TMMOB TOPRAK REFORMU KONGRESİ 11-13 KASIM 2005 GÜNLERİNDE ŞANLIURFA'DA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

14.11.2005

TMMOB adına TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından ortaklaşa düzenlenen TMMOB Toprak Reformu Kongresi 2005 etkinliği 11-13 Kasım 2005 tarihinde Şanlıurfa'da gerçekleştirildi.

Kongre açılışında Kongre Sekreteri Levent ÖZMÜŞ, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin ÜLKÜ, Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan GÜNAYDIN katılımcıları selamladılar ve kongre kapsamındaki görüşlerini Odaları adına paylaştılar. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet SOĞANCI, etkinlik çerçevesinde toprak reformu konusunda TMMOB tarihinde yapılanları ve geleceğe ilişkin önermelerini aktardı. Şanlıurfa Belediye Başkanı Sn. Ahmet FAKIBABA, Harran Üniversitesi Rektörü Sn. Uğur BÜYÜKBURÇ ve Şanlıurfa Valisi Sn. Şemsettin UZUN katılımcılara hoş geldiniz dileklerini sundular ve yerel yönetim, üniversite ve mülki idare açısından konuyu değerlendirdiler.
Kongre açılışında, TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi Baki Remzi Suiçmez ile TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Nail Güler tarafından ortaklaşa hazırlanan "Türkiye‘de toprak reformu sorunsalı ve TMMOB" başlıklı açılış bildirisi sunuldu. Etkinliğe TMMOB Yürütme Kurulu üyesi Hüseyin Yeşil de katıldı.
Kongrede ülkemizdeki toprak-insan ilişkileri, konularının uzmanı öğretim üyeleri ve araştırmacılar tarafından, Geçmişten günümüze toprak reformunun Türkiye‘nin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısı içerisindeki yeri ve önemi; Küreselleşen dünyadaki gelişmeler ışığında Türk tarım politikalarındaki değişimin mülkiyet-üretim-örgütlenme-istihdam açısından irdelenmesi ve tarım sektörünün geleceğinin toprak reformu-tarım reformu kavramları ekseninde sorgulanması; Ülkemizdeki tapu ve kadastro sisteminin yasal ve kurumsal yapısıyla irdelenerek, toprak reformu ve taşınmaz yönetimi hedefleriyle uyumlu yeni bir kadastro sisteminin önerilmesi; Türkiye‘deki toprak mülkiyet yapısının, sahiplik, işletme büyüklüğü ve işletme parça sayıları yönünden irdelenmesi ve tarımsal yapı sorununa çözüm arayışları; Toprak reformunun yasal, kurumsal, akçalı boyutları ve çözüm yolları; Sürdürülebilir kalkınma anlayışı içinde toprak-insan-çevre ilişkileri; Kırsal alan planlaması, arazi toplulaştırması etkinliklerinin toprak reformu ile bağlantıları; Tarım, orman ve mera alanlarının toprak reformu sürecinde değerlendirilmesi; Kırsal nüfus-göç-kentleşme gelişmeleri içinde kırsal kalkınma arayışları; Yabancılara toprak satışı konusunun, toprak reformu yaklaşımı içinde irdelenmesi, değerlendirilmesi konuları işlendi.
Kongrede Uluslar arası politikaların toprak kullanımına etkiler, Türkiye arazi varlığı, mülkiyeti ve kadastro sorunları, Toprak reformunda planlama ve uygulama araçları Türkiye‘de toprak reformu, örgütlenme yöntemleri ve öneriler başlıkları altında yapılan oturumlarda, 19 bildiri sunuldu. Ayrıca "Türkiye‘de Toprak Reformu Gereksinimi ve Arayışlar" başlıklı bir panel gerçekleştirildi.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı etkinlik açılışında şunları söyledi:

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odamız ile Ziraat Mühendisleri Odamızın sekreteryalığını ortaklaşa yürüttükleri "TMMOB Toprak Reformu Kongresi"2005‘e, Birliğimizin bu etkinliğine hoş geldiniz. Bize onur verdiniz. Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği adına saygıyla selamlıyorum.

Şimdi burada başlatmakta olduğumuz bu etkinliğin yanı sıra, TMMOB bu çalışma döneminde çeşitli etkinlikleri de değişik Odalarımızın yürütücülüğünde gerçekleştiriyor, gerçekleştirecek. Mayıs ayında emek ve meslek örgütleri ile birlikte 20. yılında Türkiye‘de Özelleştirme Gerçeği Sempozyumu‘nu, geçen ay Diyarbakır‘da GAP ve Sanayi Kongresi‘ni gerçekleştirdik. Gelecek hafta Mühendislik Eğitimi Sempozyumu‘nu, sonraki hafta Öğrenci Üye Kurultayı‘nı, arkasından Aralık ayında Enerji Sempozyumu ile Sanayi Kongresi‘ni, Mart ayında da Su Politikaları Kongresi‘ni gerçekleştireceğiz. Bağlı Odalarımızın da bu çalışma döneminde kendi meslek alanlarına ilişkin planladıkları ve yaşama geçirdikleri onlarca etkinliği de bunlara eklemek gerekiyor.

Bugün bu etkinliğin yapılış nedenlerini, biçimini ve etkinlik kapsamı ile gerekli açıklamaları Kongre Sekreteri ve Oda Başkanlarımız açıkladılar. Bu etkinlik boyunca konu ile ilgili uzmanlar, bilim insanları, Oda ve TMMOB temsilcileri Toprak Reformu konusunu her yönü ile konuşacaklar. Burada hepimizin buluşmasını sağlayan arkadaşlarıma, Yürütme Kurulumuza, Düzenleme Kurulumuza, HKMO ile ZMO‘nun sevgili başkanlarına ve yöneticilerine TMMOB Yönetim Kurulu adına teşekkür ediyorum.

Sevgili konuklar,

Bu etkinlik de dahil, TMMOB ve bağlı odalarının bu çabalarının nedenlerini iyi değerlendirmek gerekir. Bir meslek örgütü, meslek alanları ile ilgili bu kadar yoğun bir çabayı neden göstermektedir? Aslında bu sorunun yanıtı, bu etkinliğimizin de yapılış nedenlerini açığa çıkaracaktır. Sorunun yanıtını şöyle verelim:

Mayıs 2004‘de TMMOB Genel Kurulu toplanır. Yapılan görüşmelerin ve oluşturulan görüşlerin sonuçlarını Sonuç Bildirisi‘nde kamuoyuna sunar. Haziran 2004‘de oluşan şimdiki TMMOB Yönetim Kurulu Genel Kurul Sonuç Bildirisi‘nin de yönlendirmesi ile 2004-2006 çalışma dönemine ilişkin programını kamuoyuna ve TMMOB örgütlülüğüne duyurur.

Çalışma Programımızdan birkaç paragrafı sizlerle paylaşmak isterim. Şunları yazdık:

50 yıllık deneyim ve bilgi birikimimiz ışığında günümüzün yüklü gündemi ve sorunları değerlendirildiğinde; mesleki, demokratik kitle örgütü olmanın sorumluluğuyla hareket ederek çağdaş, bağımsız, demokratik ve sanayileşen bir Türkiye özlemiyle, üyelerinin sorunlarının toplumun sorunlarından ayrılamayacağı bilinciyle, halktan ve emekten yana tavır alan, bu doğrultuda politikalar üreten ve mücadele veren bir Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘ne üyelerimizin ve halkımızın ihtiyacı devam etmektedir. TMMOB toplumsal sorumluluğu gereği toplumsal muhalefetin odağında yer alarak onurlu yürüyüşüne ve dik duruşuna devam edecektir.

Küreselleşme; içinde yaşadığımız döneme damgasını vuran kapitalizmin çok uluslu şirketler aracılığıyla dünya boyutunda kurduğu ekonomik egemenliğin son aşamasıdır. Gelişmiş ülkeler, mal, hizmet ve sermayeyi ülkeler arasında olağanüstü bir hızla dolaştırarak, gelişmekte olan ülkelerin ekonomisini, sanayisini ve çalışanlarını büyük çapta etkilemekte, politik ve toplumsal dengeleri bozarak, gelir dağılımını çalışanlar aleyhine kötüleştirmektedirler. Küresel dünyada gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki uçurum derinleşmiştir. Spekülatif sermayenin, olağanüstü boyutlara ulaşarak üretime yönelik-verimli sermaye yatırımlarını önlediği, işsizliği arttırdığı, neden olduğu ekonomik krizlerin yıkıcı etkileri ile çalışanları yoksullaştırdığı açıktır. Özellikle son on yılda çalışanların sosyal hakları budanmış, ücretleri azalmış, refah düzeyi düşmüş ve tüm ülkelerde en üstte yaşayan %5 oranındaki kesim, büyük bir ranta ve sömürü artı değerine sahip olmuştur. Küreselleşme aynı zamanda, tekellerin aşırı kâra dayanan birikimi için savaş, gerginlik, çevre sorunları, dünya kaynak ve değerlerinin yağması demektir. Çok uluslu şirketlerin temel stratejileri ise bu talana karşı koymak isteyenleri yok etmektir. Bu amaçla, sendikasızlaştırma, uluslararası tahkim yoluyla, IMF/Dünya Bankası ve DTÖ baskısıyla özelleştirme ve rant ekonomisini egemen kılma uygulamalarıyla gelişmekte olan ülkelerin gelecekleri karartılmaktadır. Bu nedenlerle bu ülkenin mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları ve onların örgütü TMMOB, küreselleşmeye ve onun yansımalarına, özelleştirmelere ve rant ekonomisine karşı çıkışını sürdürmektedir.

ABD emperyalizminin 11 Eylül sonrasında dünyayı hegemonyası altına alma hamlesinin parçası olarak Irak‘a saldırısı ve işgalinin, ABD‘nin Ortadoğu‘daki düzenleyici rolünü arttırdığı ve derin izler bırakan değişikliklere neden olduğu açıktır. Biz mühendis, mimar ve şehir plancıları çok iyi biliyoruz ki, bölgemizde uzun yıllar içerisinde yaşanan ve son dönemde ABD tarafından giderek yoğunlaştırılan çatışma ve gerilimlerin nedeni, ne Ortadoğu‘da demokrasinin geliştirilmesi, ne kitle imha silahlarının varlığı ne de terörist faaliyetlerin engellenmesidir. Esas neden, Ortadoğu‘nun, dünyadaki enerji kaynaklarının önemli bir bölümüne sahip olması ve bu kaynakların ABD tarafından ele geçirilme çabasıdır. İşte bu bilinçle mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları ve onların örgütü TMMOB, savaşı durdurmak için gösterdiği çabanın devamı olarak Irak‘ın işgaline, Irak halkının katledilmesine-zulme uğratılmasına ve aşağılanmasına karşı durmaktadır.

Ülkemizde uygulanan ekonomik programın temel felsefesini, dünyada yaşanan bu gelişmelerden bağımsız olarak değerlendirmek olanaklı değildir. Türkiye, 1980‘li yıllardan itibaren uluslararası sermayenin yukarıda sözü edilen istemlerine uygun olarak enerjiden haberleşmeye, eğitimden sağlığa, tarımdan sosyal güvenliğe kadar hemen tüm alanlarda yapısal bir değişim programına tabi tutulmaktadır. Ülkemizde de giderek artan bir ivmeyle sanayi yatırımı azalmakta, çiftçi tarladan uzaklaşmakta, işsizlik oranı büyümekte, çıkan krizlerin sık ve dayanılmaz boyutları yoksullaşma sürecini kronik hale getirmektedir. Son dönemlerde ekonomik göstergelerde gözlenen iyileşmelerin temelinde üretim, yatırım, istihdam, teknolojik gelişmeler gibi nedenler değil, temelde iş gücü üzerindeki baskılar yer almaktadır. Bu çerçevede istihdam daralmakta, işsizlik artmakta ve ücretler gerilemektedir. Bu durumdan mühendisler de büyük çapta olumsuz olarak etkilenmektedir. AB‘ne üye olma sürecinde, Gümrük Birliğine geçişte olduğu gibi, uyum paketi yürürlüğe konmakta, sanayi tesisleri Avrupa‘nın taşeronu olarak düşük katma değerli ürünlerle ihracata zorlanmaktadır. Teknoloji düzeyini artıracak, AR-GE çalışmalarını hızlandıracak, yeni ürün veya ürün geliştirmeye dayalı bir araştırma politikası saptayacak mühendisleri; verimli, üretken ve söz sahibi kılacak bir yapılanmaya engel olunmaktadır.

Siyasal iktidarların biat eden tutumları nedeniyle ülkemiz, emperyalizmin küresel ölçekte yürüttüğü yeniden yapılanma süreçlerine en hevesli uyum gösteren ülkelerden biri konumuna sürüklenmektedir. Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve IMF gibi örgütlerin direktifi ve denetimi altında uygulanan yapısal uyum politikaları ve ekonomik programlar ile ülkemiz kaynakları talan edilmekte ve sömürgeleştirilmektedir. Hizmet Ticareti Genel Antlaşması (GATS) ile genel olarak bütün kamusal hizmet alanları piyasalaştırılarak, hükümetlerin verdiği sınırsız taahhütlerle ülkemiz yabancı sermayenin istilasına açılmakta; özel olarak GATS Antlaşmasında Uzmanlık Gerektiren Hizmetler kapsamında değerlendirilen mühendislik mimarlık hizmetlerinin de bugün dünya pazarının yüzde 72‘sini elinde bulunduran 4 büyük emperyalist ülkenin kontrolüne geçmesi süreci işlemektedir. Bu nedenle ve yaşanmakta olan bu süreç nedeniyle, mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının; yaşamımızı ve geleceğimizi planlama süreçlerinden koparılışına karşı mücadelesi önümüzdeki gündemin yine değişmez maddelerinden birisi olacaktır.

İçinde yaşadığımız dönemde emperyalist sistemle eklemlenme doğrultusunda dayatılan Petrol, Doğalgaz, Enerji Piyasaları, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ve Serbest Bölgeler, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasası, İhale Yasası gibi birçok yeni yasa çıkarılıyor. ABD, AB, DTÖ ve uluslararası finans kuruluşları tarafından dikte edilen bu sömürgeleştirme yasalarını tamamlamak üzere; Maden, Kamu Yönetimi ve Yerel Yönetimler ile Personel Rejimi yasaları da aynı amaca hizmet etmektedir. Sermaye dolaşımının ve hizmet sektörleri ticaretinin serbestleştirilmesi, bunların önündeki engellerin kaldırılması, ulusal sınırların yok edilmesi, kamu yönetimi ve denetiminin daraltılması, toplumsal refleksin yok edilmesi, doğal zenginliklerimizle ilgili yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesi, özelleştirme ve serbest piyasa yöntemleri ile elden çıkarılması, devletin planlama, yönlendirme ve denetleme işlevlerinden ve sosyal devletten uzaklaştırılmasını hedefleyen bu yasalar, mühendislik, mimarlık uygulamalarını da birçok alanda doğrudan ve olumsuz etkileyecek hükümler içermektedir. Bundan dolayı TMMOB, bundan önce olduğu gibi, bundan böyle de; IMF ve sermaye çevrelerinin değil halkın çıkarı için yasa çıkarılması talebini sahiplenmek ve yükseltmek durumundadır.

TMMOB, bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da; Odaları ve üyeleriyle; birlikte karar alma, birlikte üretme, birlikte yönetme, birlikte uygulama ilkesiyle hareket ederek ülkemizdeki ve dünyadaki emek ve demokrasi güçleriyle dayanışma içinde; bağımsızlıkçı, eşitlik ve özgürlükçü, barış ve dayanışmacı bir Türkiye ve Dünya için çalışmalarını sürdürecektir.

Sevgili konuklar,

İşte TMMOB ve bağlı Odaları Çalışma Programımızda yazdığımız bu anlayış ve tarzla çalışmalarını sürdürmektedir. TMMOB ve bağlı Odaları, bu çabaları sürdürmenin kararlılığı içerisindedir. Bu etkinliklerimiz de bu anlayışlarımız doğrultusunda yaşama geçirilmektedir.

Değerli arkadaşlar,

Toprak Reformu, TMMOB ve bağlı Odalarının sürekli gündeminde olmuştur. Ziraat Mühendisleri Odamız 1 nolu yayınını Toprak Reformu adı ile 1961 yılında yayınlamıştır. Toprak Reformu Kongresi adlı etkinlik, Mayıs 1978‘de Harita ve Kadastro Mühendisleri Odamız tarafından Ankara‘da gerçekleştirilmiştir. Süreç içerisinde toprak reformuna ilişkin sorunlar ve çözüm önerileri çok sayıda toplantı, rapor ve basın açıklamaları ile sürekli Odalarımızın gündeminde yer almıştır.

19 Temmuz 1979 tarihli HKMO ile ZMO tarafından ortaklaşa yapılan Basın Açıklaması‘nda şunlar söylenmiştir: "Odalarımız, büyük toprak ağalarının iktisadi ve siyasi etkinliğine son vererek köy emekçisini özgür yaşama düzeyine yükseltmeyi amaçlayan bir Toprak Reformu‘nun tüm ülke düzeyinde uygulamaya konulması için mücadele etmeyi ve bu mücadele için yoksul köylülerin örgütlendirilmesinde demokratik kitle örgütlerinin üstüne düşeni yapmalarının demokratik bir görev olduğuna inanmaktadır."

1976 yılında, TMMOB‘nin 21. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi‘nde; "Özünde egemen çevrelerin kapitalizmi tarımsal ekonomide hakim kılmak üzere amaçladıkları Toprak Reformu, yoksul köylülere sözde toprak dağıtımını sağlasa bile tarımsal, parasal ve teknik girdilerin mevcut olmaması nedeniyle toprakların köylülerin elinden çıkarılmasına sebep olacaktır. Bu ise kente göçü hızlandıracak, işsizler ordusuna yeni yüzbinler katacaktır. Egemen güçler emperyalizme açıkça vatan topraklarını kiralamaktan çekinmemektedir." denilmiştir.

1978 yılında, TMMOB 23. Genel Kurul Bildirisi‘nde; "Süresi dolan toprak reformu kanunu yerine halk yararına bir kanun çıkartılmalı, yoksul ve orta köylü topraklandırılmalıdır." denilmiştir.

1998 yılında, TMMOB Demokrasi Kurultayı‘nda; "TOPRAK REFORMU sorunların çözümlenmesinin ön koşuludur. Doğal kaynakların varlığının korunması ve tarımsal gelişme ile ilgili birçok sorun toprak reformunun gerçekleştirilmesiyle giderilecektir.2 denilmiştir.

2001 tarihli emek ve meslek örgütleri ile birlikte oluşturulan ve halen çalışmaları süren Emek Platformu Programında; "Toprak, özenle korunması gereken bir doğal kaynaktır ve her ülkedeki varlığı sınırlıdır. Bu varlık kamu yararına korunmalı, kapsamlı bir toprak reformu gerçekleştirilmelidir" denilmiştir.

2002 yılında, TMMOB 37. Genel Kurul Bildirisi‘nde; "Tarımda toprak mülkiyet yapısı yoksul halkın çıkarları doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır. Mayınlı araziler temizlenerek yoksul halkın kullanımına açılmalıdır." denilmiştir.

2004 yılında, TMMOB 38. Genel Kurul Bildirisi‘nde; "Bugün yapılanma programı adı altında "Tarım Reformu" başlığı ile dayatılan ve IMF, Dünya Bankası ve DTÖ istekleri doğrultusunda hızla gerçekleştirilen Tütün, Şeker, Tarım Satış Kooperatif Birlikleri yasaları gibi bir takım yasal ve yönetsel düzenlemeler sonucu, ülkemizde tarımsal üretim kısılmakta, üretim-işletme-pazarlama alanında yabancı sermaye egemen olmaktadır. Üreticiler ve küçük köylüler üretim alanından çekilerek ucuz işgücü kaynağı, tüketiciler konumuna getirilmektedir. Tarımsal KİT‘ler sonrası tarımsal kamu yönetimi dağıtılmakta, kamusal hizmet alanları özel sektöre açılmaktadır. Ulusal çıkarlarımıza aykırı bu sürecin sonu açıktır, bu da bağımlılıktır, net dış alımcı bir ülke konumuna düşmektir. Bu olumsuz süreç üretimi ve üreticiyi destekleyen politikalarla durdurulmalı, tarım gerçek ve stratejik bir sektör olarak yeniden planlanmalı, ulusal tarım politikaları uygulamaya konmalıdır. Köy Yasası ve Tapu Yasası‘nda yapılan değişikliklerle yabancılara tanınan mülk edinimi olanağı ortadan kaldırılmalıdır. Hazine arazileri ile birlikte tarım alanlarımızın da yabancılara satışı önlenmelidir." denilmiştir.

TMMOB, tarım ürünlerinin insan ve hayvan gıdasının temelini oluşturması nedeniyle stratejik önem taşıması ve bu nedenle de ulusal bağımsızlığı belirleyen sektörlerin başında gelmesi gerçeğini bilerek, toprak reformunun yalnızca üretim ilişkilerini düzenleyen teknik bir sorun olmaktan öte, bir demokratikleşme sorunu olduğunu da bilerek, toplumsal sorumluluğu gereği susmamıştır. Susmayacaktır.

TMMOB Yönetim Kurulu Üyelerimiz Baki Remzi Suiçmez ile Nail Güler arkadaşlarımızın konu ile ilgili hazırlayıp Açılış Bildirisi‘nde sunacakları görüşler TMMOB‘nin görüşleridir. Oda Yönetim Kurulu Başkanlarımızın açılıştaki sözleri bizim sözlerimizdir. Panelde yapacakları konuşmalar bizim konuşmalarımızdır. Hepsine emekleri için Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ediyorum.

Çünkü; dünyayı, ülkeyi ve yaşamı tanıyan, anlayan ve ona göre politikalar üreterek yaşama geçiren bir çalışma anlayışı içerisinde olan TMMOB ve bağlı Odalarımız olarak biliyoruz ki;

Türkiye, önemli sayılabilecek tarımsal potansiyeline karşın, son çeyrek yüzyılda uygulanan neoliberal politikalar sonucunda tarımda dışalımcı konumuna düşürülmüştür. Tarımsal üretimdeki artış hızı nüfus artış hızının gerisinde kalmakta ve dolayısıyla gıda açığı giderek büyümektedir. Kapitalist üretim biçimlerinin "çevresel değerleri bir girdi olarak gören anlayışı", tarım alanlarının amaç dışı kullanımı ve kirlenmenin yok edici etkileri, toprak varlığını ve biyoçeşitliliği tehdit eder duruma gelmiştir. Topraklarımızdaki adaletsiz mülkiyet yapısı varlığını korumaktadır. Tarımsal işletmelerimiz, çok küçük, parçalı ve dağınıktır. Sulama ve arazi toplulaştırma çalışmalarında henüz hedefin çok gerisindeyiz. Tarımsal ve kırsal altyapı sorunlarının çözümü için daha fazla kamu müdahalesi ve devlet desteği gerekirken, bu destekler verilmediği gibi, ilgili kamu kurumları da kapatılmaktadır. Toprak reformu gündemden düşürülmeye çalışılırken, dış dayatmalarla Tarım reformu uygulamaları yaşama geçirilmektedir. Bu süreçte, bir yandan bazı bölgelerimizde feodal ve yarı feodal üretim ilişkileri varlığını korurken, diğer yandan ülke genelinde gıda tekellerine bağımlı sözleşmeli üreticilik sürmekte, son dönemlerde yalnızca şirket çıkarlarını gözeten plantasyonların kurulması ülke gündemine girmektedir. AB‘ye uyum adı altında yabancılara arazi satışı için yasalar hızla çıkarılmakta, olması gereken tarımsal destekler üretimden bağımsız bir yapıya dönüştürülmektedir. Yine, kırsal nüfusun % 5‘lere indirilmesi talepleri, sorunlarla boğuşan kentlerimizde yeni göç dalgalarını ve yeni sorunları gündeme getirecektir. Özel mülkiyet ve orman kadastrosu alanındaki sorunlar sürerken, 2/B kapsamında orman arazilerinin işgalcilere satılması istenmektedir. Topraksız ve az topraklı çiftçilere dağıtılması gereken hazine arazileri, borç ödemesi adına satılmaktadır. Tıpkı KİT‘lerin özelleştirilerek satıldığı gibi. Kamuya ait tarım işletmeleri, kiralama adı altında özel sektöre devredilmektedir. Mayınlı araziler, temizlik masrafını üstlenen yerli-yabancı şirketlere devredilmek istenmektedir. Ulusötesi tekellerin ülkemizde nitelikli tarım arazilerine kurdukları ve çevreye zarar veren tesislerini af eden yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Bu etkinliğimizde bunların hepsine değineceğiz.

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında tam üyeliğe yönelik gerçekleştirilecek görüşmelerde, tarım ve gıda sektörünü doğrudan ilgilendiren üç dosya var. Görüşmelerde "Tarım ve kırsal kalkınma", "gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı" ile "balıkçılık" müzakerelerinde çok sancılı bir süreç yaşanacaktır. TMMOB, bu konularla birlikte, mevcut 35 konu başlığı hakkında da görüşlerini kamuoyu ile paylaşacak ve müzakere sürecini yakından izleyecek ve kendi meslek alanlarını ilgilendiren konularda süreci bir mücadele sürecine dönüştürecektir. Bu çalışmayı ise, kuşkusuz buradaki arkadaşlarımızla, sizlerle birlikte gerçekleştireceğiz.

Sevgili konuklar, sevgili arkadaşlar,

"Toprak Reformu"nu, toprağı ve insanı korumak ve geliştirmek için doğadan ve emekten yana bir sistem değişikliği şeklinde değerlendirdiğinizi bilerek", hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

"TMMOB TOPRAK REFORMU KONGRESİ 2005" SONUÇ BİLDİRGESİ

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası ile Ziraat Mühendisleri Odası sekreteryalığında ortaklaşa düzenlenen "TOPRAK REFORMU KONGRESİ 2005" oturumları, 11-12 Kasım 2005 günlerinde Şanlıurfa‘da gerçekleştirilmiştir.
Üretim yapıları kadar demokratik yaşamı da yakından ilgilendiren ve egemen güçlerce unutturulmaya çalışılan toprak reformu konusunu, küreselleşmenin yıkıcı etkilerinin açıkça görüldüğü 2005 yılında yeniden kamuoyunun gündemine taşıyan Kongre‘de, şu saptamalar yapılmıştır:
Toprak reformu, ekonomik, toplumsal ve siyasal boyutları olan ve çok boyutlu bir yaklaşımla çözülebilecek bir sorunsaldır. Sorunun özünü oluşturan toprak mülkiyeti, tarımsal yapıdan soyutlanarak değerlendirilemez. Cumhuriyeti kuranların, toprak dağılımındaki adaletsizliğin ve tarımsal yapıdaki geriliğin aşılmasına yönelik olarak siyasal, toplumsal ve ekonomik gerekçelerle 1930‘lu yıllarda gündeme getirdikleri "toprak reformu", henüz gerçekleştirilememiştir. Aksine, çok partili dönemden günümüze kadar, siyasal yapıya egemen olan güçlerin etkisiyle, halkımız, sorunu çözmeyen "tarım reformu" programlarıyla oyalanmıştır. Küreselleşme sürecinde ise, ulusötesi şirketlerin istemlerini içeren ve toprağı bir meta olarak piyasanın ve sermayenin hizmetine sunan "tarım reformu" programları yürürlüğe konulmuştur. Toprak üzerindeki güç paylaşımı sürecinde topraksız ve az topraklı köylü sorununun devam etmesi, kır emekçilerinin ekonomik ve siyasal anlamda sömürülmesine yol açmaktadır. Toprağa sahip olanlar, sözleşmeli tarımla gıda ve tohum tekellerinin çıkarlarına uygun üretimde bulunarak sömürülmektedir. AB‘ye uyum amacıyla işletme ölçeklerinin artırılması ve kırsal nüfusun % 5‘lere indirilmesi isteğinin gündeme geldiği günümüzde sermaye şirketlerine ait büyük tarım işletmelerinin kurulmasına yönelik girişimler yoğunlaşmaktadır. Yoksullaşan ve üretim aracından yoksun kalan köylünün tek seçeneği durumuna gelen göç olgusu; çarpık kentleşme, marjinalleşme ve yabancılaşmayı arttırmakta ve kent emekçilerinin işsizliğine veya ucuz işgücüne dönüşmesine yol açmaktadır.
Gelinen noktada:
Tarım sektörü yapısal sorunlarını aşamamıştır,
Araziler çok küçük, çok parçalı ve dağınık durumdadır,
Halen bir çok yörede topraksız ya da az topraklı yurttaşımız yaşam mücadelesi vermektedir,
Kiracılık-ortakçılık ve yarıcılık düzeni belli kurallara bağlanmamıştır,
Toprak reformu hedefleri ile tutarlı biçimde tapu ve kadastro sorunları çözülememiştir,
Toprak kaynaklarımız, erozyonla, tarım dışı amaçlı kullanım ve yanlış uygulamalarla yok olmaktadır,
Toprak reformu kapsamında değerlendirilmesi gereken hazine arazileri satılmaktadır,
Yabancılara arazi satışı Anayasa hükümleri zorlanarak yaşama geçirilmektedir,
IMF ve Dünya Bankası odaklı "Tarım Reformu" projeleri, tarım sektörünün sosyo-ekonomik yapılarında yıkıcı sonuçlar üretmektedir.
Birçok tarım ürününde dışalımcı konuma gelinmiştir,
Toprak-insan ilişkilerinin toprak mülkiyeti temelinde çözülmemesi, insanlarımızın sosyal ve katılımcı toplumun bir bireyi olmasını engellemiş, bu yapı demokratik yaşamın özünü zedelemiştir.

Bugünkü koşullarda, mevcut siyasal iktidarların yaklaşımlarıyla, ülke çapında bir toprak reformu yapılması şansı yitirilmiş gözükmektedir. Topraksız ve az topraklı çiftçilere toprak dağıtımını gündemine almayan siyasal iktidarlar, sermayenin kamu arazilerine yönelik taleplerini koşulsuz karşılamaktadır. Tarımsal yapıdaki bozukluklar ve toprak mülkiyetindeki dengesizlikler ise, ülke çapında günümüz koşullarını göz önüne alan bir toprak reformunu gerekli kılmaktadır.

Toprak-insan ilişkileri açısından ülkemizdeki mevcut durumun, dünyadaki değişim de dikkate alınarak ortaya konulduğu ve önceki uygulama sonuçlarının değerlendirildiği Kongre‘de; TMMOB‘nin Toprak Reformuna ilişkin şu istemlerinin kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır:
Yeryüzünde üretilemeyen ve kolayca yok edilebilen tek kaynak olan toprakla ilgili tüm çalışmalar, öncelikli olarak belirlenen stratejik hedefler doğrultusunda yürütülmelidir.

Anayasanın özellikle 35., 44., 45. ve 166. maddelerine uygun yasal ve kurumsal yapılanma sağlanmalıdır.
Tarım, gerçek ve stratejik bir sektör olarak yeniden planlanmalı, üretimi ve üreticiyi destekleyen politikalarla yaşanan olumsuz süreç durdurulmalı, ulusal tarım politikaları uygulamaya konmalıdır.
Dünya Ticaret Örgütü, IMF, Dünya Bankası ve AB‘nin halkımızın çıkarlarını gözetmeyen dayatmaları kabul edilmemeli, bağımlılık yaratan anlaşmalar yürürlükten kaldırılmalıdır.
Tarımda toprak mülkiyet yapısı yoksul halkın çıkarları doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır.
Toprak sahipliğinde tekelleşmeyi önleyici düzenlemeler yapılmalı, toprağın ekonomik sömürü ya da nüfuz aracı olarak kullanılmasına izin verilmemelidir.

Ülkemizde zorunlu durumlardan dolayı boşalan ya da zorla boşaltılan köylerimizdeki insanlarımızın yerinden ve topraklarından göç ederek üretimden ve doğal yaşamdan koparılmasının önüne geçilmeli, köye dönüş süreci sorunsuz yürütülmelidir.

Kırdan kente göç sorunu bağlamında, tarım sektörü kalkındırılmalı ve tarım nüfusunun refahı artırılmalı, iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesinin önüne geçilmeli, çiftçi ailesine yerinden olmaksızın sanayi ve hizmet kesiminde iş ve gelir olanakları sağlanmalı ve kırsal alandaki fiziki yerleşim deseni ve ulaşım şekli bu amaca uygun duruma getirilmelidir.
Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu kaldırılmalıdır.
Köy Yasası ve Tapu Yasası‘nda yapılan değişiklikler ve diğer yasalarla yabancılara tanınan mülk edinimi olanağı ortadan kaldırılmalıdır.
Toprak reformu, yalnızca arazi dağıtım ile sınırlı kalmamalı, yaşayabilir ve yarışabilir işletme yapıları kurulmalı ve desteklenmelidir.
Hazineye ait tarım arazileri kullanımı öncelikle topraksız ve az topraklı çiftçilere verilmelidir.
Mayınlı araziler temizlenerek topraksız ve az topraklı çiftçilerin kullanımına açılmalıdır.

Belirli büyüklüğün üstündeki topraklar kamulaştırılmalı, kamulaştırılmayan arazileri ise artan oranda vergilendirilmelidir.
Zilyetlik hükümleriyle toprak mülkiyeti edinme uygulamasına son verilmelidir.
Ülke kadastrosu, arazi yönetimi kavramı içinde değerlendirilmeli; kentsel ve kırsal arazi kullanımının planlanması ve çevre sorunlarının çözümü, ekonomiye gerekli katkının sağlanması, sosyal yapının iyileştirilmesi hedeflerine yönelik, çağdaş, parsel bazlı bir bilgi sistemi oluşturulmalı ve güncel tutularak yaşatılmalı ve tek elden yönetilen bir konuma getirilmeli, kadastro çalışmalarının tamamlanması ve güncelleştirilmesi bir master plana bağlanmalı ve gerekli ödenekler sağlanmalıdır.
Orman kadastrosu çalışmaları ülke kadastrosu içinde değerlendirilmeli ve bitirilmeli, ormanlarımızın amaç dışı kullanımlarına ve yağmalanmasına yol açacak hukuki düzenlemelerden vazgeçilmelidir.

Meralarımızın tespiti çalışmaları ülke kadastrosu içinde değerlendirilmeli ve hızla bitirilmeli, meralarımız iyileştirilerek amacına uygun kullanılmalıdır.
Türk Medeni Kanununda değişiklik yapılarak, tapu kütüklerinde aleniyet sağlanmalı, arazi parçalanmasını önleyecek mirasın geçişi ile ilgili hükümler uygulanabilir şekilde düzenlenmelidir.
Kırsal ve kentsel toprak düzenlemelerinde halkın sürece katılması için demokratik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.
Üreticilerin demokratik kooperatiflerde ve üretici sendikalarında örgütlenmesi özendirilmelidir.
Bölgelerarası dengesizliklerin giderilmesine yönelik sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel politikalar, demokratik bir planlama ile yaşama geçirilmelidir.

Devletin küçültülmesi çabalarının aksine, toprak-insan ilişkileri düzenlenirken daha az değil, daha çok devlet müdahalesine olanak sağlanmalı, kamu yönetimi güçlendirilmelidir.
Toprak, orman ve mera gibi doğal kaynaklarımızla ilgili hukuksal düzenlemelerde af niteliğindeki maddelere yer verilmemelidir.
Toprağı koruma, geliştirme ve planlı kullanma çalışmalarını merkezi düzeyde yürütecek özel bütçeli, taşra örgütü olan bir Genel Müdürlük hemen kurulmalıdır.

Sulama, arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri eşzamanlı planlanmalı, gerekli ödenekler ayrılarak hızla tamamlanmalıdır.
3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununda değişiklik yapılarak kamu adına kesinti yapılması sağlanmalıdır.
AB‘ye uyum sürecinde gündeme gelen "Tarımın Kapitalistleştirilmesi" ve "Köylülüğün Tasfiyesi" politikası yaşama geçirilmemeli, ülkemizin ve halkımızın çıkarları ön planda tutulmalıdır.

Mesleki demokratik kitle örgütü olmanın sorumluluğuyla hareket ederek çağdaş, bağımsız, demokratik ve sanayileşen bir Türkiye özlemiyle üyelerinin sorunlarının toplumun sorunlarından ayrılamayacağı bilinciyle halktan ve emekten yana tavır alan, bu doğrultuda politikalar üreten ve mücadele veren TMMOB; "Başka bir Türkiye, Başka bir Dünya, Başka bir Yaşam mümkün" demektedir.

TMMOB; toprak reformu sorunsalının, kırsal ve kentsel alanı kapsayacak şekilde, toprağı ve insanı korumak ve geliştirmek için doğadan ve emekten yana bir sistem değişikliği şeklinde ele alınmasını zorunlu görmektedir.