TMMOB KADIN MÜHENDİS, MİMAR VE ŞEHİR PLANCILARI KURULTAYI/ 21-22 KASIM 2009/ İSTANBUL

23.11.2009

TMMOB Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı 
21-22 Kasım 2009  İSTANBUL

Değerli Konuklar, 

Sevgili Arkadaşlar,

Hepinizi TMMOB Yönetim Kurulu adına saygıyla, sevgiyle, dostlukla selamlıyorum.

TMMOB adına, EMO İstanbul Şubemiz sekreteryalığında düzenlemiş bulunan TMMOB Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayımıza hepiniz hoş geldiniz. Ben öncelikle Yönetim Kurulumuzun, TMMOB tarihinde bir ilki gerçekleşecek bu Kurultay‘ın başarılı olması ve örgütümüzün önünü açacak kararları alması dileklerini ifade ediyorum. Meslek yaşamlarını sürdürürken çeşitli nedenlerle kaybettiğimiz kadın arkadaşlarımızı da burada saygıyla anarak sözlerime başlamak istiyorum.

Sevgili Arkadaşlar;

Hepimiz biliyoruz ki; mühendislik, bilim ve teknolojiyi insanla buluşturan bir meslek. İnsan odaklı olmasından dolayı, bizim mesleğimiz onurlu bir meslek ama bir o kadar da sorumlulukları olan bir meslek. Bu mesleğin uygulayıcılarının örgütü TMMOB‘nin de şüphesiz görevleri ve sorumlulukları çok ağır.

Biz, bir yandan insana ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara karşı çıkıyoruz, öte yandan da insana ve halkımıza olan sorumluluklarımızı biliyoruz ve sorumluluklarımızın gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz. Bir yandan da üyelerimizin haklarının elde edilmesine, taleplerinin gerçekleşmesine yönelik çabalarda bulunuyoruz.

Öte yandan, sorunlarımızın, toplumun ve halkın sorunlarından ayrı tutulamayacağını da biliyoruz. Sıkıntılı, sancılı, sorunlu bir ülkede yaşıyor olmanın tüm sonuçları mühendis kimliğimizle birlikte, yurttaş kimliklerimiz dolayısıyla bizi de buluyor.

İşte yaşamakta olduğumuz kapitalist küreselleşmenin kendi yarattığı küresel krizi!

Yoksulların daha fazla yoksullaştığı, siyasal yapıda pek çok değişimin gerçekleştiği süreç, kapitalist küreselleşmenin kriziyle karanlık yüzünü bir kez daha gösterdi. Neo-liberalizmin kurallarının değişmez olduğu öngörüsü sarsılırken krizden kurtulmak için sistemin taleplerine cevap vermenin de doğru olmadığı ortaya çıktı. Piyasanın inisiyatifine bırakılmış bir ekonomi sürekli kriz üretmekte, faturası da halkımıza, ücretliye, çalışana kesilmekte. Özellikle Türkiye gibi kendi kaynaklarını kullanamayan, emperyalizme bağımlı ülkeler bu krizden daha da fazla etkilenecek, etkileniyor da.

İşsizlik rekorları kırılıyor bu ülkede. Yoksulluk ve sefalet almış başını gidiyor. Üstüne üstlük, adaletsizliğin adaletsizlik olarak, açlığın açlık olarak sürüp gitmesini sağlamak için kapitalist küreselleşmenin bu düzenini korumaktan da utanmadan söz ediyorlar.

Onların sözlerinin tükendiğini son olarak geçtiğimiz günlerde İstanbul‘da yapılan IMF ve Dünya Bankası yıllık zirvesinde gördük. ‘İstanbul Kararları‘ olarak adlandırılan kararlarında az gelişmiş ülkelerden daha fazla kaynağı emperyalist merkezlere taşımak dışında bir karar almadılar. Krizden çıkış için çareyi yine "sömürü katmerleştirmekte" buldular.  Dünyanın geleceği ile ilgili söyleyebildikleri tek şey; "önümüzdeki yıllarda işsizliğin ve yoksulluğun artacağı, yoksulluk nedeniyle savaşların yaşanabileceği, bebek ölümlerinin artacağı" oldu.

İçinden geçtiğimiz süreçten, kapitalizmin küresel krizinden, bizlerin de etkilenmemesi olanaksız. Türkiye‘de ekonominin küçüldüğü; üretimin ve istihdamın gerilediği bir dönemde üretimin direkt içinde yer alan mühendis, mimar ve şehir plancılarının bu durumdan etkilenmemesi düşünülemez. Mühendis ve mimarların bu süreci durdurmak için; daha örgütlü, daha bütünleşmiş, daha etkin ve insana seslenen, bilimsel, mesleki, kültürel girdilerle zenginleştirilmiş daha politik bir tavra ihtiyacı bulunuyor. Birliğimiz ve bağlı odalarımız bu ihtiyacın gereklerini yerine getirmeye kararlıdır.

Sevgili Arkadaşlar

TMMOB‘nin sorumluluklarından biri de meslek ve çalışma alanlarımız üzerine gerçekleştirdiğimiz kurultay, sempozyum ve kongre gibi etkinliklerle o alandaki sorunları ortaya koyarak çözüm önerilerini ortaya koymaktır. İşte bugün de tarihimizin bir ilkini gerçekleştirerek TMMOB Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayını gerçekleştiriyoruz.

Ben burada, bu kurultayın gerçekleşmesi için çaba gösteren ve sizlerin burada toplanmasını sağlayan EMO Merkez ve İstanbul Şube Yönetim Kurullarına, Düzenleme ve Yürütme Kurullarımıza, altı yerde yapılan bölgesel çalıştaylarımızın gerçekleşmesini sağlayan İKK‘lara, bölgesel çalıştaylarda daha etkin, daha demokratik, daha işlevsel, daha mücadeleci bir TMMOB için görüş bildiren bütün kadın arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Diliyorum TMMOB Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı TMMOB ortamında gelenekselleşerek her çalışma döneminde yenilenir. Gene diliyorum burada alacağınız kararlarla "TMMOB ortamında Kadınlar da vardır" sözü görünür kılınır.

Sevgili Arkadaşlar,

2008 yılı sonu itibarı ile örgütümüzün içinde yer alan kadın üye sayısı ile ilgili sayısal bilgiyi bu kurultayın başlangıcında sizlerle paylaşmak istedim:   

 

ODALAR

KADIN

ERKEK

TOPLAM

Çevre Mühendisleri Odası

3.016

3.304

6.320

Elektrik Mühendisleri Odası

3.882

36.140

40.022

Fizik Mühendisleri Odası

467

1.338

1.805

Gemi Mühendisleri Odası

116

2.189

2.305

Gemi Makinaları İşletme Mühendisleri Odası

11

1.262

1.273

Gıda Mühendisleri Odası

5.122

4.378

9.500

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası

1.278

8.720

9.998

İç Mimarlar Odası

754

947

1.701

İnşaat Mühendisleri Odası

5.361

66.797

72.158

Jeofizik Mühendisleri Odası

895

2.680

3.575

Jeoloji Mühendisleri Odası

2.935

9.329

12.264

Kimya Mühendisleri Odası

7.230

10.991

18.221

Maden Mühendisleri Odası

1.392

9.229

10.621

Makina Mühendisleri Odası

5.509

67.469

72.978

Metalurji Mühendisleri Odası

396

3.128

3.524

Meteoroloji Mühendisleri Odası

132

365

497

Mimarlar Odası

13.141

21.769

34.910

Orman Mühendisleri Odası

839

8.243

9.082

Petrol Mühendisleri Odası

80

838

918

Peyzaj Mimarları Odası

2.382

1.122

3.504

Şehir Plancıları Odası

1.996

1.803

3.799

Tekstil Mühendisleri Odası

617

793

1.410

Ziraat Mühendisleri Odası

6.065

16.556

22.621

TOPLAM

63.616

279.390

343.006

 

343.000 olan toplam üye sayımızın % 18,55‘i kadın arkadaşlarımızdan oluşuyor. Bu kurultayda TMMOB örgütlülüğünde bu ölçekte bulunan kadın arkadaşlarımız adına oluşturacağınız görüşlerin TMMOB ortamına aktarılması için Yönetim Kurulumuzun gerekli çabayı göstereceğini de bilinmesini dilerim.

Ayrıca bir konuyu da bilgilerinize sunmak isterim:

Genel Kurul kararı gereği kurulan Kadın Çalışma Grubumuz, üç defa toplanabildi ve son toplantısını Ocak 2009 da yaptı. Gönül isterdir ki; kadın arkadaşlarımız bu çalışma grubuna sahip çıksalardı da; bu toplantıları sürdürebilselerdi. Ve buraya Kadın Çalışma Grubunun Mevcut Durum Analiz Raporu‘nu sunabilselerdi, cinsiyet ayrımcılığı takip sekreteryasının altyapısını oluşturabilselerdi. Genel Kurulun bu kararının örgütümüz ve kadın arkadaşlarımızca içselleştirilemediğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Sevgili arkadaşlar,

Bu gün ülkemizde cinsiyet ayrımcılığı, aile içi ilişkilerden başlayarak toplumsal hayat içerisinde her düzeyde yaşanmaya devam ediyor. İş yaşamında, sosyal yaşamda, aile içi yaşamda kadının kadın olmasından kaynaklı sorunlar, tarihsel, kültürel, dinsel faktörler nedeniyle görmezden geliniyor, kadın sorunu indirgemeci bir mantıkla ele alınarak "sığ" politikada malzeme olarak kullanılıyor.

Küresel kapitalizmin yeni liberal politikaları, kadının toplumsal alanda cinsiyetçi politikalarla daha fazla ezilmesine olanak sağlıyor, bunun sonucunda da kadının aile, toplum ve çalışma yaşamındaki konumu, daha fazla geriliyor. Ülkemizde de IMF ve Dünya Bankası‘nın yapısal uyarlama programlarının getirdiği özelleştirmeler ve yoksulluğun yaygınlaşması ve derinleşmesi sonucunda ilk önce işten atılanlar kadınlar oluyor. Düşük ücretli meslek grupları kadınların yoğun çalıştığı sektörler haline geliyor. Kayıt dışı çalışanların büyük çoğunluğunu yine kadınlar oluştururken, yoksulluk ve işsizlik derinleşiyor ve bu durum da ilk önce kadınları vuruyor.

Aile yaşamında ve çalışma hayatında kadının konumuna bakıldığında koşulların hiçte eşitlikçi olmadığı görülüyor. Anayasa‘da "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." ifadesi bulunmasına karşın, yasal düzenlemeler yeterli olmuyor. Kız çocuklarının okutulmamasına, töre cinayetlerinin hala devam etmesine, iş yaşamında kadın istihdamının engellenmesine olanak sağlayan her türlü düşünce ve yapı bu ülkenin her noktasını sarmış durumda.

Anayasa‘nın 10. maddesi, İş Kanunu‘nun 5. maddesi, CEDAW‘ın (Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi) 11. maddesi ve diğer maddeleri ile Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) belgelerinde cins ayrımı yapılmaması yer almasına karşın MTA, TPAO, DSİ gibi kamu kuruluşlarında personel alım ilanlarında cins ayrımı yapılması ülkenin bulunduğu yeri açıkça gözler önüne sermektedir.  Bu uygulamaları yapanların da kamu kuruluşları olması ayrıca dikkat çekicidir.

Bu konu ile ilgili hepinizin yakından bildiği bir örneği burada vermek isterim:

Türkiye Petrolleri A.O Genel Müdürlüğü, 33 meslek grubu istihdamı için 13 Haziran 2005 tarih ve 28844 sayışı Resmi Gazete‘de ilan vermişti. Verilen ilanda, alınacak personel için aranan koşullar içersinde, cinsiyet ayrımcılığına neden olacak bir düzenleme yapılmış ve 33 meslek grubundan sadece 10 meslek gurubu için "Kadın/erkek" koşulu aranmış, diğer tüm gruplar için ise "erkek" olma koşulu aramıştı. Bu durumun Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile birliğimiz yargıya başvurdu ve Danıştay 12. Dairede yapılan yargılama sonucunda Danıştay yapılan düzenlemeyi cinsiyet ayrımcılığına neden olduğu gerekçesi ile iptal edildi. TMMOB alınan bu karardan sonra pek çok kurum, kuruluş ve şirketlerin iş ilanlarını takip ederek yazılı ve sözlü uyarılar ile verilen ilanların düzeltilmesini de sağladı. Bu çabalarımız sürüyor.

Oysa herkes bilir: Üniversitelerimiz bünyesindeki bölümlere öğrenciler, kadın erkek ayırımı yapılmadan alınmakta, erkekler ve kadınlar mesleğinin gerektirdiği zor arazi koşullarında bile çalışabileceği bilinciyle mezun olmaktadırlar. Ama bu ülkenin gerçeğinde, aynı iş koşullarında erkeklerle eşit çalışma gücüne sahip kadın meslektaşlarımız aleyhine çalışma hayatına girişte politik ve yönetsel tercihlere bağlı olarak cinsiyet ayrımcılığı yapılması vardır. Böyle bir ayırımcılık yapan bu zihniyet, kadınların üniversitelerin mühendislik bölümlerine alınmamalarını savunan bir anlayış ile özdeştir.  İstihdamda cins ayrımcılığının örnekleri yaşanırken, bugün eğitimli kadınların bile sorunlarının çok fazla olduğu iş hayatında; sosyal güvencesiz işçi olarak çalışan kadınlar, "eşit işe eşit ücret" uygulamasından yoksun olarak çalışmakta, kadın kimliği ucuz emek gücü olarak görülmektedir.

Bu kurultayda bunları ve birçok sorunu, çözüm önerileri ile birlikte ayrıntılandıracağınıza eminiz.

TMMOB Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayımız;      

En azından "Sosyal adalet için, İş güvencesi için, Eşit işe eşit ücret için, Eğitim ve sağlığa ayrılan payın yükseltilmesi için, Kadınlara yönelik sosyal, siyasal ve kültürel alandaki ayrımcılığın kaldırılması için, Irkçı-şoven ve cinsiyetçi eğitime son verilmesi için, Fırsat eşitliği için, Kamusal ve özel alanda kadına yönelik şiddetin son bulması için, Kadınlara yönelik tüm ayrımcılığın kaldırılması için, Kadınlara yönelik uluslararası taahhütlerin yerine getirilmesi için, Ev işlerinin toplumsallaşması, gündüz bakımevlerinin ve kreşlerin açılması için, Çalışma yaşamındaki cinsiyetçi bakışın değişmesi için, Terfi ve atamalarda eşitlikçi davranılması için, Çalışma yaşamının demokratikleşmesi için, Kadınların yetki ve karar mekanizmalarında yer alması için, İşsizlik, yoksulluk ve şiddete karşı durmak için, Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir plancılarının sorunlarını görünür kılmak için, Onurlu bir yaşam için, Türkiye‘de, Irak‘ta, Filistin‘de, Lübnan‘da ve tüm dünyada mağdur olan kadınlar için, Tüm kadınların "kadın dayanışması"nı göstermek için"  en azından bunlar için önemlidir.

TMMOB, "Egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden cins ayrımcılığı çözülmeden özgür ve eşit bir toplum yaratılması mümkün değildir." demektedir.

TMMOB, "Kadın erkek yan yana, omuz omuza, yaşamın her alanında!" demektedir.

Sevgili Arkadaşlar,

Konuşmamı bitirirken bildiğiniz bir Türkiye gerçeğini de sizlerle burada paylaşmak istedim:

30 Aralık 2005 de yerel bir Bursa gazetesi şunları yazıyordu:

29 Aralık 2005 gece saat 02.00 sıralarında Merkez Nilüfer ilçesi Yaylacık Mahallesi‘ndeki 150 işçinin çalıştığı yatak fabrikasında meydana geldi. 16.00-24.00 vardiyası için fabrikaya gelen işçilerden 10 kişinin fazla mesai yapmasına karar verildi. Bunun üzerine yaşları 15 ile 32 arasında değişen 10 kadın işçi 04.00‘te çıkmak üzere mesaiye kaldı. Ancak fazla mesainin iki saatlik bölümü geçmişti ki fabrikada henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Kısa sürede büyüyen yangında dışarı çıkmayı başaramayan 5 kadın işçi hayatlarını kaybetti. İşçilerden 3‘ünün karbonmonoksit gazından zehirlendiği, birinin feci şekilde yandığı, diğerinin de vücudunda yanık izleri bulunduğu belirlendi.

Evet, Özay Tekstil Fabrikası‘nda çalışan Ayşe Denizdalan(15), Gülden Çiçek(21), Necla Özveren(27), Sevgi Sesli(32), Şadife Dudüs(18) yanarak can verdi. Sevgi hamileydi, işçiler sigortasız çalıştırılıyordu. Fabrikada iş güvenliği önlemleri alınamamış ve kapı üzerlerine kilitlenmişti. Kadın işçilerin ölümü ile ortaya çıkan facia, ölümlerinden sonra da son bulmadı. Acı olay sonrasında SSK tarafından açılan soruşturmadan aklanarak çıkmak isteyen işveren, cenazeler kalktıktan sonra sigorta işlemlerini yaptırdı.

Yaşamını kaybeden işçilerin cesedi ilk etapta Adli Tıp Kurumu Morgu‘na kaldırılırken, kurtulmayı başaran Kevser Zorlu(22), Gülhan Çiçek(22), Ferhan Karakuş(20), Dilek Karadeniz(21) ve Melek İyidemir(22) ise hastanede tedavi altına alındı. Yangının söndürülmesinin ardından, ölenlerin hikâyeleri de belirmeye başladı.

Hikâyelerini Evrensel gazetesinde Yücel Sarpdere arkadaşımız 3 Ocak 2006 da şöyle yazmıştı:

"Saçlarım tutuştu önce...

Gözlerim yandı kavruldu...

Bir avuç kül oluverdim.

Külüm havaya savruldu" diyordu Nâzım usta.

Adları Necla, Sadife, Necla, Gülden, Ayşe, Sevgi‘ydiler.

Bursa‘da bir fabrikada iş vaktinde çatır çatır yanarak öldüler.

Gencecik 5 kız... 5 işçi.

Saçları mı tutuştu önce? Duman mı sarıldı isli elleriyle boğazlarına?

Kaçıp da kurtulmak için ateşin yakıcılığından. Atlayamadan camdan.

Kaçmak için koşarken ama, kaçamadan...

"KAÇAMADILAR" diye yazdı gazeteler.

Yan sütunlarda ise, "KAÇAKTILAR" diye anlattılar.

Kaçak işçi! Sendikasız, sigortasız ve kaçak.

Kimden kaçıyorlardı oysa? Kimdi kovalayan?

Kimdi alevler kadar olamayan? Kovalayıp da yakalayamayan?

Ama tam kaçarken, bu kez kaçamadılar!

Ölümün gazabına yakalandılar.

Ölüm için, soğuk derler.

Soğuk, buz gibi, geliverir bir anda.

Peki, soğuk ölümün elinde cayır cayır yanmak nasıl bir şeydir acaba?

Çıkıp anlatsalar da anlasak;

Gencecik kızlar, çocuklar, üç paraya ölmek için nasıl şartlarda yaşamalı ki, nasıl bir mecburiyetten tıkılmalı oralara, soluksuz dişliler gibi, makineler arasına?

Kaçarak mı girmişlerdi fabrikaya?

Kaçarak mı durmuşlardı makinelerin başına?

Kaç milyon kaçak işçi var "özgür, cennet, mutlu, müreffeh ve kalkınmış ve kalkınmakta olan" bu topraklarda?

Bir değil, beş değil, 10 milyondan fazla insan nasıl kaçak çalıştırılır?

Ve kaçarken kaçamadan, nasıl yakalanıp da yanıp yanıp tutuşurlar?

İhracatımız kaç para oldu? Kotalar nasıl doldu? Çin‘le rekabet ne durumda?

Milli gelirden kaç bin dolar düşüyor adam başına?

Ah! Ama ortada küçük bir sorun var galiba.

Kaçarak veya kaçmayarak çalışan işçiler, ihracat rakamlarına, kotalara, rekabet alanlarına, ucuz, cehennemvari iş gücü piyasasına dahil de, 5 bin dolarlık milli gelirden düşen paya dahil mi ki acaba?

Adları Necla, Sadife, Necla, Gülden, Ayşe, Sevgi‘ydiler.

Yanarak öldüler!

Kalkınan ve kalkınmakta olan, mutlu Türkiye tablosuna giremeseler de...

Vahşi kapitalizmin, bu soyguncu, vurguncu düzeninin, zalim ve acımasız dişlilerinin arasında sıkışıp, gencecik yaşlarında, hiç yaşayamadan, insanca yaşam, yaşamdan pay almak nedir görmeden küllere gömüldüler.

Adları ölüler bölümüne düştü şimdi nüfusta.

"Ölüm hep bize, bize mi düşer usta?"

Evet, Sevgili Arkadaşlar,

Biliyoruz: Mücadele edilmezse ülkemizin bu gerçekliği hep yaşanacaktır.

Sevgili Arkadaşlar,

Diyorsunuz ki:

"Susmamız oturmamız

Hep boyun eğmemiz

Hayatı seyretmemiz

İstendi bugüne dek

Suskunduk ve bekledik

Yaşandı seyrettik

Sonunda yeter dedik

Bir daha susmayana dek

Kadınlar vardır

Kadınlar her yerde"

Evet, TMMOB‘de de kadınlar vardır. Kurultayımızın başarılı geçmesi dileklerimle, hepinize saygılar sunuyorum.

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı