SAVAŞ KİRLETİR!
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası 1 Eylül Dünya Barış Günü ile ilgili 31 Ağustos 2006 da basın açıklaması yaptı.
1 Eylül Dünya Barış günü, II.Dünya Savaşı‘ndan bu yana, tüm Dünyada BARIŞ‘ın dile getirildiği, savaşların ve yok ettiklerinin lanetlendiği bir gün olarak her yıl anılmaktadır. İnsanoğlu etnik, ekonomik, politik ve benzeri bir çok nedenle asırlar boyu savaşmış, kaybeden ise insanlık olmuştur.
Savaş, bir yıkım ve yok oluştur. Savaş, bir insanlık ayıbıdır... Ve savaş, çevre felaketidir de !
Savaşın yıktığı, yok ettiği yerleşim yerleri, sanayi tesisleri, savaşta kullanılan silah ve bombalar, insani yıkımın yanında ekosistemde de ciddi bir kirliliğe neden olmaktadır. İnsanlığın birbirlerini egemenlik altına alma mücadelesi geleceği...dünyanın ve insanlığın geleceğini tehdit etmektedir.
1 Eylül Dünya Barış günü bu yıl da bir savaşın gölgesinde anılmaktadır.
İsrail‘in, Lübnan ve Filistin‘e yönelik saldırıları, vahşi bir hal almış durumda ! Yüzlerce insan bu saldırılar sonucu yaşamını yitirdi, bunların önemli bir kısmı çocuk ve yaşlı... Bu arada, bir milyona yakın insan kendi yurdunda mülteci durumuna düştü. Ve artık Lübnan‘da, özellikle Beyrut‘da kentsel altyapıdan söz etmek mümkün değil. İçme suyu, kanalizasyon ve çöp sorunundan kaynaklı salgın hastalıklar Lübnan halkı için İsrail saldırıları kadar ciddi tehdit oluşturuyor. İsrail bombaları, kentleri ve sanayi tesislerini yok ederken, toprak ve su kirliliği, ekosistemin kimyasal atıklarla kirlenmesi Lübnan‘ın olduğu kadar tüm dünyanın bir sorunu olarak algılanmak zorunda... Dünyanın yüzyüze olduğu ekolojik kriz, savaş tacirleri gibi SINIR TANIMIYOR !
Bu büyük tehdit karşısında dünya sessiz ve tepkisiz...
Beyrut‘un 30 km. güneyindeki Jiyyeh Elektrik Santrali‘nin bombalanması sonucunda, santralden kaynaklı atıklar, petrol ve kimyasal maddeler deniz ekosistemine karışmaya başladı.
Bilindiği gibi; Doğu Akdeniz Havzası, hassas ve öncelikle korunması gereken bir bölge olarak tanımlanmıştır. Akdeniz‘de kıyısı bulunan ülkelerin, 1976 yılında, Barcelona‘da imzaladıkları protokol, "Akdeniz‘in Kirlenmeye Karşı Korunması Protokolü" bu hassasiyeti göz önüne alarak kaleme alınmıştır. Ayrıca, bu protokolün eklerinde yer alan sözleşmelerden biri de, "Olağanüstü Hallerde Yapılması Gerekenlerle" ilgilidir (Deprem, Endüstriyel Kaza, Savaş gibi)"
Ancak, tüm bunlar unutulmuş durumda ! Barcelona Sözleşmesi devre dışı, Birleşmiş Milletler (UNICEF dışında) devre dışı ve bunun sonucunda, barışı tesis edemeyen BM!nin, Barcelona Sözleşmesi‘ni taraf ülkelere hatırlatması olası görünmüyor. (İsrail de Barcelona Sözleşmesi‘ne taraf bir ülkedir!)
Lübnan Çevre Bakanı Yakup Sarraf, 30 Temmuz 2006 tarihinde, dünya kamuoyuna seslenirken, şu noktanın altını çiziyordu: "Şu ana kadar 10-15 bin ton akaryakıt denize döküldü. Bu olay, Doğu Akdeniz‘in şimdiye kadar gördüğü hiç kuşkusuz en büyük çevre felaketidir."
Bu noktada, felaketin Lübnan kıyıları ile sınırlı kalmayacağı, Suriye, Kıbrıs ve Türkiye sahillerine yayılacağı da çok açık bir şekilde görülebiliyor. Petrol ve türevi kimyasalların yüzey akıntıları ve dibe çökelmesi ile birlikte Doğu Akdeniz ekosistemi ciddi risk altına...
Petrol hidrokarbonlarının, ağır metallerin deniz ekosisteminde canlı yaşamını yok edeceği, denizde oksijen ve besin döngüsünü tahrip ederek, kıyıları ile birlikte deniz ekosistemini yaşanılmaz bir yer kılacağı, bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir.
Bu noktada, Denizcilik Müsteşarlığı‘nın ve Çevre ve Orman Bakanlığı‘nın etkin bir tutum izlemesi gerekiyor. Oysa, görev ve yetkileri tanımlı olmayan kriz merkezleri ile, gayri ciddi açıklamalarla Türkiye kıyılarında tehdit olmadığı yönünde beyanlar ortaya atılıyor. Bu arada, herhangi bir bilimsel izleme ve örneklemeye dayanmayan bu açıklamaları ise, Birleşmiş Milletler Çevre Programı uzmanları yalanlıyor ! Suriye kıyılarında araştırma yapan uzmanlar, Doğu Akdeniz‘in yoğun bir kirlilik ile karşı karşıya olduğunu belirtiyorlar. (10.08.2006, yurt dışı haberler)
Lübnan ve Suriye kıyılarından sonra tüm Doğu Akdeniz havzasının ekolojik anlamda yok olma tehlikesi ile karşılaştığı ortadadır. Türkiye kıyılarını da tahrip edebilecek bu çevresel sorun karşısında, uluslararası işbirliği ve dayanışma bir zorunluluktur. Doğu Akdeniz ekosistemi, ülkemiz kıyıları, balıkçılığı, turizmi büyük bir tehdit altındadır. Ekolojik, sosyal ve ekonomik anlamda geri dönüşü olanaksız bu felaket, bu facia karşısında hükümetin ve yetkili kurumların gayri ciddi tutumu ise anlaşılır değildir.
Yanıbaşımızda tüm boyutlarıyla yıkım ve yokoluş devam ederken Türkiye‘de de durum hiç iç açıcı değildir. Asker göndererek savaşa ortak olma çabasında olan Hükümet‘in, askeri amaçlı harcamalara ayrılan devasa bütçesi ile eğitim, sağlık, doğal afetler, çevre ve altyapı yatırımları için ayrılan bütçesinin karşılaştırılamayacak oranlarda olduğu bilinmektedir. Bunun en somut örneği; en az savaşlar kadar yakıcı ve yıkıcı olan orman yangınları konusunda, Hükümet‘in ve yetkili kurumlarının gösterdiği acizliktir.
Çocuklarımıza onurlu bir gelecek ve yaşanabilir bir dünya bırakmak için; Türkiye‘yi, bir insanlık ayıbı ve ekolojik yıkım olan savaşlara ortak etmek isteyen her türlü anlayışla mücadele edeceğimizi belirtiyor, Lübnan‘a asker göndererek savaşa ortak olma hazırlığı yapan Hükümet‘i, çevre ve altyapı yatırımları yaparak, doğal afetlerde (yangın, deprem, sel vb.) kriz yöneterek ülkesine ve ülke insanına hizmet etmeye davet ediyoruz.


