ODALARDAN DÜNYA BARIŞ GÜNÜ AÇIKLAMALARI
1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Çevre Mühendisleri Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası, Maden Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası ve Peyzaj Mimarları Odası birer basın açıklaması yaptı.
ÇMO: BARIŞIN SESİ YÜKSELSİN !
İnsanlık tarihinin tanık olduğu en korkunç savaşlardan birinin, İkinci Dünya Savaşı‘nın başlangıç tarihidir 1 Eylül. Emperyalistler arasındaki ikinci büyük paylaşım savaşı, milyonlarca insanın yaşamına ve büyük bir çevre tahribatına mal olmuştur. Dünya halkları, 52 milyon insan kaybettiği bu savaşta, savaşın ve barışın anlamını bir kez daha öğrenmiştir. Dünya barış gününün, insanlık tarihinin en kanlı savaşlarından birinin başlangıç günüyle anılması tesadüf değildir.
1 Eylül Dünya Barış günü, II.Dünya Savaşı‘ndan bu yana, tüm Dünyada barışın dile getirildiği, savaşların ve yok ettiklerinin lanetlendiği bir gün olarak her yıl anılmaktadır. İnsanoğlu etnik, ekonomik, politik ve benzeri pek çok nedenle asırlar boyu savaşmış, kaybeden ise insanlık olmuştur.
Savaş tüm canlı türleri için yıkım ve yok oluş anlamına gelmektedir. Bu durumda tüm dünyada inatla sürdürülen savaş ve ekonomisi, canlı yaşamını hiçe sayan yaklaşımın kurduğu hegemonyaya dayanmaktadır.
2009 yılında hala dünya nüfusunun yaklaşık yarısı temiz su ve kanalizasyon hizmetinden yoksun yaşamaktadır. Dünya nüfusunun yarısı günde iki dolardan daha az bir parayla geçinmektedir. Dünyanın en fakir 48 ülkesinin toplam bütçesi dünyanın en zengin 3 insanının servetinden daha azdır. Yaklaşık bir milyar insan okuma ve yazma bilmemektedir. 40 milyona yakın insan AIDS hastalığıyla mücadele etmekte, dünyanın 3‘te birinde çocuklar yetersiz beslenmektedir.
Savaşta hiçbir zaman kazanan taraf yoktur. Sonuçta elde kalan; çocuk, kadın, yaşlı yitik hayatlar; suyuyla, havasıyla, toprağıyla kirlenmiş ve yaşanılamaz hale gelmiş ekolojik ortamlar; doğal, tarihi ve kültürel varlıkları yerle bir olmuş yaşam alanları, içme ve kullanma suyu, kanalizasyon sistemi gibi altyapısı yok edilmiş kentlerdir.
Türkiye‘de hükümetin, askeri amaçlı harcamalara ayrılan devasa bütçesi ile eğitim, sağlık, doğal afetler, çevre ve altyapı yatırımları için ayrılan bütçesinin karşılaştırılamayacak oranlarda olduğu bilinmektedir. Bunun en somut örneği; en az savaşlar kadar yakıcı ve yıkıcı olan orman yangınları, sel felaketleri, depremler konusunda, hükümetin ve yetkili kurumlarının gösterdiği acizliktir.
Halkların kardeşliği konusunda da Türkiye‘de yıllardır barışı tesis edemeyen anlayış, günü kurtarmaya yönelik popülist politikalarla samimiyetsizliğini her geçen gün biraz daha göstermektedir. Çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak için bir arada ortak bir yaşama kültürünü hayata geçirmek ve inadına barışı istemek bugün her zamankinden daha hayatidir.
Yaşanabilir bir dünya ve aydınlık bir Türkiye için dayanışmanın, kardeşliğin ve barışın sesi yükseltilmelidir.
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu
HKMO: SAVAŞSIZ BİR DÜNYA İÇİN DÜNYA BARIŞ GÜNÜ KUTLU OLSUN!
II. Dünya Savaşı‘nın başlangıç günü olarak kabul edilen, Naziler‘in Polonya‘yı işgal ettiği 1 Eylül 1939‘daki vahşi katliamlar, yıkımlar, insanlığın ve haklarının hiçe sayıldığı 1 Eylül günü, 1984 yılından buyana Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Dünya Barış Günü olarak kabul edilmektedir.
Ne yazık ki, Dünya Barış Günü‘nün 25. yılında, bu günü sadece takvim yapraklarında kalan, henüz gerçekleşememiş bir gün olarak kutluyoruz. Aradan geçen çeyrek asra karşın, ne ülkemizde ne de dünyada kalıcı barış ve adalet sağlanabilmiş değil. Türkiye‘de ve dünyanın her yerinde çatışmalar, katliamlar, savaşlar ve işgaller sürüp giderken her yıl on binlerce insan hayatını kaybediyor, sakat kalıyor ve ülkesini terk ederek mülteci durumuna düşmek zorunda bırakılıyor. Savaşlar, bir taraftan insan hayatını yok ederken, diğer yandan da büyük ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açarak dünya halklarına açlık ve sefaleti dayatıyor. ‘Büyüklerin‘ savaş oyunundan zarar gören yine ‘küçükler‘ oluyor. Asıl hedefi dünya varlıklarının sömürülmesi olan politikalar, demokrasi ve insan hakları adına uygulanıyormuş gibi gösteriliyor. Anlaşmazlıklara barışçıl ve adil çözümler üretemeye çalışmak yerine, global devler, kendi hegemonyaları adına, çözümü baskı, şiddet ve katliamda arıyor. Böylece, tüm dünyaya silahlı güce ve sömürüye dayalı bir ‘düzen‘ empoze ediliyor.
Barış; ulusların, toplumların, halkların ve bireylerin bir arada huzur içinde yaşadıkları, adaletin, eşitliğin, kardeşliğin, paylaşımın, yardımlaşma ve dayanışmanın kalıcı olarak kurulduğu bir durumu ifade eder. Dünya Barış Günü‘nün 25. yılı olan günümüzde, savaşlarla dünyayı sömüren, kan gölüne çeviren emperyalist güçler bile barışsever mesajlar vermekte, barış nutukları atmaktadırlar. Gerçek ise ortadadır, emperyalizm hiçbir zaman özgürlük ve barış getirmemiştir. Aksine emperyalist güçler, dünyayı cehenneme çevirerek barış yerine zulüm, kan ve gözyaşı yaratmışlardır.
Günümüzde dünya coğrafyasının birçok yerinde, barış değil, savaşlar sürekli hale gelmiştir. İnsanlığın en eski ideallerinden biri olan sürekli barış fikrinin yerini sürekli savaş gerçekliği almıştır. Ne acı ki, günümüzde savaş, açıkça fiili ve/veya diliyle, sürekli bir olgu haline gelmiştir. Ortadoğu‘da sürekli hale gelen işgaller ve saldırılar, ülkelerin kendi içlerindeki çatışmalar, devletlerin sürekli ve hızla silahlanması, devamlı hale gelen soğuk savaş havası tüm dünyayı kuşatmış durumda.
1 Eylül Dünya Barış Günü‘nün 25. Yıldönümünde, tüm insanlığın geçmişte yaşadığı büyük acı ve kayıpları unutmamak, hatırlamak, hatırlatmak ve gelecekte böylesi yıkımların yaşanmaması için inadına barış için mücadele çağrısında bulunmak bir insanlık görevi olarak görülmelidir. Savaş tehditlerine karşı durmak, temel insan haklarının korunması için çaba harcamak, barış içinde adil ve özgür bir dünya yaratmanın temel gerekliliğidir.
Emperyalizmin büyük ve kanlı savaşlarından birinin başlangıcı olan 1 Eylül‘ün, barış dolu bir dünya yaratma mücadelesine, emperyalist saldırganlığa dur diyerek dünya barışına, kardeşliğine ve özgürlüğüne hizmet etmesi gerektiğine inanıyoruz.
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olarak, dünya halklarının barış içinde ve özgürce yaşama taleplerine sahip çıkıyor, onurlu bir gelecek için mücadelenin kaçınılmaz olduğunu yineliyoruz.
Tüm insanlığın Dünya Barış Günü kutlu olsun!
TMMOB
Harita Ve Kadastro Mühendisleri Odası
İMO: TÜRKİYE‘NİN BARIŞA, KARDEŞLİĞE, BİRARADA YAŞAMAYA İHTİYACI VAR
Türkiye 2009 1 Eylül‘üne barış umuduyla giriyor; 1 Eylül Dünya Barış Günü‘nü, barışın ruhuna uygun karşılamaya hazırlanıyor. Barış günü, 1984‘ten bu yana devam eden ve on binlerce insanımızın ölmesine yol açan savaşın yerini barışa bırakacağına dair beklentiyle karşılanıyor.
Kamuoyu beklentisine karşılık bulacak mı? Kürt sorunu çözüme kavuşacak mı? Siyasi iktidar tarafından geliştirildiği bilinen önlem ve çözüm paketinde neler yer alacak? Silahların susması sorunun çözümünü sağlamaya yeterli olacak mı? Bütün bu gelişmeler karşısında sorunun silahlı çözümünden yana olan güçler ne yapacak, direnecek mi?
Bu soruların yanıtı henüz ortada yok ama açık olan bir nokta var: Barış sözcüğünün telaffuz edilmesi bile kamuoyunu heyecanlandırmaya yetmiştir. Tartışmalar silahların nasıl susacağı, barışın nasıl kurulacağı ve kalıcı hale getirileceğine dair öneri ve düşünceleri de kapsayarak devam etmektedir.
"Kürt açılımı" Kürt sorununun içinden çıkılmaz bir noktaya gelip dayandığı, emperyalist güçlerin Ortadoğu bölgesine dönük projelerinin bir unsuru haline getirildiği biz zaman diliminde gündeme getirildi.
