TMMOB COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ KONGRESİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

04.11.2011

İlki 2007 yılında düzenlenen TMMOB Coğrafi Bilgi Sistemleri Kongresi’nin üçüncüsü 31 Ekim-4 Kasım 2011 tarihlerinde Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. TMMOB adına sekreteryası Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası tarafından yürütülen ve “ortak aklın adresi” sloganıyla düzenlenen kongre, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) uygulamalarını gerçekleştiren meslek gruplarından CBS çalışanlarını, araştırmacılarını ve bu alana ilgi duyanları bir araya getirdi.

Afet yönetiminden tarıma, ormancılıktan arkeolojiye, çevresel kaynaklar ve kent yönetiminden turizme, kırsal ve kentsel gelişime kadar çok geniş bir yelpazede kullanılan coğrafi bilgi sistemlerindeki gelişmelerin değerlendirildiği kongre kapsamında bir de Coğrafi Bilgi Teknolojileri Fuarı düzenlendi.

Kongrenin açılışında sırasıyla; Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Dursun Zafer Şeker, HKMO Antalya Şube Başkanı Ali Topdemir, HKMO Yönetim Kurulu Başkanı A. Fahri Özten,  TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü konuştu.

Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Dursun Zafer Şeker kongreyle ilgili bilgi vererek şunları söyledi:

"CBS uygulamaları; ortak bir platformda çalışma, üretme ve ürünleri paylaşma olanağı sağlamanın yanı sıra bu çalışmalar sırasında disiplinler arası iletişimi de destekleyen ve güçlendiren, ortak çalışmalardır. Bu nedenle kongremizin sloganı ‘Ortak Aklın Adresi‘ olarak seçilmiştir. Kongremizde ülke genelinde farklı amaçlar için geliştirilmiş olan CBS uygulamaların bir araya getirilmesi hedeflenmiştir. ‘Birlikte Üretmek, Yönetmek ve Paylaşmak İçin‘ ana temasıyla düzenlenmekte olan Kongremiz ile, CBS uygulamalarının temel sorunlarından birini oluşturan her seviyedeki iletişime önemli katkılar sağlanacaktır. Bu kapsamda Kongre süresince farklı panellere yer verilmiştir."

HKMO Yönetim Kurulu Başkanı A. Fahri Özten de Coğrafi Bilgi Sistemleri Kongresi‘nin temel amaçlarından birinin doğa-insan ilişkisinde, doğayla birlikte yaşamayı sağlamak için insanlık adına katkıda bulunmak olduğunu belirterek, "Türkiye bir deprem ülkesidir. Ülkemizin depremsellik ve afet gerçeğine rağmen halen bilimi, mühendisliği ve kamu denetimini öne çıkaracak mevzuat düzenlemeleri eksik olup, havza/bölge ölçeğinde arazi kullanım planları ve kent yerleşim planları ya güncel değil, ya tamamlanamamış ya da planlama sürecinde bilimsel, teknik ve mühendislik verileri göz ardı edilmektedir" dedi.

Coğrafi Bilgi Sistemlerinin alt bileşenlerinden olan "Afet Bilgi Sistemleri‟nin kurulmasının ve işletilmesinin önemi ve gerekliliğinin Van depremiyle bir kez daha ortaya çıktığını söyleyen Özten, "Ülkemiz açısından kaçınılmaz olan doğa olaylarının bilinci içerisinde; gerek afet öncesi yapılması gereken hazırlıklar ve alınması gereken tedbirlerdeki eksiklikler ve gerekse afet anı ve sonrasındaki hasar tespiti, kaynak paylaşımı, yönetimi ve yönlendirilmesinde yaşanan kaos, 21.yy ülke yöneticilerinin başarısızlığı ve sorumluluğu yanında ülkemizin bilgi sistem ve teknolojilerini geliştirme ve uygulamada büyük bir eksikliği olarak görülmelidir"  diye konuştu.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı da, coğrafi bilgi sistemlerinin bir deprem ülkesi olan Türkiye‘deki önemine dikkat çekerek özetle şunları söyledi:

"Çağımızda, "bilgi" güçlü bir kaynak olarak algılanmaktadır. Bilgi gerçeği, özellikle bilişim dünyasındaki hızlı gelişmelerle birlikte, günümüzde çok daha önemli bir hale gelerek çağdaş yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Nitekim bu önemli kaynağın çok daha etkin bir şekilde yönetilmesi artık gelişen toplumların temel hedefleri arasında yer almaktadır. Çünkü güncel ve doğru bilgi, başta kurum, kuruluş ve yöneticiler olmak üzere, tüm bireylerin her türlü toplumsal karar alma sürecini olumlu yönde etkilemektedir.

Coğrafi Bilgi Sistemleri, sosyo-ekonomik, politik ve kültürel kaynakların topyekûn yönetimi gibi karmaşık karar-destek analizlerinde oynadığı rolle, tüm dünya ülkelerinde etkin bir teknolojik araç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde uydulardan alınan yüksek hassasiyete sahip konum bilgileri, yine uydulardan alınan görüntülerle artık çok daha hızlı bir şekilde birleştirilip, veri toplama süreçleri de oldukça kolaylaşmıştır. Tüm bu hızlı gelişmelerle birlikte coğrafi bilgiler artık çok daha sağlıklı ve dinamik bir biçimde yönetilip, paylaşılabilmektedir.

Her türlü karar-destek faaliyetinin en önemli aracı haline gelen CBS, sadece teknik değil, yönetişim, sosyal ve kültürel alanda da birçok gelişmeyi yönlendirebilen çağımızın güçlü bir bilgi yönetim bakışıdır. Bu bakışın birliktelik anlayışı ile modellenmesi gerekmektedir.

Sevgili Arkadaşlar,

İşte özetle tanımladığımız CBS en azından bir deprem bölgesi olan ülkemizde, özellikle afet yönetim sistemi için çok önemlidir.

Ben burada Van depreminde kaybettiğimiz canlarımız için hepimize baş sağlığı yaralılara acil şifalar diliyorum.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği olarak deprem nedeniyle ciddi kayıplar vermiş halkımızla dayanışmak için depremin 2. günü Van‘a gittik.

60 kişiden oluşan heyetimizde TMMOB Yönetim Kurulu Üyeleri, TMMOB‘ye bağlı Odalarımızın Yönetim Kurulu Başkanları, akademisyenler ve uzmanlar vardı.

TMMOB olarak, öncelikle bir doğa olayı olan depremin afete dönüşmesi nedeniyle Van halkının acılarını paylaşmak, Van halkı ile dayanışma duygularımızı paylaşmak için Van‘a gittik. Daha fazla mağduriyet yaşanmaması için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek; ama aynı zamanda bilimin gözüyle gerçeğe ışık tutmak, yeni acılar yaşanmaması ve yaşananlardan ders çıkarılmasını istediğimiz için Van‘daydık.

1999 depreminin ardından Türkiye‘nin deprem gerçeği enine boyuna tartışıldı, bilim insanları, meslek odaları ve duyarlı siyasetçiler söz konusu gerçeğe uygun politikaların geliştirilmesi ve ivedilikle hayata geçirilmesi noktasında kendi mecralarında sorumluları uyardı, raporlar hazırladı, öneriler sundu.  Bu çalışmalar dikkate alınıp acil önlem alınsaydı bugün bu acılar yaşanmıyor olacaktı. TMMOB ve bağlı odalarının sözleri siyasal iktidarlarca dinlenmiş olsaydı bugün, Van‘dan güzel haberler verecektik. Ama olmadı.

TMMOB ve bağlı odaları; 

•   1999 depremlerinin üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen toplumsal yaşamda farklılık yaratılmadığını ve mevzuatta köklü, kalıcı değişiklikler gerçekleştirilmediğini,

•   Ülkemizde konutların yüzde 40‘ının kaçak ya da ruhsatsız olduğunu, bina stokunun yüzde 10‘unun yenilenmesi, yüzde 30‘unun onarılması gerektiğini, aksi halde olası depremlerin afete dönüşeceğini,

•   Afet sonrası öncelikli kullanım grubunda yer alan hastane, okul gibi kamu yapılarının, yine olası bir afette yıkılma riski taşımasının ürkütücü olduğunu,

•  Nüfusunun yüzde 98‘i deprem tehlikesi altında yaşayan bir ülkede, depreme karşı önlem almamanın cinayet olacağını,

•   Doğa olaylarının afete dönüşmemesinin yolunun doğru yer seçiminden başlayarak sağlıklı ve nitelikli bir yapı denetim sisteminden geçtiğini her platformda dile getirdik.

Öte yandan mevcut yapı denetim sisteminin eksikliklerini, daha etkin bir yapı denetim sistemi uygulanması için hazırladığımız çözüm önerilerini sorumlularla sürekli bir şekilde paylaştık.

Her yıl Marmara‘da gerçekleştirdiğimiz gibi, bu yıl 17 Ağustos depreminin yıl dönümünde "TMMOB Depreme Duyarlılık" yürüyüşümüzde siyasi iktidarı acilen göreve çağırdık.

Ama dinlenmedik.

Sevgili Arkadaşlar,

Ülkemiz Yerküre‘nin en etkin ve yıkıcı deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte birçok yıkıcı deprem yaşandığı gibi, gelecekte de yaşanacağı bilinen bir gerçekliktir.

Bilime ve mühendisliğe, akla ve uygarlığa aykırı olarak siyasal iktidarlarca uygulanan rant politikaları nedeniyle, ülkemiz sadece bir "deprem ülkesi" değil bir "afet ülkesi" olmuştur.

Hepimiz biliyoruz: Bugünün dünyasında akıl ve bilim depremin doğasını çözmüştür. Depremler yerkabuğunu oluşturan levhaların sınırlarındaki devingenlik ve değişim nedeniyle, bu ortamdaki deformasyonlar ve gerilme birikimlerinin kırılma sınırına ulaştığında oluşan ve saniyeler süren, Yerküre‘nin doğal süreçleridir. Bu doğal sürecin oluşumu önlenemez ve engellenemez. Ancak gerekli tedbirlerle, özellikle yapısal tedbirlerle, can ve mal kayıpları azaltılabilir. Bir doğa olayı olan depremin afete dönüşmesi engellenebilir.

Gerçekte hepsi birer doğa olayı olan deprem, heyelan, çığ ve kaya düşmesi, su baskını vb. olaylar bilinçsizce verilmiş yer seçimi kararları, mühendislik verilerinden yoksun imar planları, düşük standartlarda ve mühendislik hizmeti görmemiş yapı üretimi, kısaca ranta dayalı, düşük nitelikli, tasarımsız ve plansız kentleşme ve sosyo-ekonomik politikalar sonucu afete, yani insani ve ekonomik yıkıma dönüşmektedir.

Henüz hafızalardan silinmeyen, planlama, mimarlık-mühendislik, yapılaşma ve denetim sisteminin tüm çarpıklığının somut sonuçlarından biri olan, yüzyılın afeti olarak da belirtilen 99 depreminden hiçbir ders alınmadığı, 12 yıl sonra ne yazık ki Van depremi ile bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Ülkemizde 99 depreminden sonra bir arpa boyu yol alınmadığı bugün Van‘da ve Erciş‘te ve yöre köylerinde binaların yıkılmasıyla acı bir şekilde görülmüştür.

Bu durum:

Mühendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinlerinin teknik, bilimsel ve yasal ilkelerinin dışlanmasının doğal bir sonucudur.

Mühendisliğin sanayi, tarım, kent ve toplum yaşamına yönelik, bilimsel teknik temellerdeki kamusal, toplumsal hizmet niteliğini reddeden anlayışta ısrar edilmesinin bir sonucudur.

