ODALARDAN 12 KASIM DÜZCE DEPREMİNİN YILDÖNÜMÜ BASIN AÇIKLAMALARI
Jeofizik Mühendisleri Odası ve İnşaat Mühendisler Odası, 12 Kasım 1999 Düzce depreminin yıldönümünde birer basın açıklaması yaptı.
JFMO: "12 KASIM 1999: DÜZCE DEPREMİNİN 10. YILI"
Ülkemiz 17 Ağustos 1999 depreminden yaklaşık iki ay sonra 12 Kasım 1999 Düzce depremi ile bir felaket daha yaşadı. Merkez üssü Düzce‘de aletsel büyüklüğü 7.2 olan bir deprem meydana geldi. 30 saniye süren deprem 845 insanımızın ölümüne 1500 civarında konut ve işyerinin ağır hasar görmesine neden oldu. Deprem gerçeği ülkemize ağır bir acıyı bir kez daha yaşattı.
Ülkemiz nüfusunun yaklaşık %70‘i I. ve II. derece deprem bölgelerinde yaşamaktadır. Bu alanlar ülke yüzölçümünün %66‘sını kapsamaktadır. Ülkemizde son 104 yılda (1900-2004) 160 hasar yapan deprem meydana gelmiştir. Depremler nedeniyle ortalama her yıl 889 can kaybı ile 5325 yapı ağır hasara uğramakta ve yıkılmaktadır. Hızlı nüfus artışı, kentlere göç, kaçak yapılaşma, bilgi ve eğitim eksikliği, denetimsiz kentleşme ve sanayileşme de deprem zararlarını artırmıştır.
Bilime ve akla aykırı olarak siyasal iktidarlarca uygulanan rant politikaları, bilinçsizce verilmiş yer seçimi kararları, mühendislik verilerinden yoksun imar planları ve plansız kentleşme daha fazla can ve mal kaybına neden olmuştur. Depremlerin yıkıcı afetlere dönüşmemesi için; akıl, bilim ve mühendislik verilerine göre hareket edilmemiştir.
Depremlerin herhangi bir irade ile durdurulması mümkün değildir. Depremler önlenemez ancak zararlarını azaltmak mümkündür. Depremle mücadele çok disiplinli çalışmalar gerektirir. Jeofizik, jeoloji, inşaat, şehir plancıları, mimarlık ve diğer mühendislik dalları yanında hukuk, sosyoloji, psikoloji ve diğer konuları kapsayan bir yelpazede ülke düzeyinde politikaları üretilmelidir.
Zemin özellikleri ve yer altı yapısının belirlenmesinde en önemli bilim dallarından biri olan jeofizik mühendisliğinin önemi yetkililer tarafından hala anlaşılamamış olup yasa ve yönetmeliklerde hak ettiği yer verilmemektedir. Deprem bölgelerindeki birçok belediyede imar planına esas etütlerde jeofizik raporlar yönetmeliklere rağmen kabul edilmemektedir. İmar planlarına altlık teşkil eden jeofizik-jeoteknik etütler yapılmadan yeni yerleşim yerleri belirlenmektedir.
Parsel ve ada bazlı tüm yapılaşmalarda mühendislik hizmeti olmayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilmemelidir. Tüm belediyelerde Mühendislik Jeofiziği yapılmamış zemin etüt raporları kabul edilmemelidir.
Deprem öncesi hazırlık ve zarar azaltma, deprem anında müdahale ve deprem sonrası iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyon sağlanması ve bu konulardaki uygulama hususlarını kapsayan 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı‘nın Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun uyarınca çalışmalar tamamlanmalıdır.
Afet risklerinin azaltılması sürecinde önemli bir rolü olan Yerel Yönetimlerin uygulama ve denetim görevlerinin yerine getirmeleri acil bir görevken, denetimi yapacak Jeofizik Mühendislerini istihdamının arzu edilen bir düzeyde olmadığı bir gerçektir. Zemin ve temel etüt raporlarının kontrolü ve gerekli durumlarda yerinde kontrolü amacıyla Yerel Yönetimlerde Jeofizik Mühendisi istihdamı zorunlu hale gelmelidir
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası olarak afet ve depremler konusunda risk azaltıcı önlemlerin alınması, toplumsal deprem bilincinin oluşturulması, akılcı ve bilimsel çözümler üretilmesi için yetkilileri göreve davet ediyoruz.
"DEPREMLERİN CAN VE MAL KAYBINA NEDEN OLMADIĞI NİCE GÜNLERE!"
Saygılarımızla.
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası
İMO: SİYASİ İKTİDAR VİCDANİ VE YASAL SORUMLULUK ALTINDADIR
12 Kasım 1999 Cuma günü Düzce‘de meydana gelen 7,2 büyüklüğünde deprem, büyük oranda can ve mal kaybına yol açmış; 30 saniye süren, Düzce ve çevresini etkileyen depremde bine yakın yurttaşımız hayatını kaybetmiş, beş bin yurttaşımız yaralanmış, yüzlerce ev ve işyeri yıkılmış, kullanılamaz hale gelmişti.
Aynı yılın 17 Ağustosunda Marmara bölgesinde meydana gelen depremin yarattığı travma henüz geçmemiş, yaralar sarılmamış, enkazlar kaldırılmamışken meydana gelen 12 Kasım depremi toplumsal travmanın belirginleşmesine neden olmuş, geleceğe dönük kaygılar, umutsuzluk ve çaresizlik ülkeyi adeta esir almıştı.
17 Ağustos depremi sonrasında, hamasi söylem dışında kayda değer hiçbir girişimde bulunamayan siyasi iktidar, "yara sarma" vaadini bile gerektiği ölçüde yerine getirememiş, 17 Ağustos depreminden alınmayan dersler, 12 Kasım‘ın hazırlayıcısı olmuştur. 2003 yılında meydana gelen Bingöl depreminde de benzer bir tablo ortaya çıkmıştır. Neredeyse her yıl tekrarlanan su taşkınlarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir.
Doğal afetler, istenmeyen olaylar ülke coğrafyasında o günden sonra da yaşanmıştır; yaşanmaya devam edecektir. Sorun doğa olaylarını doğal afet haline getiren olumsuzluklardan arınmak, eksiklikleri tamamlamak, yanlışlardan kurtulmaktır ki, işte bu noktada 1999 depremlerinden bu yana iç rahatlatan, geleceğe güvenle bakılmasını sağlayacak gelişmeler kaydedilmediği vurgulanmalıdır.
Türkiye olası bir depremi biçare beklemekte, siyasi iktidar bilimsel olmayan yol ve yöntemlerden medet ummakta ve daha çok da depremin yarattığı travmayı, bir rant projesi olan kentsel dönüşümü yaygınlaştırma ve meşrulaştırma yolunda kullanmaktadır.
İşin ilginç tarafı, 1999 depremleriyle başlayan süreçte, depremin yıkıcı etkisini azaltacak öneriler, alınması gereken önlemler, yapılması gereken yasal değişiklikler tartışmalarda önemli bir yer tutmuş, konu bilimsel içerikli toplantılarda, etkinliklerde ele alınmış, teorik altyapısı oluşturulmuştur. Bunun anlamı açıktır; bilim insanları, üniversiteler, meslek odaları üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmiştir; toplum siyasi iktidardan bilimin yol göstericiliğinde düzenlemeler gerçekleştirmesini beklemeye başlamıştır ki, zaman ilerledikçe açığa çıkan hayal kırıklığının asıl nedeni de bu olmuştur.
Yapılacak iş açık ve nettir: Türkiye gibi topraklarının yüzde 93‘ünün aktif deprem kuşağı üzerinde bulunduğu ve nüfusunun yüzde 98‘inin deprem riski altında yaşadığı bir ülkede, acilen nitelikli ve işlevsel bir yapı denetim sistemi kurulmalı, Deprem Şurası kararları hayata geçirilmeli, yenileme ve güçlendirme çalışmaları tamamlanmalı, ihtiyaç duyulan mevzuat değişiklikleri bir an önce gerçekleştirilmelidir.
Yine açık ki; bunlar yapılmazsa, Anadolu coğrafyası yeni ve daha yakıcı doğal afetlerle karşı karşıya kaldığında, siyasi iktidarın vicdani ve yasal sorumluluktan kurtulması mümkün olmayacaktır.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası


