JMO: ÖZELLEŞTİRMECİ, FIRSATÇI ZİHNİYET YİNE İŞ BAŞINDA; KURAKLIK BAHANESİYLE AKARSULAR DA ÖZELLEŞTİRİLİYOR, SİYASAL AFET DEVAM EDİYOR!

02.08.2007

Jeoloji Mühendisleri Odası, yaşanan kuraklık, su kesintileri ve akarsuların özelleştirilmesiyle ilgili olarak 1 Ağustos 2007 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, küresel ısınma, kuraklık ve su krizini bahane ederek, akarsuların işletme haklarının yap-işlet-devret modeliyle özel sektöre bırakılacağını açıkladı. Açıklamadan, tarımsal sulama amaçlı barajların özel sektöre yaptırılacağı, ikinci aşamada tarımsal amaçlı suyun içme suyu olarak kullanılmasının gündeme getirileceği anlaşılmaktadır.

Dünyadaki su sorunları ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda, halen 26 ülkede 350 milyon kişinin susuzluk çektiği, 1,2 milyar civarında insanın ise yeterli su kaynağına sahip olmadığı ve her yıl çoğunluğu çocuk 5 milyon kişinin su yetersizliğinden ve kirli sulardan kaptığı hastalık sonucu, yaşamını yitirdiği belirtiliyor. 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun 9.3 milyara ulaşmasının beklendiği ve iklim değişiklikleri yüzünden 60 ülkede toplam 7 milyar insanın su kıtlığı yaşayacağı ifade ediliyor. Günümüzde bile 6 milyar insanın yaklaşık yüzde 20‘sinin güvenli su kaynaklarından yoksun olduğu biliniyor.
Ülkemizin toplam yenilenebilir su potansiyeli yaklaşık 234 milyar m3‘tür. Ancak, günümüz teknik ve ekonomik şartları çerçevesinde, çeşitli amaçlara yönelik olarak tüketilebilecek yüzey suyu potansiyeli (nehirlerimiz-ki Asi nehri dahildir) 98 milyar m3, yeraltısuyu potansiyeli ise 12 milyar m3 olarak hesaplanmaktadır. Bu durumda, tüketilebilir yüzey ve yeraltısuyu potansiyeli yılda ortalama toplam 110 milyar m3 olmaktadır.

Türkiye, su kaynakları ve bu kaynakların kullanımı ve değerlendirilmesi konusundaki faaliyetleriyle bulunduğu coğrafi bölgede ender sorunsuz ülkelerden biri ya da su miktarı açısından yeterli bir ülke olarak görünmesine rağmen, özellikle kişi başına kullanılabilir su potansiyeli incelendiği zaman gerçeğin farklı olduğu anlaşılmaktadır. Uluslararası kriterlere göre kişi basına düşen 10 bin m³ kullanılabilir su "su zengini ülke"ye, 3 bin ile 10 bin m³ arasındaki su "yeterli suyu olan ülke"ye, bin ile 3 bin m³ arasındaki su "su sıkıntısı olan ülke"ye, miktar 1000 m³‘ün altında ise, su fakiri ülkeye karşılık gelmektedir. Nüfusu yaklaşık 70 milyon olan ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yılda yaklaşık 1570 m³ tür. Nüfusumuzun sürekli artışına ters orantılı olarak, kullanılabilir su miktarının değişmemesi, hatta kırsal alanlardan büyük şehirlere göç, yüksek düzeyde ekonomik büyüme gibi etkenler ile nitelik ve niceliğinin azalması göz önüne alınırsa, önümüzdeki yıllarda bu miktarın daha da azalacağı ve uluslararası kriterlere göre "su fakiri" ülkeler arasına gireceğimiz açıkça görülmektedir.

2050 yılında bu oranın 700 m³e düşeceği öngörülmektedir.Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü‘nün (UNESCO) hazırladığı tatlısu kaynaklarının değerlendirildiği "Dünya Su Gelişme Raporu"nda, kullanılabilir su miktarına göre Türkiye dünyada 45 ci sırada yer almaktadır.

Görülüyor ki, SULARIMIZ SORUNLU VE SONLUDUR.

Elektrik kesintileri yaratarak, nükleer santral kurulmasını gündeme getiren siyasi iktidar, bu kez de aynı fırsatçılıkla kuraklığı bahane ederek sanki çözümmüş gibi akarsuların satışını gündeme getirmektedir.
Akarsuların işletme haklarının özelleştirilmesiyle:

Ülkelerin doğal zenginliği olan suya olan ihtiyaç arttıkça, insanlık için gittikçe daha önemli ve stratejik bir kaynak olmaya başlayan tatlı su kaynaklarının korunarak, verimli ve planlı kullanımı daha önemli bir hale gelmişken, zaten sorunlu olan su kaynaklarımız ve su yönetimi kamusal yarar yerine sadece kar mantığına terk edilecek, plansız kullanım, yerüstü sularının talanı sistemli hale getirilecektir.

Küresel ısınma nedeniyle dünyamızın bir kuraklıkla karşı karşıya olduğu günümüzde kendini hissettiren "su" sorunu, her şeyi satmayı düstur edinmiş siyasi iktidar tarafından tamamen çözümsüz hale getirilecek, su sorununu yaşamamız hızlandırılmış olacaktır.

Ülkemizde toplam yıllık akış miktarı 186 milyar m³ olan, 26 su havzasının içerisinde Fırat ve Dicle‘nin payı toplam akışın %30‘unu bulmaktadır.
Dünya Bankası ve Avrupa Biriliği‘nin dayattığı su politikalarının uygulanması sonucu, başta Fırat, Dicle ve Kızılırmak havzası olmak üzere ilk etapta 13 e yakın akarsu havzasının özelleştirilmesi gündeme gelecek, sularımız; Yuvacık Barajı-İzmit Kentsel ve Endüstriyel Su Temini ile Antalya su ve atıksu sisteminin Fransız şirketi ANTSU‘ya devredilmesi örneğinde olduğu gibi uluslar arası su tekellerinin denetimine geçecektir.

Bir havzada yer alan tüm yüzey ve yer altı su kaynaklarının birlikte dikkate alınıp, entegre su yönetimi anlayışıyla o havza için en uygun su yönetim modelinin merkezi bir yapı tarafından kamu yararı doğrultusunda oluşturulması esastır. Hal böyleken su yönetiminin halkın ihtiyaçları yerine en kısa sürede en fazla karı esas alan şirketlere devredilmesinin akla, bilime ve mühendisliğe sığdırmak mümkün değildir.

Su gibi yaşamsal bir konu, piyasaya terk edilip, gelecek kuşakların yaşamları bu günden çoraklaştırılamaz.

Elektrik üretiminde hidrolik potansiyelimizin özel şirketler tarafından nasıl talan edildiği gerçeği gözlerimiz önündedir.

4628 Sayılı "Elektrik Piyasası Yasası" ve ardından kurulan "Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK)" ile enerji sektörde kamu hizmeti anlayışı terk edilerek, tümüyle serbest piyasa faaliyetinin önü açılmıştır. Yasa öncesi, su havzaları kamu tarafından bütünlüklü ve planlı şekilde ele alınarak kaynaklar elektrik üretimi için sonuna kadar verimli kullanılırken, yasa ile birlikte gelişen süreçte özel sektör havzanın en verimli yerine lisans alarak, deyim yerindeyse havzanın en kaymaklı yerini kullanılıp diğer yerleri pasaysa dönüşmekte, piyasa çıkarları adına kamusal su kaynaklarımız geri dönüşümsüz talan edilmektedir. Tamamen kar güdüsüyle hareket eden ve denetime tabi olmayan özel sektör, ülke kaynaklarını plansız bir şekilde talan ederek özelleştirmenin ne anlama geldiğinin öğretisi olmuştur.

Su ve Enerji gibi kritik sektörlerde bilimsel gerçek ve akıl planlamayı tek elden yürütmeyi uygun görürken bugün enerji üretiminde yaşadığımız hidrolik kaynaklarımızın talanını yarın akarsularımızın satılması ile katlanarak bütünüyle yaşayacağız.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak uyarıyoruz!
Tatlı su kaynaklarımızın, araştırılması, işletilmesi, korunması ve entegre su yönetimi anlayışıyla en verimli şekilde işletilmeleri yaşamsal öneme sahiptir. Bu yaşamsal önemdir ki, yer altı ve yerüstü su kaynaklarımızın; kamu yararı ve ülke çıkarları doğrultusunda belirlenecek politikalar ile ve kamu kuruluşumuz tarafından merkezi bir planlama ile değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Akarsularımızın satışı siyasal bir afet olacaktır.

UNUTMAYALIM KI SULARIMIZ SORUNLU VE SONLUDUR.

Saygılarımızla,

01.08.2007
TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI