor çıkmaktadır. TMMOB, "Ergenekon yetmez, 12 Eylül darbecileri yargılansın, sözü doğrudur, ancak yeterli değildir. Biz 12 Eylül düzeniyle hesaplaşmalıyız." demektedir. Ancak, Ergenekon operasyonu ile derin devlet tasfiye ediliyor havasının altından yeni bir derin organizasyon kendini gösteriyor. Kime uzanacağının sınırı olmayan hukuku ve vicdanları zedeleyerek yürütülen Ergenekon çuvalına AKP‘ye karşı olan herkes bir yanından bulaştırılmaya çalışılıyor. Geçtiğimiz günlerde yaşamının her safhasında "Ne Şeriat ne darbe" diyerek insanımızın özlemini anlatan Prof. Dr. Türkan Saylan‘a yönelik yapılanlar bunun en çıplak örneği olarak yaşandı.

Diğer yandan DTP‘ye yönelik bir operasyon sürdürülüyor. "Yerel seçimler bir referandumdur" diye meydan okuyanlar, referandumda başaramadıklarını operasyonlarla ve baskıyla hayata geçirerek DTP‘yi fiilen ortadan kaldırmaya uğraşıyorlar. Artık herkesin anlaması gereken tek şey Kürt sorununun DTP olmadan çözülmesinin imkânsızlığıdır. Bu herkes tarafından algılanmalıdır.

Değerli Katılımcılar,

Bu ülkenin kahredici kaderini değiştirerek kardeşliğin yeniden yeşertilmesini, insanımızın eşit ve özgür bir ülkede bir arada yaşamasının yollarını birlikte bulmalıyız. Bunu kimseden bekleyemeyiz. Yollar ancak biz yürürsek açılır ve gelecek ancak biz onu değiştirebilirsek bugünkünden daha güzel olabilir.

23 Nisan‘ın tüm çocuklar için gerçek bir bayram günü olduğu bir ülkede yaşamak istiyoruz. Diyarbakır‘da ‘polise taş atmak‘ ve ‘örgüt adına faaliyette bulunmak‘ suçundan 6 yıl hapse mahkum edilen, 10 ay cezaevinde kalan 4 çocuğumuz ve bütün çocuklarımız için bunu yapmalıyız. Bugün bütün dünya halklarının çocuklarını sevgiyle kucaklıyorum.

Her gün görüyoruz ki bizim birbirimizden başka kimsemiz yok ve bizim birbirimize her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. O yüzden halklar arasına düşmanlık tohumu ekmeye çalışanlara inat barışı ve bir arada yaşama iradesini güçlendirelim.

Yıllardır bu topraklarda yükselen büyük ve onurlu "başka bir Türkiye ve başka bir yaşam isteğini, ülkenin dört bir yanında ezilen, sömürülen herkesin sesiyle birleştirerek adalet için özgürlük için harekete geçelim.

İşsizlik rekorları kırılıyor bu ülkede. Yoksulluk ve sefalet almış başını gidiyor. Kriz emekçileri teğet geçmiyor. Zenginler krizi fırsata çevirip zenginliklerine zenginlik katarak yaşamaya devam ediyorlar. Adaletsizliğin adaletsizlik olarak, açlığın açlık olarak sürüp gitmesini sağlamak için kapitalist küreselleşmenin bu düzenini korumaktan söz ediyorlar.

Görülüyor ki çetelerle, kirli ilişkilerle, suç örgütleriyle, faili meçhullerle, katliamlarla yönetilmiş bu düzen; insanımıza baskı, zorbalık, ölüm, açlık, işsizlik ve sefaletten başka bir şey sunmuyor. O yüzden adaletsizliğin yerine adaleti, baskıların yerine özgürlüğü, düşmanlık yerine kardeşliği var edecek bu bir sistemin oluşumu için hep birlikte mücadele etmeliyiz.

Çünkü hayatla ölümü, özgürlük talebiyle zulüm ve baskıyı, insanca ve bir arada kardeşçe yaşama özlemiyle daha çok sömürme hırsını, uzlaştırmak mümkün değildir!

Değerli Katılımcılar;

Savaşın değil, barış ve kardeşliğin dilinin hakim olduğu, kendi insanıyla barışık, emekten ve halktan yana bir ülke özlemiyle hepinizi sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum.

Sempozyumumuza hoş geldiniz.

Mehmet Soğancı
TMMOB
Yönetim Kurulu Başkanı