ELEKTRİK PİYASASI YASASI

23.02.2001

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Kaya GÜVENÇ ve Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ali YİĞİT bir basın toplantısı düzenleyerek, Elektrik Piyasası Yasasını eleştirdiler ve elektrik ve doğalgaz konularında kuşkulu noktaların yanıtlanmasını istediler.

ÖZELLEŞTİRME MANTIĞI VE HUKUK İHLALLERİ ENERJİ SEKTÖRÜNÜ DE DARMADAĞIN ETTİ. YÖNETİM KRİZİ, ENERJİ KRİZİNİ YARATTI! TBMM‘DEN GEÇEN ELEKTRİK PİYASASI YASASI ÇÖZÜM OLMAYACAK, BU ALANDAKİ SÖMÜRÜYÜ ARTIRACAKTIR!

Türkiye, öngörü yeteneğini yitirmiş bir ülke tablosu çiziyor. Hukuk ihlallerinin sıradan bir hale geldiği, hukuğu savunanların da suçlandığı ve yıpratılmaya çalışıldığı bir dönemdeyiz. Hepimiz, gazete manşetlerinden ve ekranlardan gündelik hayatımıza yansıyan baş döndürücü bir gündemle karşı karşıyayız. Dehşetle izlediğimiz görüntülerin bir ucu yine siyasetçilere bulaşıyor. Son yıllarda yaşadığımız kriz, yalnızca ekonomik boyut içermiyor; aynı zamanda bir yönetim krizi, bir etik ve hukuk kriziyle de karşı karşıyayız. Bütün kurumların ve bütün toplumsal hayatın değerler sisteminde meydana gelen aşınma Türkiye‘yi çürütüyor.

Bugüne kadar TMMOB olarak, özelleştirme adı altında gerçekleşen yağma sürecine her fırsatta dikkat çektik.Siyaset kurumu ve bürokrasinin, iş adamlarıyla hiç bir kural ve ölçü tanımayan içiçeliği ortadadır. Bu ilişkinin tarafları, içine düşmüş oldukları çıkmazı hala ve büyük bir arsızlıkla savunmaya kalkışmaktadırlar. 1980‘lerden itibaren bu ülkede iktidara gelmiş bütün siyasi partiler ortaya çıkamayan şaibeli ilişkiler ağında, sorumluluk sahibidirler.

1984 Özal iktidarlarıyla başlayan dönem, adım adım kamuyu özel çıkarlar uğruna yok etme yöntemini vazgeçilmez kural haline getirmiştir. "Benim vatandaşım işini bilir" zihniyetinin temsilcileri, "Anayasayı bir kere delmekten bir şey çıkmaz" zihniyetinin temsilcileri, "devleti küçültmek adı altında yağmayı büyütmüşlerdir". Altını çizmekte fayda görüyoruz: Türkiye, 1984‘ten bu yana her derde deva diye özelleştirme politikalarına kilitlenmiştir. Kamunun vazgeçilmez işletmeleri, tamamen kasıtlı olarak zarara itilmiş, siyasal istismara uğramış veya "zararda" gösterilmiştir. Oysa Türkiye ekonomisinin bugüne değin, yükünü sırtlamış olan ve küçük çıkarlar uğruna heba edilen KİT‘lerdir.

Enerji sektörü özelleştirme mantığının ve hukuk ihlallerinin en fazla kaosa ittiği alanlardan biridir. Aktaş rezaleti, Beyaz Enerji Operasyonu bu kaosun boyutlarının en önemli örnekleridir. AKTAŞ bir özelleştirme ve hukuk faciasıdır. Beyaz Enerji operasyonu da özelleştirme mantığının ne ölçekte yağmaya yolaçtığını, hukukun ne denli pervasızca çiğnendiğinin örneğidir.

Yıllardır vurguladığımız "enerji yönetimi krizi" sonunda enerji krizini yaratmıştır. Hükümetin yağmur duasına çıkmaktan başka çaresi kalmamaıştır! Tüm bunlar yetmezmiş gibi enerji sektörünü düzeltme adına, uluslararası tekellerin ülkemize dayatmış olduğu Elektrik Piyasası Yasası TBMM‘den geçmiştir. Hemen hemen tümünün DGM‘lik olduğu bir enerji bürokrasisinin hazırlamış olduğu bir yasa, enerjimizi beyazlatabilir mi?

Bugün üstünün örtülmeye çalışılmasını ibretle izlediğimiz "Beyaz Enerji Operasyonu" sıradan bir yolsuzluk değildir. Tüm enerji politikaları masaya yatırılmalıdır!

"Beyaz Enerji Operasyonu"; TMMOB ve ilgili odası Elektrik Mühendisleri Odası, ile konuya duyarlı diğer oda, sendika ve demokratik kitle örgütlerinin yıllardır sayısız kez yaptığı uyarıların ve eleştirilerin ne denli haklı olduğunun en büyük göstergesidir.

Yıllarca "Enerji krizi yoktur, enerjide yönetim krizi vardır" dedik. Operasyonun ortaya çıkardığı tablo, bu krizi çok güzel tanımlamaktadır. Enerji alanında 1984‘ten bu yana izlenen politikalar, operasyonla ortaya atılan iddialardan daha vahimdir. Bugüne kadar yapılan herşey kamu yararı bir kenara atılarak, hukuk ayaklar altına alınarak gerçekleştirilmiştir. Bugün artık ortaya çıkarılmak zorunda kalınan yolsuzlukların gerçek nedeni enerji alanındaki tüm sistemin bozuk olmasıdır. Ortaya çıkarılmak zorunda kalınmıştır, çünkü artık deniz bitmek üzeredir. Yıllarca bu alana yatırım yapacağız bahanesiyle milyarlarca dolar harcanmıştır ve sonuç neredeyse sıfırdır. Ülkenin enerji altyapısı çökmek üzeredir. Kamu yararı sözkonusu olduğunda bulunamayan kaynak, tekellere ve yandaşlara rant dağıtmaya sıra geldiğinde derhal bulunabilmektedir.

Enerji talanı için hukuk ilkeleri çiğnenmiştir!

Dünya Bankası ve IMF Temsilcileri Hükümete ve Enerji Bakanlığına ‘tavsiyelerde‘ bulunuyor; "enerji sektörünüzü hızla özelleştirin ve İşletme Devri Hakkı şeklinde değil mülkiyetiyle devredin ve uluslararası kuruluşlara satın"; ayrıca "elektrik enerjisine 2004 yılına kadar her ay en azından % 3.2 zam yapın" diyor. Bu durum aslında bir sürpriz değildir. Avrupa Enerji Şartı ile başlayan süreç ülkemizin Avrupa‘nın enerji merkezi olmasına yöneliktir.

Dünya Bankası ve IMF‘nin tavsiyeleri doğrultusunda gerekli adımlar atılmaktadır. Dünya Bankası, TEK‘in ikiye bölünmesiyle başlayan süreci, TEAŞ‘ın Üretim A.Ş., İletim A.Ş. ve Tahhüt Ticaret A.Ş. olarak üçe bölünmesi operasyonu şeklinde sürdürmektedir. Daha sonra üretimin tümden özelleştirilmesi istenmekte ve artık elektrik enerji sektöründe kamusal denetimin yanı sıra ulusal denetim de ortadan kaldırılmaktadır.

Enerji altyapısının yağmalanması, uluslararası tekeller tarafından paylaşılması ve gelmiş geçmiş hükümetlerin yandaşlarına rant dağıtılması için gereken herşey ETKB yetkilileri tarafından birer birer gerçekleştirilmiştir.

Anayasa‘ya aykırı yasalar çıkartılmıştır,
Herhangi bir yasal dayanağı olmadığı halde Bakanlar Kurulu kararlarıyla işlem yapılmıştır,
TBMM‘de tüm kamuoyunun gözleri önünde yapılan pazarlıklar sonucunda uluslararası tahkim Anayasa‘ya madde olarak konulmuştur,
Bununla yetinilmemiş, tüm hukuk ilkeleri ayaklar altına alınarak uluslararası tahkim geriye doğru işletilmiştir,
Özel sektörün finansal olanaklarından yararlanma bahanesiyle, elektrik santralları ve dağıtım bölgelerinin işletme hakkı iki yıllık karına karşılık gelecek bir bedelle devredilmiştir. Ayrıca bu işletme hakkı bedellerinin ödenmesi için Hazine garantisiyle kredi alma taahhüdünde bulunulmuştur. Bütün bunların yanında işletme hakkı devir bedelleri tarifeye yansıtılarak yük, tüketicilerin sırtına bindirilmiştir
Elektrik Piyasası Yasası, tüketicilere "enerji kullanmayın" demektedir

Meclis komisyonlarından hızla geçirilen ve sonunda Genel Kurul‘da kabul edilen Yasa‘nın amacı "elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicinin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir Elektrik Enerjisi Piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bir düzenleme ve denetim sağlanması" olarak açıklanmaktadır.

"Beyaz Enerji Operasyonu", ülkemizdeki enerji yönetimi sisteminin kökten değişmesi gerektiğini açıkça göstermiştir. Şimdi bu yasayla gereken değişikliğin yapılacağı iddia ediliyor. Oysa bu yasa tasarısının IMF ve çokuluslu tekellerin istemleri doğrultusunda hazırlayanların ve onların yerli işbirlikçilerinin bir kısmının DGM‘lik olması veya TBMM‘de Gensoru‘ya maruz kalmaları ve bugüne kadar attıkları her adımın elektrik sektörüne kaos getirdiği ve pahalılaştırdığı düşünülürse çok da seffaf bir piyasa ortamının olamayacağı baştan bellidir. Bu yasa ülkemizin enerji altyapısını daha da kaotik bir duruma sokmaktan, enerjiyi kat be kat pahalı hale getirmekten, ülkenin enerji altyapısını dağıtmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Tüketicilere, "geçmiş olsun" demek gerekmektedir.

1- Tasarıyı Kimler-Nasıl Hazırladı?

Elektrik Piyasası Yasa Tasarısı‘nın fikir ve eylem babası Dünya Bankası‘dır. Tasarı Dünya Bankası ile birlikte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Coopers And Lybrand Firması‘nca mayalandı. Beyaz Enerji Operasyonu‘nda sorgulanan bürokratlar ve Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi etrafındaki bir grup işbirlikçi ve sözde bilim insanlarınca uzunca bir dönemdir dile getirilmekteydi. İngiltere modeli örnek alındı; benzer model ABD-California‘da uygulanmaktadır. Yasa tasarısı İngiltere‘deki yasanın birebir tercümesidir. Uzunca bir dönem hem kamu oyundan hem de TBMM Komisyon üyelerinden saklanarak tartıştırılmadan komisyona oradan da TBMM‘ye getirilmiş ve hiçbir haklı eleştiri dikkate alınmayarak emir/komuta zinciri içinde kabul edilmiştir.

2- Örnek Alınan Ülke Başarılı Olmuş Mudur?

Örnek alınan İngiltere modelinde elektrik fiyatları artmış, oluşturulan yapay rekabet pazarıyla tekel kırılmış ve pratikte halen tekel durumundaki şirketlerin de pazardaki dominant durumlarını istismar ederek fiyatları istedikleri biçimde ayarladıkları görülmüştür. Özelleştirmeyi izleyen ilk iki yıl içinde Central Electricity Generation Board (CEGB) çalışanlarının üçte biri işinden olmuştur. Doğalgaza ağırlık verilmiş, kömür endüstrisi çöküşün eşiğine gelmiştir. Enerji pahalı hale gelmiştir. İngiltere‘de özelleştirmelerin yapıldığı yıl olan 1985 yılında 5.5 cent olan elektrik 2000 yılı sonunda 10 cent‘in üstüne çıkmıştır. Ülke kaynakları nükleer yatırımlara zorlanmıştır. California‘da ise elektrik sistemi çökmüş, dağıtım ve perakende satış şirketleri iflasın eşiğine gelmiş olup, günlük elektrik kesintileri olağan hale gelmiştir.

3- Yasa, Söylendiği Gibi Bir Rekabet Ortamı Yaratacak Mıdır?

Hayır. Doğası gereği elektrik pazarı tekel karakterlidir. Elektrik dağıtım teknolojisinin geldiği boyut bir tüketim noktasına birden fazla üretici/dağıtıcının servis vermesini olanaklı kılmamaktadır. Örneğin: siz televizyon izleme konusunda tercihinizi kablo yayından, komşunuz uydu yayından, bir diğer komşunuz ise çatı anteninden yana kullanabilirsiniz. Oysa aynı televizyonu izlemek için gerekli olan elektriği; sizin (A) şirketinden, komşunuzun (B) şirketinden temin etme gibi bir tercih ve olanağını yoktur. Bu durum ticarethaneler, küçük ve orta ölçekli işletmeler için de böyledir. Konutlar, ticarethaneler, küçük ve orta ölçekli işletmeler enerjilerini ancak yetkili dağıtım şirketinden ve onun belirlediği fiyattan alacaktır. Seçme şansı yoktur. Küçük tüketici için rekabet ortamı yoktur. Olası rekabet ortamından yıllık tüketimi 9.000.000 kilowattsaat (kwh)‘den fazla olan büyük sanayiciler faydalanabileceklerdir. Direkt alım yapabilecek, dolayısıyla rekabet ortamının getireceği ucuz tarifeden yararlanabileceklerdir. İngiltere örneğinde yirmiiki milyon müşteriden sadece 4.600‘ü bu olanaktan yararlanabilmiştir. Bu oran onbinde iki düzeyindedir.

4- Elektrikte Fiyat Artışı Ne Oranda Olacaktır?

Yasa uygulamaya konulduktan ve gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra ise elektrik fiyatları en iyimser tahminle bile en az bugünkünün üç katı olacaktır. Yap İşlet Devret (YİD) ve Yap İşlet (Yİ) modelli projelerin uygulamaya konulduğundan beri elektrik enerjisi ortalama maliyetlerinin %67 arttığı unutulmamalıdır. 1999 yılı sonunda TEAŞ ortalama maliyeti 3,3 Cent iken 2000 yılı sonunda 5,5 Cent olmuş olması olacakların da müjdecisidir.

5- Yasada, Fiyat Artışlarına Karşı Tüketici Lehine Önlem Var Mıdır?

Yasada rekabetin olamayacağı alanlarda tüketici lehine hiçbir önlem yoktur. Yalnızca bir maddede sübvansiyondan söz edilmektedir. California‘da yaşanan iflaslar ve elektrik kesintileri dikkate alınmış olsa gerek, fiyatlara kısıtlama getirilmemiştir. Ancak konut, ticarethane ve hizmetlerde tüketilen elektrik fiyat farkları sübvanse edilecek olursa bunun Hazine‘ye yükü 2001 yılı için 3,4 katrilyon lira olacaktır. Hazine bu açığı yine halkın ortak birikimlerinden karşılayacaktır. Her zaman olduğu gibi yine fatura halk tarafından ödenecektir.

6- Yasadaki Satış Tarifesi Sayısı Nedir?

Yasada 6 adet satış tarifesi bulunmaktadır. Her bir tarife girdi demektir, fiyat artışı demektir. Bu tarifeler şunlardır; ?? Toptan satış tarifesi, 2. İletim tarifesi, 3. Dağıtım tarifesi, 4. Perakende satış tarifesi, 5. Bağlantı tarifesi, 6. Sistem kullanım tarifesi Her bir aşamada belli bir ticari karlılık hedefleneceği düşünülürse şimdilik TEAŞ, TEDAŞ biçiminde olan ikili yapı ve ikili kar hedefi her aşama için ayrı ayrı olacak ve fiyatlar artacaktır.

7- Şirketlerin Ödeyecekleri ve Elektrik Fiyatlarına Yansıyacak Olan Lisans Ücretleri Kaç Kalemdir?

Şirketlerin kurula ödeyecekleri gerçek lisans ücreti vardır ve bunlar maliyetlere yansıtılacaktır. Birkaç örnek verirsek; 1. Lisan alma ücreti (lisans alırken ödenecek), 2. Lisans yenileme ücreti (her yenilemede ödenecek), 3. Lisans tadili ücreti (her tadilatta ödenecek), 4. Lisans sureti ücreti (her suret çıkartımında ödenecek), 5. Lisans yıllık ücreti (her yıl ödenecek)

8- Yabancı Şirketlerin Pazardaki Yeri Ne Olacaktır?

Yabancı şirketler Türk şirketleri ile ortaklık kurabilecek veya tek başlarına lisans alabilecek, yan şirket bazında kontrol oluşturabileceklerdir. Ancak sektörel bazda kontrol oluşturacak şekilde pay sahibi olmayacaklardır. Ancak Anayasamızın uluslar arası tahkimi kabul etmiş olması, hissesine bakılmaksızın yabancı ortaklar lehine bir ortam oluşturacaktır.

9- Yabancı/Yerli Şirket Ortaklıklarında Yasa Dışı Uygulamalarda Vatandaş Hukuksal Çerçevede Hakkını Arayabilecek Mi?

Hayır. Anayasa değiştirilerek getirilen TAHKİM gereği yabancı şirketler, itirazi hallerinde ülkemiz kanunlarına göre yargılanamamakta, uluslar arası yargıya gidilmektedir. Dolayısıyla Türk yargı sisteminin yabancılar üzerinde yaptırımı bulunmamaktadır.

10- Yasa Sonrası Kamu ve Özel Sektör Nasıl Yapılanacak?

Yasa Cumhurbaşkanı tarafından onaylanırsa TEDAŞ dağıtım bölgeleri bazında özelleştirilerek dağıtılacak ve geçtiğimiz ay TBMM‘deki görüşülerek yasalaştırılan KİT‘lerin anonim şirketler olarak yapılandırılmasına ilişkin yasaya dayandırılarak TEAŞ Elektrik Üretim A.Ş., Türkiye Elektrik İletim A.Ş. ve Elektrik Taahhüt ve Ticaret A.Ş. adları altında üçe bölünecektir. Özel sektörde üretim şirketleri, toptan satış şirketleri, dağıtım şirketleri, perakende satış şirketleri ve otoprodüktörler yer alacaktır.

11- Üretilen Elektrik Ülkemizde Kullanılabilecek Mi?

Üretici şirketlerin isteğine bağlıdır. Yasada, üretim ve dağıtım şirketlerinin ülkemizin doğal enerji kaynaklarını kullanarak elde ettiği elektrik enerjisini bu ülke halkına satma zorunluluğu getirilmemektedir. İstenildiği takdirde enterkonnekte sistem ile elektrik enerjisi başka ülkeye ihraç edilebilecektir. Başka ülke tüketicileri daha fazla para ödeyerek elektrik enerjisi satın alabilecek, dolayısıyla ülkemizdeki tüketicilerin taleplerini karşılama zorunluluğu olmayacaktır. İthalat ve ihracatçı firma ülke içinde ürettiği elektriği iç piyasaya verme zorunluluğu olmadığından ihraç edip, diğer yandan aynı enerjiyi ithal edebilecektir. Böylece ithalat maliyetinin yüksekliğini gerekçe göstererek serbest olmayan tüketiciye yüksek bedelle elektrik enerjisi satma yoluna gidecektir. Bu yasanın çıkarılma nedeni Avrupa Enerji Şartı ile başlayan, bir dizi düzenlemeyle devam eden ve temelde enerji kaynakları kıt olan Avrupa‘nın ilerde oluşacak enerji sorununu çözme niyetidir. Bu yasa ile ürettiğimiz enerjiyi tüketememe gibi bir riskle karşı karşıyayız. Ülke tüketimi garanti altına alınmadan ihracat izni verilemeyeceği yasada güvence altına alınamıştır. Sadece üretim fazlası olduğunda ihracata izin verilmeli ve bunu da kamu yapmalıdır. İthalat gerekliliği yine kamu tarafından tespit edilmeli ve kamu eliyle yapılmalıdır.

12- Bu sistem verimlilik sağlayabilecek midir?

Hayır. İletim şirketleri dağıtım işlerinde, dağıtım şirketleri de üretim faaliyetlerinde bulunabileceğinden elektrik enerjisinde kontrol altına alınamayacak ve rantabl olmayan bir çok tesisin kurulmasının yolu açılacaktır. Enerji, sanayinin vazgeçilmez ve önemli girdisi olduğundan enerjideki her çeşit dalgalanma ve kesinti sanayide maliyetlerin artmasına ve sanayi ürünlerinin dünya ölçeğinde rekabet şansının azalmasına neden olmaktadır. Dünya yaşadığı enerji krizlerinden sonra enerjide üretim maliyetinin son derece düşük olması gereğini keşfetti. Enerjide maliyeti düşürmenin en temel yolu da büyük ölçekli yatırımlara gidilmesidir. Oysa yasa onaylanırsa çok sayıda küçük ölçekli üretici piyasada yer alabilecek, bu da kaynakların verimsiz kullanılması ve israf anlamına gelmekte olup ülke ekonomisini olumsuz etkileyecektir.

13- Tüketicinin Konumu Ne Olacak?

9.000.000 kwh‘den fazla yıllık tüketimi bulunanlar "serbest tüketici" olarak adlandırılacak ve bunlar üreticiden doğrudan alım yapabilecekler. Bu limitin altında tüketim yapanlar "serbest olmayan tüketici" olarak adlandırılacak ve yalnızca bölgelerinde lisans sahibi olan dağıtım ve perakende satış şirketinden alım yapabileceklerdir.

14- Üretim Kapasite Projeksiyonu Nasıl Sağlanacak?

Lisans sahibi dağıtım şirketleri talep tahminlerini hazırlayıp Elektrik Taahhüt ve Ticaret A.Ş.‘ye, dolayısıyla Kurul‘a sunacak. Büyük ihtimalle ödenek taleplerinde olduğu gibi dağıtım şirketleri gerçek değerin üzerinde talep tahmini belirleyecektir. Bütünü ele alındığında arz fazlası oluşacak, Hazine garantisi kapsamında şirketlere tüketim garantisi verildiğinden arz/talep farkına yönelik olarak Hazine‘den şirketlere ödeme yapılacaktır.

15- Oluşturulacak Elektrik Piyasası Düzenleme Kurulu‘nun Siyasi Bağımsızlığı Olacak Mı?

Hayır. Zira yedi kişiden oluşan Kurul‘un üyelerini (başkan ve başkan yardımcısı dahil) siyasi iktidar (Bakanlar Kurulu) atayacaktır. Oluşturulacak Kurulda tüketicilerin, küçük üreticilerin, çalışanların ve sektörde doğrudan yönlendirici olan Elektrik Mühendislerinin temsilcileri de olmayacaktır. Siyasi iktidarın belirleyeceği altı kişi dışında sadece TOBB‘dan bir temsilci olacaktır.

16- Yasa Gereği Oluşturulacak Fiyat Tarifelerini Kim Hazırlayacak, Fiyatların İçeriği Ne Olacak?

Bağlantı ve sistem kullanım tarifeleri dışındaki tüm tarifeleri lisans sahibi özel şirketler hazırlayacak, Kurul onaylayacak. Fiyatlar özkaynak, kredi, anapara, faiz ve kur farkları ile şirkete ait yönetim giderlerini, iletim ve bağlantı ücretlerini, lisans ücretlerini, yan hizmet bedellerini, sürsarj ödemelerini, altyapı maliyet bedellerini, amortisman, sabit ücret güç bedelini, sayaç kirasını, fazla kullanım ücreti ve şirket karlarını kapsayacaktır.

17- Yasa, TEDAŞ Ve TEAŞ Çalışanları İçin Ne Getiriyor?

2000 yılı verilerine göre TEAŞ‘ta toplam 21.000, TEDAŞ‘ta ise toplam 25.000 civarında işçi-memur ve sözleşmeli personel çalışmaktadır. İngiltere ve California‘da yaşanan örnekler, getirilen yeni düzenlemeler sonucu bu tür kamu kuruluşlarından en az üçte bir oranında çalışanın atıldığını göstermektedir. Bu yasa yürürlüğe girdiği takdirde sonuçları ülkemizde de farklı olmayacak, her iki kurumdan yaklaşık olarak 15.000‘den fazla çalışan işten atılacak ya da en iyi ihtimalle muhtelif kamu kuruluşlarına dağıtılacaktır.

18- Daha Önce Yapılan Özelleştirme Girişimleri Başarılı Olmuş Mudur?

Hayır. En önemli örnekler olan AKTAŞ, ÇEAŞ ve KEPEZ Elektrik A.Ş.‘nin borsadaki tahtaları işleme kapatılmıştır. AKTAŞ‘a el konulmuştur ve bu üç şirkete de yapılan usulsüzlükler ve hukuksuzluklar nedeniyle dava üstüne dava açılmıştır. EMO‘nun açtığı dava da geçtiğimiz günlerde sonuçlanmış ve AKTAŞ‘ın görev sözleşmesi kamu aleyhine hükümler içerdiği için iptal edilmiştir.

AKTAŞ Derhal Kamuya Devredilmelidir!

Elektrik Mühendisleri Odası‘nın yıllardır süren hukuk mücadelesinde nihayet çok önemli bir aşamaya gelindi. 2 Aralık 1997‘de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile AKTAŞ Elektrik A.Ş arasında imzalanan "İstanbul‘un Anadolu yakasından elektrik dağıtım ve ticareti hizmetlerinin yapılması için görev verilmesine ilişkin imtiyaz sözleşmesinin" iptali istemiyle açılan davada Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu beklenen kararı verdi.

EMO‘nun daha önce açmış olduğu "imtiyaz sözleşmenin iptaline ilişkin dava, Danıştay 10. Dairesi tarafından reddedilmişti. Bunun üzerine EMO temyize başvurmuştu. Arada geçen sürede de Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 16.06.2000 tarihinde AKTAŞ‘ta yürütmeyi durdurmuştu. Kurul bu kararını, Danıştay 10.Dairesi‘nin 1998/6434 E. 1999/6047 K. sayılı 16.11.1999 tarihli kararı ile, Bakanlık ile Şirket arasında imzalanmış sözleşmenin iptali istemiyle EMO tarafından açılmış davada istemin reddine dair kararının temyiz incelemesi sırasında oluşturdu.

Söz konusu imtiyaz sözleşmesinin iptal isteminin reddine ilişkin kararının temyiz istemi sonuçlandı. Elektrik Mühendisleri Odası‘nın temyiz istemini geçtiğimiz günlerde görüşerek karara bağlayan Genel Kurul, söz konusu şirket ile ETKB arasında imzalanan imtiyaz sözleşmesini hukuka uygun bulmadı. İmzalanan imtiyaz sözleşmesinde "kamu yararı" bulunmadığına da işaret eden Genel Kurul, 10. Daire‘nin imtiyaz sözleşmesinin iptal isteminin reddine ilişkin kararını oy çokluğuyla bozdu. Genel Kurul, imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesi gerektiğine de dikkati çekti.

Şirkete İlişkin Bilgi, Belge, Dökümanlar

Kurul‘un, AKTAŞ‘ın çalışmasında kamu yararı bulunmadığına ilişkin ısrarlı görüşü, bir çok belge ve dökümana dayanmaktadır. Bu belgeler asli olarak, Başbakanlık Teftiş Kurulu (rapor tarihi 25.7.1994, 8.8.1997), Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu (rapor tarihi 24.3.1992), Sermaye Piyasası (SPK) Denetleme Kurulu (rapor tarihi 21.11.1994, 26.6.1995), Enerji Bakanlığı ve TEAŞ denetim birimleri soruşturma raporları, şirket aleyhine açılan mali ve cezai nitelikteki davalardır.

Bu Belgelerde Neler Yer Almaktadır?

Şirket ile TEAŞ arasında her yıl yapılması gerekli mahsuplaşmanın 1997 yılına kadar yapılmadığı, bu nedenle TEAŞ‘ın alacakları için davalar açmak zorunda kaldığı, davalar ile talep edilen tutarın 8.8.1997 tarihi itibariyle, 23 trilyon Türk Lirasına ulaştığı, (artık çok daha fazla)

1997 yılında 1994 yılına ilişkin mahsuplaşma yapıldığı, ancak burada AKTAŞ lehine usulsüzlük yapıldığı, 1994 yılında kar elde etmesine rağmen, mahsuplaşmada zarar gösterildiği, karın 1995‘e aktarıldığı, Marmarabank‘a faaliyetinin durdurulduğu gün yatırılan 240 milyar lira TEAŞ‘a ödenmediği halde ödenmiş gibi gösterildiği,
Kayıp kaçak oranlarının taahhüt edilen üzerinde gerçekleştiği, fiilen bu konuda bir tespit bulunmamasına karşın, sanki tespit varmışcasına olmayan belgenin mahsuplaşma tutanağına ek yapıldığı,
1994 yılında TEAŞ‘ın AKTAŞ‘a elektrik satış fiyatı 1.165 TL/kwh olduğu halde, TEAŞ‘ın kamu kuruluşu TEDAŞ‘a Avrupa yakasında satış fiyatının 1.196 TL/kwh olduğu,
Uygulamanın AKTAŞ‘a haksız kazanç sağlama organizasyonuna dönüştüğü, Teftiş ve Denetleme Kurulu raporlarında yer alan, sonuçların bir kısmıdır. SPK Denetleme Kurulu tarafından yapılan denetimler sonucunda, Şirket yöneticileri ile AKTAŞ‘a ait yan/paravan şirketler yöneticileri hakkında, Sermaye Piyasası Kanunu‘nun cezai sorumluluğu düzenleyen 45-46-47.maddelerine aykırılıktan suç duyurularında bulunulmuş ve ilgililer hakkında kamu davaları açılması sağlanmıştır.
Başbakanlık Teftiş Kurulu‘nun Yazısı Mevcut ve bilinen bu belgeler dışında, dosyanın karar aşamasında Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından 1.11.1999 tarihinde Danıştay Başkanlığı‘na hitaben gönderilen bir yazı söz konusudur. Görülmekte olan davaya yararı olması amacıyla gönderilen bu yazıda,

1990 yılından bu yana kayıp kaçak oranlarının yüksek gösterilmesi nedeniyle 34.3 trilyon lira,
Şirketten olan alacaklara 6183 sayılı yasanın uygulanmaması nedeniyle 31.4 trilyon lira,
1996 yılında şirket tarafından yapılan sermaye artışı işlemi sırasında hileli işlem tesisi nedeniyle, yasal faiz hariç 1.6 trilyon lira,
Fazla temettü ödemesi nedeniyle 7 trilyon lira, haksız kazanç sağlandığı, yani kamu zararı oluşturulduğu ifade edilmiştir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın AKTAŞ‘a İlişkin 1997 Yılı Denetim Raporu Yine dosyada mevcut 1997 yılı denetim raporunda;
AKTAŞ lehine yapılan kamulaştırmalar sırasında, mülkiyet kamuda kalması gerekirken, bir kısım yerlerde mülkiyetin AKTAŞ‘a geçirildiği,
1990 yılında gerçekleşen devirden bu yana tesislerin sigortalanması için şirket tarafından hiçbir şey yapılmadığı · 1997 yılında AKTAŞ tarafından yapılan hizmet alımlarının % 88‘inin 12 firmadan, % 59‘unun iki firmadan (Efe İnşaat AŞ. ile Ar Elektrik AŞ.) % 12‘sinin 96 firmadan yapıldığı, bu alımlarda rekabet koşullarının oluşturulmadığı, teknik şartnamelere uyulmadığı, tekliflerin kayda alınmadan, aynı firmalardan alındığı, hususları belirtilmiştir.
Hesabı Kim Verecek?

Yasal denetim kuruluşlarının raporlarında belirtilen rakamların toplamı 300 trilyon liraya ulaşmaktadır. Bu büyüklükteki bir kamu zararının dışında, uygulanmayan yasa hükümleri, yargı kararları, usulsüz işlemler de işin bir diğer önemli boyutudur. Şirket lehine kamulaştırma yapmanın mümkün olmadığı Danıştay İdari İşler Kurulu‘nun 1996/79 1996/83 K. sayılı kararıyla ortaya konmuşken, şirket lehine kamulaştırma yapılmış, üstüne, kamulaştırılan yerlerin mülkiyetinin şirkete geçmesi sağlanmıştır. 1990 yılında TEK bünyesinde çalışmakta olan kamu personeli, yasaya dayanmayan yok hükmünde işlemle AKTAŞ‘a devredilmiş, sonrasında da şirket tarafından teker teker işten atılmışlardır; kamu bu yok hükmünde işleme seyirci kalmıştır.

Sözün özü, AKTAŞ Elektrik 1990 yılından sonra hukuka aykırı olarak, yasa dışı bir şekilde, fiili olarak çalıştırılmıştır. Yaptığı hiçbir işlemin hukuki bağlayıcılığı ve geçerliliği yoktur. Bu Türkiye‘nin en büyük hukuk skandalıdır.

Bu skandal nedeniyle başta karar verici kişiler olmak üzere, bir çok kamu görevlisinin hukuki, mali ve cezai sorumluluğu söz konusudur. Trilyonlarca liralık kamu zararından kim, ne kadar sorumludur? AKTAŞ‘ın bu noktaya gelmesine kim sebep olmuştur? Bu denli usulsüzlüğü bulunan bir şirket el konulana kadar nasıl borsada işlem görmüştür? Şimdi, abonelerin, çalışanların, elinde AKTAŞ hissesi bulunan yurttaşların zararlarını kim, nasıl karşılayacaktır? Şirketin gider arttırıcı, gelir azaltıcı faaliyetlerine kim göz yummuştur? Soruşturma raporlarının gereklerini yerine getirmeyenler kimlerdir? Trilyonlara varan kamu alacaklarından kendi paralarıymışcasına vazgeçmeye kalkan kamu görevlileri kimlerdir? Tamamıyla hukuka aykırı ve yok hükmünde işlemlerle işinden olan kamu çalışanlarının yıllardan bu yana çektikleri sıkıntının sorumlusu kim olacaktır?

Yolsuzluklarda Gizlenen Perde; Yap İşlet Devret (Yİ) ve Yap İşlet (Yİ) Projeleri‘

Elektrik enerjisi arzına çözüm olarak getirilen ve daha önce Malezya, Endonezya ve Pakistan‘da denenmiş olan bu modeller tam anlamıyla kamu kaynaklarıyla birilerini zengin etme projeleridir. Kamu bir kilowattsaat elektriği kendi hidrolik santrallarında 0,01 Cent‘e ve termik santrallarında 3,3 Cent‘e üretirken YİD ve Yİ projelerinden 7,82 ila 16 Cent‘e satın almakta ve yüzdeyüz alım garantisi vermekte ve almazsa bedelini ödemeyi taahhüt etmektedir. Yine BOTAŞ bu kuruluşlara gaz sağlama ve sağlayamazsa bedelini ödeme taahhüdünde bulunmuştur. Bu nedenle 2000 yılı içindeki kamu zararı birbuçukmilyar Dolardır. DPT raporlarına göre yeni devreye girecek olan Yİ projeleriyle on yıllık dönem içinde kamu zararı 30 Milyar Dolar‘ı bulacaktır.

Neden kamu aleyhine işleyen bu sözleşmeler kamuoyuna açıklanmıyor? Kim, hangi çıkarlar için bu sözleşmeleri imzalamıştır?. Bunları kamuoyu bilmek zorundadır.

BOTAŞ Perdesi Ne Zaman Kaldırılacak?

Kamuoyu uzunca bir dönemdir "Avrupa Enerji Köprüsü Olacağız" vizyonu ile süslenen ve ihtiyaçların çok üstünde projeksiyonları içeren doğalgaz projeleriyle oyalanmaktadır. İran Gazı, Türkmen Gazı, Cezayir Gazı, Mavi Akım gibi bugüne kadar siyasal, ekonomik ve teknik altyapısı oluşturulmamış ve her biri ayrı bir yolsuzluk demek olan bir dizi senaryo uygulanmaktadır.

Bugün ülkemizin Doğu Avrupa üzerinden boru hattı ile gelen Sibirya Doğalgazı ve Gemilerle Cezayir ve Nijerya‘dan gelen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) bağlantıları vardır. Sibirya gazı fiyatı 1000 metreküp için 100 Dolar ve LNG‘ler ise 1000 metreküp için 145 Dolar‘dır.

