TMMOB MÜHENDİSLİK, İSTİHDAM VE ÜCRETLENDİRME SEMPOZYUMU
TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu; ücretli ve işsiz mühendis ve mimarların çalışma yaşamında karşılaştıkları sorunları tespit etmek, nedenlerini belirlemek, özlük haklarını tartışmak ve çözüm üretmenin yanı sıra TMMOB'nin örgütlülüğünü yaygınlaştırmak amacıyla 22-23 Eylül 2007 tarihlerinde İstanbul'da düzenlenecek. Sempozyumun sekreteryasını TMMOB adına Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi yürütüyor.
NEDEN SEMPOZYUM?
Küresel sermaye ile işbirlikçileri dünyada ve Türkiye‘de baskı, zulüm ve sömürülerini giderek artırıyor. Emperyalizm, çok uluslu şirketlerin dar çıkarlarını gözeten neoliberal ekonomik ve sosyal politikaları devreye sokarken, halklar bu sürecin sancıları ile acı çekiyor.
Dünyanın en borçlu ülkelerinden biriyiz. İnsani gelişmişlik endeksi açısından gerilerde kalmışken yaşam standardı her geçen gün daha da düşmektedir. 15 milyon civarında vatandaşımız sosyal güvenlik hakkından yararlanamamaktadır. Buna karşılık bu haklardan yararlananlar ise kaliteli hizmet alamamaktadır.
Sağlık ve eğitim hakkı başta olmak üzere birçok kamu hizmeti giderek satın alınan; yalnızca varsılların ulaşabildiği, yoksulların ise erişemediği hizmetler haline gelmiştir. Emekçiler üzerindeki vergi yükü ve özel olarak dolaylı vergi yükü çok yüksek orandadır.
İstihdam verileri büyük olumsuzluklar taşımaktadır. İşsizlik oranları giderek yükselmekte, ekonomik büyümeye koşut istihdam alanları açılamamaktadır. Gerçekleştirilen özelleştirmeler sonucu birçok kamu kuruluşu yerli ve yabancı sermayeye bağışlanırcasına terk edilmektedir.
TMMOB, 280.000‘e varan üye sayısı ile önemli bir toplumsal güçtür. Mesleğin sorunlarından yola çıkarak ülke ve toplum sorunlarına çözüm aramaktadır. Bu üyelerin çoğunluğu çalışma yaşamı içinde önemli sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
- Çalışma güvencesine tam sahip olmamak,
- Çalışma koşullarının giderek ağırlaşması,
- Yetersiz ücret,
- İşsizlik tehlikesi,
- İnsan onuruna yaraşır emeklilik süreci yaşayamamak v.b. yollarla özlük haklarının giderek daha fazla tehdit altında olması, hemen herkesin ilk aşamada sayabileceği sorunlardır.
Denilebilir ki; bu sorunları sadece biz yaşamıyoruz. Doğru; bu sorunları sadece biz yaşamıyoruz. Dünyanın diğer ülkelerindeki meslektaşlarımız farklı ağırlık ve ölçekte olsa da benzer sorunları yaşamaktadır.
Ücretli ve işsiz mühendis, mimar ve şehir plancılarının karşılaştıkları sorunun başlıca nedeni; yaşadıkları ülkenin, emperyalist kapitalizmin ve çok uluslu şirketlerin, ekonomik ve politik egemenliğine dayalı sermaye düzenidir.
Bu gerçeğin bilincinde olan TMMOB, yaşanan sorunların tespiti, tanımlanması, çözüm yollarının tartışılması için 39.Dönem Genel Kurulunda sempozyum yapılması kararı almıştır. Yaşanılan sorunlar nelerdir? Kaynakları nedir? Bunlar nasıl tanımlanmalıdır? Çözüm yolu nasıl olmalıdır? Bu sorulara Sempozyum çalışmalarımız içinde birlikte yanıt üretilmesi önemlidir.
MÜHENDİSLİK, MİMARLIK, ŞEHİR PLANCILIĞI NEDİR?
Tarihi olarak baktığımızda, kapitalizmin ortaya çıkışı, aynı zamanda sanayileşmenin de ortaya çıkışıdır. Üretimde makinaların kullanılmaya başlanması ile fabrika sistemine geçildi. Fabrika sistemi, çok sayıda işçinin yan yana çalıştığı üretim sürecini de beraberinde getirdi. Üretimde fabrika sistemine geçiş, iş bölümünün hızlanmasını ve derinleşmesini sağladı. Bu süreç zorunlu olarak yeni meslekleri de yarattı.
Eş zamanlı olmasa bile, üretimde iş bölümü süreci, bir aşamasında ihtiyaç duyduğu mühendislik mesleğini ortaya çıkardı. Mühendislik mesleğinin tarihi çok eskilere gitmesine rağmen, bu sürecin kurumsallaşmasını sağlamak üzere mühendislik ve mimarlık okulları açıldı. Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte 18. yüzyıl mesleğin kurumsallaştığı dönem oldu.
Fransa‘da 1747 yılında kurulan askeri mühendislik okulu ilk örnektir. 1794‘te ise Ecole Polytechnique kurulmuştur. Türkiye‘de ortaya çıkan ilk kurumsal örnek ise; 1773 yılında kurulan Mühendishane-i Bahri-i Humayin (bugünkü İTÜ) olmuştur.
Bu kurumsallaşma süreci günümüze kadar geldi ve bugün, dünyada mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığının da dahil olduğu 100‘ün üzerinde meslek disiplini ortaya çıktı. Bugün Türkiye‘de bulunan 94 üniversitenin 84‘üne bağlı 128 fakültedeki 500 bölümde; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı eğitimi yapılmakta, yılda yaklaşık 25.000 mezun verilmektedir.
Esas olarak meslek disiplinlerimiz; üretim öncesi inceleme, tasarım, planlama, üretimin örgütlenmesi ve yerine getirilmesi, üretim sonrası kontrol, tüketiciye ulaştırma süreci ile yeni bilgi ve teknolojilerin bu bütünsel sürece aktarılmasını içermektedir.
Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı, çalışma yaşamı içinde var olan mesleklerle karşılaştırıldığında nitelikli işgücü durumundadır. Mühendisler nitelikli işgücü olmanın karşılığında bir ücret almakta, bu da toplumsal konumlarını belirlemektedir.
Söylenenlerden yola çıkarsak; nitelikli işgücü olan mühendis, mimar ve şehir plancıları aynı zamanda emek dünyasının bir bileşenidir. Emek dünyasının bir parçası olarak, bu dünyada yaşanan gelişmelerin dışında kalamazlar.
Öte yandan, üretimin teknik temelinin değişmesi, bilgisayarlı tasarım ve üretim; üretim sürecinin yeniden düzenlenmesini sağlarken, emek sürecinin yeniden düzenlenmesini sağladı. Çalışma yasalarında değişiklikler, işsizlikte artış, ücretlerde düşüş ve çalışma koşullarının ağırlaşması ortaya çıktı.
Nitelikli işgücü olan mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarına bu süreç nasıl yansımıştır? Bilim ve teknolojiyi üreten, uygulayan bizler, ortaya çıkan bu sonuçlara ne demeliyiz, ne yapmalıyız ve hangi alternatif çözümleri üretmeliyiz?
ÇALIŞMA YAŞAMINI DÜZENLEYEN YASALAR ve ETKİLERİ
Çalışma yaşamındaki yasalar, haklarımızın ve sorumluluklarımızın genel çerçevesini oluşturur.
En yalın biçimiyle söylenirse, yasa, hayatın hangi bölümüne yönelikse, o alanda kural oluşturur ve standartlar getirir.
Çalışma yaşamını ilgilendiren yasalar, çalışma alanında kurallar dizini oluşturmuştur. Bu kurallar, toplumsal mücadeledeki güçler dengesine göre, ihtiyaçlara yanıt verir.
Çalışma yaşamını veya işgücü piyasasını doğrudan düzenleyen yasalar, bütüncül ve tek bir yasadan ibaret değildir. Birden fazla yasa bu alanı şekillendirmektedir. 4857 Sayılı İş Kanunu, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, Basın İş Kanunu ve Deniz İş Kanunu, doğrudan alanı belirleyen yasalardır. Bunlara bağlı tüzük ve yönetmelikler de uygulama şeklini içermektedir.