"Açılımın" özü, çerçevesi hakkında kamuoyunun henüz bilgilendirilmediği, kapalı kapılar arkasında çözüm arayışları sürdürüldüğü bilinmektedir ama nerdeyse toplumsal bir travma halini alan savaş ortamında, sorunun kaynağına inmeyi hedef alan ve barışı tesis etmeye çalışan yaklaşımlara ihtiyaç olduğu tartışılmazdır. Çünkü sorunu yok sayan, çözümü ise askeri operasyonların başarısına bağlayan yaklaşımların ülkeyi nereden nereye getirdiği ortadadır.
Savaş insanı, doğayı, kültürel değerleri yok etmektedir. Savaş ve sonuçları, şiddetin kendisine toplumsal hayat içinde görmezden gelinemez bir yer açmış, toplumsal hayatın da belirleyicisi olmuştur. Savaş çığırtkanlığı, linç kültürü, barış talebine karşı gösterilen tahammülsüzlük, farklılıkları yok sayan yaklaşım savaşın devam etmesi sayesinde güç kazanmıştır. Türkiye neredeyse son otuz yılına damgasını vuran savaş nedeniyle çok acı çekmiş, her alanda ve her anlamda büyük kayıplara uğramıştır.
Bugün, bütün bunlara bir son verilmesi şansı yakalanmıştır. Gelinen nokta umut vericidir. Türkiye toplumunun kendisini eşit ve özgür hissedebileceği, Kürt sorunundan emek mücadelesine kadar geniş bir yelpazede demokrasinin içselleştirildiği bir toplumsal düzeni hak ediyor; Türkiye‘nin barışa, kardeşliğe, birarada yaşamaya ihtiyacı bulunuyor.
Her ne kadar süreç uluslar arası konjonktüre ve ABD‘nin Ortadoğu politikalarına denk düşse de sorunun çözümünde iç dinamiklerin rolü unutulmamalıdır. Çözümsüzlükten çıkar sağlayan kesimlerin söylem ve provokasyonlarının süreci olumsuz yönde etkilemesi barış için yakalanan şansın yitirilmesine ve umutsuzluğa neden olabileceği göz ardı edilmemelidir.
Bu süreçte üzerinde durulması gereken en önemli konu, tüm toplumsal kesimlerin sorunun çözümü için düşüncelerini ifade edecekleri mekanizmaların oluşturulması ve kendini bu süreçte taraf görenlerin muhatap alınmasıdır. Savaşın sona erdirilip barış ortamının oluşturulması ancak Kürt halkının siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel taleplerinin karşılanması çerçevesinde gerçek muhataplarının çözüme ortak bir yaklaşım oluşturması ile sağlanabilecektir.
Buradaki kritik soru, konu hakkındaki istikrarsız söylem ve politikaları nedeni ile güven vermeyen AKP iktidarı eliyle bunun başarılıp başarılmayacağıdır ki, bu süreç içinde açığa çıkacaktır. Soruna, salt hümanizma, salt insanlarımızın ölmemesi, silahların susması noktasında yaklaşmak bile başlı başına sürecin olumlu değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
İnşaat Mühendisleri Odası; 2009 1 Eylül Dünya Barış Günü‘nde barış, kardeşlik, demokrasi, hoşgörü çağrısı yapıyor. İMO, ABD‘nin Ortadoğu‘dan çekilmesini, bölge halklarının dostluk, kardeşlik temelinde kendi kaderini belirlemesini, Kürt sorununda barışçıl çözümlerin hayata geçirilmesini istiyor ve bu uğurda üzerine düşeni bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapacağını ifade etmeyi bir görev biliyor.
TMMOB
İnşaat Mühendisleri Odası
JMO: DÜNYA BARIŞ GÜNÜNÜ KUTLADIĞIMIZ 1 EYLÜL 2009‘DA BARIŞ UMUDU TÜKETİLMESİN !
İnsanlık tarihinin en büyük en acımasız kanlı savaşının başlatıldığı 1 Eylül 1939‘un ardından geçen yetmiş yılda dünyamızda değişen bir şey olmadI. Sürdürülen savaşlarda ölümler yaşanırken kan ve göz yaşı akmaya devam ediyor.
Barış gününü kutladığımız bugün 1 Eylül 2009 da ; Irak‘ta, Afganistan‘da, Filistin‘de, Lübnan‘da paylaşım savaşları hala sürüyor, mazlum, yoksul halklar savaşın acısını çekiyor.
Ülkemizde de Cumhuriyet öncesinden başlayıp günümüze kadar devam eden Kürt sorununda yıllardır sürdürülen çözümsüzlük politikalarının tıkandığının görülmeye başlandığı, toplumumuzda demokratik çözüm ve barış beklentilerinin geliştiği bir süreci yaşıyoruz.
Yıllardır demokratik barışçıl yöntemler yerine; ısrarla sürdürülen inkar ve şiddet politikalarından dönülmesi anlamına gelebilecek süreçle tarihsel yanlışlardan kurtulunacak önemli bir noktaya gelinmiştir. Geçmiş dönemlerde de barış umutlarını arttıracak kimi açılım sözleri devletin yetkililerince dönem dönem dile getirilip umutlar yeşertilmiş, ancak geleneksel ırkçı şoven politika her seferinde umutları şiddet politikasıyla yok ederek, sorun daha da derinleştirilmiştir.
1 Eylül Dünya Barış Gününde; çatışmalara son verilip, silahların susarak, Kürt Sorunu‘nun demokratik çözümüne, onurlu ve sürekli bir barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Barışın, kardeşliğin, bir arada yaşamanın önündeki en büyük engel olan ve çözümsüzlükte direnen milliyetçi-şoven ve inkarcı anlayışın artık terkedilmesi gerekiyor. Milliyetçi-şoven ve inkarcı kesimlere karşı demokratik çözüm için toplumsal muhalefet güçlerine önemli görevler düşmektedir.
Kürt sorununun çözümü için diyalog ortamının yaratılması; bireysel değil toplumsal haklar üzerinden somut adımlar atılması için talepler yükseltilmeli, öncelikle eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik yeni bir Anayasa çalışması başlatılmalıdır.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, ülkemizde ve bölgemizde barışın, eşitliğin ve kardeşliğin egemen olacağı inancıyla 1 Eylül Dünya Barış gününü kutluyor, ülkemizde çeyrek asırdır süren kardeş kanının durması yönündeki talebimizi bir kez daha haykırıyoruz.
YAŞASIN 1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ
TMMOB
Jeoloji Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu
KMO: BARIŞ, HALKLARIN KARDEŞLİĞİNDEDİR!
Yarattığı büyük travmanın izlerinin günümüzde de gözlenebildiği ikinci dünya savaşının başlama günü, tüm dünyada 1 Eylül Barış Günü olarak anılmaktadır. Dünyanın çeşitli yerlerinde ve kendi coğrafyamızda yaşanan savaşlar, barışa dair olumlu adımlar atılmadığının bir göstergesidir.
On yıllardır, memleketi beraber kurduğumuz halklar arasındaki savaş sürmektedir. Türkü, Lazı, Kürdü, Ermenisi ve diğer halklarla barışa dair atılan adımlar bugün daha da büyümelidir. Siyasal iktidarın emperyalist projecilerden devşirdiği "açılım"lar ülkemizdeki halkların daha çok duyarsızlaştırılması daha çok AKP‘lileştirilmesi, gericileştirilmesi anlamı taşımaktadır. Emek ve özgürlük eksenine teğet geçen her türlü açılım, bölgeyi kontrolü altına almaya çalışan ABD, AB‘nin başarı hanesine yazılmakta, halkların arasındaki kardeşliği nefrete, şovenizme dönüştürmektedir.
Barış için öncelikle, silahlar karşılıklı bırakılmalıdır. Onlarca yıl süren savaş hiçbir şeye derman olmamıştır. Çözüm tüm halkların eşitlik, özgürlük mücadelesini, birlikte yükselterek gerçekleşebilecektir. Bir arada yaşamak bir zenginlik olarak kabul edilmeli, her türlü milliyetçi-şoven söylemlere karşı durulması gerekmektedir.
Emperyalist projelerden ve yerli işbirlikçilerden barış adına medet umanlar gaflete düşmektedirler. Sicili oldukça kirli, milyonların katili emperyalistlerden barış adına bir adım atmalarını beklemek daha uzun yıllar bekleneceğinin bir işaretidir. Barış, halkların birlikte demokrasiden, emekten, özgürlükten, eşitlikten ördükleri kopmaz bağlarla gelecektir.
1 Eylül 2009‘un bu bağların sağlamlaştırılmaya başlanması dileği ile...
Yaşasın Dünya Barış Günü, Yaşasın Halkların Kardeşliği...
TMMOB
Kimya Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu
MADEN MO: 1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ KUTLU OLSUN
Nazilerin Polonya‘yı işgal ederek ardında elli iki milyon ölü, milyonlarca yaralı, sakat ve moloz yığını haline gelmiş kentler ile acı ve gözyaşı bırakan İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşını başlattığı, insanlık tarihinin bu en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşının başladığı gün olan 1 Eylül, Dünya Barış Günü kabul edildi.
Savaşın sadece hedefindeki halkların varlığına, kültürüne, tarihine değil, aynı zamanda aydınlanma çağını geçmiş insanlığa da uygulanmış bir şiddet olduğunu aklımızdan çıkarmadan ve savaşın, çatışmaları çözmenin tek yolunun şiddet olduğu düşüncesini egemen kılarak gündelik yaşamımızda şiddetin meşrulaştırılmasına da hizmet ettiğini unutmadan; savaş ve sömürünün olmadığı, eşit, özgür, adil bir dünya ve Türkiye‘de yaşama özlemi için çaba harcamakla yükümlüyüz.
1 Eylül Dünya Barış Gününde; çatışmalara son verilip, silahların susarak, Kürt Sorunu‘nun demokratik çözümü de dahil onurlu ve sürekli bir barışa her zamankinden daha fazla gereksinim duyulduğunun bilincindeyiz.
Demokratik, sosyal hukuk devleti niteliğine sahip, kimliği, kültürü, dili, dini, mezhebi, görüşü ne olursa olsun, eşit haklara sahip yurttaşlar olarak yaşayabileceğimiz, demokratikleşmeye yönelik çözümlerin benimsendiği, bağımsız, demokratik bir Türkiye istiyoruz.
Maden Mühendisleri Odası her zaman tüm dünya ve ülkemiz için barıştan yana olacaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
TMMOB
Maden Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu
MMO: 1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ TÜRKİYE İÇİN ÖZEL ANLAM TAŞIMAKTADIR
Kürt Sorununun Gerçek Çözüm Yolu Dış Politikaya Değil Halkların Kardeşliği ve Türkiye‘nin Demokratikleştirilmesi Gereklerine Dayandırılmalıdır
Emperyalizm ve dünya çapındaki büyük güçlerin savaş ve silahlanmaya ayırdıkları çok büyük kaynaklar ile sömürü sonucunda insanlığın eşitlik, özgürlük ve insanca, hakça bir yaşam doğrultusunda gelişmesi neredeyse yüzyıllardır durdurulmaktadır. İrili ufaklı ülkelerin gerek maruz kaldıkları emperyalist sömürü gerekse egemen dünya siyasetinin koşulladığı "iç ve dış tehdit" gerekçeleriyle "savunma" (silahlanma ve savaş) için ayırmak zorunda kaldıkları kaynaklar, gerçekte bu ülkelerin sosyo ekonomik gelişmelerini sekteye uğratmaktadır.
Bu gerçekler eşliğinde emperyalist ABD, enerji kaynakları üzerindeki denetimi sağlamak ve diğer büyük güçlerle rekabet için bölgemizde terör estirerek Ortadoğu‘yu kana bulamaya devam etmektedir. Honduras darbesinden Ortadoğu ve Asya‘ya dek ABD, tüm insanlık için gerçek bir sorun olduğunu her fırsatta yeniden kanıtlamaktadır.
Her fırsatta ABD ve İsrail ile ortak askeri tatbikatlar düzenleyen Türkiye‘nin dış politikası ne yazık ki yarım yüzyılı aşkın bir süreden beri ABD dış politikasına bağımlıdır ve bugünkü "çözüm" tartışmaları ABD‘nin Ortadoğu politikaları eksenli olarak gündeme gelmiştir.
Diğer yandan görülmelidir ki Türkiye, 25 yıldır 40 bin civarında ölüm, binlerce yaralı ve sakat ile birlikte sayısız insani, etnik, sosyal drama maruz kalmış ve 400 milyar doları aşan bir ekonomik kayba uğramıştır. Bu süre boyunca Türkiye, iç politikada arzulanan toplumsal barışa karşı yıllarca "savaş" naralarının atıldığı, provokasyonlar ve teröre dayalı bir yaşamı sürdürmüş, Kürt sorunu bu girdapta şekillendirilmeye çalışılmıştır. Toplumun etnik milliyetçilik temelinde kamplaştırılmasına yukarıdan olanak tanınması, bir arada ve kardeşçe yaşamı savunan, terörü ve provokasyonları lanetleyen, silahların bırakılmasını isteyen demokratik yaklaşımların önü tıkanmış ancak her şeye karşın barış ve demokratikleşme umudu hiç zayıflatılamamıştır. Bugünkü "çözüm" tartışmalarının bir ağırlık noktası da bu yönde yürütülen emek ve demokrasi mücadelesidir.
Kürt sorununa "çözüm" tartışmalarının yapıldığı günümüzde, Odamızın düzenlediği GAP ve Sanayi Kongreleri‘nde yapılan son derece somut saptamalar oldukça önem taşımaktadır. Bu çerçevedeki önerilerimizi aşağıda kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
- Emperyalist senaryolara karşı ülkemizi güçsüz kılan Kürt sorunu kapsamlı bir demokratikleşme çerçevesinde çözülmeli, Anayasa emek ve tüm temel demokratik haklar bağlamında değiştirilmeli, toplumdaki bütün eğilimlerin siyaset ve parlamentoda temsili önündeki engeller kaldırılmalı, bölgenin ekonomik, sosyal gelişimini sağlayıcı politikalar ivedilikle yaşama geçirilmelidir.
- Devlet ve sanayi kesimi bölgeye yatırım yapmama tutumunu gözden geçirmeli; bölgenin kalkınması ekonomik ve sosyal açılardan planlanmalı, kamu etkin bir şekilde devreye girmelidir. Bölgeye yönelik kamu harcamaları ciddi bir şekilde artırılmalıdır. Kamu iktisadi işletmeciliği yaşama geçirilmeli, merkezi bir planlama dahilinde kamu eliyle sanayileşme süreci başlatılmalıdır.
•· Kalkınma projelerinde rol oynayacak emek ve zengin yeraltı kaynaklarının işlenmeden bölge dışına satılması yanlışına düşülmemeli, bölge emperyalistlerin iştahını kabartacağı bir pazar alanı olmaktan çıkarılmalıdır.
•· Tarımda ve köylülükte düzen değiştirilmeli, toplumsal kalkınma ve adil bölüşüm için toprak mülkiyeti yeniden düzenlenmeli, yeni bir tarım politikası tanımlanmalı, küçük üreticiye destek sağlanmalı, toprak ve tarım reformu yapılmalıdır. Tarımsal sulama için gerekli planlama ve kaynak transferi yapılmalıdır.
•· Tarımdaki mevcut dönüşüm sonucu oluşan işsizliğin önlenmesi için ek önlemler alınmalı, işsizliğin yaygın olduğu bölgede istihdama yönelik özel kamu yatırımları yapılmalıdır.
•· Zorunlu göçlere maruz kalan köylülerin ön koşulsuz olarak köylerine geri dönüşleri ve üretim sürecine dâhil olmaları sağlanmalı, boşaltılmış köyler ve sınır boyunca mayınlanmış bölgeler temizlenerek organik tarıma açılmalı, çayır-mera alanları oluşturulmalı, hayvancılık teşvik edilmelidir.
- GAP Projesinin ürettiği katma değer, projenin bitirilmesi için kullanılmalıdır.
•· Bölgede yaşayan yurttaşların eğitim hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanması sağlanmalı, okur-yazar oranı yükseltilmeli, cinsiyet ayrımcılığının üstüne gidilmelidir.
•· Toplumsal refah ve huzurun sağlanması ve sosyal yaşamın yeniden düzenlenmesi ancak barışçıl demokratik bir ortamda mümkündür. Ülke demokrasisinin istikrarlı bir zemine oturması için yapısal reformlar gerçekleştirilmeli, silahlar susmalı, PKK silah bırakmalı, koruculuk kaldırılmalı, yaşanan terör ve şiddet politikalarının ortaya çıkardığı tüm olumsuz koşullar ortadan kaldırılmalı, insan hakları ihlalleri durdurulmalı, faili meçhul cinayetler aydınlatılmalıdır.
Bizce emek ve demokrasi güçleri bu kapsamlı sosyo ekonomik görevleri dikkatle inceleyerek değerlendirmelidir.
Sanayileşmiş, kalkınmış, demokratikleşmiş bir Türkiye için Odamız toplumsal sorumlulukları doğrultusunda karanlığa, savaşa, emperyalist saldırganlığa karşı ülkemizde, bölgede ve dünyada barışı savunmaya devam edecek; 1 Eylül‘de barış ve insanca yaşam talebinin yankılandığı tüm alanlarda yerini alacaktır.
TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
Yönetim Kurulu Başkanı
Emin KORAMAZ
MİMARLAR ODASI BASIN BİLDİRİSİ
1 Eylül 1939‘da Nazi Alman orduları Polonya‘ya saldırmış ve 20. yüzyılın en kanlı savaşı 70 yıl önce bugün başlamıştı. Bütün dünyayı saran, milyonlarca insanın ölümüne, sakat kalmasına; evsiz, işsiz bir şekilde savaştan sonra bile yıllar süren sıkıntılara katlanmasına yol açan bu felaketin acısı henüz hafızalarda tazeyken, bu lanetli gün "Dünya Barış Günü" olarak kabul edildi. Bir daha böyle acılar yaşanmasın, insanlar ölmesin, yaşam çevreleri tahrip olmasın, savaş kelimesini sözlüklerimizin unutulmuş köşelerine gönderelim, yaşananlar kötü bir anı olarak kalsın diye dünya barış güçleri çok çaba sarfetti, hâlâ daha sarfediyor.
Dünyamızın bir barış gezegeni olması için yeryüzünün sorun yumağı olan hemen her bölgesinde büyük özveriler göstererek barış umudunu diri tutan bu barış gönüllülerine,
- Gösterdikleri çabalarla, derisinin renginden, cinsiyetinden, etnik kimliğinden, dininden, düşüncesinden dolayı kimsenin ayrıma, ayrımcılığa uğramaması gerektiğini ısrarla vurguladıkları için;
- Devletleri birbirinden ayıran sınırların, gümrük duvarlarının insan hakları için geçerli olmaması gerektiğini, evrensel değer yargılarının, insanlığın evrensel kazanımlarının dünyanın her yerinde her şekilde geçerli olması amacıyla gayret gösterdikleri için;
- Kendi ülkelerinin egemenlerinin üretip sattığı silahlarla sakat kalan insanların dramını dünya gündemine taşıdıkları için;
- Nükleer silahlar üzerine kurulacak bir dehşet dengesinin dünyayı felakete götürebileceğini, bu yöndeki bir tırmanışın, nükleer silahlara yapılacak yatırımların silahlanma yarışını azdıracağını ısrarla vurguladıkları için;
- Dünya üzerinde bir bardak temiz su içemeden ölüp giden yüz milyonlarca insanın yaşamını iyileştirebilecek kaynakların savunma bütçelerinde cömertçe harcandığını gösterdikleri için;
- Irak‘tan Afganistan‘a varıncaya değin dünyanın her köşesine asker gönderen, gönderdiği askerlerinin bayrağa sarılı tabutlarla döndüğü bir ülkenin barış girişimcileri olarak kendi yönetimlerini protesto edebilme cesaretleri için;
- Her şeyden önce barışın mümkün ve gerekli olduğunu; insanın insanı sevmesinin, yaşamı, doğayı sevip gözetmesinin esas olduğunu bıkmadan haykırdıkları için; bizi birbirimize ve yaşadığımız dünyaya yabancılaştıran, nefret duygularının azmasına neden olan umutsuzluğun değil, birbirimize, farklılıklarımıza saygının temel alındığı bir dünya özleminin içimizde yeşermesine gayret gösterdikleri, bu yolu aydınlattıkları için;
insanlık adına teşekkür borçlu olduğumuzu düşünüyoruz.
Yaşanılası bir dünya için yapılan çalışmaları, gösterilen gayretleri bizden uzak bir gezegende geçen bir gerilim filmini izler gibi izlemenin, sadece barış çabalarını onaylayarak destek vermenin, alkışlamanın yetmeyeceğini bilmemiz gerekiyor. Yaşadığımız coğrafya yıllardır dünya güçlerin egemenlik gösterilerine sahne olmakta, yanı başımızda dünyanın en gelişmiş silahları insanlar üzerinde denenmekte, her geçen gün haber kanallarına akıl almaz ölüm haberleri yansımaktadır.
Orta Doğu‘nun yıllardır kanayan yarası Filistin‘de, İsrail yönetiminin ördüğü utanç duvarının ve
Filistin toprakları üzerine yeni yerleşim yerleri kurma gayretinin bölgedeki barış umutlarını nasıl söndürdüğünü, her geçen gün tarihî referansları olan bu kutsal bölgelerde bir arada yaşanabileceğini ümit edenlerin nasıl bir hayal kırıklığına uğradığını görüyoruz. Savaşın, gerilimin, çatışmanın olmadığı bir dünyayı hiç yaşamamış nesillerin geleceği nasıl kurgulayacağı endişesi haklı olarak içimizi karartmaktadır. Afganistan‘da, Pakistan‘da, çok yakın zaman önce Kafkasya‘da, geçmişte eski Yugoslavya topraklarında yaşananlar, savaşın çok da uzağımızda olmadığını bizlere hatırlatıyor.
Ülkemizde 25 yıldır yaşanan çatışma ortamının toplumda açtığı derin yaraların bugün nasıl sarılacağı konuşuluyor. Mimarlar Odası Diyarbakır‘da yayınladığı bildiride şu görüşleri dile getirmişti:
"Yıllardır süren çatışmaların, sorunları çözmek yerine içinden çıkılmaz hale getirdiği ortadadır. Toplumda demokrasi kültürünün yaygınlaştırılması, herkesin ihtiyacı ve hakkı olan barış ortamının sağlanması, silahların susması için, barış çağrılarının daha güçlü bir şekilde dile getirilmesi gerektiği kanısındayız.
Kalıcı bir ülke ve dünya barışının tüm insanlığın ortak amacı olması, bunun gerçekleştirilmesi için de bireylerin, kurumların olağanüstü çaba göstermeleri gerektiğine inanıyoruz. Çatışma yerine uzlaşma kültürünün benimsenmesi, demokratik bir toplum olmanın vazgeçilmez koşullarındandır. İnsan hayatını kutsal kabul eden, barışı tüm değerlerin üzerinde gören insancıl düşünce, ancak bu anlayışın özümsenmesi ile gelişebilir.
Sonuç olarak, hangi etnik, dini, politik görüşe sahip olursa olsun her onurlu insanın ülkemizde yaşanan siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmelere kaygı ile baktığını biliyoruz. Mimarlar Odası, ülkemizdeki farklılıkların bizleri birbirinden ayıran değil, kültürel zenginliğimizin bir parçası olduğunu her fırsatta dile getirmekte, toplumsal barış ortamının sağlanmasına yönelik her türlü çabayı desteklemekte ve içinde yer almaktadır."
Bu basın açıklamamızda söylediklerimiz, geçerliliğini ve güncelliğini bugün de korumaktadır. Mimarlar Odası, ülkemizin barıştan ve demokrasiden yana toplumsal güçlerinin ortak duygularını paylaşmakta; sorunların sağlıklı olarak tartışılmasının, silahların susması ve sağduyunun egemen olmasıyla gerçekleşebileceğine yürekten inanmaktadır.
TMMOB
Mimarlar Odası
PEYZAJ MİMARLARI: 1 EYLÜL VESİLESİ İLE BARIŞA DOĞRU YERİNDEN TARAF OLMAK...
Faşist Nazi Almanyası, 1 Eylül 1939‘ da önce Polonyayı, ardından Sovyetler Birliğini işgal etti, milyonlarca insanı katletti, milyonlarca insanı evsiz, sakat bıraktı.
Nazi orduları tarihin gördüğü en büyük direnişlerden biriyle, Berlin‘ e kadar süpürülürken, savaşın başladığı 1 Eylül günü bütün dünyada " Dünya Barış Günü" olarak ilan edildi.
Dünyaya barış, faşizme karşı kahramanca ülkelerini savunan yurtseverler tarafından hediye edildi.
O yıllardan bu zamana 1 Eylül Dünya Barış günü bütün dünyada çeşitli etkinliklerle "kutlanır."
Her 1 Eylül‘ de doğaldır ki, dünyada, bölgede ve ülkede bugün yaşanan savaşların durması için temenniler dile getirilir.
Bu temennilere yürekten katılıyoruz.
Diğer taraftan temennilerin eksik kaldığını düşündüğümüzü belirtmek de fayda var.
1939- 1945 tarihsel aralığında barışa yüklenen anlam teslimiyet değil, uğruna büyük bedeller ödenen mücadele pratiği ve perspektifidir.
" Nerden, nasıl ve kim tarafından getirilirse getirilsin, hangi dinamiklerle belirlenirse belirlensin, yeter ki gelsin" yaklaşımı teslimiyetçidir. Bu yaklaşım, kalıcı- uzun soluklu bir kardeşlik ve barışın tesis edilmesini değil, süreci belirleyen dinamiklerin, dönemsel çıkar ve ileriye dönük projelerinin hayata geçirilmesinin bir ürünüdür.
Komşu ülke Irak‘ a "dışardan" getirilen barış ve demokrasinin sonuçları ortadadır. Aradan geçen 5 yılda yaşamını kaybeden insan sayısı milyonlarla ifade edilirken, kesin ölü sayısını kimse bilmemektedir. Irak‘ tan geriye kalan, parça parça bölünmüş bir devlettir.
" Irak örneğinde; proje de, projenin sahibi de bellidir."
Örnekler bol... Afganistan, Filistin, Lübnan... Onyıllardır barış ve demokrasi adı altında halklar, eskiyi özler hale gelmiş, adı geçen devletler yeni çizgilerle anılmaya başlanmıştır. Balkanlarda sayısı belirsiz, onlarca uydu devlet sahneye çıkmıştır. Orada yaşayan halklar birbirine düşman edilmiştir.
Peki ya bizim coğrafyamız...
Evirmeden çevirmeden baştan net olarak koymakta yarar var.
"Kürt sorunu bu toprakların sorunudur, Türkiye‘nin sorunudur..."
" Açılım " diyenler ve açılımı heyecanla bekleyenler, bu topraklardan ve halktan umudunu kesenlerdir.
"Açılım" diyenlere yüzünü dönüp, "bu tür konularda iyi gelişmeler de var" denmez.
Sürecin ana doğrultusuna bakılır, ülke nereye gidiyor, hangi aktörler süreci belirliyor bunlar saptanır. İyisi, kötüsü buradan anlaşılır.
Sürecin aktörleri de ana doğrultusu da bellidir. Dönüştürülen bir Türkiye ve bölgedir söz konusu olan... Kürt meselesi de bu dönüşüm sürecinin içinde, hem bu sürecin bir parçası aynı zamanda aracı haline getirilmek istenmektedir.
Bu toprakların sorununu, bu toprakların dışından unsurlara inisiyatif vererek çözülemez.
Buradan kalıcı barış ve kardeşlik değil, bölünme ve düşmanlık çıkar.
"Türkler ve Kürtler kardeş olmalıdır!" demeyle kardeş olunmuyor.
Bir taraftan yükseltilen militarist ve ırkçı söylemler, diğer taraftan bölge haritasına yeniden şekil verecek olan ve açıktan dış dinamikler tarafından belirlenen "büyük açılım" projeleri...
Kırk satır mı, kırk katır mı? İlle de birine taraf olmak mı gerekiyor?
Yoksa...
Kalıcı bir barış ve kardeşliğin temelleri için yeni bir düzleme mi işaret edilmeli?
Yapılması gereken, bu düzlemin kendisini tartışmak ve tarif etmektir. Birilerinin şişeden cin çıkarmasını beklemek değil.
Bu düzlemin kendisi eşitlikçi, adaletçi bir toplumsal projede yan yana gelmektir, bu projenin güçlendirilmesi için mücadele etmektir.
Bu projenin aktörleri arasında, ABD‘ si, AB‘ si, işbirlikçi Talabanisi, Barzanisi , cemaatçisi yoktur.
Bu projenin aktörleri, işsizlikte, yoklukta, yoksullukta ortaklaşmış, Türk ve Kürt emekçileridir.
Buradan yan yana gelmeyi başarabilenler, ayrışmayı değil, birleşmeyi önüne koyar.
Saygılarımızla.
TMMOB
Peyzaj Mimarları Odası


