ERGENEKON DAVASI BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ BAŞLIKLI FORUMDA GÖRÜŞ BİLDİRİLDİ
Darbe Karşıtı Platform'un 12 Eylül'ü protesto etkinlikleri kapsamında düzenlediği "12 Eylül Anayasası ve Hukuku-Ergenekon davası, buzdağının görünen yüzü" başlıklı forumda AKP'ye ve kontrgerillaya karşı mücadele tartışıldı. İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Salonu'nda 6 Eylül 2008 tarihinde düzenlenen forumda sırasıyla; TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, TKP Genel Başkanı Aydemir Güler, Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül, KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek, DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Haydar Kaya, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Alper Taş konuştular.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı‘nın forumda yaptığı konuşma şöyle:
Sevgili arkadaşlar,
Öncelikle hepinizi TMMOB Yönetim Kurulu adına sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum.
Darbe Karşıtı Platforma, "12 Eylül Anayasası ve Hukuku; Ergenekon Davası; Buz Dağının Görünen Yüzü" başlıklı bu panelinde bize de görüşlerimizi sizlerle paylaşma olanağı verdikleri için teşekkür ederim.
Sevgili arkadaşlar,
Ergenekon tartışmaları ile ilgili çok şey yazılıp çizildi. Çok konuşuluyor üzerinde. Bu tartışmalarda en insafsızca saldırıya ise hani Ergenekon‘u sanki onlar oluşturmuş gibi, emekten ve halktan yana çaba gösterenler uğradı. Ece Temelkuran bunu şöyle ifade etti, geçtiğimiz günkü yazısında;
"Hiçbir zaman tam anlamıyla iktidara gelmemiş, dayak yemekten paçayı hiç kurtaramamış, bilip gördüğü tek şey işkence, katliam, açlık, yakılmak, yıkılmak olmuş Sol, her nasılsa bugün bu ülkede ‘bütün kötülüklerin anası‘ ilan edilmiş durumda. Bu, Sol‘un yaşadığı belki de en merhametsiz ve en insafsız saldırı."
Bu yüzden bu tartışmaya başlamadan evvel bu merhametsizliğe değinmek istedim. Evet, şimdi birileri çıkmış, düzenin güçlerine yaslanarak, hatta adını koyalım cemaat ilişkilerinden güç alarak, devrimcilerin tarihini cuntacılıkla suçlamaya çalışıyor.
Evet, bu ülkede kimse derin devleti, çeteleri, kontrgerilla örgütlenmelerini demokratlara, devrimcilere, yurtseverlere anlatmasın. Onların bütün kavgası bu güçlere karşı, hayatları pahasına, mücadele ederek geçmiştir. Öncelikle bunu belirteyim.
Sevgili arkadaşlar,
Ergenekon tartışması ve bugün ülke gündemine taşınan pek çok konu, Türkiye‘nin içerisinden geçtiği kapitalist küreselleşme sürecinden ve emperyalizmin yönelimlerinden ayrı ele alınamaz.
Ergenekon‘da ortalığa saçılan ilişkilerden ve pisliklerden elbette kimsenin şüphesi yok. Türkiye yıllarca, emperyalizm ve egemenler eliyle oluşturulmuş, bu tür çete yapıları eliyle yöneltildi. Bu tür yapılanmaların derin olmanın ötesinde mevcut sistem yapısının parçasıdır. Şüphesiz böylesi bir yapılanmanın ortaya çıkarılmış, deşifre edilmiş ve yargılanıyor olmaları olumluktur. Ancak buradan hareketle yapılan yorumlar büyük ölçüde sorunludur. Bunu bir tür temiz eller operasyonu ve demokratikleşme hamlesi olarak değerlendirmek yanlıştır.
Devletin, kapitalist emperyalist sistemin yenidünya düzeni çerçevesinde yapılandırılması, eski dünya düzenine göre oluşmuş yapıların birçoğunu gereksiz kılarak tasfiye ediyor ya da dönüştürüyor. Bu egemen güçler arasındaki bir mutabakat etrafında sürdürülen bir operasyon ve yapılanma sürecidir. Arkasında ise küresel sermayenin ve emperyalizmin ihtiyaç ve yönelimleri bulunmaktadır. Bu anlamda bugün tasfiye edilenler, bu yeni tarihsel uzlaşmanın dışında kalan kesimlerdir.
Bunun ötesinde de, Ergenekon diye ortaya atılan bir çuvala, bu ülkede bugüne kadar yapılan bütün gayri meşru işler, katliamlar, cinayetler de atılarak, bir anlamda sistem aklanmaya çalışılıyor. Düşünün 1 Mayıs 1977‘den bugüne kadar bir çok olay gündeme geliyor, ancak olayın faillerinin olduğu herkesçe bilinmesine rağmen tek bir bağlantı kurulmuyor. 80 öncesi halka karşı işletilen cinayetlerin sorumlusu olan, kontrgerillanın parçası olarak örgütlenen gerici yapılanmaların da adı anılmıyor.
Ergenekon operasyonu aynı zamanda tarihi aklama ve yeniden yazma girişimine dönüştürülüyor.
Kimse bunun arkasından gelmemizi, bunu demokrasi hamlesi olarak görerek desteklememizi beklemesin. Ergenekon soruşturması da TMMOB‘nin yıllardır söylediği hesap sorma işiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir süreçtir. Belki isimlerin birçoğu, hesap sorulması gereken kişiler. Ama bu kişilerin de aralarında bulunduğu gerçek derin devlet/çete örgütlenmesinin açığa çıkartılması ve gerçek eylemlerinin hesabının sorulması da söz konusu değil. Görünen o ki; derin devletin ağırlıklı bir kesimi, yeni sistemin yeni derin devlet yapılanması içerisinde de varlığını devam ettirecek. İslamcı/liberal kesim ise, Türkiye‘ye biçilen yeni rolün, yeni ideolojik, ekonomik, siyasal yönelimin en canlı temsilcileri. Bu kesimin kurduğu iktidarın, geçmiş dönemin darbeci/militarist yapısından daha demokratik olduğunu/olacağını söylemek olanağı da yok. Sistem giderek İslami despotik bir yapıya evriliyor. Geçmişte siyasi cinayetler işleten, darbeler yaptıran aynı emperyalist güçler, bugün İslami tarikatların ve onların siyasal sözcülerinin arkasında ve bu kez belki de daha baskıcı bir sistemi onlar eliyle kuruyorlar.
Sevgili arkadaşlar,
Ergenekon tartışmalarında ikili savrulmayı bir kez daha net bir biçimde gördük.
Bir yanda Ergenekon‘u savunma noktasına giden ulusalcı bir çizgi var. Bu kesimde yer alan ve öteden beri ifade edilen baskıcı devleti düzenini savunanların perişanlığı hiçbir söze gerek duyulmayacak kadar ortadadır. Bütün bir soğuk savaş boyunca arkalarını dayadıkları ABD desteğini kaybetmenin verdiği bir ruh hali içinde, sözde şeriata karşı her türlü faşist çete kırıntısıyla birlikte giriştikleri mücadelenin ucunun hangi karanlık işlere kadar uzandığı şimdi daha iyi görülebiliyor.
Diğer yanda ise, küreselleşme sürecini olumlama temelinde pozisyon alan, sağ liberal muhafazakâr diyebileceğimiz genişçe bir kesim var. Bunlar, küreselleşme çizgisinde bir oluşumun yaratılması bir başka deyişle AKP‘nin sol versiyonun yaratılması konusunda bir çabayı yürütüyor. Bunlara göre de sol, darbelere ve darbecilere karşı yeterli tavrı gösteremiyor.
Öncelikle anlaşılmalıdır ki; emekten ve halktan yana tavır alanların kendilerine özgün bağımsız bir yol alışı, düzen güçlerine yaslanarak siyaset yapma anlayışından, köklü ve derin bir kopuşla birlikte gelişmiştir. Bu bugün kimilerinin yaptığı gibi, yazıyla-çiziyle değil, hayatın içinde gerçekleştirilen devrimci eylemlerle mümkün kılınmıştır. Bu nedenle, şimdi "darbelere karşı çıkmıyorsunuz" diyenlere dönüp bir bakarsanız, aşağı yukarı tamamı düzen güçleriyle ilişki, onlara yaslanarak siyaset yapan ve hatta darbelerle gelişip/güçlenen çevrelerdir.
Tartışmayı sadeleştirirsek, bugün darbe güncel bir tehdit olarak görülerek, mücadelenin odağına darbe karşıtlığının yerleştirilmesi üzerine bir strateji doğru değildir. Çünkü bugün gerek emperyalizmin ve uluslar arası sermayenin yönelimleri açısından gerekse ülkenin kendi iç koşulları açısından bir darbe tehdidi görülmemektedir. Ülkemizde darbeler, emperyalizm eliyle ve bizzat CIA marifetiyle gerçekleştirilmiş, onların yönelimleri dışındaki darbe arayışları da yalnızca girişim olarak kalmıştır.
Bugün emperyalizm darbeler ve cuntalarla değil bunun yerine açık piyasa toplumu olarak tanımlaman, sermayenin ve uluslararası kurumların insafına terk edilmiş, bir "piyasa diktatörlüğünü" tercih etmektedir. AKP, emperyalizmin yönelimlerine uygun, hatta onun Ortadoğu‘ya yönelik ılımlı İslam modelinin en güçlü öznesi olarak, bırakın bir darbe ile yıkılmasını, ona karşı gelişecek her şeyi bir darbeyle bertaraf edilmesi noktasında, emperyalizmin desteğini almaktadır.
Sevgili arkadaşlar,
Bugün, Ergenekon tartışmaları noktasında da açığa çıkan emekten yana bir kuvvetin eksikliğinden kaynaklanan, çeşitli savrulmalar yaşanmaktadır. Bugün düzen güçleri arasındaki kavgalarda herhangi birinin yanında olmaya reddetmek egemenler arasındaki savaşta tarafsızlık kalma anlamına gelmez. Aksine bu tavır her iki kliğe karşı, mücadele etme inisiyatifini ve iradesini geliştirmeyi işaret eder.
Türkiye emperyalizm eliyle küresel sermayenin ihtiyaçlarına uygun yukarıdan bir düzenleme yaşıyor. Bu değişimin karakteri, her alanın piyasaya devredilmesine dayanan neo-liberal bir düzenle birlikte dinci gericiliğin "ılımlı İslam" olarak tanımlanan bir model etrafında toplumsal ve kamusal alanda geliştirilmesine dayanmaktadır.
Muhalefette esas olarak bu yeni küresel neo-liberal düzene karşı yürütülmelidir. O nedenle biz esas olarak bu düzenin kendisiyle hesaplaşmayı önümüze koymalıyız. Evet, "Ergenekon yetmez, 12 Eylül darbecileri yargılansın." sözü doğrudur; ama yeterli değildir. Biz "12 Eylül düzeniyle hesaplaşmalıyız." diyoruz.
12 Eylül düzeni, bugün AKP‘yi yaratan neo-liberal düzene 24 Ocak kararları ile başlangıç yaparken aynı zamanda gerici muhafazakar düşüncelerin toplum nezdinde güçlendirilmesi yönünde de kuvvetli bir baskı oluşturarak bugünkü karanlığın zemini geliştirmiştir.
Bu nedenle şimdi, 12 Eylül faşist darbesinin açığa çıkardığı, doğrudan emperyalizmin müdahalesi ile gelişen bugünkü değişim sürecine karşı, emekten ve emekçilerden yana bir üçüncü seçeneğin açığa çıkartılması için, mücadele yürütülmelidir.
Sevgili arkadaşlar,
"12 Eylül bu ülkede faşizmin adıdır" diyen TMMOB; 12 Eylül‘ü yargılamaktadır
Halkına karşı sorumlulukları olan bu ülkenin mühendisleri, mimarları, şehir plancıları ve onların örgütü Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği bugün de sonuçları süren 12 Eylül‘ü yargılamaktadır.
Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Anayasa hayata geçirilmedikçe, sosyal hukuk devleti egemen kılınmadıkça, ekonomi ve dış politika ülke ve halkın çıkarları yerine belli çevrelerin güdümünden çıkartılmadıkça, 12 Eylül Anayasası ile gasp edilen grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkı bütün çalışanlara yeniden tanınmadıkça ve cuntacılar yargılanmadığı sürece 12 Eylül‘ün yarattığı tahribatları aşmak mümkün olmayacaktır.
TMMOB, 12 Eylül ile başlayan Türkiye‘nin kapitalist küreselleşmeye eklemlenme sürecinde "Bir başka Türkiye, Bir başka dünya"nın mümkün olduğunu bilmekte ve mücadelesini bu yönde sürdürmektedir.
Hepinize saygılar sunuyorum