BOTAŞ Genel Müdürü Sayın Gökhan YARDIM Şu Soruları Yanıtlamalıdır ·

Samsun Çarşamba doğalgaz boru hattı ihalesiz olarak hem de rayiçi 200-250 Milyon Dolar iken 339 Milyon Dolar‘a neden ÖHS konsorsiyumuna verilmiştir?

Konsorsiyum ortaklarından birinin ANAP Çankaya eski İlçe Başkan Yardımcısı ve Berna YILMAZ‘ın akrabası olduğu doğru mudur?
Türkmen gazının 1000 metreküpünün 45 Dolar olduğu söylenirken (BOTAŞ Genel Müdürü Sayın Gökhan YARDIM, Petrogaz Dergisi Haziran 1998 sayısında açıkça Türkmen Gazının ucuz olduğunu belirtirken bugün Mavi Akım‘ın ucuz olduğunu iddia etmektedir.) bunun yerine neden 1000 metreküpünün fiyatı hala belli olmayan Mavi Akım projesi tercih edilmiştir?
Mavi Akım‘da doğalgaz fiyatının 160 Dolar olduğu doğru mudur?

Sözleşmede avans verilmesi için (madde 5) öngörülen iki koşul (Sözleşmede avans verilmesi için iki ön koşul tanımlanmıştır. Birincisi projenin bütünün finansman garantisinin sağlanması ve ikinci olarak Karadeniz geçişine yönelik olarak hem boruların hem de kompresör ünitesinin siparişe bağlanması.) bugün bile sağlanmamışken neden1999 seçimleri öncesi ÖHS Konsorsiyumuna 52 Milyon Dolar avans ödenmiştir?
1999 seçimleri öncesinde sözleşme hükümlerine aykırı olarak avans verilmesine neden olan Krasnodar Teknik Heyetinin Raporu kanaatlere dayanmaktadır. Bu kanaatler üzerine avans verilmiştir. Bu raporu düzenleyenlerden birinin BOTAŞ Genel Müdür Yardımcılığıyla ödüllendirildiği ve Sayın Hüsamettin ÖZKAN‘ın yeğeni olduğu doğru mudur?
Doğalgaz arzında İran gazı ve Türkmen gazı gibi gerçekten kaynak çeşitliliği yaratacak olan seçenekler yerine iki koldan Rusya Federasyonu‘na bağlanmış olmanın nedeni nedir?
Doğalgaz boru hatlarını yapan firmalara eksik iş yapmış olmalarına karşın fazla ödemeler yapıldığı doğru mudur? Teftiş Kurulu Başkanı Sayın Hüsnü AYDIN‘ın tehditlerle görevden alınarak, zimmet ve görevi kötüye kullanma suçundan ağır cezada yargılanmış birinin bu göreve atanmasının ihalelerdeki iddiaların kapatılmasına mı yöneliktir? Çözüm gerçekten isteniyor mu? İsteniyorsa bu istemler yerine getirilmelidir:
Beyaz Enerji Operasyonu buzdağının sadece görünen kısmını kapsamaktadır. Oysa enerji konusundaki yolsuzlukların ortaya çıkarılabilmesi, 1980‘lerin ortasından itibaren bu alandaki bütün özelleştirmelerin ve ihalelerinin derinlemesine incelenmesine bağlıdır. Kaldı ki kısmi inceleme olarak nitelendirilebilecek bu soruşturma dahi siyasi iktidarın müdahalesiyle karşılaşmıştır. İşlerlik kazandırılmasından büyük memnuniyet duyduğumuz Devlet Denetleme Kurulu‘nun çalışmaları kapsamına enerji özelleştirmeleri ve ihaleleri de alınmalıdır.
Beyaz enerji operasyonu BOTAŞ‘ı da kapsayacak şekilde genişletilmelidir. · Elektrik Piyasası Yasası yine yeteri kadar tartışılmadan TBMM‘den geçmiştir. Bu yasa daha önce enerjide uygulanan talan politikasının önemli bir sacayağını oluşturmakta, sektörü tam bir karmaşaya sürüklemekte ve kar hırsına terketmektedir. Bu alanda yeniden bir planlama yapılarak ulusal enerji politikası geliştirilmeli ve bugünkü başıboşluğu doğuran bütün mevzuat ve kararlar askıya alınmalıdır. Sadece ticari kaygılarla yasa çıkarılması ne toplumsal çıkarların korunması ne de kamusal hizmet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Sayın Cumhur Başkanı‘nın bu yasayı geri göndermesi konunun toplum çıkarları açısından daha ayrıntılı tartışılmasına olanak sağlayacaktır.
TEAŞ ve TEDAŞ birleştirilerek, ülke kaynaklarının en verimli şekilde değerlendirildiği, iletim ve dağıtım hatlarının iyileştirilerek kayıp-kaçakların en aza indirildiği, kamu yararı ve ülke çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan bir enerji politikası geliştirilmelidir.
AKTAŞ‘la ilgili raporlara rağmen, bu şirketlee ilgili herhangi bir araştırma ve soruşturma yapılmaması sorgulanmalıdır. AKTAŞ, Danıştay‘ın son kararından sonra zaman geçirmeksizin kamuya devredilmelidir.
Yüzer-gezer santrallar çözüm değildir. Neden gün