ODALARDAN VAN DEPREMİNİN İKİNCİ YILINDA BASIN AÇIKLAMASI
İnşaat Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası ve Jeoloji Mühendisleri Odası, Van depreminin ikinci yılı dolayısıyla 23 Ekim 2013 tarihinde birer basın açıklaması yaptılar.
İMO: Türkiye‘nin turnusolü: Van depremleri
Van depremi üzerinden iki yıl geçti. 23 Ekim 2011 tarihinde merkez üssü Van‘ın Tabanlı köyü olan depremde 604 insanımız hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştı. Özellikle Van‘ın Erciş ilçesi depremde büyük hasar görmüş, birçok bina oturulamaz hale gelmiş, günlük yaşamın asgari düzeyde devam ettirilmesi bile mümkün olmaktan çıkmıştı.
23 Ekim depreminin şoku henüz atlatılamamışken, Van ikinci bir depremle sarsıldı. Bayram Oteli faciasıyla simgeleşen ikinci deprem 32 insanımızın hayatına mal oldu. Peş peşe yaşanan iki deprem Türkiye‘nin içinde bulunduğu vahim tabloyu görünür kılmakla kaldı, yapı stokunun haldeki durumunun güvenli olmaktan ne kadar uzak olduğunu, afet sonrası "yara sarma" şeklinde özetlenebilecek çalışmaların bile yetersizliğini gözler önüne serdi.
Açık ki Van depremleri, Türkiye‘nin Doğusu ile Batısını ortak bir paydada buluşturdu. Öyle ki ne depremin yıkıcı etkisi önlenebildi ne de deprem sonrası yaşanan afete müdahale ve krizi yönetmede başarı sağlanabildi.
Vanlılar ilk kışı iptidai şartlarda geçirdi. Şanslı olanlar konteynırlarda kalmaya başladı, ancak konteynırların alt yapı sorunları hayatı çekilmez kıldı. Alelacele yapılan TOKİ konutlarının taşıdığı aksaklık ve olumsuzlukların hayatı hangi düzeyde zorlaştırdığına ve Vanlıların 2012‘nin kış aylarını da zorlu şartlarda geçirdiğine dair haberler basında yer aldı. Kaldı ki TOKİ konutlarından kiracılar yararlandırılmaması, pek çok kiracıyı konteynırlarda yaşamaya zorunlu bıraktı. Türkiye Cumhuriyeti, Vanlıların en temel ihtiyacı olan barınma sorununu çözemedi.
Şimdi Van, depremden sonra üçüncü kışı yaşamaya hazırlanıyor. Depremin üçüncü yılında Van‘da hâlâ konteynırlarda yaşayanlar var.
Kamuoyunun malumudur: Van‘da günlerdir açlık grevi yapılıyor. Çünkü siyasi iktidar, konteynırlarda yaşayanları sokağa atmak istiyor. Bunu sağlamak için, konteynırlara elektrik ve su vermiyor, hizmet götürmüyor.
Bir grup Vanlının hâlâ konteynırlarda yaşaması bile başlı başına bir drama işaret ederken, konteynırların boşaltılmak istenmesini anlamak ve kabul etmek mümkün müdür? Devlet, vatandaşının sorununu çözmekle mükelleftir ancak ne yazık ki bu sorumluluk anlaşılmaz bir biçimde yerine getirilmekte, Vanlılar sokağa, çaresizliğe, çetin kış şartlarında yaşamaya mahkûm edilmektedir.
Van depremleri Türkiye için bir turnusol görevi görmüştür. 1999 depremlerinden ders alınıp alınmadığı Van depremleriyle açığa çıkmıştır. Türkiye güvenli yapı üretimini sağlayamamış, yapı denetim sistemini işlevli hale getirememiş, afet sonrası faaliyetlerde sınıfta kalmıştır.
Şu noktayı açıkça vurgulamak durumundayız. Mevcut iktidar kentsel dönüşüm projeleri dışında Türkiye‘ye hiçbir önermemektedir. Ayrı bir tartışma konusudur ancak kentsel dönüşüm sürecinin ise başlı başına sorunlu olduğuna dikkat çekmek gerekmektedir.
Siyasi iktidar, bırakalım 1999 depremlerinden ders çıkartarak, toplumsal yaşamı deprem gerçeğine uygun olarak düzenlemeyi, yapı üretim süreciyle ilgili mevzuatta köklü değişiklikler gerçekleştirerek, yapı üretim sürecine dair olumsuzlukların pekişmesine ve neredeyse tek belirleyicisi olmasına yol açmıştır. Güvenli ve sağlıklı yapı üretilmesinin ‘olmazsa olmazı‘ olarak kabul edilen yapı denetimi işlevli hale getirilememiş, binlerce konut üreten TOKİ, KİPTAŞ gibi kurumlar denetim dışına çıkartılmış, yapı denetiminin kamusal özelliği törpülenmiş, denetim piyasa ilişkilerinin acımasızlığına terk edilmiştir.
Siyasi iktidar bu zaman zarfında, özellikle mesleki çalışma esaslarını belirleyen yasa ve yönetmeliklerde gerçekleştirdiği değişikliklerle, bir yandan mühendislik mesleğinde nitelik kaybına yol açarken, diğer yandan meslek odalarını işlevsizleştirmeyi hedeflemiş, meslek odalarının üyelerini ve mesleki uygulamaları denetleme yetkisini elinden almıştır.
Son dönemde gerçekleştirilen değişikliklerin tek bir sonucu olmuştur: Yapı üretim ve denetim süreci kuralsızlığa, başıbozukluğa ve niteliksizliğe mahkûm edilmiştir. Bu sonuç, bir deprem ülkesi olan Türkiye açısından cinayete davetiye çıkartmaktır.
1999 depremlerinin bir bütün olarak yapı üretimi ve denetimi konusundaki zaafları açığa çıkardığı gerçeği görülebilseydi, inanıyoruz ki Van depremlerinin yıkıcı etkisi kayda değer düzeyde aşağıya çekilebilirdi.
Türkiye bir deprem ülkesidir. 1999 depremlerinden 2011 Van depremlerine geçen sürede bu gerçeğin farkında olunmadığı açığa çıkmıştır.
Anlamakta zorlanıyoruz; Van depremlerinden ders alınıp alınmadığını görmek için bir başka depremin olması mı beklenecektir?
İnşaat Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu
JFMO: 23 EKİM 2011 VAN DEPREMİNİN 2. YILI
Depremin ülkemizin bir gerçeği olduğunu unutturmayacağız.
23 Ekim 2011 günü Van ili Tabanlı Köyünde 7,2 büyüklüğündeki deprem ve 09 Kasım 2011 tarihinde Van‘ın güneyinde Edremit civarında 5,6 büyüklüğünde deprem meydana gelmiştir. Bir doğa olayı olan bu depremler, ülkemizdeki çarpık, denetimsiz yapılaşmanın sonucu olarak afete dönüşmüş mal ve can kaybına neden olmuştur.
İnsanları öldüren depremler değil içinde yaşadıkları ve çalıştıkları yapılardır. Asrın felaketi olarak kabul edilen 1999 Marmara Depreminin üzerinden geçen 12 yılda geçmişte yaşananlardan ders alınmayıp, güvenli yapılaşmada zemin etütleri zorunlu olmasına rağmen yürürlüğe konan yönetmelik ve genelgelerin hayata geçirilmesi ve uygulanması konusunda yerel yönetimlerin yeterli duyarlılığı göstermemeleri, gerekli kontrol ve denetiminin olmaması Van depreminde yaşananların nedenleridir.
Ülkemiz topraklarının tamamına yakını deprem riski altındadır. Ülkemizde depremin her an bir doğa olayı olarak meydana geleceği bilinen bir gerçektir. Son yıllarda yaşadığımız depremler bunun örnekleridir. Dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunan ülkemizde insanlarımızın güvenli yapıda ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı en temel doğal hakkıdır. Bundan dolayı; yasa dışı yapılanmanın önüne geçilmeli, bilimsel normlara dayalı yer seçimi yapılmalı niteliksiz yapı üretimine izin verilmemelidir. Sağlıklı kentleşmenin altlığını oluşturan Jeofizik-Jeoteknik etütler yapılmadan yeni yerleşim alanları belirlenmemelidir. Parsel ve ada bazlı yapılaşmalarda mühendislik hizmeti almayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilmemelidir. Mühendislik sismolojisi yapılmamış zemin etütleri kabul edilmemeli, Yasa ve yönetmeliklerin uygulanması konusunda özen gösterilmelidir.
31 Mayıs 2012 tarihinde Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve 04 Ağustos 2012 tarihinde Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunun Uygulama Yönetmeliği yürürlüğe girdikten sonra kentsel dönüşüm projeleri başlatılmıştır. Kentsel dönüşümde öncelik, afet riskinin yüksek olduğu bölgelere verilmelidir. Sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentler kurmak için dönüşüm alanlarında yaşayanların ihtiyaçları da göz önüne alınarak ve kamu yararı gözetilerek kentsel dönüşüm projeleri hazırlanmalıdır.
İlgili yasalar, yönetmelikler, genelgeler, mahkeme kararları (Danıştay) gereği zemin temel etüd raporlarının, ilgili Meslek Odalarından vize ve Oda onayı yapılarak sicil durum belgesi alınması, yasal bir zorunluluk iken, 03 Nisan 2012 ve 14 Nisan 2012 tarihinde 3030 sayılı Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde yapılan değişiklik ve 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 8. Maddesine eklenen bir bentle raporların Meslek Odaları tarafından vize ve Oda onayı kaldırılmıştır.
02.08.2013 tarih ve 28726 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan, 6495 sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun‘da; 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 8. Maddesine eklenen 1ı) bendi ile "Harita, Plan, etüt ve projeler; idare ve ilgili kanunlarında açıkça belirtilen yetkili kuruluşlar dışında meslek odaları dahil başka bir kurum veya kuruluşun vize ve onayına tabi tutulamaz, tutulması istenemez. Vize veya onay yaptırılmaması ve benzeri nedenlerle müellifler veya bunlara ait kuruluşların büro tescilleri iptal edilemez veya yenilenmesi hiçbir şekilde geciktirilemez. Müelliflerin bu hükmü ortadan kaldıracak şekilde taahhütname talep edilemez." Düzenlenmesi yapılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 8. Maddesine eklenen (ı) bendi; kamu tüzel kişiliğine sahip meslek odalarının; Anayasamızın 135. Maddesi kapsamında, kuruluş kanunu olan 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunun 2 nci maddesinde belirlenen amaçları sağlamak üzere, kamu yararını gözetmek temel ilkesiyle yürüttüğü çalışmalarının bir parçası olan denetim yetkilerini ortadan kaldırmaktadır. Bu değişiklik mesleğin ve meslektaşın denetiminin ortadan kalkmasına neden olmakta, kamunun güvenilir mühendislik hizmetini almasını engellemektedir.
Bu düzenlenme ile; meslek odalarının yetkileri elinden alınarak etkisizleştirilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır. Meslek odalarının yapmış olduğu vize ve onayı kaldırarak serbest çalışan meslektaşlarımızın Oda ile ilişkisi koparılmaktadır.
Bu düzenlenme ile; hazırlanan zemin etüd raporlarının onayının kaldırılması yapı güvenliğinden yoksun yerleşim alanlarının ve telafisi mümkün olmayan mal ve can kayıplarına oluşmasına neden olacaktır.
