TMMOB KAÇAK YAPILAŞMA İLE İLGİLİ SÜREÇLER, SORUNLAR, ÇÖZÜM ÖNERİLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU
TMMOB Kentleşme ve Yerel Yönetimler Çalışma Grubu tarafından hazırlanan "TMMOB Kaçak Yapılaşma ile İlgili Süreçler, Sorunlar, Çözüm Önerileri Değerlendirme Raporu" ilgililerin dikkatine ve kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır:
TMMOB Kentleşme ve Yerel Yönetimler Çalışma Grubu tarafından hazırlanan "TMMOB Kaçak Yapılaşma ile İlgili Süreçler, Sorunlar, Çözüm Önerileri Değerlendirme Raporu" ilgililerin dikkatine ve kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır:
TMMOB KENTLEŞME VE YEREL YÖNETİMLER ÇALIŞMA GRUBU KAÇAK YAPILAŞMA İLE İLGİLİ SÜREÇLER, SORUNLAR, ÇÖZÜM ÖNERİLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU
A. TANIMLAR, GENEL DEĞERLENDİRME VE TESPİTLER
A.1. TANIMLAR
Ülkemiz kentlerinde kaçak yapıları, "gecekondu" ve "imar mevzuatına aykırı yapı" olmak üzere iki grupta tanımlamak ve değerlendirmek olanaklıdır.
A.1.i) Gecekondu
775 sayılı Gecekondu Kanunu‘nun 2. Maddesinde; "Bu kanunda sözü geçen" Gecekondu" deyimi ile, imar ve yapı işlerini düzenleyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın, kendisine ait olmayan arazi veya arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapılan izinsiz yapılar kastedilmektedir." denilmektedir.
Yasadaki "kendisine ait olmayan arazi veya arsalar" ifadesi ile hazine, belediye, vakıflar vb. kamu arazileri ile şahıs arazileri kastedilmekte; bu arazileri işgal ederek yapılan izinsiz yapılar gecekondu olarak tanımlanmaktadır.
Bu tanıma imarsız alanlarda hisseli tapu sahiplerinin kendi arazileri üzerinde yaptıkları ruhsatsız yapıları da katmak gerekmektedir. Bu anlamda; Gecekondu; "imar ve yapı işlerini düzenleyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın, hazine, belediye, vakıflar vb. kamu arazileri ile şahıslara ait arazi veya arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapılan izinsiz yapılar ile imarsız alanlarda hisseli tapu sahiplerinin kendi arazileri üzerinde yaptıkları ruhsatsız yapılar" olarak olarak tanımlanmakta iken, süreç içinde içeriği ve niteliği değişen gecekondu; daha çok hazine arazileri ya da başkasının arazisi üzerinde bulunan yapıları, kaçak yapı ise; kendi mülkiyeti ya da hissesi üzerine İmar Mevzuatına aykırı olarak yapılan yapıları tanımlar biçimde kullanılmaya başlamıştır.
A.1.ii) İmar Mevzuatına Aykırı Yapı
İmar Mevzuatına Aykırı Yapı; "İmarlı alanlarda kamu ve özel mülkiyete konu olan parsellerde mülk sahipleri tarafından ruhsat ve eklerine, fen ve sağlık kurallarına, kat nizamına, yapı emsal değerlerine, komşu mesafelere aykırı yapılar" olarak tanımlanabilir.
Bu haliyle bakıldığında; ülkemizde bir çok yapının kaçak yapı ya da gecekondu olarak değerlendirilebileceği görülecektir. İmar planları hükümlerine uygun olarak yapılan bir çok yapıda da zamanla proje ve eklerine aykırı yapılaşma gerçekleştirildiğinden iskan ruhsatı alınamamakta ve inşaat ruhsatı ile ikamet edilen yapılar topluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, ülkedeki yapı stoğunun önemli bir kısmının sağlıksız, yasadışı, ruhsatsız ya da yalnızca inşaat ruhsatı olan, oturma izni için gerekli olan proje gereklerine uymayan ve kaçak unsurlar taşıyan bir niteliğe sahip olduğu söylenebilir.
A.2. GENEL DEĞERLENDİRME VE TESPİTLER
Ülkemizde özellikle 1950 sonrasında yaşanan hızlı kentleşme ve sanayileşme sürecinde göç ve aşırı nüfus artışının etkisiyle büyük kentlerimizde arsa ve konut talebi hızla artarken; imar ve yapılaşmaya ilişkin yasalar, kentsel arsa ve konut üretimine ilişkin politikalar ve kaynak üretme araçları ile yeterince desteklenmemiş; mevzuatın biçimlediği merkezi ve yerel kurumsal yapılanmalar, kentlerimizde imar ve yapılaşma konularında nicelik ve nitelik olarak karmaşıklaşan sorunların büyüklüğü ve çeşitliliği ile orantılı/uyumlu arsa ve konut üretim süreçlerinin geliştirilmesi konusunda çok yetersiz kalmıştır.
1930‘larda kaçak yapılaşmanın ilk örnekleri olarak Ankara‘da ortaya çıkan gecekondu, başlangıçta kente göç eden alt gelir gruplarının, yasal çerçevede karşılanamayan konut sorunlarına bir çözümde salt barınma amacına yönelik olarak, plan dışı alanlarda ve kamu arazileri üzerinde yapılan tekil yapılar olarak gündeme gelmiş, ancak 1950 sonrasında büyük kentlerde yaygınlaşmaya ve kent makroformlarında hakim görüntüler oluşturmaya başlamıştır. Bu dönemde yasal ve kurumsal zaaflarla birlikte, ülkenin içerisinde bulunduğu siyasi ve ekonomik ortamın populist politikaları ve uygulamaları besleyen yapısı, imar ve yapılaşma konularında ihmallerin, ihlallerin ve kaçak uygulamaların hızla artmasına yol açmıştır. Barınma amaçlı gecekondu ile başlayan kaçak yapılaşma, özellikle 1980 sonrasında nitelik değiştirerek kentsel rantlardan pay kapma güdüsü içerisinde alternatif bir sektör haline gelmiştir. Kaçak yapılaşmanın kapsamı gecekondudan lüks konut, alışveriş merkezi, sanayi, depolama, tarım ve turizm yapılarına kadar çeşitlenen bir yelpaze içerisinde tüm sektörlerde yaygınlaşan toplumsal bir hastalık düzeyine ulaşmıştır. Kent çeperlerinde ve kıyılarda kamu arazilerinin yağmalandığı, tarım ve orman alanlarının yok edildiği, içme suyu havzalarının işgal edildiği, gecekondu mafyası, arsa mafyası gibi illegal örgütlenmelerin devreye girdiği, çok katlı yapılardan kaçak kent parçalarının oluştuğu ve büyük kentlerde kiralık gecekonduların toplam içinde % 50‘lere ulaştığı bu süreçte kaçak yapılaşma, kamu arazilerini yağmalayıp satan belli bir kesim için büyük miktarlarda haksız ve kayıt dışı kazanç elde etme aracı olmuştur. Birden fazla gecekondu sahibi olan kesim için ise gecekondu, artık, geleceğe yönelik bir rant veya yatırım aracı olmuştur.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünyada en hızlı yapılaşma performanslarından birini gösteren ancak hemen her türlü denetimi dışlayarak gelişen yerleşme birimlerimiz ve özellikle büyükşehir statüsü kazanmış olan kentlerimiz, yetersiz altyapıları ve kaçak yapı stokları ile büyük risk havuzları oluşturmaktadırlar.
Bugün varılan noktada büyük kentlerimizde kentsel alanların ve kent nüfusunun %50-60‘ı imar mevzuatı dışında tamamen kaçak olarak yapılaşmış gecekondu bölgelerinden oluşmaktadır. Başbakanlık Toplu Konut Müsteşarlığı‘nın 2002 yılında yaptığı "2000-2010 Dönemi Konut İhtiyacı Analizi ve Konut Politikaları" konulu araştırmasına göre, Türkiye‘de toplam konut stoku içerisinde ruhsatsız konutların-ya da başka bir deyişle mevzuat hükümlerine tümden ya da bir bölümüyle aykırı kaçak konutların oranı % 38‘e ulaşmıştır.
Söz konusu araştırmaya göre 2000 yılı itibariyle, iller bazında konut ihtiyacı, konut stoku ve konut açığına ilişkin veriler Tablo 1‘de verilmiştir. Araştırmaya göre 2000 yılı nüfus verisinden elde edilen konut ihtiyacı, ruhsatlı konut stoku ile karşılaştırıldığında Türkiye genelinde toplam konut stokunun %62‘si ruhsatlı olup, Türkiye genelinde ruhsatlı konut açığı %38‘dir. Bu sonuç illere göre farklılık göstermekte ve az da olsa bazı illerde ruhsatlı konut fazlasına rastlanmaktadır. 2000 yılı itibarıyla Türkiye‘de ruhsatlı konut açığı olan illerde toplam 2.816.881 adet ruhsatlı konuta gereksinim vardır.
Tabloya ilişkin açıklamada özetle ".. ruhsatlı konut stokunu belirlemek için iki temel veri kaynağının inşaat ruhsat izni sayısı ve yapı kullanma izni olduğu, gerçekte yasal çerçeve içinde yer alan konutların sayısının yapı kullanma izin sayısı ile belirlenebildiği, ancak Türkiye‘de konutların sadece %33‘ünün yapı kullanma iznine sahip olması nedeniyle bu çalışmada inşaat ruhsatı izni sayısının ruhsatlı konut sayısı olarak kabul edildiği" belirtilmektedir.
Bu açıklamaya göre yasal konut stoku için yapı kullanma izni sayılarının dikkate alınması halinde "inşaat ruhsatı izni sayısı ile yapı kullanma izni sayısı arasındaki farkın bir kısmının, iyimser bir tahminle, mevzuata uygun ancak henüz inşaat süreci tamamlanmamış yapılar olduğu varsayılsa bile-Türkiye‘de imar ve yapılaşma mevzuatına tümden veya kısmen aykırı olan kaçak statüdeki konut stokunun, toplam stok içerisindeki oranının % 50‘lerin üzerinde olduğu söylenebilir.
Araştırmada Tablo 1‘deki verilere ilişkin bir diğer değerlendirme, "... bazı illerde konut fazlası görünmekle birlikte bu sonucun Türkiye‘de konut problemi yok anlamına kesinlikle gelmediği, tersine konut ihtiyacının ruhsatsız konut sunum biçimleri ile karşılanmakta olduğunu net bir biçimde göstermektedir. Konut fazlası görülen illerde ruhsatlı ve ruhsatsız konut fazlası gibi bir ayrıştırmaya gidildiğinde, pek çok ilde ruhsatlı konut sunumunun yetersiz kaldığı ve gözlenen konut fazlasının ruhsatsız konut stoku fazlalığından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca söz konusu konut stokunun düşük nitelikli konutları içeren bir tanıma sahip olması nedeniyle bu veriler Türkiye‘de konut probleminin nicelik sorunundan nitelik sorununa dönüştüğünü, ayrıca ruhsatsız konut sunumunun yasal çerçevede karşılanamayan ihtiyaca karşı gelişen bir çözüm olmaktan çıkıp yatırım alanı haline geldiğini ortaya koymaktadır" denilmektedir.
Özellikle 1999 Körfez Depremi sonrasında Türkiye‘de kaçak yapılaşma konusu değerlendirilirken mevcut konut stokunun nitelik sorunlarının da tartışılması gereği açıktır. Türkiye‘de özellikle Büyükşehirlerdeki yapı stokunun gecekondu, kaçak, ruhsat ve eklerine aykırı binaları kapsayan büyük bir bölümü yapı güvenlik açısından yetersizdir ve bu tür yapım eğilimleri devam etmektedir. Yerel seçimler öncesinde gözlemlenen faaliyet bunun açık kanıtı olmuştur. Oysa, özellikle İstanbul gibi yerleşmelerde bu faaliyeti, ulusal kaynakların heba edilmesinden başka türlü yorumlama olanağı yoktur. İnşaat ve iskan izinleri alınmadan yapılmış olan bu stokun güvenli duruma getirilmesinde ise, teknik ve yasal zorluklar bulunmaktadır. Mevzuata göre bu yapılar hakkında yıkımdan başka çözüm bulunmamaktadır. İstanbul örneğinde mevcut yapıların %60‘nın bu nitelikte ve ruhsatsız olduğu göz önüne alınırsa, affetmek, ruhsata bağlamak, güçlendirmek gibi işlemler bu kaçak stok sorununu ve riskleri daha da büyütecektir.
Diğer taraftan, yine Konut Müsteşarlığı araştırması incelendiğinde ortaya çıkan önemli noktalardan biri de, ruhsatlı konutlar açısından bakıldığında önemli bir konut açığı görülürken, ruhsatsız konutlar da eklenerek değerlendirildiğinde, özellikle büyük oranda konut gereksinimi varmışcasına yeni konut alanları yaratılabilinmesi için çırpınılan büyükşehirlerde, önemli oranda konut fazlası olduğunun görülmesidir. Mevcut yasa dışı konutların fiili durum yarattıkları ve kentlerin yapısını belirleyen temel unsur haline geldikleri bu sürece, ülkenin afet ve deprem açılarından öncelikli konumu da eklendiğinde, kentlerimizin planlanmasında temel hareket noktasının, mevcut sağlıksız yasa dışı yapılaşmanın iyileştirilmesi, yenilenmesi ve dönüşümü olarak belirlenmesi olduğu noktasına ulaşılabilir.
Mevcut kaçak, sağlıksız yapı stoğunun, piyasa mekanizması içerisinde yap-sat süreci ile yenilenmesi deneyimi, ülkede ruhsatlı ya da ruhsatsız niteliksiz ve her türlü afet riskine açık, çok katlı, durduğu yerde yıkılabilen bir konut stoğu üretmiştir. Bu bakımdan, kentlerimizdeki temel sorunun bu sağlıksız konutların afet yönetimi yaklaşımı içerisinde dönüşümüne yönelik kalıcı, nitelikli stratejiler yaratılamamış olmasından kaynaklandığı görülmelidir.
Tablo 1. İller itibariyle konut ihtiyacı, ruhsatlı konut sayısı ve ruhsatlı konut açığı
| İLLER | 2000 KONUT İHTİYACI(a) | 2000 İNŞAAT RUHSATI İZNİ SAYILARI(b) | 2000 RUHSATLI KONUT AÇIĞI(b-a) |
| TOPLAM | 9.789.145 | 6.972.264 | _2.816.881 |
| İSTANBUL | 2.542.651 | 1.518.441 | _1.024.210 |
| GAZİANTEP | 204.922 | 103.067 | _101.855 |
| ADANA | 312.899 | 217.991 | _94.908 |
| ŞANLIURFA | 134.682 | 49.256 | _85.425 |
| DİYARBAKIR | 133.406 | 65.607 | _67.800 |
| KIRIKKALE* | 81.289 | 14.094 | _67.195 |
| İZMİR | 817.224 | 753.908 | _63.316 |
| OSMANİYE* | 68.638 | 6.703 | _61.935 |
| KONYA | 294.233 | 232.835 | _61.398 |
| ANKARA | 937.139 | 879.513 | _57.626 |
| K.MARAŞ | 110.382 | 56.470 | _53.911 |
| MARDİN | 63.281 | 11.230 | _52.052 |
| AKSARAY* | 62.473 | 12.228 | _50.244 |
| HATAY | 132.300 | 85.783 | _46.518 |
| VAN | 68.161 | 22.616 | _45.544 |
| BURSA | 416.683 | 371.342 | _45.341 |
| ERZURUM | 106.258 | 65.382 | _40.876 |
| İÇEL | 231.609 | 191.431 | _40.179 |
| MALATYA | 101.902 | 65.287 | _36.615 |
| KARABÜK | 42.211 | 5.644 | _36.568 |
| TRABZON | 109.196 | 75.472 | _33.724 |
| ADIYAMAN | 60.828 | 27.133 | _33.694 |
| DÜZCE* | 31.742 | 819 | _30.923 |
| AĞRI | 38.363 | 7.882 | _30.481 |
| BATMAN* | 40.471 | 10.524 | _29.947 |
| BİTLİS | 35.373 | 6.453 | _28.920 |
| TOKAT | 83.650 | 55.188 | _28.462 |
| YALOVA* | 40.717 | 12.861 | _27.857 |
| ŞIRNAK* | 27.768 | 632 | _27.136 |
| YOZGAT | 65.356 | 39.292 | _26.064 |
| ESKİŞEHİR | 150.170 | 124.243 | _25.927 |
| MANİSA | 194.849 | 172.422 | _22.427 |
| KARS | 32.488 | 12.961 | _19.527 |
| SİVAS | 85.125 | 65.914 | _19.211 |
| KÜTAHYA | 84.631 | 65.876 | _18.755 |
| ORDU | 84.546 | 66.943 | _17.602 |
| MUŞ | 22.944 | 6.137 | _16.807 |
| SAKARYA | 113.354 | 97.493 | _15.860 |
| UŞAK | 52.081 | 37.323 | _14.758 |
| HAKKARİ | 18.127 | 5.176 | _12.951 |
| KARAMAN* | 29.229 | 16.380 | _12.850 |
| KİLİS* | 14.618 | 2.104 | _12.514 |
| IĞDIR* | 15.741 | 3.616 | _12.125 |
| SAMSUN | 151.540 | 139.746 | _11.795 |
| ERZİNCAN | 31.095 | 20.142 | _10.953 |
| ISPARTA | 79.713 | 68.824 | _10.889 |
| AFYON | 83.170 | 72.282 | _10.888 |
| BİNGÖL | 20.408 | 10.412 | _9.995 |
| BURDUR | 42.418 | 33.153 | _9.265 |
| KAYSERİ | 172.427 | 163.241 | _9.187 |
| KOCAELİ | 184.068 | 175.049 | _9.019 |
| ARDAHAN* | 8.496 | 369 | _8.127 |
| BARTIN* | 13.583 | 5.824 | _7.758 |
| AMASYA | 49.333 | 41.590 | _7.743 |
| RİZE | 46.862 | 39.471 | _7.391 |
| GÜMÜŞHANE | 14.470 | 7.335 | _7.135 |
| TUNCELİ | 12.350 | 5.727 | _6.623 |
| ÇANKIRI | 28.224 | 22.229 | _5.995 |
| BİLECİK | 36.003 | 30.038 | _5.965 |
| GİRESUN | 64.343 | 59.285 | _5.058 |
| BAYBURT* | 6.597 | 1.964 | _4.633 |
| ANTALYA | 281.100 | 277.067 | _4.033 |
| ARTVİN | 20.761 | 16.886 | _3.875 |
| KIRŞEHİR | 33.256 | 30.602 | _2.654 |
| NİĞDE | 35.358 | 32.897 | _2.461 |
| KIRKLARELİ | 58.389 | 56.133 | _2.256 |
| SİİRT | 21.470 | 20.327 | _1.143 |
Kaynak : www.konut.gov.tr
Tablo 2. Gelişmiş, az gelişmiş ve 1990 sonrası il olmuş ilçelerin konut ihtiyacı ve konut açığı
| İLLER/BÖLGELER | 2000 KONUT İHTİYACI(a) | 2000 İNŞAAT RUHSATI İZNİ SAYILARI(b) | 2000 RUHSATLI KONUT AÇIĞI(b-a) | 2000 RUHSATLI KONUT AÇIĞI% 1-(b-a) |
| Üç Büyük İl(1) | 4.297.014 | 3.151.862 | _1.145.152 | %27 |
| Doğu ve Güneydoğu İlleri(2) | 906.334 | 389.611 | _516.723 | %57 |
| 1990 sonrası il olan ilçeler(3) | 483.573 | 93.762 | _389.811 | %81 |
(1) İstanbul, Ankara, İzmir illeri (2) Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Mardin, Van, Adıyaman, Bitlis, Muş, Hakkari, Bingöl, Tunseli, Siirt iileri (3) Kırıkkale, Osmaniye, Aksaray, Karabük, Düzce, Batman, Yalova, Şırnak, Karaman, Kilis, Iğdır, Ardahan, Bartın, Bayburt illeri
Üç büyük ilimizde 2000 yılı itibarıyle ruhsatlı konut açığı bir milyon konutun üstünde olup konut ihtiyacının %27 sini oluşturmaktadır. Doğu ve Güneydoğu bölgemizdeki 13 ilde toplam ruhsatlı konut açığı 500 binin üzerindedir. Bu bölgede ruhsatlı konut ihtiyacı toplamın %57‘sine ulaşmıştır. 1990 sonrası il olan 14 ilçedeki ruhsatlı konut açığı, konut ihtiyacının %81‘ine ulaşmıştır. Bu tablo ülkenin gelişmiş yada gelişmemiş tüm bölgelerinde farklı oranlarda ruhsatlı konut açığının varlığını göstermektedir. Güneydoğu illerinde 1990 sonrası yaşanan göçlerin bölge kentlerinde ruhsatlı konut açığının artışında önemli etkisi olmuştur. Bu durum, kaçak yapılaşmayı, çevre, altyapı sorunlarını, afet riskini artırıcı bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
B) KAÇAK YAPILAŞMANIN NEDENLERİ VE SONUÇLARI
B.1- Yerleşme ve Kentleşme Politikaları
Kentlerimize hızlı göç sürecinin yaşandığı yıllardan bu yana, kapsamlı-bütüncül ve şehirciliği-planlamayı odağına koyan bir kentleşme politikası oluşturulup uygulanamadığından, bugün bir çok kent ve kent parçası önemli sorun ve açmazlarla yüklü bir nitelik taşır hale gelmiştir. Böylesi bir kentleşme politikası eksikliği, bir boyutuyla kente ve kent mekanına bakış açısıyla ilgili sorunlar taşımakta, diğer boyutuyla da kentleşme ve planlama politikalarının uygulanmasında büyük önem taşıyan belediyelere ait sorun ve yetersizlikleri de beraberinde getirmektedir.
Kente ve kent mekanına bakış açısından ele alındığında, rant ve spekülasyon peşinde bir toplum ve kurumsal yapılar oluşturulmasını sağlayan politika seçimi öne çıkmaktadır. Bu politika seçimiyle; kentleşme-planlama ve ülkenin çok önemli bir gerçeği olan afete; günlük, küçük, parçacı düzenlemeler noktasından ve bunları yalnızca bazı yasal ve kurumsal müdahaleler boyutuna indirgeyen bir gözlükle bakıldığından, kentsel sorunlara kalıcı çözümler üretilemediği gibi, sağlıklı nitelikli yapılaşma süreçleri de tanımlanamamakta, kaçak yapı ve gecekondu alanlarının dönüşümü de daha fazla "imar hakkı" verilmesi ve rant sağlama yoluyla çözülmeye çalışılmaktadır.
Kent mekanına rant elde etmenin bir aracı olarak yaklaşılması, piyasanın kısa vadeli özel çıkarlarına hizmet edecek bir kentleşme modeli uygulanması; kamu arazilerinin ve genel hizmet alanlarının elden çıkarılmasını, af süreçleriyle birlikte kaçak yapılaşmanın özendirilmesini, kaçak yapılaşmış alanların dönüşümünde de yeni niteliksiz ve riskli yapılar yaratılmasını ve afet açısından riskli yerleşmelerin oluşmasını desteklemiştir. Bu afet risklerini gözardı etmesi yanında, kentsel sorunları da içinden çıkılmaz hale getiren rant eksenli kentleşme politikası, doğal ve kültürel mirasın önemli ölçüde kaybedilmesine yol açmış, değerli tarım alanları, orman, su havzaları, sel yatakları, dolgu ve kıyı alanları, jeolojik sakıncalı alanların yapılaşma baskısı altında kalmasına neden olmuştur. Toplumun yararına hizmet eden, bölgesel gelişmelerin dengeli gerçekleşmesini sağlayan, yaşam niteliğini arttıran, korunması gerekli alanları bu yönden güvence altına alan kararlar getiren, afet zararlarını azaltan, kaçak yapıların ve gecekonduların oluşumunu engelleyen, oluşmuş olanların sağlıklı ve nitelikli dönüşümünü sağlayarak uzun vadeli kalıcı çözümler getiren fiziksel planlamaya gerekli önem verilmemiş; planlama reddedilmiştir.
Kaçak yapılaşma afet riskini artırıcı bir olgudur. Yerleşme alanlarının yerseçimi, planlanması, projelendirilmesi, yapımı ve kullanımı aşamalarında, bilmsel ve teknik ölçütlere uygun olarak, şehircilik, mimarlık ve mühendislik hizmetleri almayan yapıların afetler karşısında korunaksız olduğu kabul edilmelidir.
Ülkemizde yapısal hasara neden olan doğal afetlerin dağılımında, deprem %61 ile birinci sırayı almaktadır. Bunu % 15 ile toprak kayması, %14 ile taşkın, %5 ile kaya düşmesi, %4 ile yangın izlemektedir. Çığ ve diğer afet risklerinin oranı %1 dir. Bu nedenle öncelikle yerseçimi ve planlama aşamalarında, morfolojik, jeolojik, jeofizik, hidrojeolojik, sismoteknik, doğal ve teknolojik afet durumlarının incelenmesi, planlama ve projelendirmelerde gözönüne alınması gerekmektedir.
Bu sürecin en temel sorunu ve sonucu olarak; sağlıksız, niteliksiz ve güvenliksiz yapılara yönelik onlarca imar affı getirilmiş, ıslah imar planları ile ranta yönelik yoğun yapılaşmaya yol açılmıştır. Doğu Marmara Depremi‘nden sonra da bu af-rant-oy eksenli kentleşme politikası seçiminin vahim sonuçları görmezden gelinerek, hazine arazilerinin işgalcilere satılmasına, kamu alanlarının elden çıkarılmasına yönelik düzenlemeler tekrarlanmış ve gerçekçi-bütünlüklü bir kentleşme ve yerleşme politikası oluşturularak, bununla ilişkili tüm yasal düzenlemelerin birbiriyle bütünleşen nitelikte tasarlanması yerine, parçacı, birbirleriyle çelişen ve soruna kentsel mekanın rant değeri gözlüğünden bakan yasal düzenlemeler gündeme getirilmiştir.
Kentleşme ve yerleşme politikaları için büyük önem taşıyan yerel yönetimlerin ve özellikle belediyelerin ise, bir çok önemli sorun ve yetersizlik nedenleriyle kaçak yapılaşma ile mücedele etmekte yetersiz kaldıkları ya da siyasal süreçlerin ön plana çıkmasıyla yeterli önlem almama seçimini yaptıkları söylenebilir. Öncelikle, belediyelerin önemli bir kısmı yeterli teknik donanım ve kurumsallaşmayı tamamlayamadığından, kaçak yapılaşma ve yapı denetim süreçlerinde yeterli teknik destek ve kamu denetimi mekanizmalarını da oluşturamamaktadırlar. Diğer taraftan da, belediyelerin içinde bulunduğu yerel siyasal konumlar ve belediye başkanlarının seçimlere yönelik kaygıları da, en kolay kollamacı ilişkilerden biri olan imara ilişkin görmezden gelmeleri gündeme getirmekte ve kent mekanının kamu ve toplum yararlı düzenlemelerden çok, kişisel ya da siyasal çıkar amaçlı biçimde ele alınmasına hizmet etmektedir.
Bu süreçte belediyelerin kaçak yapılaşma ile ilgili olarak yapabilecekleri ve yapamadıkları konusundaki yetki ve sorumluluklarının da gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda, 1985 yılında çıkarılan 3194 sayılı İmar Kanunu ile, belediye sınırları içinde belediyelere verilen planlama ve uygulama yetkilerinin de, 20 yıla yaklaşan süreçte belediyelerce yerinde ve olumlu kullanıldığını da söylemek olanaklı değildir. Yerelleşme ilkesince yerel yönetimlere yetki verilmesi, olumlu bir yaklaşım olarak görülmekle birlikte; belediyelerin yerel dinamikleri, rant-spekülasyon ve oy kaygıları bağlamında kullanma yönündeki eğilim ve yoğunlukları, gelinen noktada belediyelere verilen yetkilerin bile tartışılmasına yol açmıştır. Ayrıca, belediyeler İmar Kanunu ile kendilerine verilen planlama yetkilerini daha çok yeni konut alanlarını "imara açmak" biçiminde algılıyor, kentlerin yerleşik alanları ve özellikle kaçak yapılaşma-gecekondu alanları ile ilgili nitelikli ve sağlıklı kentsel yenileme ve dönüşümleri yeterince gündeme almıyor görünmektedirler.
Öte taraftan kentlerin yönetimleri ve gelişiminde büyük önem taşıyan belediyelere ilişkin yasal düzenlemelerde de yetersizlikler ve sorunlar olduğu söylenebilir. Sayıları 3200‘den fazla olan ve 2 bin ile 12 milyon arasındaki nüfus büyüklüklerine hizmet vermek üzere kurulmuş bulunan belediyelerimiz, 1930‘lu yıllardan günümüze kadar ne yazık ki yeterince kurumsallaşamamıştır. Belediyelerimizin yasal olarak yürütmekle görevli oldukları konularda, aşırı yetkili belediye başkanlarımızın siyasal ve kişisel tercihlerinin belirleyici olabilmesi de bu kurumsallaşamama sorunuyla yakından ilişkilidir. Kentlerde adeta kent patronlarının yaratılmasına yol açacak yeni Büyükşehir Belediye Yasası da, bu açıdan bakıldığında kentsel sorunları ve kaçak yapılaşma-gecekondu dönüşümü süreçlerini daha önce olduğundan farklı bir derinlikte çözebilme olanağını, belediye başkanlarının eğilimlerine ve siyasallaşma süreçlerine bırakıyor, yerelleşme ve katılım süreçlerini önemsemiyor görünmektedir. Belediyelerimizin bu derecede siyasallaşması, kamu yararının gözetildiği teknik hizmetlerin gerektiği gibi yerine getirilememesiyle sonuçlanmaktadır. Her seçim öncesinde, belediyelerimizin kaçak yapılaşmaya karşı etkili önlemler alamıyor olmasının altında bu sorunlar yatmaktadır.
Ayrıca, kaçak yapılaşma sorununun çözümünde, yerel yönetimlerin kurumsal yapılarının güçlendirilmesinin çok büyük bir gereklilik olması yanında; tek başına yeterli olmadığı da açıktır. Bununla paralel olarak, imar mevzuatında da köklü bir reform yapmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Başta 3194 Sayılı İmar Kanunu ve yönetmelikleri olmak üzere, diğer ilgili yasaların da kapsamlı bir biçimde yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. İmar mevzuatının, yerel yönetim ve kamu yönetim mevzuatı yanında ilgili tüm yasal düzenlemeler ile birlikte ele alınması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu anlamda, bütünlüklü bir kentleşme politikası oluşturulup rant, siyaset, oy tercihleri yerine, kamu ve toplum yararı ile şehircilik ilkeleri ve planlama koyulmadıkça, kaçak yapılaşma ve niteliksiz, sağlıksız yapılaşma süreçlerinin önüne geçilemeyeceği, kalıcı çözümler üretilemeyeceği görülmelidir.
B.2- Mevzuat ve Kurumsal Yapılanma Sorunları
Bugün Türkiye‘de imar ve yapılaşma konularına ilişkin ilke ve esaslarını tanımlayan mevzuatın temelini oluşturan 3194 sayılı İmar Kanunu 1985 yılında yürürlüğe girmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun birinci bölümüne göre;
"Bu kanun yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir." ( Amaç - Madde 1)
"Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir" (Kapsam-Madde 2)
"Herhangi bir saha, her ölçekteki plan ve esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz." (Genel Esas - Madde 3)
Bugün varılan noktada konut stokunun %50-60‘ının tamamen veya kısmen imar mevzuatına aykırı kaçak olarak yapılaşmış konut bölgelerinden oluştuğu ve kaçak yapılaşmanın konut dışı sektörlerde de (sanayi, depolama, tarım, turizm, ticaret vb.) giderek yaygınlaştığı dikkate alındığında, İmar Kanununun amaç, kapsam ve genel esas maddelerinin büyük kentlerimiz gerçeğinde büyük ölçüde çalışmadığı bir gerçektir. 3194 sayılı Kanun, merkezden yerele yetki devri anlamında önemli değişiklikler içermekte ve yeni planlama kademeleri tanımlamakla birlikte, Türkiye‘de ülkesel, bölgesel ve kentsel ölçeklerde sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-mekansal değişim ve dönüşüm dinamiklerini ve süreçlerini doğru algılayan ve gerek planlama gerekse yapılaşma konularında bu dinamikleri ve süreçleri yönlendiren/denetleyen nitelikte ilke ve esaslar geliştirmemiştir. İmar mevzuatının planlama süreçlerinin kurgulayış biçimi, fiziksel bir plan elde etmek olarak göze çarpmaktadır. İmar yasasının biçimlediği kapsamlı/bütüncül planlama anlayışının öngördüğü imar planları; bir dizi analitik etüd üzerine biçimlenmiş sentezler üzerinden, çok uzun erimde fiziksel mekanı katı ve kesin olarak biçimlendirmeye çalışmaktadır. Analizlerin en zayıf bölümünü oluşturan ekonomik ve kültürel veriler, planda yeterli karşılığı bulamamaktadır. Türkiye genelinde her kentte aynı tip yapılaşma süreci tanımlayan ve kentlerde tüm gelir gruplarının aynı düzeyde "imarlı alanlarda bitmiş-ruhsatlı konut" edinme gücü olduğunu, kamunun ise imar ve yapılaşma sürecini tümüyle denetleme gücü olduğunu varsayan bu yaklaşım, hukuki, kurumsal ve bireysel zaafiyetlerin, büyük ölçüde imar ve yapı mevzuatına ilişkin ihlallere ve kaçak yapılaşmaya dönüşmesine elverişli bir ortam yaratmıştır.
Diğer taraftan, imar mevzuatı öteden beri ç