Deprem ülkesi gerçeği görmezden gelinerek "yapı denetimi" "risk-afet-sakınım planlaması"nın içi boş popülist yaklaşımlarla siyasi malzemeye dönüştürülmesinin sonucudur.

En son 648 sayılı KHK ile getirilen, onlarca yasal düzenlemeyle ülke geneline yayılan, adeta geçerli sistem haline getirilen kaçak yapılaşmayı özendiren "af"ta ısrar etmenin bir sonucudur. Üstüne üstlük, söz konusu Kararname ile Yapı Denetim Kanunu‘nda yapılan değişiklikle ülkemizdeki tüm köylerin yanı sıra, belediyelerin yaklaşık olarak % 70`ini oluşturan, nüfusu 5000 kişinin altındaki belediyelerin sınırları içinde ve mücavir alanlarındaki yapılaşmalar da yapı denetim sistemi dışına çıkarılmıştır. Kırsal alanda, köylerde plansız ruhsatsız, mühendislik hizmeti almamış yapılaşmanın kapısı ardına kadar açılmıştır.

Bu durum;

Sosyal devletten ve toplum yararı ilkesinden vazgeçilmesinin sonucudur.

Adeta toplu mezara dönüşen yurtlar gibi ya da kullanılamaz duruma gelen hastaneler gibi hayati öneme sahip kamu yapılarının planma ve denetim kapsamı dışında bırakılmasının bir sonucudur.

İzlenen günlük politikalarla doğa olaylarının tamamını afet olarak adlandıran, sonuçlarını da kadere bağlayan, aklın ve bilimin gerekliliklerini yok sayan anlayışın bir sonucudur.

Ülkemizde derelerin, vadilerin, ormanların, kıyıların, su havzalarının, deprem tehlikesi içeren, kısaca yapılaşmaya uygun olmayan alanların, rant ekonomisinin baskısı altında yapılaşmaya açılmasının bir sonucudur.

"Deprem açısından risk taşıyan" bölgelerde uygulamak yerine "kentsel dönüşüm"ü "rantsal dönüşüm" olarak gören anlayışın bir sonucudur.

Üretimden vazgeçen, ekonomiyi arazi rantına teslim eden anlayışın sonucudur.

Deprem gerçeğini İstanbul üstünde sanallaştıran, Anadolu‘yu görmeyen anlayışın bir sonucudur.

Bu iktidarın 9 yıldır, depremin tehlike ve risk büyüklüğüyle orantılı politikalar ve programlar geliştirme iradesinden yoksunluğunun bir sonucudur

Deprem hasar, zarar ve can kayıplarının azaltılmasının tek yolunun, mühendis, mimar ve şehir plancılarının ortak katkı ve çabalarıyla depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamak ve üretmek olduğu bilinmelidir. Bunun için, deprem öncesi, sırası ve sonrasında yapılacak çalışmalarda kamu yararı ve ülke çıkarı bağlamında ulusal bir deprem politikası belirlenerek ciddi programlar oluşturulmalı ve daha da önemlisi bunlar yaşama geçirilmelidir.

Afet yönetimi sadece afet sonrası krizi yönetmenin ötesinde, afet öncesi zarar azaltmaya yönelik risk yönetimini de esas alınmalıdır.

İşte CBS en azından bu nedenle, "Deprem" için afet yönetim sistemi açısından bu ülke için çok önemlidir.

Bu sempozyumda bu konuları değerli bilim insanları ve uzmanların katkıları ile derinlemesine konuşacağız. Ben bu etkinliği TMMOB adına düzenleyen Harita ve Kadastro Mühendisleri Odamızın Sevgili Başkanına, Yönetim Kuruluna ve oda çalışanı arkadaşlarıma, Düzenleme ve Yürütme Kurullarında yer alan arkadaşlarıma, görüşlerini bizimle paylaşacak olan bilim insanlarına ve uzmanlara ve bizlere onur ve cesaret veren siz katılımcılara TMMOB Yönetim Kurulu adına teşekkür ederim. Hepinize saygılar sunuyorum."