TMMOB, KANALTÜRK'TE YAYINLANAN "SÖZ MECLİSİ" PROGRAMINA KATILIYOR

21.07.2005

TMMOB, Kanaltürk'te İşçi Konfederasyonları, Meslek Birlikleri ve konuşulacak konu ile ilgili örgütlerin başkanlarının katılımı ile her ayın son Cuma akşamı yayınlanan "Söz Meclisi" programına katılıyor.

Gazeteci Tuncay Özkan tarafından sunulan ve canlı yayınlanan "Söz Meclisi"nin ilk programı "Türkiye nereye?" başlığı altında katılımcıların görüş bildirmesi şeklinde 24 Haziran 2005 tarihinde gerçekleşti.

"Söz Meclisi" programının 29 Temmuz 2005 tarihli toplantısının gündemi "İşsizlik" başlığını taşıyor.

"Söz Meclisi"nin 24 Haziran 2005 tarihinde yayınlanan programında TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı da şunları söyledi:

MEHMET SOĞANCI- Önce programınıza teşekkür ediyorum, kanalınıza teşekkür ediyorum, burada katılan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. "İhtiyacımız vardı, sesimiz kamuoyuna az gidiyor" sözünden başlamak gerekirse, öncelikle şunu ifade edeyim: Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘nin 23 odası var. Birlik ve bağlı odaları bir çalışma döneminde 300‘e yakın etkinlikle kendi meslek alanlarıyla ilgili gerçekleri ifade eder, siyasal iktidar duymazdan gelir. Böyle bir gerçeği vardır bizim örgütümüzün.
Şöyle başlamak gerekiyor: Biz aslında bilim ve teknolojiyi toplumla buluşturan, insanla buluşturan bir mesleğin örgütüyüz; insan odaklı bir mesleği yürütüyoruz. Çok onurlu bir mesleği icra ettiğimizi düşünüyoruz. Ama öte yandan da bu mesleğin kendi sorumlulukları var. Özellikle bu programda burada Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin duruşunu ifade etmek isterim. Çünkü uzun soluklu bir program olacağı belli Söz Meclisi‘nin. Bundan sonraki programlarda farklı konularda, yetkin yönetici arkadaşlarımla özel konuları da anlatacağız, ama ben bugün burada öncelikle TMMOB‘yi anlatmak isterim:

Biz onurlu bir mesleği icra ediyoruz, sorumlulukları da çok fazla olan bir mesleği icra ediyoruz aynı zamanda. Mühendisler, mimarlar, şehir plancıları yanlış yaparsa trenler devriliyor, depremde binalar yıkılıyor; tarladan iyi ürün alınamıyor, ülkenin yatırımları boşa gidiyor, kazanlar patlıyor, yanlış kentleşme oluyor, ormanlar yağmalanabiliyor. Sorunları çoktur ama mühendisler öncelikle iyi yetişmek durumundasınız. Mühendis olmak zorundasınız, iyi mühendis olmak zorundasınız. Ama Türkiye‘de kendiliğinden(!), plansız programsız açılıveren okullar, üniversiteler özünde bu iyi mühendis olma özelliğini yok eder. Bugün Türkiye‘de siyasal iktidarlar her nedense hiçbir kurum ve kuruluşa danışmadan, sormadan, bizimle konuşmadan onlarca mühendislik fakültesini, mimarlık fakültesini açıverirler. Profesörler yoktur, laboratuarlar yoktur, eğitim kalitesizdir, dünya standartlarında hiç değildir. Böyle açılmış fakültelere girenler aldıkları diplomayla mühendis oluverirler. Çoğunlukla böyle mühendis olunur bu ülkede ve orada da Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘ne çok büyük görevler düşer. O diploma almış insanları mühendisleştirmek gibi bir görevle yükümlüdürler. Çünkü bu mesleğin gerçekten büyük sorumlulukları vardır. Örneğin bu salonun klimatize edilememesinin sorumlusudur mühendisler.
Ama insan odaklı bir mesleği icra ediyorsanız, sadece bu mesleki sorumluluğun ötesinde bir de yaşadığınız ortama bakmak durumunda kalıyorsunuz. Bu sorumlulukların yerine getirilmesindeki zorlukların aslında nereden kaynaklı olduğunu düşünmek zorunda oluyorsunuz. Bir de öte yandan yurttaş kimliğiniz var.

Hem mesleki anlamda, hem de yurttaş kimliğinizle hem de bu ülkede, sıkıntılı, sancılı sorunlu bir ülkede yaşıyorsanız, o zaman bu ülkeyi tanımaya, onu yorumlamaya, anlamaya ve değiştirmeye çalışacaksınız; iyiden, doğrudan, güzelden yana. Çünkü, içinden çıktığınız halka karşı sorumluluklarınız var. Çünkü bu ülkenin size ihtiyacı var ve siz de bunun gereklerini yapmak zorundasınız. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘nin çalışmalarının genel felsefesi işte budur.

Birlik yöneticilerinin, TMMOB‘nin en temel söylediği söz şudur ki: "Bizim üyemizin sorunları, toplumun sorunlarından asla ayrılamaz." Yurttaş kimliklerinden dolayı ayrılamaz. Az önce muhalif olarak konuşanlarla, sisteme karşı bir muhalefetini ifade ederek bu ortamda söz alarak konuşan tüm kesimlerin içindedir mühendisler ve bizim örgütümüz.

Bizim örgütümüze zorunlu üyelik vardır, üyelerimizin çoğunluğu ücretli olarak çalışmaktadır. Buradan hareketle istihdam olayıyla birlikte baktığımız zaman...

TUNCAY ÖZKAN - SMS‘lerde epey bir şekilde o konu var.

MEHMET SOĞANCI- Evet, örneğin kamuya son 15 senedir mühendis alınmaz bu ülkede. Alınanlar da özel sözleşme statüsünde alınırlar. Birlik yöneticileri arasında şöyle bir şey geçer, kamu sendikaları yöneticileriyle de bunu konuşuruz: Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘nin artık kamuda çalışan üyelerinin sorunları önümüzdeki 5 senenin sonunda kalmayacaktır. Çünkü yatırım yapılmayan bir ülkenin, her şeyin özelleştirildiği bir politikanın yaşama geçirilmesinde mühendislere de ihtiyaç olmaz.

Sayın Özkan biz, Türkiye‘yi anlamak için yüzümüzü dünyaya çeviriyoruz. Olana bitene bakıyoruz; ve az önce sayın TOBB Başkan Yardımcımızın söylediği şekilde gibi görmüyoruz dünyayı.

Küreselleşme, entegrasyon, globalleşme ya da yeni dünya düzeni sözleri ile tarif edilen bir sistemin içinde olunduğu ifade ediliyor.

Bunun ideologları da yirminci yüzyılın artık son 20 yılından beri, burada ismini söylemek gerekli değil, ideolojisini yayan arkadaşlardan alıntılarla söylersek: "Artık her şey küreselleşmenin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla farklı ideolojiler ortadan kalkar, farklı sınıf çıkarları bulunmaz. Dünyanın bu aşamasında insanlara barış gelmiştir. Demokrasi, katılım, hoşgörü, üretim, birikim ve tüketim dolu, çevreye duyarlı, küreselleşmiş bir yeni dünya düzenine girildiği müjdelenir. Dünya artık endüstri toplumundan bilgi toplumuna; işgücü ağırlıklı teknolojiden yüksek teknolojiye; ulusal ekonomiden dünya ekonomisine; merkezi yönetimden yerel yönetime; kurumsal yardımdan kendi kendine yardıma; kısıtlı seçeneklerden çok çeşitli seçeneklere doğru hızlı bir değişim içinde olduğu" ifade edilir.

Küreselleşmeci ideologların söylediği budur, ama bu sürece baktığımızda, dünya çapında baktığımızda söylenenlerin doğru olmadığını görüyoruz. Güçlü kutuplaşmalar, ırkçılık temelinde milliyetçi çatışmalar ve savaşlar, katliamlar, işsizlik, açlık, toplumsal yozlaşma, daha yoğun bir sömürünün dünyada yer aldığını ve böylesi bir hayatın yaşandığını görüyoruz. Serttir hayat. IMF‘siyle, Dünya Bankasıyla, Dünya Ticaret Örgütü gibi oluşumlarla küreselleşmenin, insanın ve emeğin aleyhine yapılandırılmaya başlandığı açıktır.

Görürüz ki; ikili bir yöntem uygular sermayenin küreselleşmesi; ya bizdeki gibi sisteme eklemlenme yasalarını ortaya koyar veya Irak‘ta olduğu gibi bir açık saldırıyla sisteme eklemlendirmeye çalışır. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘nin dünyaya bakışı böyledir. Bizim ülkemizin bundan kaçınması olanaksızdır. Son yasama döneminde de çıkartılan yasaların çoğuna baktığımızda, bu küreselleşme sürecine eklemlenme yasalarının, emeğin aleyhine peş peşe çıkarıldığını olduğunu görebiliyoruz.

Nedir bunlar? Kamu Yönetimi Temel Reformu içerisinde çıkarılmaya çalışılan bütün yasalar, özelleştirmenin önünün açılabilmesine yönelik SSK hastanelerinin devri, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılması, genel sağlık sigortası vb. Yapısal reform olarak söylenegelen tüm yasaların birer eklemlenme yasaları olduğu açıkça ortadadır. Tabii çizilen bu yol haritasında da az önce çeşitli konuşmacıların ve benden sonraki konuşmacıların çoğunun da ifade edeceği özelleştirmeler var.