Ücretli mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları, bu dört iş yasasına göre ya süresi belirli hizmet akdi, ya da süresi belirsiz hizmet akdi ile çalışmaktadır.
İki önemli soruya yanıt bulmamız gerekmektedir. Neden çalışma yaşamı bütüncül tek bir yasa yerine dört iş yasasıyla düzenlenmiştir? Neden, çalışmanın kendisi, süresi belirli ve süresi belirsiz olarak ikiye ayrılmıştır?
Bu iki soruyu tamamlayan bir yaklaşım da şu olabilir; yapılmak istenen toplumsal kesimlerden birine, üstün avantajlar sağlamak ve emek süreci üzerinde yeni denetimler yaratmak mıdır?
Şunu da söylemek gerekir ki bu tablo, haklar için verilen mücadelenin gücüne göre şekillenmektedir.
Çalışma yaşamının hangi durumda olması gerektiğini sağlayan başka yasalar da vardır. Emekliliği de belirleyen iki ayrı sosyal güvenlik yasası (506 Sayılı SSK Yasası, 5434 Sayılı Emekli Sandığı Yasası), iki ayrı sendikalar yasası (2821 Sayılı Sendikalar Yasası, 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası), 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Yasası, Özelleştirme ve Bütçe Kanunu da çalışma yaşamını etkilemektedir. Yasaların tümü birbirini tamamlayan bir anlayışın ürünü ise, geriye kalan yasaların çalışma yaşamı üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söylemek mümkün gözükmemektedir.
Çalışma yaşamını, dolaylı ve dolaysız olarak belirleyen yasalar,
- Çalışma sürelerinin uzamasını,
- İşin yoğunlaşmasını ve ağırlaşmasını,
- Güvencesiz çalışmanın yaygınlaşmasını ve kalıcılaşmasını,
- Farklı istihdam biçimlerinin ortaya çıkmasını,
Ücretin satın alma gücünü düşüren ve emek maliyetini en aza indirmeyi mi amaçlıyor? Açıklığa kavuşması gereken önemli konulardan biri budur.
ASGARİ ÜCRET NEDİR?
Çoğu zaman, ücretin düzeyini kişisel özelliklerimizin ve niteliğimizin belirlediğini düşünürüz. Halbuki ücret, tüm emtialarda olduğu gibi piyasada belirlenmektedir. İşgücünün fiyatı olan ücret de iş gücü piyasasında belirlenmektedir.
İşgücü piyasasını belirleyen faktörler, genel olarak ücret eğrisinin sınırlarını ve aralıklarını da şekillendirir. Kişisel ya da mesleki niteliklerimiz, sadece hangi ücret aralığında olacağımız konusunda bize bir fikir verebilir.
Yasaların işgücü piyasasını dolaysız olarak etkilediğini anımsarsak, yasaların kimin çıkarına göre düzenlendiği önem arz etmektedir.
Nitekim 12 Eylül darbesi ile yasalarda yapılan köklü değişiklikler sonucunda 1973 yılında ulusal gelirden ücretlilerin aldığı pay % 33,37 iken, 1988 yılına gelindiğinde bu payın % 18,15‘e kadar düştüğü görülmektedir. 2005 verilerine göre de 23,75‘e yaklaştığı tahmin edilmektedir.
Emek dünyasının örgütlenmesini zorlaştırıcı düzenlemeler de bu sonucun ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır. 12 Eylül darbesi ile birlikte Sendikalar Kanunu ve Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu‘ndaki değişikliğin durup dururken yapılmadığını söylemek mümkündür. Aynı zamanda TMMOB yasasında yapılan değişiklikle, kamuda ve TSK‘da çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek odalarımıza üye olma zorunluluğunun ortadan kaldırılması aynı işleve yöneliktir.
İşsizliğin yüksek oranlarda seyretmesi, aynı iş için yüzlerce iş arayanın var olması, ücretin sınırlarını aşağıya çekmektedir.
Özelleştirme süreci ve ilgili yasalar bu yönde rol oynayarak, işsizliği artırmış buralarda görev yapan mühendis, mimar ve şehir plancılarının bir kısmı emekli edilmiş, bir kısmı işsiz kalmış, bir kısmı ise diğer kamu kurumlarına gönderilirken, ücretleri, diğerleri kendilerine yetişinceye kadar dondurulmuştur.
4817 Sayılı Yabancıların Çalışma İzni Hakkındaki Yasa‘nın değiştirilerek, yabancı mühendis, mimar ve şehir plancılarının serbestçe çalıştırılmak istenmesi, bu süreci tamamlayan köşe taşlarından biri ve GATS sürecinin öncülü olarak değerlendirilecek durumdadır. Bu süreçlerin tamamı kamuyu etkilediği gibi özel sektörde de anında yansımasını bularak, ücretler genel düzeyinde gerilemeler yaşanmasına sebep olmuştur. 14 Ekim 2006‘da TMMOB‘nin 15.000 üyesiyle yaptığı eylem bu açıdan önemlidir.
Organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri araştırma sonuçlarına göre; toplam 463 sanayi sitesinde 1.086.838 kişi istihdam edilirken, bu istihdamın % 6,6‘sı olan 71.529 mühendis çalışmaktadır. Mühendislerin % 55‘i, 800-1.200 YTL, % 32‘si ise 1.300-2.900 YTL arasında ücret almaktadırlar.
Kamu kesiminde 1.4.‘üne gelmiş mühendis, mimar ve şehir plancıları 1.350 YTL ücret almaktadır.
Aynı sorun ağırlaşmış biçimde, emekli mühendis, mimar, şehir plancılarını da etkilemektedir. Emeklilik maaşı ile insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürmek olanaksızdır.
Meslektaşlarımız iki yasaya göre emekli olmaktadır. 506 Sayılı SSK Yasasına göre emekli olan bir mühendis, mimar veya şehir plancısı 810 YTL‘ye yakın emekli maaşı almaktadır. 5434 Sayılı Emekli Sandığı emeklisi meslektaşımız ise 1.100 YTL emekli maaşı almaktadır. Yıllar içinde emekli maaşı reel olarak 26 puan yani % 35,1 oranında erimiştir. İki ayrı emeklilik şekli ve açlık sınırına yakın emekli maaşı. Bu sonucu ve bunu yaratan süreci tanımlamaya çalışmalıyız? Düşük asgari ücret, ücretlerin genel düzeyini aşağıya çeker.
Türkiye‘de mühendis, mimar ve şehir plancıları için iki farklı asgari ücret uygulaması yapılmaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu‘na göre, çalışanlar için 01.01.2007 tarihinden geçerli olmak üzere net 403 YTL olarak belirlenmiştir. 657 Sayılı Yasaya göre çalışanlar için 01.01.2007 tarihinden itibaren işe ilk başlama ücreti 1.232 YTL‘dir.
İnsan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak bir asgari ücreti tüm çalışanlar hak ettiği gibi, mühendis, mimar ve şehir plancılarının niteliklerini sürdürebilecekleri bir rakamı ilave ederek, mühendis, mimar ve şehir plancıları asgari ücretini talep etmek, önemli bir noktadır.
İŞSİZLİĞİN BOYUTLARI
Çalışma çağında olup da gelir getirici bir işte çalışamamak olarak tanımlanan işsizlik için bir ek yapılacak olursa, ortaya çıkmış ücret düzeyine göre bir işte çalışmamak da gizli işsizliği tanımlar. İşsizlik deyince bu tanımların içine giren toplamı konuşmak, gerçeğin bütününü gösterir.
Kamuoyu araştırmalarının tamamı işsizliğin, toplumun birinci maddesi olduğunu göstermektedir. Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları için de işsizlik önemli bir sorun olmuştur.
D.P.T‘nin 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı‘nda yaptığı tespite göre, 2005 yılında, teknik personel arzı 376.700, buna karşılık ihtiyacın 350.200‘de kalacağı belirtilmiştir. Aynı tespitte ziraat ve orman mühendisleri için arzın 73.000, ihtiyacın 49.100 olacağı belirtilmiştir. İşsizlik oranı sırasıyla, teknik personelin tümü için % 9,3, ziraat ve orman mühendisleri için % 32,7‘dir.
