TMMOB 42. DÖNEM YK BAŞKANI MEHMET SOĞANCI`NIN 43. GENEL KURUL AÇILIŞ KONUŞMASI-29 MAYIS 2014

29.05.2014

TMMOB 42. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı`nın TMMOB 43. Olağan Genel Kurulu`nda yaptığı konuşmaya haberin devamından ulaşabilirsiniz.

Sayın Divan,

Değerli Konuklar,

Sevgili Delegeler,

 

TMMOB 43. Olağan Genel Kuruluna hoş geldiniz. TMMOB Yönetim Kurulu ve şahsım adına hepinizi sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum. Aramızda olan-olmayan, eşitlik, bağımsızlık, demokrasi, barış, özgürlük mücadelesinde omuz omuza yürüdüğümüz bütün dostlarımıza Yönetim Kurulumuzun saygılarını sunuyorum.

TMMOB‘nin bugünlere gelmesinde büyük emeği bulunan, Oda ve TMMOB çalışmalarında sonsuzluğa uğurladığımız bütün değerlerimizi; Haziran Direnişi ve sonrasında yitirdiğimiz genç canlarımızı, başta Soma‘da büyük işçi katliamında olmak üzere olmak üzere şimdiye kadar olan iş cinayetlerinde kaybettiğimiz tüm canlarımızı saygıyla anıyorum.

Sevgili Arkadaşlar,

Öncelikle TMMOB 43. Olağan Genel Kurulu olarak, hepiniz adına;

Emperyalizme, Kapitalizme, Erdoğan-AKP diktatörlüğüne, sömürü-rant, yolsuzluk-rüşvet, baskı, zulüm düzenine karşı direnenlere,

Grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları için mücadele eden, işyerlerinde direnen bütün emekçilere,

Toprağına, suyuna, deresine, ormanına, ülkemizin doğal kaynaklarına sahip çıkanlara,

Kentsel-kırsal bütün kamusal alanlara sahip çıkanlara,

"Kentsel dönüşüm" görünümündeki rant yağmasına karşı direnenlere,

Sağlığın herkese eşit ve ücretsiz olması için mücadele eden sağlık emekçilerine,

Halkın haber alma hakkının ve bağımsız haberciliğin sesi olan basın emekçilerine,

Sömürü, şiddet ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi yükselten kadınlara,

Gerici, piyasacı eğitim sistemine karşı direnen kamu çalışanları, akademisyenler, liseli ve üniversiteli öğrencilere,

Eşit yurttaşlar olarak tanınmak isteyerek direnen Kürt halkına, Alevilere,

Sömürüye karşı sınıf kardeşleriyle birlikte mücadele eden Türk ve Kürt emekçilerine,

Türkiye‘nin ve dünyanın geleceğini düşünen ve mücadele eden bütün aydınlık insanlara,

İktidarın Taksim‘de yapmak istediği düzenlemeyi durduran davalar açan ve Haziran Direnişinin meşru organı olan Taksim Dayanışması‘nın temellerini atan Odalarımızın İstanbul birimlerine; bizleri Taksim Dayanışması içinde temsil eden arkadaşlarımıza; haklarında dava açılan, aralarında İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreterimizin, İstanbul Şubelerimizin Başkan, yönetici ve üyelerinin de bulunduğu 26 arkadaşımıza, 

dayanışma selamlarımızı bugün buradan hepimiz adına öncelikle duyuruyorum.

Sevgili Arkadaşlar;

TMMOB 43. Olağan Genel Kurulu olarak, hepiniz adına;

İş cinayetlerini; bu cinayetlerin temel nedeni olan azami kâr güdüsü ve esnek, taşeron çalıştırma sistemini,

Düşünce, toplanma, örgütlenme, basın özgürlükleri ve barajsız siyaset yapma hakkını engelleyen bütün anti-demokratik uygulamaları,

Kürt sorununda oyalamacı taktikleri "stratejik bir politika" imiş gibi sunan siyasi iktidarı,

İşçilere, köylülere, öğrencilere, kadınlara, çocuklara, bütün halka yönelik tomalı-gazlı-coplu-mermili devlet terörünü,

Yargı hukuksuzluklarını, cezaevi zulümlerini,

Kadınlar üzerinde estirilen terörü, kadın cinayetlerini,

"Çocuk gelin" rezaletini, çocuk işçi sömürüsünü,

Eğitimi tamamen gericileştiren, piyasaya açan uygulamaları,

Cemaatli-cemaatsiz Erdoğan-AKP faşizmini,

reddettiğimizi, bugün buradan herkese hepimiz adına bir kez daha ilan ediyorum. 

Sevgili Arkadaşlar,

Bugün geride bıraktığımız TMMOB 42. Çalışma Dönemi, Türkiye‘nin her alanda neo-liberalizmin yönlendiriciliğinde dönüşümden geçirildiği, tüm kamusal hizmetlerin sermayeye devredilip, kamunun adeta yok edildiği; ormanların, kıyıların, suyumuzun, toprağımızın birilerine peşkeş çekildiği; kentlerin "dönüşüm" adı altında ranta tahvil edildiği; yolsuzluğun, rüşvetin, her türlü pisliğin ortaya apaçık döküldüğü; baskının, zor kullanımının, zorbalığın tavan yaptığı; torba yasalar, torba davalarla adeta bir toz bulutu ardında ülkemizin yeniden şekillendirildiği bir döneminde yaşandı. Ülke tarihinin en acı iş cinayeti de Soma‘da bu dönemde yaşandı.

Sevgili Arkadaşlar,

Ülkemizin geleceğinin belirleneceği olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. AKP iktidarının on yılı aşkın zamanda kurduğu düzen tüm unsurlarıyla bir bir deşifre oldu.

Ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet belgeleri ortaya döküldü. İktidar yukarıdan aşağıya kurduğu yolsuzluk şebekesini, emniyetten-yargıya tüm alanları yine yukarıdan kuşatarak korumaya aldı. Çünkü elinde artık stratejik baskı aygıtlarından başka hiçbir şeyi kalmadı. Gün gibi görünen gerçek şu ki, Erdoğan ve AKP artık ülkeyi yönetemiyor. İflah olmaz bir meşruiyet kaybı yaşanıyor. Tüm kurumlarıyla birlikte iktidara olan güven bir daha geri gelmemek üzere kayboldu.

O yüzden de faşist baskıları ve yasakları yoğunlaştırıyor. Ülkeyi mezhepçilik temelinde bölerek, ayakta kalmaya çalışıyor. Adeta aklını yitirmiş bir çıldırmışlık içerisinde tekmeyle, tokatla, küfürle halkın boğazına basmaya çalışıyor.

Ama artık hepimiz biliyoruz ki bir dönem kapandı.

Erdoğan ve AKP‘nin tarihsel misyonu sona erdi. Şimdi uzatmaları oynuyoruz. Bu uzatmalarda hangi makam ve mevkide olurlarsa olsun halkın büyük bir kısmında sözlerinin ve iktidarlarının bir kıymeti harbiyesi olmayacak.

Şimdi asıl önemli nokta ise, Haziran direnişinin Soma sonrasında kazandığı yeni bilinçle yoluna devam ediyor olmasıdır. Yalnızca Erdoğan‘ı değil iktidarın tüm sahiplerini asıl korkutan da budur.

Faşist bir baskı altında geliştirilen neoliberal sömürü içinde kamuya ait tüm kurumlar özelleştirildi, ticarileştirildi. Çalışma hayatı tamamen taşeron sistemi içerisinde güvencesizleştirildi. AKP havuzuna bağlı şirketlerin daha çok kar etmesi pahasına inşaatlar, fabrikalar, madenler işçi mezarlığına dönüştürüldü.

İşte en az 301 işçinin hayatını kaybettiği Soma katliamı. Katliamın nedeni açıkça taşeron çalışmanın, özelleştirmenin, doğrudan iktidara bağlı sendikaların, denetimsizliğin yarattığı güvencesizliktir. İktidar bunu bastırmak için iki şey yaptı, birincisi TOMA‘larını gönderdi, ikincisi ‘cübbelilerini‘ gönderdi. Dinle olmadığı yerde sopayla bu gerçeklerin üzerini örtmeye, işçilerin isyanlarını bastırmaya çalıştı.

Ama tüm bu baskılara karşı, Somalı işçiler şimdi Haziran direnişine de yeni bir yol açarak kamulaştırma talepleriyle direnişe geçti. Bu direnişi ve bu direnişin bilincini selamlıyoruz.

Evet şimdi direnişimizi, kaybettiğimiz ne varsa bir bir geri almak üzerine bir anlayışla sürdürmeliyiz. Şimdi yapılanların daha fazlasını yapmalıyız, ortaklık zeminlerini çoğaltmalı tüm direnme eğilimlerinin birbiriyle dayanışmasını güçlendirmeliyiz. Ve bu direnişimizi artık özelleştirilen tüm kurumların geri alınarak işçilerin öz yönetiminde kamulaştırılması, taşeron çalışmanın tüm biçimlerine son verilmesi, eğitimin ve sağlığın parasız hale getirilmesi başta olmak üzere doğanın ve insanın sömürüsüne son verecek bir anlayışı geliştirerek sürdürmek zorundayız.

Sevgili Arkadaşlar,

Bu dönemden, tüm yaşam alanlarımızın yanı sıra mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı uygulamaları ve Örgütümüz TMMOB de olumsuz yönde etkilendi. AKP iktidarının ülkeyi baştan sona kuşatan baskıcı politikalarından herkes gibi TMMOB de nasibini aldı. Örgütümüzün yakın tarihinde gördüğü en zorlu saldırılara uğradığı ve tam da bu saldırılara karşı mücadelemizin en yoğun sürdüğü iki yıllık bir çalışma dönemini şimdi geride bırakıyoruz.

TMMOB‘yi işlevsizleştirip etkisizleştirmeye yönelik olarak TMMOB yasası değişikliği girişimlerinden Meclis‘te gece yarısı operasyonuyla 3194 Sayılı İmar Kanunu‘na eklenen bir maddeyle mesleki denetimimizi yok etmeye yönelik düzenlemeye; Birliğimiz ve odalarımızın çalışma alanlarını kısıtlayan onlarca ikincil mevzuatta yapılan değişikliklerden odalarımız üzerinde bakanlıkların idari ve mali denetimi kurmaya yönelik düzenlemeye kadar arka arkaya yapılan onlarca saldırıyı yaşadığımız bir dönemi geride bırakıyoruz. İstanbul birimlerimizde görev alan yönetici arkadaşlarımızın gözaltına alınmaları, TMMOB Başkanı, Genel Sekreteri, İKK sekreterlerimiz ve yöneticilerimiz için açılan onlarca dava da bu dönemde yaşadığımız baskının göstergeleri oldu.

Saldırı sadece TMMOB‘ye değildi tabii ki. Bu saldırı; kim bu ülkenin havasına, suyuna, taşına, toprağına, deresine, ormanına, en önemlisi insanına sahip çıktıysa; herkese, her örgütlülüğe yönelik oldu.

Bunlar, engerekler ve çıyanlardır.

Bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır.

Tanı bunları, tanı da büyü...

Bir yanıyla ülkenin tek adam diktası altında karanlığa sürüklendiği öte yanda ise ülkenin dört bir yanından direnişin ve umudun parladığı bir dönemdir yaşadığımız.

Ne mutlu bize ki hep imkansız denilenlerin gerçekleşebileceğini görebilmiş insanlarız. Ne mutlu bize ki 70‘de de 2013‘de de TMMOB bu güzel günlerin parçası, bu güzel günlerin direniş güçlerinden birisi oldu.

İnanıyoruz ki yarın yaratılacak daha büyük güzelliklerin ve bu güzelliklerle kurulacak yeni bir hayatın ve ülkenin kuruluşunda da TMMOB olacaktır.

Ve Gezi Sevgili Arkadaşlar,

TMMOB‘nin 42. döneminde; Türkiye demokrasi mücadelesi tarihinin en önemli halkalarından biri olarak şimdiden yerini alan Gezi Direnişi, Haziran direnişi hepimizin içini ısıttı. Aslında herkes biliyor ki, gerek Taksim Dayanışmasının oluşmasında, gerekse Gezi‘den çıkan sesin tüm ülkede "Artık yeter! Her yer Taksim, her yer direniş" çığlığına dönüşmesinde;  TMMOB, bağlı odaları, İstanbul İl Koordinasyon Kurulu ve örgütlü üyelerimiz Gezi direnişinin ne önünde, ne arkasında, ne sağında, ne solundaydı. Direnişin tam ortasında, tam merkezindeydi. Bu direnişte kaybettiğimiz; hepimize direnmenin ve dayanışmanın güzelliğini gösteren ve yaşları anca kızımın yaşlarında, yirmili olan bizim çocuklarımız; Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik ve kara boncuk gözleri ile Berkin şimdi bize bakıyor. TMMOB‘nin 42. Döneminde görev alan hepimizin gençlerimize "eşit, özgür, demokratik bir Türkiye" sözü var. İsimleri TMMOB‘nin önümüzdeki dönemki çalışmalarının şüphesiz yol göstericisi olacaktır. Çocuklarımızın ölüm emrini verenler, arkalarından acılı analarımızı yuhalatanlar elbet bir gün, tıpkı tüm diktatörler gibi, lanetle anılırken bizim gül yüzlü çocuklarımızın gözleri ülkemizin üzerinde parlamaya devam edecektir. Bundan hiç bir kuşkumuz yoktur.

Ve Soma Sevgili Arkadaşlar,  

Hemen söyleyelim: Soma, AKP Devletinin gerçek yüzüdür.

Soma‘da içlerinde beş meslektaşımızın da bulunduğu 301 canımız hayatını kaybetti. Hepsinin anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Öncelikle de onları yaşatamadığımız için bu ülkenin mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları adına ailelerinden özür diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun.

Sevgili Arkadaşlar,

AKP‘ye göre bu katliamın nedeni, kömür ocaklarının fıtratında olan iş kazası. İş kazalarında Avrupa birincisi Dünya üçüncüsü olan ülkemizde, fıtrat sadece bize mahsus!

Kömür ocağı kimin? Devletin. Devlet ne yapmış bu ocağı? İşletim hakkını vermiş. Sermaye grubu kim, nasıl seçilmiş? Şeffaf, açık, pazarlama usulü ile mi yapılmış? Ülkemizde var mı böyle bir ihale? "Kupon arazileri" dahi tek tek pazarlayan Başbakan, kendini ihale usulüne bağlı hisseder mi? Övündükleri piyasa ekonomisinin temelini oluşturan İhale Yasası‘nı bile kuşa çevirenler kimdir? Ranta konu edilen değerler %100 kamu malıdır, yiyen % kaçtır? Başbakanın deyimiyle, "%44 milli irade" ise  %56 nedir? Bu soruların yanıtını herkes biliyor, açmaya gerek yok.

Anayasa‘nın 128. maddesi denetim hizmeti olan kolluk görevinin devlette olduğunu belirtir. Patenti AKP‘de olan, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası‘nın adında dahi insanı çağrıştıran bir ibare bulunmamaktadır.

AKP bu yasa ile ne yapmıştır?

İşyerlerinde denetim hizmetini özelleştirmiştir. Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile iş güvenliği uzmanlarına bu görevi havale etmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde 300 civarında iş müfettişi olup, bunların görevi, iş güvenliği uzmanlarının tuttukları defter ve tutanakları incelemekle sınırlıdır. 1.400.000 işyerinde 300 müfettişin evrak denetlemesi yapması dahi olanaklı değildir. Yasanın içinde işçi sendikaları telaffuz dahi edilmemiştir. Yasanın gerekçesinde AB Direktifleri ve İLO sözleşmeleri olmasına karşın, bu yasanın içinde insana yaraşır bir iş ortamının oluşumuna ilişkin hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Bu yasa,da devletin ve işverenin sorumluğunu, iş güvenliği uzmanlarına yüklemiştir. Hiçbir güvencesi olmayan, işverenin kadrolu ya da kiralık işçisi konumunda olan iş güvenliği uzmanları ile işyeri hekimleri yasaya göre,  iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yürütülmesindeki ihmallerinden dolayı, hizmet sundukları işverene karşı sorumludurlar. Bundan dolayıdır ki, cinayet sonrası "kusurlular öldüler" açıklaması yapılmıştır. Yasaya göre ocakta yaşamını yitiren maden mühendisleri ve diğer teknik elemanların ihmallerinden (!) dolayı "iş kazası" meydana gelmiştir. Yasaya göre suçlular ölen arkadaşlarımız olacaktır. İşverenin yükümlülüğünü azaltan, iş güvenliği ve sağlığına yatırım yapmayı maliyet unsuru olarak gören anlayış elbette ki fıtrat savunması yapacaktır. İşçilerin ölümünden sorumlu olan iktidara yuh(!) demenin yaptırımı dayak olacak, işçi cinayetlerinin gerekçesini de fıtrat olarak kabul edeceğiz! Nasıl bir ülkede nasıl bir anlayışla yönetildiğimizin gerçek yüzü çok korkutucu. Devletin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının uhdesinde olan bir işyerinde 301 emekçi yaşamını yitirmiş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 13 Mart 2014‘te denetim yapmış ve bütün yasal yükümlülüklerde sorun yok demiş, bu işyerini hükümet işletmeciye devretmiş. Bu tabloda siyasi sorumluluk yok mudur? Bırakalım hukuki, cezai sorumluluğu, gördük ki; hükümette ahlaki sorumluluğa sahip bir kişi bile yok.

Sevgili Arkadaşlar,

Bildiğiniz üzere, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunun önemine dikkat çekmek amacıyla 42. Olağan Genel Kurulumuzda, 3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak Kozlu‘da yaşanan ve 263 madencinin yaşamını yitirdiği facianın yıldönümü, "İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü" olarak kabul edilmişti.

Daha üç ay önce 3 Mart‘ta bu ülkenin her yanında gerçekleştirdiğimiz kitlesel basın açıklamalarında da ifade etmiştik:

İş cinayetlerinin, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önüne geçilebilmesi için işyerlerinde "önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği" anlayışı yerleştirilmelidir. Cinayetlerin sorumluları işyerinde gerekli tedbirleri almayan işverenler, yasal düzenlemeleri ve ikincil mevzuatları olması gerektiği gibi hazırlamayanlar ve gerekli denetimleri yapmayan ilgili bakanlıktır.

Çalışma hayatının yeniden düzenlenmesi, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, işçi ölümlerinin durdurulması için mücadele etmek, kendini emekten yana konumlandıran TMMOB‘nin tarihi görevidir. Bu görevi yerine getirme bilinciyle TMMOB; iş cinayetleri ve işçi ölümlerini ülkemizin sosyo-ekonomik ve demokrasi sorunları ile birlikte bir bütün olarak ele almakta, insanca çalışma koşullarının oluşturulmasını insanca yaşama hakkı ve talepleri ile birleştirerek sorunun çözümü için yapılabilir, gerçekçi önermelerde bulunmaktadır.

Siyasi iktidar TMMOB‘nin ve bağlı odalarının sözünü dinlemek, algılamak ve daha önemlisi hayata geçirmek zorundadır.

İş cinayetleri kader değildir! İş cinayetleri engellenebilir, yeter ki bilimin ve tekniğin gereği yapılsın! Yeter ki; her çalışmanın öznesi insan ve yaşam olsun!

Sevgili Arkadaşlar,

Bu Genel Kurulumuzda kaybettiğimiz 301 canımızı unutmamak, unutturmamak için "3 Mart İş Cinayetleri ile Mücadele Günü" yanında, "TMMOB 13 Mayıs İşçi Katliamları ile Mücadele Günü" kararını oybirliği ile almamızı çok diliyorum.

Evet, Sevgili Arkadaşlar,

Tüm yaşananlara karşı TMMOB; 42. Döneminde de, emperyalizmin günümüzdeki uygulamalarına karşı, kapitalizmin dünyasına karşı, başka bir dünyanın ve başka bir Türkiye‘nin mümkün olduğunu bilimsel bir gerçek olarak savundu. Sömürü ve baskının tavan yaptığı, sınıfın siyasal belirleyiciliğinin silikleştiği bir dönemde TMMOB, aklın ve bilimin, özgürlüğün ve eşitliğin yol göstericiliğinde "başka bir yaşam mümkün" dedi. Tarihsel serüveninde bu çizgimizi koruyan ve sürekli güncelleyerek güçlendiren arkadaşlarımızın cesaretlerini ve kararlılıklarını, inanıyorum ki tarih de not etmiştir.

TMMOB; 42. Döneminde de, özgürlüğü, adaleti, demokrasiyi gerçek manada eşitlik ile harmanlayarak savundu. İktidar gücünün baskısı karşısında düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması için mücadele etti, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdi. Yeri geldiğinde karanlığın karşısında aydınlığı temsil etmekten asla geri durmadı. TMMOB‘nin kadrolarının sorumluluklarını yerine getirerek güzel günlerin hâkim kılındığı bir ülkenin yaratılması için harcadığı çabanın büyüklüğünün herkesçe bilindiğinin çok farkındayız.

TMMOB; 42. Döneminde de, "Mesleğimize, örgütümüze, halkımıza, ülkemize sahip çıkıyoruz" sözünü her yerde söyledi. Örgütlülüğümüze karşı girişilen saldırıları boşa çıkaracağını sokaklarda, alanlarda haykırdı. Üyelerinden aldığı güçle, demokratik mesleki bir kitle örgütü olmanın gereklerini, bilimin ve tekniğin halkın hizmetine sunulması temelinde üretmeye ve yerine getirmeye çalıştı. Bu çabaları her türlü baltalama girişimlerine karşı da omuz omuza direneceğini dosta düşmana tüm örgütlü üyeleri ile birlikte gösterdi.

Mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ülkemizdeki mühendis, mimar ve şehir plancılarını temsil eden TMMOB; 42. Döneminde de, üyelerinin hak ve çıkarlarını halkımızın çıkarları temelinde korumak ve geliştirmek, mesleki, sosyal ve kültürel gelişmelerini sağlamak ve mesleki birikimlerini toplum yararına kullanmalarının zeminini yaratmak çabasını ısrarla sürdürdü. Özellikle ücretli çalışan üyelere yönelik olarak asgari ücretin uygulanması yolunda bu dönemde anlamlı kazanımlar elde edildi. "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz" sözümüz mühendis, mimar, şehir plancısı asgari ücretine yönelik mücadelemizde örgütümüze rehberlik etti.

Meslek alanları üzerinden Türkiye gerçeklerini okumak ve toplumu bilgilendirmek, merkezi ve yerel iktidarların uygulamalarının toplum yararına yapılması için öneriler geliştirmek ve bunların yaşama geçirilmesi için mücadele etmek zorunda olan TMMOB; 42. Dönemde de bağlı odaları ile birlikte "siyaset" yapmayı sürdürdü. Sevgili Başkanımız Teoman Öztürk‘ün sözleri ile; bilimi ve teknolojiyi emperyalistlerin ve sömürgenlerin değil emekçi halkımızın hizmetine sunmak için kararlı olan örgütümüz, iki yüzü aşkın panel, sempozyum, kongre, kurultay vb. etkinlikleri ile kamuoyu önüne çıktı. Onlarca görüş yayımlandı, yüzlerce açıklama yapıldı.

Meslek alanları ile ilgili gelişen ya da gelişebilecek her türlü konuda görüş oluşturma, oluşan görüşleri geliştirme ve bunları kamuoyu ile paylaşma çalışmalarını eleştirel olduğu kadar yeni açılımlar sağlayacak şekilde sürdüren TMMOB; 42. Döneminde merkezi olarak, CBS Kongresini, Engelli Mühendis Mimar Şehir Plancıları Sempozyumunu, Kadın Kurultayını, Enerji Sempozyumunu, Sanayi Kongresini gerçekleştirdi. "Neoliberal politikaların en çok vurduğu yerler kentlerimizdir" sözünden hareketle bu dönemde de şimdi sayısı kırka ulaşan kent sempozyumları gerçekleştirilmeye devam edildi. Etkinliklerimizin sonuç bildirileri örgütümüzün manifestolarıdır.

TMMOB; 42. Döneminde de bağlı odaları ile birlikte, insanımıza, halkımıza, mesleğimize, örgütümüze karşı yanlış yapıldığını düşündüğü her konuda hukuk mücadelesini yürüttü. Kazandığımız davalar aslında bu ülkeyi yönetme iddiasında olanların yüzünü de açıkça ortaya koydu.

TMMOB 42. Döneminde, uzunca bir süredir hepimizin hayali olan Öğrenci Evi tamamlandı ve kullanılmaya başlandı. "Gençlik geleceğimizdir" sözümüzden hareketle, kısa bir süre içerisinde tamamlanan ve ülkemizin bu gününde bir "meydan okuma" projesi olarak tarihimizdeki yerini alan Öğrenci Evi, gelecekte örgütümüzü yönetecek gençlerimiz arasındaki dayanışmayı şimdiden sağlayacaktır. Öte yandan, Öğrenci Evi salonlarında sonuçları sokağa taşınmak üzere; ülkemiz için, halkımız için, mesleğimiz için, örgütümüz için, aydınlık geleceğimiz için en bilimsel, en nitelikli etkinlikler gerçekleşecektir. Teoman Öztürk Öğrenci Evi ve Sosyal Tesisinin bitirilmesinde emeği geçen herkese Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ediyorum.

Evet, Sevgili Arkadaşlar,

Biz biliyoruz ve hep söylüyoruz:

Açıkça ifade etmek gerekirse, emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, barışın, adaletin yani insandan yana olan her fikrin ve fiilin içinde ve özünde olan bir TMMOB; bu ülkenin vicdanıdır. Bu ülkenin, bu ülke insanının TMMOB‘ye ihtiyacı var. Bu ülkenin kulakların sağır edildiği, gözlere mil çekildiği, konuşanın dilinin kesildiği bu döneminde görebilen gözlere, duyabilen kulaklara, daha da önemlisi konuşabilen ağızlara ihtiyacı var. Asla "padişahım çok yaşa" demeyen, aksine "Kral çıplak" diyenlere ihtiyacı var. Yani kısaca, TMMOB‘ye ihtiyacı var.

TMMOB‘nin de; geleneğimizi oluşturan anlayışın yönetimler de dâhil her kademede vücut bulabilmesine ihtiyacı var. Devrimci, demokrat, ilerici, yurtsever, çağdaş mühendis, mimar ve şehir plancılarının omuzları arasındaki mesafenin azaltılmasına ve ortak aklımızın, kolektif yapımızın kendisini yeniden üretmesine ve daha fazla güçlenmesine ihtiyaç var. TMMOB‘yi TMMOB yapan, şimdiye kadar ayakta tutan, savrulmasına ve diz çökmesine asla izin vermeyen arkadaşlarımızın çalışma tarzına, inançlarına ve kararlılıklarına şimdi bir kez daha ve yeniden ihtiyaç var. Bu ihtiyacın gereklerinin yerine getirileceğine inancım tamdır.

Gelecek güzel günler için,

Masmavi gökyüzü altında birikmiş kara bulutların dağılması için,

Gökyüzünün ve yeryüzünün bütün renklerinin özgürlüğü için,

Bilim ve teknolojinin halkımızın hizmetine sunulması, mesleğimizin tüm güzelliklerinin hayatı yaşanabilir kılması için,

Gericiliğe ve karanlığa karşı aydınlığın yaratılması için,

Emperyalizme, kapitalizme ve neoliberal politikalara karşı insanca bir yaşam, özgür, demokratik, eşit ve bağımsız bir Türkiye için,

Şimdi bize düşen görev; örgütümüze sahip çıkmak, örgütümüzü güçlendirmek, inanç, kararlılık ve emek ile TMMOB‘yi geçmişin ayak izlerinden geleceğe doğru omuzlarımızda taşımaktır.

Gün o gün değil,

Derlenip dürülmesin bayraklar.

Duyduğunuz çakalların ulumasıdır.

Safları sıklaştırın çocuklar...

Bitirirken Sevgili Arkadaşlar,

TMMOB‘nin 42. Dönemi içerisinde örgütümüzün ilkeleri doğrultusunda görevini gereği gibi yapan TMMOB Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelerine, Odalarımızın yönetim, onur ve denetleme kurullarında görev yapan arkadaşlarıma, şube yönetim kurullarında ve temsilciliklerde görev alan arkadaşlarıma, Danışma Kurulu üyelerimize, omuz omuza emek harcadığımız odalarımızın örgütlü üyelerine, çalışma gruplarında, kongre, sempozyum ve kurultaylarımızın düzenleme ve yürütme kurullarında görev alan arkadaşlarıma, TMMOB çalışmalarında bize destek olan bilim insanlarına ve uzmanlara, Birlik ve oda ortamında çalışan arkadaşlarıma; büyük bir inanç ve özveri ile örgütümüze verdikleri katkılardan dolayı Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ediyorum.

Önümüzdeki dönem zorlu mücadele günleri için örgütümüzün tüm kurullarında görev alan, görev alacak tüm arkadaşlarımı cesaretlerinden ötürü kutluyor, şimdiden kolaylıklar diliyorum.

İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar,

güneşli günler göreceğiz...

Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,

ışıklı maviliklere süreceğiz...

Yaşasın TMMOB

Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü.