KESK'İN HAZIRLADIĞI "SOSYAL BİR TÜRKİYE İÇİN TALEPLER" METNİ TMMOB ORTAMINDA TARTIŞILIYOR
TMMOB Yönetim Kurulu, KESK'in hazırladığı "Sosyal Bir Türkiye İçin Talepler" başlıklı taslak metin ile ilgili olarak Odalardan ve TMMOB Çalışma gruplarından gelen görüşlerin değerlendirilerek ortaklaştırılması yönünde çalışma başlattı.
TMMOB Yönetim Kurulu, KESK‘in hazırladığı "Sosyal Bir Türkiye İçin Talepler" başlıklı taslak metin ile ilgili olarak Odalardan ve TMMOB Çalışma gruplarından gelen görüşlerin değerlendirilerek ortaklaştırılması yönünde çalışma başlattı.
SOSYAL BİR TÜRKİYE İÇİN TALEPLER (TASLAK METİN)
Ülkemiz emekçileri ve halkı, ekonomik ve siyasal olarak kuşatılmış; giderek artan yoksulluk ve işsizliğin ağır sorunları karşısında yaşam mücadelesi vermektedir. Gelir dağılımı adaletsizliği, işsizlik ve yoksulluk dayanılmaz ölçülerde artmış; demokratikleşme sorunları köklü bir çözüme kavuşturulamamıştır.
Neo-liberal politikaları referans kabul eden hükümetler eliyle, sosyal haklara yönelik saldırılar kesintisiz sürmüş, IMF ile yapılan stand-by anlaşmalarıyla, Türkiye ekonomisi borç ödemeye dayalı, üretimi yadsıyan, sosyal politikaları terk eden ve kriz tehlikesini sürekli yaşayan kırılgan bir yapıya bürünmüştür. Bugün AKP hükümeti tarafından sosyal içerikli politikaların tümden tasfiyesine yönelik kapsamlı bir dönüşüm programı hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
Ekonominin iyiye doğru gittiği, enflasyonun aşağı çekildiği, faizlerin azaldığı, GSMH büyüme oranlarının ciddi oranlarda arttığı kamuoyunun gündemine sürekli olarak taşınmaktadır. Oysa uygulanan politikalar, Türkiye‘yi ekonomik ve sosyal anlamda ciddi bir yıkıma doğru sürüklemektedir.
Yıkımın ağır sonuçları ortadadır:
-kamu yatırımlarına ayrılan bütçe payı 1986‘dan bu yana % 75 oranında azaldı,
-İç borçlar 1996 yılından bu yana % 470, dış borçlar % 80 arttı,
-Bütçede eğitime ayrılan pay 1990‘dan bu yana % 43, sağlığa ayrılan pay % 26 azaldı,
-Faize bütçeden ayrılan pay 1993‘te % 23 iken, 2004‘te % 43‘e çıktı,
-2002 yılı DİE yoksulluk çalışmasına göre Türkiye‘de 20 milyonu aşkın kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor,
-işsizlik 1996 yılından bu yana iki katına çıkarken, özel sektörde haftalık çalışma süreleri 1997 yılında 44 saat iken, 2004 yılında 54 saate çıktı,
-Kayıt-dışı istihdam edilenler 5 milyonu buldu,
-Gelire göre tüketim harcamlarında en yoksul % 20‘lik dilimin payı % 8,72ye düşerken, en zengin % 20‘lik dilimin payı % 40,2 yükseldi,
-BM 2002 raporunda, Türkiye İnsani gelişmiş düzeyi bakımından 173 ülke arasında 85. iken, 2003 yılında 177 ülke arasında 88. sıraya düştü,
-Türkiye Orta Gelişmişlik düzeyinde 33. sırada yer alıyor,
-OECD ülkelerinde ortalama yaşam beklentisi 77 yıl iken Türkiye‘de 70 yıl,
-15 yaş üstü nüfusun % 15‘i okuma yazma bilmiyor.
-Okullaşma oranı %82‘yi bulmuyor.
-GSMH‘dan eğitime ayrılan pay sadece % 2,2.
-Kişi başına sağlık harcaması aylık yalnızca 24,5 $.
-5 yaş altı çocukların % 8‘i yeterli beslenemiyor.
-Kadın-Erkek eşitsizliği derinleşiyor; erkeğin geliri kadının gelirinin iki katı.
Diğer yandan ülkemizde demokratikleşme, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması önündeki yasal ve fiili engeller devam etmektedir. Anayasa ve bağlı yasalardaki anti-demokratik hükümler, kurumlar varlığını sürdürürken; hak ve özgürlüklerden, evrensel normlardan, demokrasiden yana değişim talebi, baskıcı-otoriter kesimlerin direnciyle karşılaşmaktadır.
Çalışma yaşamını esnekleştirme, örgütsüzleştirme ve çalışanları güvencesiz koşullarda istihdam etme yönündeki girişimler hızlanmıştır. Kayıt-dışı istihdamın yaygınlığı, kadın ve çocuk emeğinin sömürüsü, düşük ücretler, iş güvencesinin olmaması, çalışma saatlerinin uzunluğu, sendikalaşma ve toplu sözleşmelerden yararlanma düzeyinin düşüklüğü, emekçilerin yaşam koşullarını daha da ağırlaştırmaktadır.
Örgütlenme özgürlüğünün kullanılması konusunda gerek yasal gerekse uygulamadan kaynaklanan sorunlar bulunmaktadır. Onaylanan uluslararası sözleşmelerin gereği yerine getirilmemekte, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakları yasak ve kısıtlamalarla karşı karşı kalmaktadır. Emekçiler, farklı iş ve sendika yasalarına tabidir ve ortak örgütlenmeleri önündeki yasal engeller sürmektedir.
Bugün topluma sunulan model bir çaresizlik modelidir ve alternatifsiz değildir. Sermayeye karşı tüm emeğin ayrımsız ve istisnasız yan yana gelme, farklılıklarından güç alma ve sermayeye ve onun aracı haline dönüşmüş devlete karşı yaşamı yeniden kurma, süreci dönüştürme gücü vardır.
İnsan hakları, sosyal haklar ve demokrasi için,
eşit, özgür bir toplum yaratılması için,
sermayenin ve siyasi iktidarların saldırılarının durdurulması için,
ortak yaşamın yok edilmeye çalışılan alanlarını kazanmak için,
Sosyal bir Türkiye talepleri için mücadele yürütmekten başka bir çıkış yolu yoktur.
DEVLETİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BÜTÇE
Küreselleşme süreci ile birlikte sermaye kendi krizini aşmak ve sınırsız kar elde etme amacına hizmet etmek amacıyla bir dizi uygulamayı hayata geçirmeye çalışmaktadır.
Kamuda reform çalışmaları, Dünya Bankası‘nın yapısal uyum politikaları başta olmak üzere sermayenin diğer uluslararası örgütlerinin talep ve istemleriyle gündeme getirilmektedir. Reform hazırlıklarının ana hedefi yereleştirme aracılığıyla ticarileştirme ve özelleştirmedir. Reform adı altında eğitimden tarıma, sağlıktan sosyal güvenliğe, madencilikten altyapı hizmetlerine ve çalışma yaşamına ilişkin bir dizi alan neo-liberal politikaların saldırısı altındadır. Bütçeler de yerli ve yabancı sermaye gruplarının ve rant çevrelerinin talepleri çerçevesinde şekillenmektedir. Ekonomi politikalarının belirlenmesinde ve bütçenin oluşturulmasında toplumun örgütlü kesimlerinin katılımı sağlanmadığı gibi, talepleri yok sayılmaktadır. Bütçelerin son on yıllık sürecine baktığımızda, eğitim, sağlık, yatırım ve personel harcamalarının radikal bir biçimde azaldığı; borç faizi ödeme mekanizmasına indirgendiği görülmektedir.
Yeni liberal küreselleşme politikaları yoksullukla mücadele anlayışını bir hayırseverlik anlayışına indirgemektedir. AKP hükümetinin Dünya Bankası desteği ile sürdürdüğü "yoksullukla mücadele" programı bu anlayış çerçevesinde değerlendirilebilinir. Böylelikle yoksullukla mücadele, yoksulluğu ortadan kaldıran değil, yoksulluğu yöneten; kalıcılaştıran ve çeşitli yardımlarla bu kesimlerin yaşamlarını sürdürmelerine olanak tanıyan bir özelliğe sahip olmaktadır.
1)IMF ile yapılan Stand-by anlaşması derhal iptal edilmeli, borçlar hem vade olarak hem de alacaklılarına göre yeniden yapılandırılmalı, ekonominin öncelikleri çalışanlar lehine yeniden düzenlenmeli; yatırımı, istihdamı, sosyal harcamaları ve büyümeyi esas alan bir ekonomik yapı oluşturulmalıdır.
2)Kamu yönetiminde emekten ve demokrasiden yana gerçek bir reform için, IMF, DB, DTÖ, OECD gibi sermayenin uluslararası örgütlerinin programlarından ve GATS anlaşması taahütlerinden vazgeçilmeli; Kamu Yönetimi Temel Kanunu, yerel yönetimler, sosyal güvenlik ve personel rejimi yasa girişimleri geri çekilmelidir. Toplumsal faydayı, merkezi ve yerel yönetimlerin demokratikleşmesini esas alan gerçek bir reform, toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla hazırlanmalıdır.
3)Kayıtdışı ekonomi derhal kayıt altına alınmalı; vergi kaçırmayı özendiren ve ödüllendiren, yüksek gelir gruplarının lehine olan vergi aflarına son verilmeli, finansal işlemler ve faiz gelirleri üzerindeki vergiler arttırılmalıdır. Vergi adaletini sağlamak için herkesten mali gücüne, servetine ve gelirine göre vergi alınması ilkesi hayata geçirilmelidir. Kurumlar vergisinin bütçe içindeki payı artırılmalı, dolaylı vergilerin oranı azaltılmalıdır.
4)Kamuda özelleştirme, taşeronlaştırma uygulamalara son verilmelidir.
5)Tarım kesimine yönelik bugünkü sermaye eksenli uygulamalara son verilmeli, hayvancılık desteklenmeli; tarım ve hayvancılığa yönelik geniş kapsamlı bir program hazırlanmalıdır.
6)Kamunun müdahale alanları genişletilmeli, kamu harcamaları toplumsal yarar doğrultusunda belirlenerek, bütçe buna uygun şekillendirilmelidir.
7)Kamu hizmeti üreten bir bütçe oluşturulmalı; eğitime ve sağlığa ayrılan pay, ihtiyaçlar çerçevesinde yeniden belirlenerek artırılmalıdır.
8)Kamu hizmetlerinin süreklilik, eşitlik, tarafsızlık, ortak yarar gibi temel niteliklerini yok sayılamaz. Yerelleştirmeyi, özelleştirme ve ticarileştirmenin bir aracı olarak kullanma girişimlerinden vazgeçilmeli; yurttaşların kamu hizmetlerinden ücretsiz, nitelikli, eşit ve yaygın biçimde yararlanması sağlanmalıdır.
9)Merkezi ve yerel yönetimlerde halkın ve emekçilerin demokratik katılımını sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalı; kamusal denetim ve demokratik planlama esas alınmalıdır.
10)Bütçenin hazırlanmasında demokratik süreçler işlemeli, sendikalar, demokratik kitle örgütleri bütçe hazırlık süreçlerinde yer almalıdır. Halkın bütçe öncelikleri konusunda kararlara katılımını sağlayacak mekanizmalar geliştirilmelidir.
11)Bütçeler borç ödeme baskısından kurtarılmalı, hazine borç servisi olmaktan çıkartılmalıdır.
12)Silahlanma, şiddet ve savaş politikalarına dayanan bütçe anlayışından vazgeçilmeli, askeri harcamalar denetim altına alınmalı, fon uygulamalarına son verilmelidir.
13)Bir bütçe politikası olarak kalıcılaşmaya başlayan Faiz Dışı Fazla uygulaması sona erdirilmelidir.
14)Merkez Bankası‘nın özerklik adı altında toplumsal denetimden uzaklaştırılmasına son verilmeli, toplumun yararı doğrultusunda hareket eden bir bankaya dönüştürülmelidir.
15)Özerk kuruluşların tümü kamu denetimine açılmalı, bütçe içinde yeniden tanımlanmalıdır.
16)Sosyal güvenlik hizmetleri, bütün yurttaşları kapsamalı; reform adı altında emeklilik ve sağlık haklarını ticarileştirme, emekli yaşını ve prim ödeme sürelerini artırma, emekli aylıklarını düşürme girişimlerinden vazgeçilmelidir.
17)Çevre felaketlerini engelleyecek yasal düzenlemeler yapılmalı, çevre dostu üretim ve teknoloji hakim kılınmalıdır.
ÇALIŞMA YAŞAMI
Çalışma yaşamı bugün çok parçalıdır. Yaşamın her alanını kendi esnek biçemine dönüştürmeyi amaçlayan sermaye post dönemin bir yansıması olarak emeği esnekleştirmeyi amaçlamış, buna yönelik tüm çabalarını yasal düzenlemeler başta olmak üzere kamusal alanın tüm alt alanlarına yayma konusunda tereddüt etmemiştir.
Ülkemizde çalışma yaşamı her geçen gün daha fazla örgütsüzlüğe ve güvencesizliğe itilmektedir. İşsizlik, iş güvencesinin olmayışı, esnek istihdam, kayıt-dışı çalıştırma, ücretlerin düşüklüğü, çalışma saatlerinin uzunluğu, ayrımcılık, yaşanan sorunları her geçen gün büyütmektedir.
1.Devlet, her yurttaşın insan onuruna yaraşır koşullarda yaşamını sürdürmesini sağlamak, işsizliği önlemek, iş güvencesini sağlamak ve aktif istihdam politikalarını hayata geçirmekle yükümlüdür.
2.Tüm çalışanlar iş güvencesi hakkından eksiksiz bir biçimde yararlanmalı; iş güvencesi kapsamını daraltan düzenlemelerden, kamu emekçilerinin iş güvencelerini ortadan kaldırmayı hedefleyen girişimlerden vazgeçilmelidir.
3.Asgari ücret ve emekli aylıkları, yoksulluk sınırının üzerinde belirlenmelidir.
4.Günlük ve haftalık çalışma süreleri azaltılmalı; haftalık çalışma süresi 35 saat olarak belirlenmelidir.
5.Esnek çalıştırmaya olanak sağlayan yasal düzenlemeler ortadan kaldırılmalı; esnek ve kuralsız çalıştırma biçimleri engellenmeli; taşeronlaşmanın önüne geçilmelidir.
6.Kayıt dışı ekonomi ve kaçak işçilikle mücadele bir devlet politikası haline getirilmeli; kayıt-dışı ekonomi kayıt altına alınmalı; kayıtlı ekonomi içindeki kayıt-dışılığa karşı da önlem alınmalıdır.
7.Kamu emekçilerinin ücretleri ve diğer bütün çalışma koşulları, toplu sözleşmelerle belirlenmelidir. Kamuda birçok işkolunda yürütülen sözleşmeli personel uygulamasından vazgeçilmeli, mevcut çalışanlar kadrolu hale getirilmeli; iş güvencesinden ve sosyal haklardan yararlanmalıdır.
8.İşsizlik sigortasından yararlanma koşulları çalışanlar lehine yeniden düzenlenmeli, işsizlik ödeneği yeterli bir seviyeye çıkarılmalıdır.
9.Kıdem tazminatının fona devredilerek, işlevsizleştirme ve tasfiye etme girişiminden vazgeçilmelidir.
10.Her ne sebeple olursa olsun işçilerin ve kamu çalışanlarının resen veya zorunlu emeklilik uygulamaları durdurulmalı; emeklilik yaşı ülke gerçeklerini dikkate alan bir sınıra çekilmelidir.
11.Çalışma yaşamında kadınlara yönelik her türlü cinsiyet ayrımcı düzenlenme ve uygulamalara son verilmeli; ücret eşitliği sağlanmalı, kadınlara yönelik uluslararası sözleşmeler imzalanmalı ve uygulanmalı; doğum izinleri artırılmalı, kreşler yaygınlaştırılmalıdır.
12.Çocuk emeğinin sömürülmesine son verilmeli; fiziksel engelli yurttaşların ekonomik ve sosyal hakları güvence altında alınmalıdır.
13.Kamuda her iktidar değişikliğinde yaşanan siyasi kadrolaşmaya ve sürgünlere son verilmelidir.
14.Mesleki rehberlik ve mesleki eğitim hizmetlerinden yararlanma olanakları artırılmalıdır.
15.İş güvenliği ve meslek hastalığının önlenmesi; etkin bir denetim mekanizmasının geliştirilmesi, mağduriyetlerin giderilmesi için yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır.
DEMOKRATİKLEŞME VE SENDİKAL HAKLAR
Sermaye ve onun uydulaşmış siyaset odakları, işçi sendikalarından, kamu çalışanları sendikalarına, meslek odalarından, barolara, örgütlü emeğin olduğu her alana saldırmakta, bu örgütlülüğün toplumun zararına olduğu fikrini yaymakta, gerek emekçileri gerekse toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getirme stratejileri geliştirmektedir. Sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki yasalardan ve uygulamadan kaynaklanan ihlaller devam etmekte; uluslararası sözleşmelerin asgari güvenceleri yok sayılmaktadır.
Hak ve özgürlükleri güvence altına alan, katılımcı, çoğulcu ve demokratik bir yapılanmanın sağlanmasına yönelik yasalardan ve uygulamadan kaynaklanan engeller hala devam etmektedir.
1)Demokratikleşmenin önündeki en büyük engel olan 1982 Anayasası yerine, evrensel hukuk ilkelerini, insan hak ve özgürlüklerini esas alan yeni bir Anayasa, toplumun bütün kesimlerinin katılımı ile hazırlanmalıdır.
2)Siyasi partiler ve seçim yasaları demokratikleştirilmeli, kamu emekçilerine yönelik siyaset yasağı kaldırılmalı, siyaset toplumsallaşmalıdır.
3)Hukukun üstünlüğü ilkesi kabul edilmeli, yargının bağımsızlığı sağlanmalıdır.
4)Devlet, çetelerden köklü bir biçimde arındırılmalı; çeteler, siyasi uzantıları ile birlikte yargılanmalıdır.
5)Demokratik toplumun gereği olarak herkesin, dernek, siyasal parti, sendika ve vakıflar aracılığıyla özgürce örgütlenmesinin önündeki engeller kaldırılmalı; -Toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü de, örgütlenme özgürlüğünün tamamlayıcısı olarak eksiksiz güvence altına alınmalıdır.
6)Sendikasızlaştırmaya yönelik fiili girişim ve uygulamalara son verilmeli; bütün çalışanların, iş arayanların ve emeklilerin sendikalaşma hakkı güvence altına alınmalıdır.
7)Çok kimlikli, çok kültürlü, çoğulcu bir demokrasi tüm kural ve kurumlarıyla güvence altına alınmalı; Kürt Sorunun demokratik çözümü benimsenmelidir. İnsan hakları ihlalleri engellenmeli; işkence insanlık suçu sayılarak etkin tedbirler alınmalı; koruculuk lağvedilmeli; göçettirilenlerin köye dönüşleri önündeki engeller kaldırılmalı, mağduriyetlerinin tazmini sağlanmalı; cezaevlerindeki insanlık dışı koşullara son verilmelidir.
8)Kamu emekçilerinin toplu sözleşmeli, grevli sendikal hak ve özgürlükleri güvence altına alınmalı; statü ayrımsız bütün çalışanların ortak örgütlenmesi önündeki yasal engeller kaldırılmalıdır.
9)2821 ve 4688 Sayılı Yasalarda olduğu gibi, örgütlenme hakkının kullanımını kişiler açısından sınırlayan ve demokratik seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıran yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır.
10)Sendikaya üye olmak ve üyelikten ayrılmakta öngörülen noterlik şartı, işkolu barajı, yüksek hakem kurulu, zorunlu tahkim, grev ertelemesi gibi anti demokratik kurum ve kurallar kaldırılmalıdır.
11)Grev yasakları, ertelemeleri ve sınırları kaldırılmalı; hak grevi, dayanışma grevi de dahil olmak üzere her türlü grev hakkı güvence altına alınmalı; lokavt bir hak olmaktan çıkartılmalıdır.