Sayın Özkan Özelleştirme başlı başına ciddi bir konu: Geçen ay içinde sekretaryalığını yaptığımız "20. yılında Türkiye‘de özelleştirme gerçeği sempozyumu"nu gerçekleştirdik. Bu sempozyumda 20. yılında Türkiye‘de yapılan özelleştirmelerin bir fotoğrafını çektik. TÜRK-İŞ‘in, HAK-İŞ‘in, DİSK‘in, KESK‘in, Tabipler Birliği‘nin ve KİGEM‘in değerli uzmanlarıyla birlikte, bizim meslek alanlarımızı da içeren yirmiye yakın konuda bir fotoğraf çekildi, yirminci yılında özelleştirmenin. Söylenen son cümle, "özelleştirmenin daha fazla istihdam, sermayenin dengeli yaygınlaşması, tabana yönelik olması gibi" ideolojisinin aksine bütün unsurlarının da tartışıldığı ve görüldüğü bir şekilde, sonuç olarak bunun bir fiyasko halinde olduğuydu. Ben özelleştirmelerin sonuçlarının ve geldiği noktanın buradaki katılımcılarla bir sonraki toplantınızda da değerlendirilmesini özellikle isterim.

Sayın Özkan, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, emeğin ve halkın tarafındadır. Bir yol haritası çizilmişse Türkiye‘de ve böyle yürünüyorsa ve yürünecekse, bu ülkenin mühendisleri ve mimarları bu yol haritasında emeğin ve halkın tarafında olacağını her zaman dile getirecektir. Emeğin aleyhine çıkarıldığına inandığımız bütün yasal düzenlemelere karşı olduğumuzu ifade ediyoruz. Üyelerimizin yoksullaştırıldığını ifade ediyoruz. Meslek alanlarımızın, yatırımı olmayan bir ülkede meslek alanlarımızı düşündüğümüzde hırpalandığımızı ve mühendislik-mimarlık kavramının bu yaşanılan sistem içerisinde yozlaştırıldığını söylüyoruz.

TUNCAY ÖZKAN - Tam o noktaya değinecektim, çünkü çok sayıda SMS geldi size soru olarak. "İskan almak zor" deniyor. "Belediyeye gidiyoruz, hiçbir mühendis şeyi yok, niye onlara ceza verilmiyor, kamu yararı adına yapılan şeylerde neden?" diye. Tam yozlaşma dediniz.

MEHMET SOĞANCI- Genel olarak ülkenin sistemi içerisinde, eğer siz mühendislerin mimarları faaliyet gösterecek olan alanlarına yönelik yatırımları yapmazsanız, bunu çıkarttığınız o ürün olan mühendise yönelik yatırımı üniversitesinde doğru düzgün yapamazsanız, bunun sorumluluğunu meslek örgütlerine yükleyemezsiniz.

Birlikte üretme, karar alma ve yönetme modeli içerisinde çalışan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, 1999 depreminden bu yana kendi iç sorgulamalarını yapmıştır. Sözlerimin başında da söylediğim gibi o eğitimi problemli bir ülkede mühendislerin mühendis kimliğini elde etmesi, örgütümüzün bir temel büyük problemidir. Ama bu, ülke içerisinde yatırımların olmadığı, istihdamın sağlanmadığı noktalarda bu sorun sadece örgütsel faaliyet olarak kalır, hayatta anlamını bulamaz.

TUNCAY ÖZKAN - Ben bundan çok büyük memnuniyet duydum. Çünkü böyle bir özeleştirinin de yapılıyor olması, aslında sistemin gelişmesi açısından, değişimi açısından çok yararlı bir şey.

MEHMET SOĞANCI- Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği bu yürüyen süreçte kendi tavrını emek ve meslek örgütleriyle birlikte durma anlamında kararlılığını göstermiştir. Bağlı 23 odamızla birlikte bir yandan üyelerimizin uzmanlaştırılmasına yönelik mesleki faaliyetleri yürütürken, öte yandan da esas itibariyle meslek alanlarımızla ilgili ülke gerçeklerini kamuoyuna bıkmadan, usanmadan söylemeye devam edeceğiz. Enerjiden ulaşıma, çevreden sanayiye, tarım, imar, kentleşme konularında yapageldiğimiz bütün sempozyumların sonuç bildirgelerini siyasal iktidarlara duyurmaya çalışıyoruz. Sözlerimiz siyasal iktidarlarca dinlenmiyor olabilir, ama biz biliyoruz, sözlerimiz ancak emek ve meslek örgütleri ile yapılacak güç birlikleriyle ancak hayatta karşılığını bulacaktır. Biz, siyasal iktidarlardan her zaman aydınlık bir Türkiye için bizim söylediklerimizi önemsemeleri gerektiğini ifade ediyoruz.

TUNCAY ÖZKAN - Ben sözlerinizin ciddiye alınacağına yüzde yüz inanıyorum, çünkü Sayın Başbakan da gelir burada sizin sorularınızı yanıtlar, ana muhalefet partisi lideri de gelir. Çünkü burası bir platform ve bu platform Türkiye‘nin bir platformu. O açıdan ben ciddiye alınacağına yüzde yüz inanıyorum. Konuşmaya devam edeceğiz.