TMMOB ZMO CUMHURİYETİN 100. YILINDA TÜRKİYE TARIMI SEMPOZYUMU GERÇEKLEŞTİRİLDİ

13.01.2023

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası 12 Ocak 2022 tarihinde Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye Tarımı Sempozyumu'nu Ankara'da Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi Sabahattin Ali Konferans Salonun'nda gerçekleştirdi.

Sempozyum'un açılışında ZMO Genç üyesi Mehmet Çınar, Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz birer konuşma yaptılar. Koramaz şöyle konuştu:

"Sayın Konuklar, Değerli Arkadaşlar

Ülkemizdeki mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki demokratik kitle örgütü olan TMMOB Yönetim Kurulu adına hepinizi dostlukla selamlıyorum.

Cumhuriyetimizin 100. Yılında Türkiye’de Tarımın durumunu konuşacağımız bu anlamlı etkinlikte sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum.

Cumhuriyetimizin 100. Yılını ve ülkemizdeki tarımsal eğitimin başlangıcının 177. Yılını yürekten kutluyorum. Mekteb-i Zirai Şahane’den bu yana ülkemizde tarımsal eğitim ve öğretime katkı veren kurum, kuruluş ve kişileri saygı ve minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar,

Sürekli altı çizildiği gibi tarımsal üretim, gıda ve beslenme konuları günümüzde dünyanın en önemli ve ortak sorun alanlarının başında yer alıyor.

Tarımsal üretimin çok uzun yıllara dayanan geçmişine rağmen, yaşanan tüm teknolojik ilerlemelere ve üretim tekniklerindeki gelişmelere rağmen gıdaya erişim, açlık ve beslenme sorunu giderek büyüyor.

Beslenme, her canlı gibi insanın da biyolojik doğasının en temel ihtiyacıdır. Dolayısıyla daha iyi koşullarda beslenme çabası, insanlık tarihinin en önemli önceliklerinden birisi olmuştur. Hatta bildiğiniz gibi insanların beslenme tercihlerindeki değişimler, medeniyetimizin gelişiminde de belirleyici bir rol oynamıştır.

İlkel çağlardan günümüze tarımsal üretim metotlarındaki değişim ve bu alandaki bilimsel gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda açlık ve beslenme sorununun bugün insanlar için büyük bir tehdit oluşturuyor olması oldukça şaşırtıcıdır.

Çünkü akla yatkın olan şey, gelişen teknoloji ve ziraat teknikleri sayesinde ürün verimliğinin artması ve insanların bu ürünlere ulaşımının kolaylaşmış olmasıdır.

Oysa dünya çapında bugün yaşanan gerçeklik bu beklentinin çok dışında olup, bugün dünya çapında 830 milyon insan, açlık sorunu yaşamaktadır.

Etkilerini göz ardı etmemekle birlikte, bu durumu sadece “iklim değişikliği” gibi doğal sebeplerle ya da “savaş” ve “göç” gibi politik gelişmelerle açıklamak mümkün değildir.

Bugün gıda ve tarımda yaşanan sorunların pek çoğu, sermayenin çıkarlarını insanlığın ortak çıkarlarının üstünde gören küresel kapitalist sistemdir.

Bugün açlık denilince Afrika, Asya ve Orta Doğu’nun geliyor olmasının nedeni, gelişmiş kapitalist ülkelerin bu bölgelerin kaynaklarını yüzyıllar boyunca sömürmesidir.

Kapitalizmin eşitsiz gelişimi, yıllar boyu eşitsizliğe ve sömürüye maruz kalan bu coğrafyaların açlık ve sefaletle yüz yüze kalmasına neden olmuştur.

Bu açıdan bakıldığında Dünyada yaşanan açlığın ve yetersiz beslenmenin nedeni üretim yetmezliği değil, üretim ve tüketimin adaletli bir şekilde sağlanamamasıdır.

Bu durumun sorumlusu ise tarım ve gıda üretiminde tekelleşmedir.

 Günümüzde küresel sermaye tarımsal üretimin tüm aşamalarında; yani tohum üretiminden, zirai mücadeleye, gıda üretiminden bu gıdaların tüketimine kadar tüm süreçleri kontrol etmek istemektedir.

Çünkü bu şirketler dünyaya egemendir ve gıda temel besin aracı olmaktan çıkıp bunların rant aracına dönüşmüştür.

Bu şirketler tekellerini pekiştirmek için, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası gibi kuruluşlar aracılığı ile geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere tarım ve gıda alanında kamusal üretim ve denetimin ortadan kaldırmaları noktasında dayatmalarda bulunmaktadır.

Ülkemizde de benzer bir süreç yıllardır işletilmektedir.

1980’li yıllardan itibaren uygulanan neoliberal politikalar sonucunda Et-Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Zirai Donatım Kurumu, TEKEL, Türkiye Şeker Fabrikaları, TİGEM’ler, Azot Sanayi, Türkiye Gübre Fabrikaları ve Yem Sanayi gibi kamu iktisadi teşekküllerinin bir kısmı özelleştirilmiş, bir kısmı da kapatılmıştır. Toprak Mahsulleri Ofisi gibi KİT`lerle birlikte, Tariş, Çukobirlik, Fiskobirlik gibi üretici kooperatif ve birliklerinin ise içi boşaltılarak işlevsizleştirilmiştir.

Son 30 yıl içinde tarımsal üretimi ve çiftçileri desteklemeye yönelik çok sayıda kurumun satılması, tarımsal alana yönelik sübvansiyonların kaldırılması, tohum-mazot-gübre gibi temel girdilerin aşırı pahalanması, yasa değişiklikleri, özelleştirmeler, tarım ve gıda alanındaki kamu kurumlarının tasfiyesiyle yaşanan talan süreci, çiftçilerimizin ve köylülerimizin hayatını olumsuz etkilediği gibi, kentlerde yaşayanların ucuz ve sağlıklı gıdaya erişimini de engellemektedir.

Bütün bunların sonucunda bir zamanlar kendi kendisine yeten ülke olarak övündüğümüz ülkemiz, gıda ve tarım alanında büyük oranda dışa bağımlı hale gelmiştir.

TMMOB olarak biz, yıllardan beri sanayiden eğitime, üretimden planlamaya, beslenmeden sağlığa, enerjiden tarıma kadar her alanda tam bağımsızlık şiarıyla politikalar üretiyoruz.

Özellikle tarımsal anlamda dışa bağımlılığın ortadan kaldırılması, açlık ve yoksulluğun önüne geçilmesinde hayati önem arz etmektedir.

Bunun için her şeyden önce IMF ve Dünya Bankası ile Dünya Ticaret Örgütü’nün ülkemiz tarımı ve kırsal yaşam üzerindeki, genel düzenleyici işlem yapma yetkisi kaldırılmalı, her türlü dayatma reddedilmelidir.

Avrupa Birliği "Ortak Tarım ve Gıda Politikası" adı altında yürürlüğe sokulan  Türkiye`nin gıda ve tarım sektörünü piyasalaştıran tüm neoliberal yasalar kaldırılmalı, bunların yerine  yerli üretimi teşvik eden ve tüketicileri koruyan  yasalar yürürlüğe sokulmalıdır.

Su ve toprak gibi hayati öneme sahip doğal kaynaklarımızın  korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Tarım üreticileri doğru yöntemlerle desteklenip, üretim süreçlerinde tutulmaya çalışılmalı, üretici ile mühendislik bilgisi buluşturulmalı, tarımsal AR-GE' ye daha fazla yatırım yapılmalı,  tarımsal ürün planlaması yapılarak israf önlenmelidir.

Üreticiden tüketiciye doğrudan bir beslenme zinciri kuran, gıda üretim ve dağıtım zincirini kamusal denetime tabi tutan, kamusal destekleri üretime ve istihdama yönlendiren, gıda güvenliği ve gıda güvencesini önceleyen bir yaklaşım esas alınmalıdır.

Değerli Arkadaşlar,

Tarım alanlarının amacı dışında kullanımı ülkemizde son yıllarda yaşadığımız en büyük sorunlardan birisi haline geldi. Verimli tarım alanlarının organize sanayi bölgelerine, madenlere, santrallere, barajlara tahsis edilerek ortadan kaldırılması tarımsal üretime büyük bir zarar veriyor.

Eskişehir’de büyük ova koruma alanı içinde kalan verimli tarım arazilerine termik santral kurulmak istenmesi, Büyük Menderes Havzasında ve yoğun olarak Aydın ilimizde büyük ova koruma alanı içinde kalan verimli tarım arazilerine, zeytinliklere, incir başta olmak üzere dikili arazilere sınırsız ve kontrolsüz bir şekilde jeotermal enerji santralleri kurulması, Kanal İstanbul Projesi ile İstanbul’un verimli tarım arazilerinin kamulaştırılarak yok edilmesi gündemdeki birkaç örnektir.

Tarım alanlarının amacı dışında kullanımı yoluyla miktar azalması dışında, son 17 yılda uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle 2002 yılında 26,5 milyon hektar olan tarım arazileri bugün 23 milyon hektara inmiştir. 2002’de Çiftçi Kayıt Sistemi’ne üye 2,8 milyon çiftçi varken, bu sayı 2022’da 2 milyona düşmüş, son 20 yılda 800 bin çiftçi üretimden vazgeçmiştir.

Tarım sektörünün geleceği için öncelikle verimli topraklarımızın ve temiz su kaynaklarımızın korunmasının gerekli olduğuna inancıyla, siyasi iktidarın doğal varlıklar, su ve toprak kaynaklarını tahrip eden girişimlerini dava açarak engelleyen TMMOB ve bağlı meslek odaları da iktidarın hedefi haline gelmiştir. Meslek örgütlerini parçalayarak etkisizleştirecek ve bakanlıkların yönetimine bağlayarak işlevsizleştirecek yasal düzenlemelerle odaların bağımsızlığı ortadan kaldırılmak istenmektedir.

TMMOB ve bağlı Odaları, kent içerisinde halkın yaşadığı sorunlara, doğal alanlardaki tahribatlara karşı mücadele etmekte, kamusal yarar ve değerleri korumak amacıyla yürütülen dava süreçlerinde öncü rol üstlenmektedir. Tüm baskılara karşın mühendis, mimar, şehir plancıları ve diğer meslek örgütleri; kamu yararı, meslek ve meslektaş haklarına yönelik mücadelesini sürdürecektir.

Sözlerime son verirken, stratejik bir sektör olan tarım sektörünün ekonomik, ekolojik, sosyal, politik tüm yönleriyle irdelenerek sorunların saptanacağı ve çözüm önerilerinin belirleneceği Kongremiz için Ziraat Mühendisleri Odamızın tüm temsilcilerine, değerli bilgilerini bizimle paylaşacak uzmanlarımıza ve emeği geçen tüm çalışan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

İnsanların aç ve yoksul yaşamadığı, herkesin sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme imkânlarına ulaşabildiği, eşit adil bir ülke ve dünya özlemi ile TMMOB Yönetim kurulu adına sevgi ve selamlarımı sunuyorum."