İKK VE ODALARDAN 12 EYLÜL DARBESİNİN YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE BASIN AÇIKLAMALARI

11.09.2007

12 Eylül 1980 askeri darbesinin yıldönümü nedeniyle Çevre Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası ile Adana İl Koordinasyon Kurulu birer basın açıklaması yaptı.

12 EYLÜL YÖNETİMİ İLE HESAPLAŞILMALIDIR

İnsanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden birini ülkemize yaşatan 12 Eylül faşist darbesinin üzerinden tam 27 yıl geçti.

Yüz binlerce insanın gözaltına alındığı, tutuklandığı, sürgün edildiği, işten atıldığı, yüzlerce yurtseverin işkencede öldürüldüğü, 50 kişinin idam edildiği, cinayetle, zulümle, kanla ve vahşetle anılan bir dönemdir 12 Eylül. Bu dönemde, tüm siyasi partiler, birçok sendika, dernek, meslek örgütü, kitle kuruluşu kapatıldı, üyeleri ve yöneticileri hapse atıldı.

Bu dönemin sorumluları olan12 Eylül darbecileri, başbakanı, bakanları, sıkıyönetim komutanları, emniyet müdürleri, işkenceci polisleri, işledikleri bütün insanlık suçlarına rağmen hesap vermediler, onların oluşturduğu düzen, bu hesabın sorulmasını hep engelledi. Vahşetlerini, baskıyla çıkardıkları yasaların arkasına gizlediler.

12 Eylül öncesinde, sivil faşistler eliyle halka yapılan saldırılar, 12 Eylül döneminde cunta tarafından yapıldı ve bu suçları işleyenler daha sonraki yıllarda devlet tarafından el üstünde tutuldu. Bu insanlık suçlularının tümü yönetim kademesinde yer aldı,i şkenceciler valilik, milletvekilliği gibi görevleri üslendiler, çeteler kurdular ve yönettiler.

Gerici, şeriatçı tarikatlar, en büyük desteğini 12 Eylül döneminden aldı. Cuntacılar, şeriatçı Arap örgütlerinden gizli saklı yardımlar aldılar, bunlarla yurtdışındaki din görevlilerine aylık dağıttılar, tarikatçı örgütlenmeye para aktardılar. ABD‘nin tasarladığı gerici "yeşil kuşak" projesinin ilk uygulamasını darbeciler yaptı.

12 Eylül dönemi, sadece kanla, zulümle anılmadı, yoksulluğun, yolsuzluğun, yağmanın da dönemi oldu. Grevlerin yasaklandığı, sendikaların kapatıldığı, işbirlikçi patronların "biraz da biz gülelim" diyerek sevinç çığlıkları attığı 12 Eylül dönemi, hak aramanın ve mazlumu savunmanın suç sayıldığı bir çığır açtı.

Bu dönemde uluslararası uçak şirketlerinin dağıttığını itiraf ettiği rüşvetler açıklanamaz, yayınlanamaz oldu; dünyanın en zengin 7 generali arasına darbeci bir general de girdi. Ama bunu yurtdışında haber yapan yabancı dergi Türkiye‘ye giremedi, dağıtımı yasaklandı. Bu yasaklama, devletin bölünmez bütünlüğü için yapıldı.

Darbe yönetimi kendi hukuksuzluğunu da getirdi, 12 Eylül‘e özgü siyaset ve sokak çetelerini doğurdu. Kontrgerilla ve derin devlet örgütleri yıllarca karanlık cinayetlerine devam ettiler, yurtdışında uyuşturucu ticareti yapan ve 12 Eylül öncesinde koruyup kolladıkları, yurtdışına kaçırdıkları katilleri, kendi karanlık ilişkilerinde piyon olarak kullandılar, Susurluk çetelerini yarattılar.

Darbeciler, darbe emrini aldıkları ABD yönetiminin buyruklarını koşulsuz uyguladılar. Daha sonra itiraf ettikleri gibi, öncelikle ekonomi yönetimine Turgut Özal‘ı, üniversitelerin yönetimine ise İhsan Doğramacı‘yı getirdiler, zamları, soygunları, sürgün ve işten atmaları yasalaştırdılar.

12 Eylül yönetimi, tüm bu haksız, hukuksuz uygulamalarını ve vahşetini, 1982 Anayasası içinde sakladı. Anayasa oylamasından önce darbe lideri meydanlarda açıkça, Anayasa‘ya hayır diyenleri vatan haini ilan etti, halka gözdağı verdi; tartışılamayan, sorgulanamayan ve halen geçerli olan bu Anayasa halka zorla kabul ettirildi.

Antidemokratik ve darbe ürünü olan 1982 Anayasası tümüyle değiştirilmeli, yerine çağdaş ve toplumu kucaklayan, halkıyla barışık bir Anayasa, katılımcı bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir.

12 Eylül dönemi, ülkemize hak etmediği bir geçmiş yaşattı ve bizim olmayan, bize ait olmayan bir ülke, bir düzen yarattı. Bu düzenin izleri artık silinmeli, 12 Eylül hukuksuzluğu ortadan kaldırılmalıdır. Darbeci generaller, dönemin işkencecileri yargılanmalı, işledikleri insanlık suçlarının hesabını vermelidir. 12 Eylül ile hesaplaşmanın yasal yolları artık açılmalıdır.

12 Eylül‘ün işkencehanelerinde katledilen, idam sehpalarında can veren, gözaltında kaybolan, kaçarken ( ! ) vurulan arkadaşlarımızın, dostlarımızın anıları önünde saygıyla eğiliyoruz ve onları geri istiyoruz…

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu

DARBECİLER YARGILANMALI, YARGI SÜRECİ DEMOKRASİNİN YENİDEN TANZİM EDİLDİĞİ BİR ZEMİN OLMALIDIR

Türkiye darbecilerini yargılamayan bir ülke olmanın utancını daha ne kadar üzerinde taşıyacak? Bugünün sorusu ve asli sorunu budur. Türkiye tercihini kullanma noktasında artık tereddüt yaşamamalıdır. Türkiye kaybettiği yıllara mı yanacaktır yoksa geleceği kazanacak bir adım mı atacaktır?

12 Eylül sıradan bir gün değildir; sonuçlarının kolay telafi edilebileceği askeri darbe hiç değildir. Siyasal, ekonomik sonuçlarının çok ötesinde 12 Eylül dönemi toplumsal bir tramvaya yol açmıştır ki, olumsuzluklarını hâlâ yaşıyor olmamızın nedeni budur.

12 Eylül askeri darbesinin üzerinden çeyrek asrı aşkın bir zaman geçmiştir geçmesine ama ne anayasadan, ne yasalardan dönemin izlerini ayıklamak mümkün olmamıştır. Türkiye 12 Eylül anayasasıyla yönetilmenin utancını yaşamaktadır. Bırakalım darbecileri yargılamayı, onları hemen her konuda görüşüne başvurulan "tonton dedeler" gibi tanıtma gayretine bile tanık oluyor Türkiye.

12 Eylül‘ü salt anayasa ve yasalarla sınırlı olarak ele almak, mevzuat değişikleri ile 12 Eylül‘ün izlerinin toplumsal hayatımızdan öteleneceğini düşünmek, demokrasiye verdiği zararı ve toplumsal hayatımızda açtığı yaranın derinliğini hissetmemektir.

12 Eylül bir korku toplumu yaratmıştır; örgütlülüğün öcü gibi algılandığı, hak aramanın suç olarak görüldüğü, özgürlüklerin önemsenmediği toplumsal hayat baskı ve zor yöntemiyle kültürel bir ortalama haline getirilmiş, içselleştirilmiştir. Elbette yasaların değiştirilmesi önemlidir ancak 12 Eylül‘ün izlerini asıl ortadan kaldıracak olan, bir başka Türkiye‘nin olabileceğine, yeni bir yaşamın kurulabileceğine inanmak ve inandırmaktır. 12 Eylül, Türkiye‘de gerici ve ırkçı anlayışların önünü açmış, rahatlatmıştır. Baskı ve şiddetle karşı karşıya bırakılan solun boşalttığı alanlara gerici-ırkçı çevrelerin kolayca girmesi ve kök salması bu sayede olmuştur. 2007 seçimlerinde sandık sonuçları, 12 Eylül‘ün resmi ideolojisi Türk-İslam sentezinin tezahüründen başka bir şey değildir.

12 Eylül döneminden kalma partiler ve seçim yasasını dayanak alarak oluşan bugünkü parlamentonun, istenen düzeyde anayasa değişikliğini yapmasının mümkün olmadığı, siyasi iktidarın değişiklik paketini kamuoyundan bir sır gibi saklamasından anlaşılmaktadır. Siyasi iktidar kapalı kapılar arkasında anayasa hazırlamaktadır. Vatandaştan, vatandaşın örgütlü olduğu kurumlardan saklanarak hazırlanan bir metnin demokratik özellikler taşıyacağını düşünmek safdilliliğin ötesinde siyaseten kör olmak anlamı taşımaktadır ki, bu tepeden inmeci yönetsel tarz Türkiye‘ye, 12 Eylül gibi baskıcı dönemlerin bir armağanıdır.

Türkiye 12 Eylül karanlığından kurtulmak istiyorsa, başta darbecileri yargılamalı, yargılama süreci, demokrasinin yeniden tanzim edildiği bir zemin haline getirilmeli, yargılama sürecinden çıkan sonuçlar çerçevesinde, toplumun tüm örgütlü kesimlerinin katılımcılığı sağlanarak, eşitlikçi, özgürlükçü, laik, demokratik bir anayasa hazırlamalıdır.

TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

12 EYLÜL DÜZENİ ANCAK EŞİTLİKÇİ, DEMOKRATİK BİR ANAYASA İLE AŞILABİLİR YENİ ANAYASA TARTIŞMALARINDA ÖNE ÇIKAN "SİVİL ANAYASA" VURGUSU YANILTICIDIR, YETERLİ DEĞİLDİR GERÇEK ÇÖZÜM, EKONOMİK POLİTİKALARIN TOPLUMSAL YARAR KISTASIYLA BELİRLENDİĞİ, GELİR VE BÖLÜŞÜM İLİŞKİLERİNİN HALKTAN YANA DÜZENLENDİĞİ, EŞİTLİKÇİ VE SİYASAL YAŞAMI GERÇEKTEN KATILIMCI, DEMOKRATİK TEMSİLE DAYANDIRAN BİR ANAYASA İLE MÜMKÜNDÜR

Üzerinden 27 yıl geçmiş olsa da 12 Eylül unutulacak, üzeri örtülecek bir tarih değildir. Zira 12 Eylül 1980, toplumsal tarihimizde devletin, siyasetin, ekonomi ve toplumsal yaşamın yeniden yapılandırıldığı önemli bir dönemeç olmuştur.
12 Eylül 1980‘de gerçekleştirilen askeri müdahale ile 1961 Anayasası ortadan kaldırılmış, siyasete köklü darbeler vurulmuş, yasama, yürütme, yargı süreçleri tekleştirilmiş, ekonomi 24 Ocak Kararları doğrultusunda uluslararası sermaye lehine yeniden yapılandırılmış, toplu sözleşme düzeni ilga edilmiş, toplumsal muhalefet zor araçlarıyla sindirilmiş, ekonomik, sosyal, kültürel örgütlenmeler dağıtılmış, toplumsal, kültürel ve psikolojik düzlemlerdeki tahribat had safhaya ulaşmıştır.

Bireysel çıkarın toplumsal çıkarın önüne geçirildiği, planlama, kalkınma ve sosyal devlet gereklerinin terk edildiği, gelir-bölüşüm ilişkilerinde adaletsizliklerin geliştirildiği, finans-para-rant politikalarının yatırımların önüne geçirildiği, sanayileşme ve kamu işletmeciliği birikimlerinin özelleştirme furyasıyla talan edildiği, neo liberal politikalara geçiş yapıldığı, uluslararası sermayenin egemenliğindeki küreselleşme süreçlerine entegre edilen bir süreç yaşanmıştır.

Bütün bunlar, dönemin en önemli toplumsal dinamiği olan emekçiler ile yurtsever toplumcu güçlerin terör-işkence-hapis-sürgün v.b. yöntemlerle üstüne gidildiği bir ortamda gerçekleştirilmiştir.
12 Eylül Türkiye‘yi geri götürmüş, yol açtığı ekonomik, sosyal, siyasal tahribatlar ülkemizi kötürüm kılmıştır. Bu nedenle 12 Eylül toplumsal belleğimizden silinmeyecektir.

Yeni Anayasa tartışmalarının yoğunlaşacağı önümüzdeki günlerde siyasetin üzerindeki militarist gölgelerin kaldırılması yanı sıra çok temel başka parametreler de gözetilmelidir. Bunlar: Neo liberal ekonomi politikaları ve dolayısıyla ülkemizin ekonomik"siyasal bağımsızlığı, planlama" sanayileşme" kalkınma üçlüsünün bütünlük içinde benimsenmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin eksiksiz olarak tanımlanması, sosyal hukuk devleti ilkesi, yasama "yargı" yürütme ayrılığının demokratik bir çerçevede sağlanması, siyasetin toplumsal dinamikleri kapsamasının önündeki engellerden biri olan seçim sistemindeki baraj ve diğer bütün engellerin tamamen kaldırılması, toplu sözleşme düzeninin emek kesimini gözeterek yeniden yapılandırılması ve etnik çeşitliliğin kültürel haklar, kardeşçe bir arada yaşam ve sosyal hukuk devleti içinde güvenceye alınmasıdır.

İşte böylesi demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Anayasa ile sosyal hukuk devleti gerçekten egemen kılınabilir, 12 Eylül Anayasası ve düzeni gerçekten aşılabilir, ekonomi ile dış politika ülke ve halk çıkarlarına göre ancak böylece düzenlenebilir. Türkiye‘nin siyasal, sosyal yaşamı ancak böylece normalleşebilir. Başka türlü bir normalleşme mümkün değildir. Olsa olsa, neo liberal politikaların savunucularının kendi içlerindeki bir cepheleşmenin tezahürleri, bugüne kadar olduğu gibi toplumun önüne bir kez daha yanıltıcı bir biçimde sunulur.

Emin KORAMAZ
TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
Yönetim Kurulu Başkanı


12 EYLÜL DARBECİLERİ YARGILANMALIDIR!
YALNIZCA "SİVİL" DEĞİL, "DEMOKRATİK" BİR ANAYASA İSTİYORUZ!

12 Eylül darbesi, ülkemizin emperyalist sisteme bağımlılığını arttıracak 24 Ocak 1980 kararlarının demokratik yöntemlerle uygulanmayacağı anlaşılınca, tezgahlanmıştı.

12 Eylül‘de;

* * 650.000 kişi gözaltına alındı. 1.683.000 kişi fişlendi.
* * Açılan 210.000 davada 230.000 kişi yargılandı.
* * 71.000 kişi TCK.‘nin 141, 142 ve 163. maddelerinden, 98.000 kişi "örgüt üyesi olmak" suçundan yargılandı. 23.000 kişiye 0-1 yıl. 10.700 kişiye 1-5 yıl, 6.100 kişiye 5-10 yıl, 2.390 kişiye 10-20 yıl, 939 kişiye 20 yılın üzerinde ve 630 kişiye ömür boyu hapis cezası verildi.
* * 7.000 kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi, idamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis‘e gönderildi, idam cezası verilenlerden 50‘si asıldı.
* * 388.000 kişiye pasaport verilmedi. 30.000 kişi "sakıncalı olduğu için işten atıldı.
* * 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. 30.000 kişi "siyasi mülteci" olarak yurtdışına gitti.
* * 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin "işkenceden öldüğü" belgelendi.
* * 14 kişi açlık grevinde öldü. 16 kişi "kaçarken" vuruldu. 95 kişi çatışmada öldü. 73 kişiye "doğal ölüm raporu" verildi. 43 kişinin "intihar ettiği" bildirildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi..
* * 937 film "sakıncalı" bulunduğu için yasaklandı. 23.677 derneğin faaliyeti durduruldu. 400 gazeteci için toplam 4.000 yıl hapis cezası istendi. 40 ton gazete ve dergi yakıldı.

12 Eylül‘de toplumsal muhalefetin her kesiminin üzerinde korkunç bir baskı uygulanırken, her türden dinci, milliyetçi gerici akımlar serbest bırakıldı. İmam Hatip liseleri en çok bu dönemde açıldı. 24 Ocak kararlarının gereği yerine getirilmeye başlandı ve bu süreç hala devam ediyor. Demokratik hukuk devletinin de, sosyal devletin de kökleri dinamitlendi. "Kamusal çözüm", "toplumsal yarar" düşüncesi unutturulmaya çalışılarak, yerine "bireycilik" ikame edildi. Milyonlarca insanın kaderi piyasanın acımasız koşullarına teslim edildi.

Aradan 27 yıl geçti ve 7 kez genel seçimler yapıldı. Her seferinde farklı partiler iktidar koltuğunu paylaştılar. Ama hiçbiri 12 Eylül‘le hesaplaşmadı, darbecileri yargılamak için adım atmadı, geçici 15. maddeye kaldırmak için girişimde bulunmadı. Aksine, 12 Eylül ürünü anti-demokratik ortamdan kendi küçük çıkarları için yararlanma yolunu seçtiler.

Diğer ülkelerde darbeci generaller cezaevinde topluma karşı işledikleri suçların cezasını çekerken; 12 Eylül generalleri bir şey olmamış gibi keyifli yaşamlarını sürdürüyorlar. Böyle olduğu içindir ki, ülkemiz darbe tehditlerinden kurtulamıyor. Artık bu ayıp ve utançtan kurtulmalıyız.

12 Eylül darbesiyle hesaplaşılmadan, Geçici 15. madde kaldırılmadan, darbeciler yargılanmadan, Türkiye demokrasisi rüştünü ispat edemeyecektir.

Darbe döneminin "yasaklar manzumesi"nden ibaret olan anayasasından elbette kurtulmak gerekmektedir. Ama bunun yolu, kapalı kapılar ardında, "sipariş" verilen taslaklar üzerinde tartışmak olamaz. "Toplumsal uzlaşma" metni olması gereken "demokratik" bir anayasaya ulaşabilmenin yolu da "demokratik" olmalıdır. Toplumun tüm kesimlerinin, ama en çok ta sesi duyulmayanların, çalışanların, işsizlerin, yoksul köylülerin, kadınların, gençlerin, sendikaların, meslek örgütlerinin talepleri göz önüne alınmalı, sözlerini söyleyebilmelerinin yolları açılmalıdır.

Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Anayasa ile sosyal hukuk devleti egemen kılınabilir ve 12 Eylül düzeni gerçekten aşılabilir.


Hüseyin ATICI
TMMOB ADANA İKK Sekreteri