TMMOB‘ye göre, mühendis, mimar ve şehir plancılarının % 25‘nin ya işsiz ya da meslek dışı alanlarda çalıştığı hesaplanmaktadır. Bu 70.000 mühendis, mimar ve şehir plancısının işsiz olduğu anlamına gelir. Öte yandan, her yıl mühendislik mimarlık fakültelerinden 25.000 yeni meslektaşımız mezun olmaktadır. Meslekte yeni iş yaratma hızı ve sayısı bu olmadığına göre, mühendis, mimar ve şehir plancıları için işsizlik oranları hızla yukarı çıkmayacak mıdır?
Aynı zamanda yabancı mühendis, mimar ve şehir plancıları çalıştırma yasa girişimi ve GATS süreci, bu durumu daha da kötüleştirecektir.
Özelleştirme sürecinin bu anlamda yarattığı etkiler ve bütçeden yatırımlara ayrılan payın, 1986 yılında % 21,3 iken, 2006 bütçesinde % 6,9‘a kadar düşürülmesi, tehlikenin boyutlarının nereye varacağını göstermektedir.
Kadın mühendis, mimar ve şehir plancıları bu süreci daha da ağır yaşamaktadır. Bir örnek vermek gerekirse; 2004 yılında Maden Teknik ve Araştırma Genel Müdürlüğü‘ne 88 kadro için erkek olma şartı getirilmiş, sadece 5 jeoloji mühendisi kadrosu için kadın olma koşulu konmuştur.
Nitelikli işgücü olan ücretli mühendis, mimar ve şehir plancıları için bu kadar yüksek ve tırmanışa geçen işsizlik;
- Nitelikli işgücü arasında rekabeti kızıştırarak genel ücret düzeyini düşürmüyor mu?
- Rekabet aynı zamanda çalışma koşullarının giderek ağırlaşmasını kabullenme eğilimini güçlendirir mi?
- İşsizlik, geleceğe güvensizlik, sosyal dışlanma duygusu, aile geçimsizliği vb. sorunlara yol açmaz mı?
- İşsizlik nasıl ve hangi araçlarla çözülebilir?
- Çalışma sürelerinin düşürülmesi talebi doğru mudur?
Bu sorulara yanıtlar üretmeliyiz.
ÖRGÜTLENME VE TARİHSEL SÜREÇ
Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları tarihte, önce meslek birlikleri şeklinde örgütlenmiştir. Meslek birliklerinin; özlük hakları koruma ve yeni kazanımlar elde etme örgütü olmayacağını deneyerek öğrenmişlerdir. Bu deney, mesleksel ve nitelikli işgücü benzerlikleri de dikkate alınarak birleşik dernekler oluşturulmuştur. Avustralya‘da; "Bilim İnsanları Teknik ve İdari Personel Derneği", Fransa da; "Mühendisler, İdari Personel ve Teknisyenler Birliği", İngiltere‘de; "Bilim İnsanları Teknik ve İdari Personel Derneği" gibi örneklerin yanı sıra başka ülkelerde de oluşmuştur.
Tarih, dernek kurmanın bu konuda yeterince çözüm olmadığını öğretince, bilim insanları, teknik elemanlar ve teknisyenler, ekonomik ve sosyal kazanımlar elde etmenin yegane örgütünün sendikalar olduğunu görmüştür. İngiltere, İtalya, Almanya gibi ülkelerde teknik elemanlar sendikalara üye olup, bölüm (seksiyon) şeklinde örgütlenerek nitelikli iş gücünün çıkarlarını koruma mücadelesi yürütmektedirler.
Türkiye‘de 1908 yılında Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti‘nin kuruluşuyla başlayan örgütlenme süreci, 17 Mayıs 1926‘da kurulan Türk Mühendisler Birliği ve 18 Şubat 1927‘de kurulan Türk Mimar Cemiyeti‘nin kuruluşu ile devam etmiştir. 6235 Sayılı Yasa ile 27 Ocak 1954 yılında mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütü TMMOB‘nin kurulmasıyla birlikte meslek örgütlenmesi yeni bir evreye girmiştir.
Ancak kısa süre içinde teknik elemanların görece iyi olan durumlarında bozulmanın başlaması, hak kayıplarını ortaya çıkardı. Bu durum TMMOB ve bağlı odaların yöneticilerinin değişmesine, demokrat olarak bilinen mühendis ve mimarların 1970 yılına gelindiğinde, ağırlıklı olarak oda yönetimlerine gelmesine yol açtı.
Bu süreçte ortaya çıkan nesnel ve öznel durum, mühendis ve mimarları yeni örgütlenme formlarına yöneltti. 1970 yılında TEKSEN adıyla Teknik Elemanlar Sendikası kuruldu. TEKSEN kısa süre içinde 5.000 üyeye ulaştı. 18 Nisan 1970‘de ilk yığınsal teknik elemanlar mitingi yapıldı. 12 Mart Muhtırası diye bilinen darbeden sonra anayasa değişikliğine gidilmesiyle TEKSEN de kapatıldı. 1973‘de ise Tüm Teknik Elemanlar Birliği, TÜTED kuruldu.
TÜTED, teknik elemanların özlük haklarını geliştirmek için, kamuda çalışan teknik elemanların, grevli-toplu iş sözleşmeli sendika hakkına kavuşmasını, özel sektörde ise, işçi sendikalarında örgütlenilmesi gerektiğini savundu. Nitekim 1976‘da DİSK‘e bağlı Maden-İş Sendikası‘nın Renault ve Tofaş fabrikalarındaki örgütlenme mücadelesine TÜTED‘İN büyük destek olması örneklerden biridir.
15–16–17 Nisan 1975 yılında İtalya‘nın Torino kentinde düzenlenen; Mühendisler, İdari Personel ve Teknisyenlerin Uluslararası Sendikal Konferansı‘na 3 kişilik bir delegasyonla katılınması anlamlıdır. 12 Eylül 1980 yılında yapılan darbe ile TÜTED de kapatıldı.
1991 yılında kamu emekçileri sendikalarının (KESK) kurulmasıyla birlikte, kamuda çalışan mühendis mimar ve şehir plancıları özlük haklarını korumak ve pekiştirmek için yeni bir olanağa kavuştu. Ancak grevli toplu iş sözleşmeli sendika hakkının kullanımı önündeki engeller halen devam etmektedir. Kamuda çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının KESK‘e bağlı sendikaların yer aldığı işkollarındaki sendikalara üye olmaları, bu işkollarındaki diğer çalışanlar ile birlikte sendikal mücadele içinde yer alması önemlidir.
SONUÇ YERİNE
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği;
Ülkemizin tüm varlıklarının özel sermaye istismarından kurtarılarak, toplumsal gönencimizin artırılmasına yönelik ulusal, bölgesel ve kentsel düzeyde planlı ve kamusal bir ekonomi politikası esas alınarak, kamusal kaynaklara dayalı ve istihdamı artırıcı, sanayileşme ve kalkınma hedefine yönelik, özelleştirmelerin durdurulması, özelleştirilen halka ait varlıkların kamulaştırılması ve kamu kuruluşlarının yeniden güçlendirilmesi için,
Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ile neredeyse bütün geleneksel kamu hizmeti alanlarının piyasalaştırılarak yabancı sermayenin istilasına açılmasına karşı çıkmak için,
Bütün çalışanlara grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkının tanınması için,
Üreterek büyüyen ve paylaşarak gelişen bir ülkede insanca ve barış içinde yaşamak için,
Birlikte karar alma, birlikte üretme, birlikte yönetme ilkesini yaşama geçirmek için ,
Odaları ve üyeleriyle birlikte çalışma, uygulama ilkesiyle, ülkemizdeki ve dünyadaki emek güçleriyle dayanışma içinde, bağımsızlıkçı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Türkiye ve Dünya için çalışmalarını sürdürecektir.
Kapitalizmin ve emperyalizmin askeri, ekonomik, politik ve kültürel tüm örgütlerinden bağımsız, "Bir Başka Dünya, Bir Başka Türkiye Mümkün"dür.
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ
YAŞASIN TMMOB ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZ
SEMPOZYUM YÜRÜTME KURULU