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası; Anayasanın 135. Maddesinde tanımlanan, 66 ve 85 sayılı KHK ve 7303 sayılı yasa ile değişik, 6235 sayılı yasaya göre kurulmuş kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Anayasa‘nın 124. Maddesinden aldığımız yetkiyle yürürlüğe koymuş olduğumuz Oda‘mız mevzuatı ve uygulamaları halen yürürlüktedir. Bu nedenle jeofizik mühendisliği hizmetlerinin uygulanmasında meslektaşlar arasında haksız rekabetin önlenmesi, hizmetlerinin mesleki, bilimsel ve teknik esaslar, ülke ve meslektaş yararları doğrultusunda verilmesini sağlamak amacıyla mesleki ürünlerle ilgili denetim, Oda kayıt ve sicil durum belgesi verme işlemlerinin yapılması kamu yararı açısından önem arz etmektedir.
TMMOB ve Odalarımızı etkisizleştirilmek amacıyla yapılan bu hukuk dışı düzenlenmenin, meslek odalarının, mesleğin yürütülmesinde ve meslektaşları üzerindeki denetim yetkisini kullanmak ve kamu yararı, insanlarımızın depremlerden korunma, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkı açısından değiştirilmesi gerekmektedir.
Birer doğa olayı olan depremlerin afet haline gelmemesi, felaket olarak yaşanmaması acı olayların tekerrür etmemesi için geçmişte yaşananlardan ders alıp deprem öncesi sırası ve sonrası alınacak gerekli tedbirler koordineli bir şekilde organize edilmelidir.
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası olarak depremlerde yaşamını yitiren vatandaşlarımızı saygıyla anıyor, depremzede yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diliyoruz.
TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI
XIV. DÖNEM YÖNETİM KURULU
JMO: VAN DEPREMİNİN ARDINDAN İKİ YIL GEÇTİ.
ANCAK, TÜM ÜLKEDE "YAPI GÜVENLİĞİ HALA DENETİM DIŞI"
23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen VAN DEPREMİ‘nin ardından bu gün iki yıl geçti.
Hiroşima`ya atılan atom bombasının 33 katı bir enerjinin açığa çıktığı 23 Ekim 2011 Van-Erciş ve 9 Kasım 2011 Van-Edremit merkezli depremlerde 644 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, 1.966 vatandaşımız yaralanmış, 252 vatandaşımız ise enkazlardan sağ olarak kurtarılmıştı.
50.600 konut, işyeri ve ahırın yıkılmasına ya da ağır hasar görmesine, 22.000 konutta orta derecede hasara yol açan depremlerden sonra geçen iki yılda hala sorunların bitirilemediği görülmektedir.
Bu gün hala, geçici barınma için kurulan konteyner kentlerde kiracı olduğu veya kendisine konut çıkmadığı için kalmak zorunda olan, ancak verilen sürenin dolduğu gerekçesiyle elektrikleri kesilen yaklaşık 500 aileden bir kısmının, koşullarının iyileştirilmesi ve daha insancıl barınma olanağının sağlanması için başlattığı açlık grevi devam etmektedir.
Diğer taraftan, depremlerde hasar gören 22 bin orta hasarlı konuttan bugün sadece 3 bini güçlendirilmiş durumdadır. Van, Edremit ve Erciş‘de ruhsatsız oldukları için güçlendirmesi yapılamayan orta hasarlı konutlarda yaşanmaya devam edilmekte, depremin ikinci yılında elektrik, su ve gazı kesilerek sokağa bırakılacaklara çözüm üretilmemektedir.
Sonuç olarak, Van depreminin yol açtığı ekonomik, sosyal ve toplumsal sorunlar aradan iki yıl geçmesine rağmen bugün hala devam etmektedir.
23 Ekim 2011 tarihinde yaşanan Van Depremi bir kez daha göstermiştir ki, kentleşme için verilen yanlış yer seçimi kararları, yeterli mühendislik hizmeti almayan yapı üretimi ve özellikle denetimsizlik bir doğa olayını yine afete dönüştürmüştür.
Bir afet ülkesi olan yurdumuzda yapı güvenliği, Odaların da son çıkarılan torba yasa ile denetim süreçleri dışında bırakılması nedeniyle bugün daha fazla denetim dışı bir hale gelmiştir. Yaşadığımız çevre bugün, düne göre afetlere karşı daha güvenli değildir.
Ancak biz biliyoruz ki, başta deprem olmak üzere, heyelan, su baskını, kaya düşmesi gibi pek çok doğa olayının afete dönüşmesini önlemek, zararlarını azaltmak mümkündür. Çünkü jeolojik bilgilerle açıklanması hiç de zor olmayan doğa olayları insan eliyle birer afete dönüştürülmektedir.
1999 depreminden sonra yaşanan acı kayıpların en büyük nedenlerinden biri olarak gösterilen Yapı Denetim Sistemi, Deprem Öldürmez Bina Öldürür" yanlış sloganından hareketle, üzerinde yeterince tartışma, değerlendirme ve katılım olanakları yaratılmadan siyasi iktidarların tek yanlı belirleyiciliği ile çıkarılan mevzuat ve uygulamalar ile şekillendirilmiştir. Bu anlayış, denetimi tüm iddiasına karşın "kaliteli ve afet güvenli bir yapıyı sağlamak üzere etüt-proje ve yapı üretim süreçlerinin denetimini gerçekleştiren bir sisteme" dönüştürememiştir.
Sadece son birkaç yıllık dönemde yaşadığımız, Kütahya-Simav ve Van depremlerinin yol açtığı can ve mal kayıpları, yapı denetim sisteminin ne derece yetersiz ve sorunu çözmekten uzak olduğunu göstermiştir.
Başarılı dünya örneklerinde olduğu gibi etkin ve bütünlüklü bir Yapı Denetim Sistemi, arsanın imar parseline dönüştüğü aşamadan başlamak üzere "etüt-proje ile etüt- projeye uygun yapı üretim" süreçlerini denetleyecek bir sistematiğin oluşturulması ile mümkün olabilmektedir. Ancak, ülkemizde halen bu bakış açısı gelişmemiş; Yapı Denetim Sistemi "bina inşasının denetimine" indirgenerek işletilmiş, "etüt- proje" kapsamında yapılan "jeolojik-jeoteknik araştırmalar" kanuni düzenlemelere de aykırı biçimde denetim süreçlerinin dışında bırakılmıştır.
Bu aşamada, her yönüyle etkin ve güvenli bir denetim sisteminin doğru tanımlar üzerinden yeniden kurulması kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir. Yapı denetim sürecinin yapının üzerine inşa edileceği parselin zemine aplikasyonundan başlayarak, parsel üzerinde gerçekleştirilecek zemin ve temel etüdü ile yapının tamamlanmasından sonra yapının izleme ve bakım süreçlerini de kapsayacak şekilde yeniden tarif edilmesi, yapı ruhsatı vermeye yetkili kuruluşlar ile yapı denetim kuruluşlarının bu denetim içindeki fonksiyonları yeniden tanımlanmalı, açık toplum ve çağdaş demokrasinin gereği olarak toplumun can ve mal güvenliğini yakından ilgilendiren yapı üretim ve denetim süreçlerinde meslek odalarının kamusal denetim adına sürece müdahillikleri arttırılmalıdır.
Depremlerin Yarattığı Onca Acı Tecrübeye Rağmen "Yapı Güvenliğinin Hala Denetim Dışı Olduğu Bir Ülkede, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Olarak Taleplerimizi Bir Kez Daha Kamuoyunun Bilgisine Sunuyoruz.
Afet güvenli bir yapı için;
• Yapı Denetim hizmeti kamusal bir görev ve sorumluluk olarak görülmeli, piyasa koşullarına göre şekillendirilmemeli, toplumun can ve mal güvenliği için yapı üretim ve denetiminde odalarının kamusal denetim adına sürece müdahillikleri arttırılmalıdır.
• Yapı Denetim Sistemi arsanın imar parseline dönüştüğü aşamadan başlamak üzere "etüt-proje ile etüt-projeye uygun yapı üretim" süreçlerini de denetleyecek bir kapsama kavuşturulmalıdır.
• Yapı üretiminin temel basamağı olan "etüt-proje" süreçleri kapsamındaki "jeolojik-jeoteknik etütler-sondaj ve laboratuvar" çalışmaları, bünyesinde jeoloji mühendisinin de yer aldığı yetkili idareler ve yapı denetim kuruluşlarınca yerinde denetlenmelidir.
• Afet güvenli yapı üretim ve denetim süreçlerinin, temel unsurlarından olan jeoloji mühendisliği hizmetleri ve jeoloji mühendislerinin yapı denetim sistemi içinde yer alması için Yapı Denetim Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği revize edilmelidir.
• Jeoloji Mühendisliği hizmet süreçlerini planlamak, uygulama süreçlerini yönlendirmek ve denetlemek için başta Belediyeler olmak üzere yerel yönetimlerde jeolojik-jeoteknik etüt (zemin etütleri) birimleri kurulmalı ve bu birimlerde jeoloji mühendisi istihdamı zorunlu hale getirilmelidir.
Bizler, depremlerin önlenemeyeceğini, ancak afete dönüşmesinin engellenebileceğini ve zararlarının azaltılmasının mümkün olduğunu biliyoruz.
Dili jeolojiyle yazılmış olan doğa ve doğa olaylarının ancak jeoloji mühendisleri eliyle çözümlenebileceği gerçeği temel alınarak; sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrede güvenli bir barınma için yapı denetim süreçlerinde jeoloji mühendislerinin mutlaka yer almasını,
yerel yönetimler ile yapı denetim kuruluşlarında jeoloji mühendisi istihdamının bir zorunluluk haline getirilmesini bilimsel, teknik ve kamusal bir sorumluluğun gereği olarak görüyoruz.
Bir afet ülkesi olan ve her depremde büyük can, mal ve ekonomik kayıpların yaşandığı ülkemizde, yapının üzerine oturduğu zeminin özelliklerini ortaya koyan, mimari ve statik projelerin hazırlanmasına esas olan tasarım amaçlı jeolojik ve jeoteknik (zemin ve temel) etütlerin yapı denetim sisteminin dışında olmasının yapı güvenliğinde ciddi bir zafiyet yarattığı dikkate alınarak;
Yapı üretim ve denetim süreçlerinde Jeolojik ve jeoteknik (zemin ve temel) etütlerinin önemine farkındalık yaratmak,
Mevcut yapı denetim sistemini irdeleyerek; afet güvenli yapı üretimi için gerekli olan bütünlüklü, etkin ve tüm süreçleri içerecek bir yapı denetim sisteminin yeniden ele alınmasını gündeme taşımak,
amacıyla,
23 Ekim 2013 "Van Depremi"nin yıldönümünde başlayıp, 12 Kasım Düzce Depremi‘nin yıl dönümünde sona erecek olan "Yapı Güvenliği Denetim Dışı" " Jeoloji Mühendisleri Yapı Denetimine" temalı, imza kampanyası ve tanıtım etkinliklerini de içeren topluma yönelik bir kampanya tüm illerimizde eş zamanlı olarak başlatılacaktır.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bir kez daha ifade ediyoruzki,
Yapı güvenliğinin denetim dışı olduğu ülkemizde, afet güvenli kaliteli bir yapı üretim ve denetiminin, jeoloji bilim ve uygulamalarının da sürece dahil edilmesi ile mümkün olacağı unutulmamalıdır.
Bilimle, emekle, inatla, umutla.
23 Ekim 2013
TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI


